Sınırlarının hemen ötesinde yaşanan gelişmelerde oynanan ve giderek sertleşen oyunlar ile bu oyunda yer almaya gayret eden oyuncularla, jeopolitik değişirken, ortaya çıkmaya başlayan yeni şekillenmede yerini belirleyemeyen ve oyun dışına itilen Türkiye, hala kendi iç siyasetini dengeye sokamamıştı. Ülke içinde bir iç siyasi kavga devam ediyor, birileri diğerlerine güç gösterisiyle, yıllarca baskı altında ve özgürlüklerinin kısıtlandığı iddialarına rağmen, Cumhuriyetin sunduğu demokratik imkânlarla konumlarını elde ettikleri halde, “bak işte böyle yaparız” psikolojisiyle hareket ederken, Türkiye, yıllara dayalı bir kültür birikimiyle ve demografik yapıdan dolayı yakın ilişkiler de dikkate alınarak, derin siyasetin gerçek tanımında, bölgede etkin bir güç konumunda iken sürekli oyalanıyor, önemli kurumları yıpratılıyor ve bölgesel oyun kurucuların, kendini de oyuna dâhil etmesini sağlayacak pozisyona gelemiyordu. Bu durumda yeni bir dönüm noktasına beka sorunuyla hızla ilerlerken, tamamen oyun dışında kalabileceği konuma, uyguladığı yanlış bölgesel siyasetle, kendi kendini iterek yaklaşıyordu.
22 Haziran 2012´de, Malatya Erhaç Hava Üssünden kalkan, Türk Hava Kuvvetlerine ait bir F-4 savaş uçağı, Akdeniz üzerinde rutin görev uçuşunda ve silahsız iken, Suriye topraklarından atıldığı iddia edilen füze ile Lazkiye´nin 8 mil açığına düştü. Daha sonra uçağın füze ile değil elektronik karıştırmayla düşürüldüğü iddia edilerek, bu olayla, Türkiye´nin Suriye batağına çekilmek istendiği söylendi. Aslında bu olay, bir nev´i, üçüncü çuval vakasıydı ve Türkiye´nin bölgesel itibarını sarsmaya yönelikti.
11 Temmuz 2012´de, Türkiye´yi yakından ilgilendiren bir gelişme oldu. Barzani ve PYD, dolayısıyla PKK arasındaki ayrılığın baskıya dönüşmesiyle, Öcalan´ın devreye girmesi ve Kandilin tam desteğiyle, Erbil´de, Barzani başkanlığında, PYD dâhil 15 Kürt partisi tarafından varılan 7 maddelik bir uzlaşma metniyle (Hewler Mutabakatı), Suriye Kürt Ulusal Konseyi kuruldu. Ardından 24 Temmuz´da tüm örgütler bir araya gelerek, Yüksek Kürt Konseyi oluşturuldu. Bu oluşumla, KCK yapılanmasının önü de açılmaya çalışılıyordu.
21 Mart 2013´te yapılan Nevruz kutlamalarında, Diyarbakır´da, Abdullah Öcalan´ın mektubu, meydanda toplanan halka Türkçe ve Kürtçe olarak okundu. Bu mektubunda Öcalan, PKK´ya, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan, çekilin çağrısını yaptı. Halk, büyük bir coşkuyla meydanda toplanırken, aynı meydanda Türk bayrağı olmaması ve Öcalan posterleri ile PKK bayraklarının coşkuyla sallanması, ülkenin diğer kesimlerini doğal olarak rahatsız etti. Türkiye´de yine bir şeyler oluyor, ancak, halk gelişmeleri tam olarak anlayamıyordu.
Bu arada, 21 ay boyunca devam eden, 250´si tutuklu 365 emekli ve muvazzaf askerin yargılandığı Balyoz Davasında, İstanbul 10´ncu Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Eylül 2012´de kararını açıklayarak, 330 kişiye, 20 yıla varan cezalar verirken, 34 kişinin beraatına karar verdi ve bu davada yüksek yargı süreci başladı.
Nisan 2013´te, Hükümet yeni bir çalışmayla, çözüm sürecine farklı bir boyut kazandırıp, daha sonra çok tartışılacak olan bir Akil İnsanlar Heyeti teşkil ederek, çözüm sürecine yönelik çalışmaları için görevlendirdi. Konuya hakim, halkın sevgisini, itibarını kazanmış kişiler olduğu belirtilen akademisyen, yazar, sanatçı, gazeteci ve STK temsilcilerinden seçilen 63 kişiden oluşan heyet, Türkiye´nin yedi bölgesinde faaliyet gösterecek şekilde, dokuzar kişilik yedi gruba ayrılarak faaliyetine başladı.
