KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR - [email protected]
Nerede Kaldı Güçlü İktidar, Güçlü Belediye Tezi?

28 Mart öncesi, seçim propagandasının odağına “güçlü iktidar, güçlü belediye”, “hizmetlerimize iktidarın da gücü eklenince yapacaklarımızı hayal bile edemezsiniz” tezini oturtan ve Adana halkının oylarıyla 4. kez başkanlık koltuğuna oturan Anakent Belediye Başkanı Sayın Aytaç Durak’ın şu günlerde sıkıntılı, sıkıntılı olduğu kadar tepkili olduğu gözleniyor.
Başkan Durak’ın sıkıntısı ve tepkisine “haklı” olarak geçen hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda; yeni partisi AKP’in oylarıyla kabul edilen, perşembe günü de Genel Kurul’da görüşülecek “Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı” neden olmakta. Tasarının kabul edilmesinin hemen ardından açıklama yapan Başkan Durak, sıkıntı ve tepkisini; “Anadolu belediyeleri yine kaybetti”, “Tasarıyla Adana her yıl 24 trilyon lira kaybedecek”, “Gökçek bastırdı, istediğini yaptırdı” şeklinde dile getirdi.
Sayın Başkan’ın söyledikleri ve tepkisi yerindedir. Tasarı, TBMM Genel Kurulu’nda yasalaşırsa -ki öyle gözüküyor-, “taşra” diye nitelendirilen İstanbul ve Ankara dışındaki büyükşehir belediyelerinin gelirleri önemli ölçüde azalacaktır.
Sayın Durak, 28 Mart öncesi AKP’den ‘başkan adayı’ olurken, muhakkak ki başkanlık koltuğuna yeniden oturma gibi bir düşüncesinin yanısıra, yıllardır uğraş verdiği “Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı” ile “Büyükşehir Belediyeleri Yasası”nın çıkarılması hayali de vardı!..
Yerel seçimlerin üzerinden 3 ay gibi kısa bir süre geçti...
Ne oldu, “güçlü iktidar, güçlü belediye” söylemlerine!? Sayın Durak mı yanıltıldı, Adana halkı mı? Öyle gözüküyor ki, her ikisi de... Ancak bu yanıltılmadan en zararlı çıkacak olan Adana halkıdır. Adana halkının göreceği zarardan Sayın Durak da bir ölçüde sorumludur. Yukarıda değindiğimiz söylemlerine inandığını düşündüğümüz Adana halkı Sayın Durak’ı başkanlık koltuğuna oturtmuştur. AKP iktidarı da, Adana’da seçimleri Aytaç Durak’la kazanacağını bildiği için kendisini aday göstermiş ve Adana gibi önemli bir kentte başkanlık koltuğunun sahibi olmuştur.
