YURTTAŞLIK MI  KULLUK MU?

CHP’NİN İKTİDAR SORUNU VE ÖTESİ

İŞÇİ SINIFININ OLMADIĞI MECLİS VE CHP’YE DÜŞEN GÖREV 

ATEŞ “ KILIÇDAROĞLU, CHP’DEN İLHAM ALMAMIŞ”

“CHP HER ZAMAN DEĞİŞİMDEN, YENİLİKTEN VE ÇAĞDAŞLIKTAN YANA OLMUŞTUR”

KILIÇDAROĞLU’NUN “ASIL MUHAFAZAKAR OLAN CHP, ÇÜNKÜ DEĞİŞİME DİRENİYOR” SÖZLERİNE TEPKİ

İŞÇİ SINIFININ OLMADIĞI MECLİS VE CHP’YE DÜŞEN GÖREV 

CHP fabrika ayarlarına dönmeli,işçi sınıfı ile bütünleşmeli ve emeğini satarak çalışan   19.2 milyon işçi ile iktidar olmalıdır. CHP Genel Başkanının tutucu, gerici kesimlere şirin görünme çabaları çok yanlıştır

Dr.Engin Ünsal/15.Dönem İstanbul CHP Milletvekili.

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay,Yol İş sendikası Başkanlar Kurulunun Türk-İş Genel Merkezinde yaptığı toplantıda bir konuşma yaparak işçi sınıfının sorunları ile ilgili çok önemli mesajlar verdi. Sayın Atalay yaptığı konuşmada,AKP’nin TBMM’ne sunduğu torba yasa tasarısını haklı olarak eleştirmiş ve şunları söylemiştir:

25 yaş altına esnek çalışma getiriliyor. Bu kıdem tazminatının tırpanlanması demek. Emeklilik hakkının sınırlandırılması var. Kayıt dışı istihdama göz yumulması var. 17 milyon çalışanın sadece 2 milyonu sendikalı ve salgın sürecinde en büyük bedeli işçiler ödedi. İşçi, memur ve emekli toplumun yüzde 70’ni oluşturuyor ama bu kesimler Meclis’te aynı oranda temsil edilmiyor. Meclis’te yoksan orada senin derdini anlatacak kimsede yoktur.Tulum giymiş adam orada olmazsa bizim derdimizi başkaları bizim gibi anlatamaz.”

GÜNAYDIN TÜRK-İŞ!

Türk-İş Genel Başkanı,gecikmeli olsa da,çok doğru şeyler söylemiştir ama bu sonuç Türk-İş’in şimdiki ve önceki yöneticilerinin eseridir.TÜRK-İş’in üzerinde Amerikan sendikacılığının gölgesi vardır. Soğuk savaşın sürdüğü 1960’lı yıllarda CIA’nın bir yan kuruluşu olduğu söylenen AID( AidFor Industrial Development-Endüstriyel Gelişme Yardımı) adlı kurumdan ciddi yardımlar almış ve bine yakın sendika yöneticisini eğitilmek üzere  Amerika’ya göndermiştir. Bu sendika yöneticilerinin katıldığı seminerlerde ısrarla tek bir konu işlenmiştir:”Göreviniz işçilerin ekmeklerine biraz tereyağı sürmektir. Siyaset ile uğraşmak sizin işiniz değildir.Bırakın siyaseti başkaları yapsın.”

Bu öğreti Türk-İş’in tüzüğüne Partiler Üstü Politika olarak girmiş, sonradan kaldırılsa da Türk-İş işçi sınıfını siyasetin dışında tutmak için özel bir çaba harcamıştır. Bu yaklaşımın adı ücret sendikacılığıdır. Günümüzde tüm sendikalar çalışmalarını toplu sözleşme düzeni ve ücret artışı üzerine yoğunlaştırmakta ve özellikle 2002 den beri çarkları işçi aleyhine işleyen siyaset konusunda sendikacılarımız kral çıplak diyememiştir. Siyaset ortamında hiçbir ağırlığı olmayan sendikaların ve Türk-İş’in arada yaptıkları cılız eleştiriler özellikle AKP iktidarı döneminde sinek vızıltısı olmaktan öte gidememiştir. Sonuçta siyaset ortamı patronlar yararına işlemiş ve bedel ödeyenler işçiler olmuştur. Bugün işçi sınıfı çok ciddi bir işsizlik tehlikesi, iş güvencesi ve gelecek korkusu ile yaşamakta ve ard arda yapılan zamlar onları geçim sıkıntısı sarmalına kilitlemiş bulunmaktadır.
ÇIKIŞ YOLU SİYASAL SENDİKACILIKTIR