Türkiye, göçmenlerle ilgili sorunların ardından, Suriye´ye yönelik bir takım yaptırımlara yönlenmeye hazırlanırken, Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırılarından biri yaşandı ve 11 Mayıs 2013´te, Hatay´ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen bombalı eylemin ardından, 52 kişi hayatını kaybetti, 146 kişi yaralandı. Bu eylemin, halkı galeyana getirmeye yönelik bir eylem olduğu değerlendirilse de Türkiye, yeni bir dönüm noktasındaydı ve bu eylem gelecekte olacakların da habercisiydi.
28 Mayıs 2013´te İstanbul Taksim´de, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Taksim Meydanı Projesiyle, orada bulunan ve civardaki son yeşil alanlardan olan Gezi Parkında bulunan ağaçların kesileceği ve buraya bir AVM yapılacağı iddialarıyla, toplumsal bir hareket başladı. Olayların başlaması iki farklı algı ile değerlendirildi. Bir kesim, giderek otoriterleşen ve yargı süreçlerini dahi beklemeden yaptıklarıyla oldubitti yaratan yönetime karşı çıkıyor ve protestolarında şiddetten kesinlikle kaçınarak, her kesimden protestocunun bir araya gelerek, dayanışma örneği sergilediği bir görüntü veriyordu. Bir kesim ise yapılan organizasyonun bir anda ve kurgulanmadan, bu boyutlarda yapılmasının mümkün olmadığını ve bu eylemlerin -protestolara eylem ifadesi kullanarak terörize ediyor- kesinlikle Hükümeti yıkmaya yönelik bir girişim olduğunu savunuyordu. Bu gelişme, aynı dönemlerde yaşanmakta olan Arap Baharı hareketliliğinin, Türkiye´ye uzantısı gibi de algılandı.
Gelişen olaylarda tepkiler giderek artarken, “Yargı ne karar verirse versin, biz aldığımız kararı uygulayacağız” söylemleri üzerine, olaylar ülke çapında yayıldı. Bir süre sonra, yargı kararının bekleneceği ve idare aleyhine karar çıkarsa, halk oylaması yapılacağının açıklanmasıyla, 8 Haziran´da, çadırları toplayarak bir çadırın simge olarak bırakılması kararının alınmasından hemen sonra, çevik kuvvet müdahalesinin yapılması, soru işaretlerine yol açtı.
7 Haziran´da Türk Tabipleri Birliği açıklama yaparak, olaylar esnasında tazyikli su, kısa mesafeli biber gazı atışları ve plastik kurşunlardan dolayı, 43´ü ağır 4177 kişinin yaralandığını bildirdi. İçişleri Bakanlığının, 23 Haziranda yaptığı açıklamaya göre ise, 79 ilde yapılan -protestolara- eylemlere 2,5 milyon kişi katılmış, 8 sivil ve 2 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, 8163 kişi yaralanmıştı.
3 Temmuz 2013´te Mısır´da, Genelkurmay Başkanı Sisi yönetime el koydu. Mısır, 14 Ekim 1981´den itibaren, 30 yıldır Devlet Başkanı olan Hüsnü Mübarek tarafından yönetilirken, 25 Ocak 2011´de başlayan gösterilerin ardından, ülkede yönetim değişikliği olmuş ve geçiş dönemi olan 11 Şubat 2011-30 Haziran 2012 arasında, Devlet Başkanlığına, askeri yönetim adına General Muhammed Hüseyin Tantavi getirilerek, güç odaklarının da baskısıyla, demokratik bir seçim için yapılan çalışmaların sonunda, Muhammed Mursi, 30 Haziran 2012´den itibaren Devlet Başkanı olmuştu. Ancak, Mursi liderliğindeki Müslüman Kardeşler, ne kadar modern ve ılımlı davranmaya çalışsa da yapılan açıklamalar ve çıkarılan kanunlarla, halkın çağdaşlıktan uzaklaşmaya başlayacağı da görülüyordu. Halk şaşkınken, yeni bir müdahale ile asker yeniden yönetime el koydu. Bu gelişmeye, neredeyse tüm Dünya ülkeleri sessiz kalırken, Türkiye´nin tepkisi çok sert oldu. Başbakanın, doğrudan Mısır´da yaşanan gelişmeler karşısında yaptığı sert açıklamalar, Türkiye-Mısır ilişkilerinde gerginliğe yol açarak, ekonomik sıkıntıları da beraberinde getirdi.
Bölgesel gelişmeler devam ederken, 5 Ağustos 2013´te, aralarında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un da olduğu, 66´sı tutuklu 275 sanığın yargılandığı Ergenekon Davasında, 13´ncü Ağır Ceza Mahkemesi, 6 yıl 2 ay süren soruşturma ve yargılama süreci sonunda, 321´inci duruşmasında kararını açıkladı. Mahkeme, Ergenekon Terör Örgütü olarak isimlendirilen bir örgütün varlığını kabul ederek, sanıklara, ağırlaştırılmış müebbede varan çeşitli cezalar verirken, 21 sanığın da beraatına karar verdi. Yargılama sürecinde hayatını kaybedenlerin davası düştü. Ardından davada Yargıtay süreci başladı. (Devam edecek)