Eğer AKP iktidarı, perşembe günü Genel Kurul’da görüşülecek “Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı”nı; “herşeyin en iyisine layık görüldüğü “savlanan Adana halkının yanısıra, diğer büyükşehir belediyelerinin çıkarını da, Ankara ve İstanbul’la eşdeğer tutarak, partilisi Sayın Durak’ın; Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı sıfatını da gözönünde tutarak çıkarır... Aksi takdirde, bunun altından ne AKP iktidarı, ne de Anakent Belediye Başkanı Sayın Durak kalkabilir...
Ancak, yılların deneyimine, birikimine sahip olduğunu her fırsat ve zeminde dile getiren Sayın Durak, AKP’den aday olmadan önce de, tüm bu olabilecekleri görmeliydi. Çünkü, devlet adamlığı, politik kimlik ve deneyim bunu gerektirirdi. Sıkıntı ve tepkisinde haklı da olsa, Başkan Durak, deneyimini, gücünü göstererek, ve “halkın desteğini arkasına” alarak, şikayet ettiği Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı’nı istediği gibi; sadece Adana halkı için değil, diğer Anadolu belediyelerinin çıkarı için de, AKP iktidarına tıpkı Melih Gökçek gibi “bastırarak” Genel Kurul’dan çıkarılmasında belirleyici olmadır...
Öztürk’ün Şeffaflık Anlayışını Yeni Öğrendik!...
Geçen perşembe Seyhan Belediyesi’nin haziran ayı olağan toplantılarını izledik. Gündem dışı konuşmalarda CHP’li ve SHP’li üyelerin eleştiri ve önerilerine yanıt veren Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk’ün bugüne kadar dilinden düşürmediği “şeffaflık” anlayışının özünü de öğrenme fırsatı yakalamış olduk.
SHP’li Kenan Sensalıver’in eleştirisini yanıtlayan Başkan Öztürk’ün belediyede herşeyin şeffaf olduğunu dile getirirken, komisyon toplantılarını; komisyon üyesi olmayan meclis üyelerine, belediye meclis toplantılarının ise halka açık olduğunu söyledi. Bunu, belediyenin “şeffaflık” anlayışı şeklinde nitelendirdi!..
Gerek 1580 sayılı, Belediyeler Kanunu, gerekse 3030 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu, belediye meclis toplantısının halka açık olmasını öngörür. Yine aynı yasalar, komisyon toplantılarına da, komisyon üyesi olmayan meclis üyelerinin -oy kullanma dışında- izleyip, görüş belirtmesine olanak tanır. Yasaların emrettiği bir “hak” başlı başına nasıl “şeffaflık” olarak nitelenebilir, doğrusu merak ettik!.. Belediye meclis toplantılarının halka açık olması şeffaflığın gereklerinden birisini oluşturabilir, ancak, tek başına şeffaflık şeklinde değerlendirilemez.
Şeffaflığın herşeyden önce etik bir değer olduğu unutulmamalıdır. (28.6.2004)