Sendika yöneticilerimiz yaptıkları eğitim çalışmalarında siyaset sözcüğünü ağızlarına almaktan ölesiye korkmaktadırlar.Kimi sendikacılar,siyasetin işçi sınıfı için önemine değinmeden ücret sendikacılığı yaparak işçi sınıfının haklarını savunduğunu sanmaktadır.Oysa büyük yanılgı içindeler.Toplu sözleşme düzeni siyaset çemberinin içinde küçük bir halkadır.Toplu sözleşmeler ile kazandıkları enflasyonist politikaların önünde güneş görmüş kar gibi erir.Çıkar yol sendikaların siyaset meydanına bir güç olarak ortaya çıkmasıdır.Bunu sağlamanın yolu da işçiye siyasal bilinç vermektir.Ülkemizde siyasal bilinci olmayan bir işçi sınıfı vardır. Ona sosyal ve ekonomik doğrular anlatılmalı ve kendi aleyhlerine işleyen politikalar üreten partiye oy vermemeleri söylenmelidir.Bu yetmez,sendikalar üyelerini kendilerine en yakın duran bir partiye üye olmalarını öğütlemeli ve üyelerini o partinin yönetim kadrolarında görev almaya zorlamalıdır. İşçilerin desteklediği ve yönetimine egemen olduğu parti Belediye Meclislerinde,TBMM’ de mutlaka işçilerin temsil edilmesini sağlayacaktır.Dünyada bu tür çalışmanın örnekleri çoktur.Polonya’da, Brezilya’da sendikacılar Cumhurbaşkanı olmuş, İngiltere,İsveç gibi ülkelerde Başbakanlık yapmışlardır.Bu sonuç o ülkelerde yapılan siyasal sendikacılığın sonucudur.Oralarda gerçekleşeni Türkiye’de de gerçekleştirmek sendikacılarımız için tarihi bir görevdir.

CHP’YE DÜŞEN GÖREV 

Ülkemizde bir işçi sınıfı var fakat sınıf bilinci yok dedik. Ücret sendikacılığı yaparak,siyasi iktidarlara yanaşma telaşı yaşayarak sendikalar ülkede siyasal ağırlık kazanamazlar ve bu nedenle işçilerin çoğunluğu ve sendikalar AKP hükümetine destek verme yanlışını yapıyor.AKP işçi sınıfını ezen,çıkardığı Cumhurbaşkanlığı genelgeleri ile açıkça sermayeden yana ağırlığını koyan bir partidir. Ezilenler siyaseten ezenleri destekleyemezler.Bu tarihi bir çelişkidir ve bu giderilmedikçe ülkede demokrasi güçsüzleşir ve ülke sivil bir diktatörlük batağına saplanır.

İşçilerin siyasette etkili olamadığı ülkemizde onları bilinçlendirmek tüzüğünde “Demokratik Sol Parti” olduğunu yazan CHP’ye düşer,fakat CHP, “CHP,işlevini tamamlamıştır,bir vakıf durumuna dönüştürülmeli ve yeni bir parti kurulmalı” diyen Avrupa Birliği’nin geçmiş temsilcisi Karen Fogg tarafından sahaya sürülen 10 Aralık’cılara teslim edilmiştir.Partide etkili yerlere getirilen bu kişiler CHP’nin ezilenlerin umudu olmasının önünde en büyük engeldir.CHP fabrika ayarlarına dönmeli,işçi sınıfı ile bütünleşmeli ve emeğini satarak çalışan   19.2 milyon işçi ile iktidar olmalıdır. CHP Genel Başkanının tutucu,gerici kesimlere şirin görünme çabaları çok yanlıştır.CHP kendi özünü,altı okun ilkelerini öne çıkarmalı ve mutlaka iktidar olmalıdır, yoksa ülke karanlığın içinde nereye olduğu bilinmeyen bir yöne doğru götürülmektedir.CHP,kurucusu Atatürk’ün tam bağımsızlık,halkçılık ve devrimcilik ilkelerine sımsıkı sarılmalıdır.Bu güzel ülkede çalışanlara,emeklilere,çiftçilere, küçük esnafa cehennem azabı yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.