 

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
Çetin gülbasar

Belediyelerde Rantı Engellemenin Yeni Metodu!
28 Mart seçimleri öncesi, "Ak Eller, Ak İller" sloganını dillerinden düşürmeyen AKP'li başkan adaylarının, işbaşına geldikten sonra, Adana'da bu anlayışın gereklerini yerine getirmedikleri gözleniyor. Haziran ayı olağan oturumları devam eden Seyhan Belediyesi'nde, geçen hafta bunun somut bir örneği ortaya kondu. Gündemindeki 15 maddeyi (hepsi de imar tadilatı) görüşmek üzere toplanan Seyhan Meclisi'nde SHP'li üye Kenan Sensalıver'in gündem dışı yaptığı konuşma ilginç; ilginç olduğu kadar üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken bir noktayı gözler önüne serdi.
Kenan Sensalıver'in konuşmasından öğreniyoruz ki, meclis oturumunda görüşülecek gündem maddeleri, belediye meclis üyelerinin eline toplantıdan 12 saat önce ulaşmaktadır. Bunun nedenini merak eden SHP'li Sensalıver, Seyhan Belediyesi Şehir Planlama Müdürü Tevfik Yıldırım'dan, gündem maddelerinin içeriği hakkında bilgi almak amacıyla makamına gittiğinde, yukarıda vurgulamaya çalıştığımız ilginç ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken konu açığa çıkıyor. Belediye bürokratı Yıldırım, Sensalıver'e, Başkan Yardımcısı Halis Dilden'in onayı olmadan bilgi veremeyeceğini söylemektedir. Sensalıver'e; Başkan Yardımcısı Dilden'le yaptığı ayaküstü görüşmede, "Bir dönem önceki belediye meclis üyeleri, gündem maddelerini daha önce öğrendikleri için rant peşinde koştular. Sizleri tenzih ederiz" yanıtı verilmiştir.
Belediye Meclis Üyeleri, Belediyelerin Asli Unsurlarıdır
Belediyeler bugün gerçekten de birer rant aracı haline gelmiştir. Belediyelerin içinde bulundukları tüm mali sıkıntılara karşın, seçimler öncesi siyasi partilerin aday adayları/adayları, bu makama oturmak için kıran kırana yarışmışlardır, bu durum yarın da yaşanacaktır. Gerçek bu iken, bu makama oturmak için yarışan adayların gözü hep kentsel rantta değil midir? Yoksa hangi başkan adayı, sıkıntıları bildiği halde, iğneli bir fıçıyı andıran başkanlık koltuğuna oturmak ister?
Belediye meclis üyeleri gerek 3030 sayılı Büyükşehir, gerekse 1580 sayılı Belediyeler Yasası'na göre, belediyelerin asli unsurlarıdır. Görevleri, yetkileri yasayla belirlenmiştir. Belediye meclis üyeleri, seçilmedikleri komisyon toplantılarına da katılabilir, oy kullanamaz ama görüş beyan edebilir. Bütün bunlar yasayla güvence altına alınmıştır. Belediye meclis üyeleri elbette, belediyenin bürokratını, birimlerini doğrudan denetlemekle yükümlü değillerdir, onların hesap soracağı, belediyenin bütçesini yapacağı vb. yer ve makam belediye meclisidir. Belediye başkanı da, belediye bürokratı da unutmamalıdır ki, üyelerin asli görevleri olan mecliste ele alacağı, 'evet' ya da 'hayır' diyeceği, kentle ilgili, kent halkının geleceğini doğrudan ve yakından ilgilendiren gündem maddelerini önceden bilmesi, incelemesi gerekmektedir, yasa da bunu emreder. Başkan Yardımcısı Halis Dilden'in 'önceki meclis üyeleri gündem maddelerini bildiği için rant peşinde koştular' gibi saçma sapan bir gerekçeyle; meclis üyelerinin gündem maddelerinin içeriği hakkında bilgi sahibi olmasını engellemeye hakkı yoktur, yasal bir dayanağı da yoktur. Eğer geçmiş dönem meclis üyeleri rant peşinde koştularsa, aynı Halis Dilden, belediye yönetimini uyarıp, önlem aldırması gerekmez miydi! Bir şekilde önlem alınmadıysa, alınamadıysa, somut olarak bildikleri, kanıtlayabilecekleri rant olayıyla ilgili hangi meclis üyesi hakkında yasal yollara başvurdular acaba? Başkan Yardımcısı Dilden'in ağır bir suçlama niteliğindeki açıklamasından sonra Adana kamuoyunun bilgilendirilmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Eğer kent kamuoyu, Seyhan yönetimi tarafından bilgilendirilme hakkından yoksun bırakıldığı takdirde, iddialarının altında ezilmiş olacaklarını unutmamalıdırlar. Ayrıca bu konuda büyük bir töhmet altında bırakılan bir dönem önceki meclis üyeleri de üzerlerine düşeni yapmak zorundadırlar.
Başkan Öztürk'ün Tavrı
SHP'li Kenan Sensalıver tarafından belediye meclisine taşınan konu hakkında Başkan Öztürk'ün de net bir açıklama yapmaması, tavır sergilememesi de düşünülmesi gereken ayrı bir konu. Gündem maddelerinin içeriği hakkında meclis üyelerine bilgi verilmemesi talimatını Başkan Öztürk mü verdi, yoksa belediye bürokratları sırf iş olsun diye mi böyle bir yönteme başvurdular, bilinmiyor. CHP'li Zeki Özer'in de tepki gösterdiği gelişmeler üzerine, "herşeyin şeffaflık ilkesi" içinde hareket edildiğini savunan Başkan Öztürk'e bir anımsatma yapmakta yarar görmekteyiz. 1980 sonrası bu ülkede kavramların içi boşaltıldı. Şeffaflığı, açık olmayı, denetlemeyi, denetlenebilirliği, katılımcılığı vb. kulağa hoş gelen, kimsenin karşı çıkamayacağı kavramları herkes işine geldiği gibi algıladılar, aşındırdılar.
Amaç Rantı mı, Meclis Üyelerinin Görevini mi Engellemek?
Gelelim asıl demek istediğimize...
Belediyelerde rantı engellemek, gündem maddelerinin içeriğini meclis üyelerinden saklamakla ya da daha önceden göndermemekle engellenebilir mi?
Seyhan Belediyesi'nde rantın önüne geçilmek isteniyorsa, gerek Başkan Öztürk gerekse bürokratları, belediye meclis üyelerinin görevlerini daha iyi koşullarda yerine getirmeleri için önlem almaları gerekir. Meclis üyelerine, gündem maddelerini daha önceden inceleyerek, araştırarak, hangi imar değişikliğine 'evet', hangisine 'hayır' diyeceği zaman ve olanak tanınmalıdır. Bu yapılmadığı durumda belediye meclis üyelerinin görevlerini hakkıyla yapmalarının önü tıkandığı gibi, bürokratların dile getirdiği "rant" olgusuna bilmeden de olsa, geçmişte suçlanan, suçlanmaya hazır olan bugünkü belediye meclis üyeleri de alet edilmiş olur!..
Bir anımsatma ve soru: Gündem maddeleri, iktidar partisinin meclis üyelerine de mi 12 saat önce ulaştırılıyor; ulaştırılıyorsa, bilgi edinmek istedikleri takdirde aynı uygulamaya onlar da tabi tutuluyor mu?
Basın Mensubuna Çirkin Saldırı...
Haftasonu Adana SSK Bölge Hastanesi'nin bahçesinde Toros Gazetesi'nin muhabiri Osman Yavuz'a 5-6 kişi tarafından çirkin bir saldırı yapıldı. Varlığı yıllardır bilinen, görsel ve yazılı basın tarafından zaman zaman haberleştirilen, daha önceki hastane yönetimi tarafından önüne geçebilmek için çeşitli önlemler alınan, ancak olumlu sonuca bir türlü ulaşılamayan "gözlük mafyası" tabir edilen birtakım kendini bilmezler, görevini yapan muhabir Osman Yavuz'u tekme tokat dövdüler. Akşam Gazetesi muhabirinin filmlerine, "çektiğin filmleri bize vermezsen, -Osman Yavuz'u kastederek- kafasına sıkarız" tehdiyle elkoydular.
Çürümüşlüğün boyutlarını gözler önüne seren bu çirkin ve kabul edilemez olay karşısında, elbette emniyet güçleri ve yargı üzerine düşeni yapacaktır. Ancak daha önemlisi gerek sözkonusu hastane yönetimi gerekse diğer sağlık kuruluşlarının yetkilileri, bu tür olayların önüne geçmek için daha etkin önlemler almak zorundadır.
Osman Yavuz'a geçmiş olsun dileklerimizle...
(21.06.2004)

 

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR

Buğday Üreticisi Tüccara Teslim!..
Geçen yıl Tarım Bakanı Sami Güçlü'nün, 310 bin liralık buğday taban fiyatını açıklamak üzere geldiği Adana'da çiftçiler için sarfettiği "... gözünüzü toprak doyursun" şeklindeki, kabul edilemez açıklaması hala unutulmadı. Kamuoyunda epeyce yankı bulan bu talihsiz açıklamanın üzerinden bir yıl geçti.
Bölgemizde buğday hasadı başlayalı haftalar oldu. Hasad başlanmadan önce, çiftçiler, üretici birlikleri, örgütleri, ziraat mühendisleri odası vb. iktidara çağrıda bulunarak, buğday üreticisinin hiç değilse bu yıl perişan edilmemesini istediler, destekleme fiyatının erkenden açıklanması çağrısında bulundular. Böylelikle çiftçinin tüccara teslim edilmesinin önüne geçilecekti.
Ama olmadı...
Çukurovalı Üretici Bir Vurgun da İktidardan Yedi...
Buğday taban fiyatı, hasadın üzerinden günler geçmesine karşın açıklanmadı ya da açıklanmak istenmedi. Çukurovalı buğday üreticisi, pamukta, soyada, mısırda vb. ürünlerde olduğu gibi bir yıllık emeğinin karşılığını alamadı. Kooperatife, bankaya, ilaç bayiine borçlanan üretici, hasad ettiği buğdayını, alım fiyatı açıklanmaması üzerine, borcunu, evinin nafakasını karşılayabilmek için 350 bin liraya tüccara satmak zorunda bırakıldı.
Böylelikle, bu yıl kuraklık ve dolu yağışları yüzünden yüzde 60'ları bulan verim kaybıyla zarara uğrayan Çukurovalı çiftçi bir vurgun da iktidardan yedi.
Çukurovalı çiftçinin gözünü şimdilik "toprak doyuramadı". Ama tüccara teslim edilerek; Sami Güçlü'nün kastettiği şekilde olmasa da, ölüm fermanı imzalandı.
Bakın, Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Ayhan Barut, buğday alım fiyatlarının açıklanmamasını, geçen hafta yaptığı değerlendirmede şöyle dile getiriyor:
"Buğday, pamuk, soya ve mısır stratejik ürünlerdir. Buğday, domates ya da patlıcan değildir. Bu ürünlerin fiyatları mutlaka açıklanmalıdır. Hükümet neden alım fiyatı açıklamıyor, anlamak mümkün değil. Bunun iki nedeni olabilir. İlki, geçen yıl Adana'da yapılan toplantıda açıklanan 310 bin liralık fiyata gösterilen tepki ve bu yıl yüzde 12'lik enflasyon hesabı nedeniyle bu yıl da düşük fiyat verilmesi halinde gösterilecek tepkiler. Diğeri de çiftçinin beklentisi doğrultusunda 400 bin lira ve üstü fiyatı IMF'ye anlatamamanın çaresizliğidir. Çiftçi bir kez daha devlet eliyle tüccarın insafına bırakılmıştır"
Tüccarın insafına bırakılan Çukurovalı buğday üreticisi, kilo başına 25-30 bin lira zarar ettirilmektedir. Bu tablo, siyasi iktidar temsilcilerine ne kazandıracaktır? Bugüne kadar yanlış tarım politikalarıyla üretimden uzaklaştırılan Türk köylüsü, çiftçisi tamamen yokedilmek mi istenmektedir. İktidar yetkilileri, buna içtenlikle 'hayır' yanıtı veriyorsa, o halde bu durumun ivedilikle önlemini de almak zorundadır.
Kaldırım Operasyonları Başlıyor...
Bu sutünlarda daha önce de işlediğimiz "kaldırımları işgalden" kurtulma operasyonu, geçen hafta basında yeralan haberlere göre bugün başlayacak. Adana'da kaldırımların işgalden kurtarılması çok gecikmiş bir konu. Ancak, Yeni Adana'nın konu üzerinde bugüne kadar önemle durduğu bir sav var. O da şu: Kaldırımlar işgalden kurtarılırken, tek hedef kitle seyyar satıcılar olmamalıdır. Adana'nın cadde ve bulvarlarının kaldırımlarını, evlerine üç-beş kuruş ekmek parası götürmek isteyen seyyar satıcılar işgal etmiyor. Asıl işgal, işyerlerinin, çokkatlı mağazaların kaldırımlara uzanan çıkıntılarından oluşmaktadır. Bir diğer önemli sorun ise, kentin en işlek caddelerinin, bulvarlarının kaldırımlarında adım atmaya fırsat vermeyen özel araç işgalidir!
Valilik, Anakent ve Seyhan Belediyesi, Adana'nın kaldırımlarını, işgalden kurtarmak istiyorsa, önceliği son iki saptamaya vermeli, ardından da gariban seyyar satıcılara, daha düzenli bir yerde satış yapmaları için alan düzenlemelidir. Operasyon, bu yapıldığı takdirde amacına ulaşır. Aksi halde, bu sutünlarda daha önce de altı çizildiği gibi kaldırımlar sadece seyyar satıcılardan temizlendiği takdirde; işyerleri ve özel araçların işgali için yer açmaktan başka bir anlam taşımaktan öteye geçemez.(14.06.2004)

 

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR

Çukurova Türkiye'nin "Anası" Olmaya

Devam Edecek, Ama Nasıl!

Adana, geçen hafta önemli konu ve konuklara evsahipliği yaptı. Geçen ayın ihracat rakamlarını açıklamak üzere geçen hafta kentimize gelen Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, sadece ihracat gerçekleşmeleriyle değil, başka konularda görüşlerini açıkladı. Yeni Adana'nın 2 Haziran'da, "Tarımı unutan, ulusal bütünlüğünü, birliğini zor koşullarda sağlayamaz" başlığı altında okurlarına duyurduğu haberde, TİM Başkanı Satıcı'nın tarıma verdiği önemi aktardı.
Satıcı'nın, bu konudaki görüşlerini okuyalım:
“Adana deyince akla Çukurova, Çukurova deyince tarım geliyor. Tarım deyince de akla maalesef; ne yazık ki, son 10 yılda tarım ve sanayi gelişimleri birbirine rakip iki sektör gibi algılanmıştır. Sanıyoruz, moda deyimiyle ‘Tarımdan sanayiye geçiş’ de bu nedenle yanlış yorumlanmıştır. Tarımdan sanayiye geçmek demek tarımı unutarak sanayiye geçmek değildir. Tarım dünyanın teknolojisi en gelişmiş ülkeleri için bile en kadim değerdir. Bu değeri unutan doyamaz. Bu değeri unutan çevresini koruyamaz. Bu değeri unutan ulusal bütünlüğünü ve birliğini zor koşullarda sağlayamaz. Çukurova, Türkiye’nin anası olmaya, Türkiye’yi beslemeye, beslerken Türk ihracatçısını geliştirmeye devam edecektir.”
Çukurova, Türkiye'nin "Anası" Olmaya Nasıl Devam Edecek!
Sayın Satıcı'nın görüşlerine katılmamak elde değil. Gönlümüzden geçen değil ama, çabamız Çukurova'nın Türkiye'nin "anası olmaya" devam etmesinden yana. Sadece Çukurovalı çiftçilerin de değil. Genelde Türk tarımı ve çiftçisinin ulusal tarım politikalarıyla desteklenerek, Türk insanını olduğu gibi yabancı insanları da beslemesinden yanadır.
Ancak, izlenen tarım politikalarıyla Çukurova, Türkiye'nin "anası" olmaya nasıl devam edecektir. İşte Sayın Satıcı, bu konuya açıklık getirmediği için, yerinde konuşması, temenniden öte geçmiyor. Eğer toplantıda açıklamadığı bir önerisi ve çözüm yolu varsa, başında bulunduğu TİM'in de gücünü arkasına alarak, özelde Çukurova, genelde de ülke tarımı ve üreticisinin sorunlarının çözümü için iktidar nezdinde girişimde bulunması gerekmiyor mu? Sayın Satıcı, bunu yaparken; tarımla ilgili meslek kuruluşlarının, örgütlerinin, uzmanların desteğini de yanına almalıdır.
Unutulmamalı ki, bugüne kadar, gerek tarımla ilgili konu ve sorunlarda, gerekse başka alanlarda tartışılmayan, çözüm yolu üretilmeyen hiçbir şey kalmadı. Çözümü uygulamaktan başka!..
Başkan Öztürk'ün İnsan Odaklı Hizmet Anlayışı...
Seçilmeden önce olduğu gibi işbaşına geldiği 28 Mart seçimlerinde Seyhan Belediyesi'nin AKP'li Başkanı Azim Öztürk, hizmet anlayışını "insan odaklı" bir anlayışla oturtacağını, basın açıklamalarında, konuşmalarında, çeşitli toplantı ve etkinliklerle dillendirmeye devam ediyor. "Seyhanlı efendi, biz hizmetkarız" diyen Başkan Öztürk'ün bu söylemleri dinleyenlerin kulağına hoş geliyor...
Ancak, geçen hafta hemen hemen tüm gazetelerde, DİSK/Genel-İş Sendikası Adana 2 Numaralı Şube ile, Seyhan Belediyesi arasında bir süredir, yaklaşık 2 bin işçi adına sürdürülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin tıkanma noktasına geldiği, belediyede örgütlü sendika sendika tarafından açıklandı. Görüşmelerde, işverenin, yani Seyhan Belediye Başkanı Sayın Öztürk'ün işçiye sunduğu teklif, hiçte "insan odaklı" bir hizmet anlayışıyla örtüşür biçimde değil!.. Sendika yetkilileri, işçiler adına yüzde 70 ücret artışı isterken, işverenin sunduğu teklif ise birinci ve ikinci 6'şar aylar için yüzde 6-8 arasında değişiyor.
Peki sormak gerekmiyor mu?
"Efendi Seyhanlı"ya, "hizmetkar" Seyhan Belediyesi'nin çalışanları, emekçileri, günümüz ekonomik koşullarında, teklif edilen artışla "efendisi"ne layık bir hizmeti nasıl yerine getirebilecek!.. Yoksa, "efendi Seyhan" ile "biz hizmetkar" tanımlamasına anlam değiştirerek, işçi "hizmetkar", belediye "efendi" anlayışından, "Hizmetkar, efendisinin verdiğine razı olmalı mı" denilmek mi isteniyor?..
(07.06.2004)


Göçler Olmasıydı, Kentler Olabilir miydi?

Geçen hafta gerçekleştirilen “Kent Konseyi” toplantısı Adana gündemini epeyce meşgul etti. Vali İ. Kemal Önal ve Anakent Başkanı Aytaç Durak’ın da katılıp birer konuşma yaptığı Kent Konseyi’nde, çeşitli sivil ve meslek kuruluşları temsilcileri, ilgi alanlarına giren konu ve sorunlar hakkındaki düşüncelerini dile getirdi, çözüm önerilerinde bulundu.
Kentin en yakıcı sorununu, Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Ayhan Barut ile Türk-İş 4. Bölge Temsilcisi Hüseyin Kaya Elbek’in dile getirdiği Kent Konseyi toplantısında, Vali Önal’ın konuşması oldukça dikkat çekiciydi.
ZMO Başkanı Ayhan Barut, birinci sınıf tarım alanlarında yoğunlaşan yapılaşmanın önüne geçilmesini isterken, Türk-İş Temsilcisi Hüseyin Elbek ise gittikçe artan işsizliğin altını çizdi.
GÖÇ OLGUSUNDAN YAKINANLAR VE VALİ ÖNAL’IN YAKLAŞIMI
Yılllardır yerel yöneticiler “göç” olgusundan yakınmaktadırlar. Göç elbette bir kent için sorundur. Ancak doğal olarak insanlar, yaşamlarını daha rahat sürdürübileceği yerleri tercih edecektir. Bunun sonucunda da cazibe merkezi niteliğindeki kentlere taşınacaklardır. Yerel yöneticilerin yakınmalarına kısmen haklı bir gerekçe oluşturabilecek şekilde, bu insanlar geldikleri yörenin yaşam biçemlerini de beraberinde yerleştikleri alanlara taşıyacaklardır. Ama bu durum hiçbir zaman başlı başına yeterli bir gerekçe oluşturamaz...
Bir defa “göç”ler olmazsa “kent” denilen yerleşim alanları oluşamazdı. Kentler olmayınca da, ne yerel yönetime ne de yerel yöneticiye yani valiye, anakent başkanına, ilçe belediye başkanına gereksinim doğabilirdi. Yerel yöneticilerimiz de bir köyde, bir beldede muhtar ya da belde belediye başkanı olabilirdi...
Dikkat çekmek istediğimiz asıl konu elbette bu değil. Kente gelen göçerlerin kentli hale getirilmesi için çalışma yapılması gerektiğine dikkat çeken Sayın Önal, göç olgusuna net şekilde açıklık getiriyor ve bakın ne diyor:
“Bunları bağrımıza basıp, kent kültürünü benimsetmek için çalışmalıyız. Adana’da iki toplum merkezi var. Bu sayı derhal 30’a çıkarılmalı”
Başta Kent Konseyi toplantıları olmak üzere, Adana’da bugüne kadar sorunların çözümü yönünde çok ama çok salon toplantıları yapıldı. Hepsi konuşulan salonların sütunları arasında yankılanıp duruyor.... Konuşulanların otel salonunda kalmamasını temenni eden Sayın Önal’a bu konuda, otel salonunda bulunan herkes ama herkes destek verir!..
CHP’DE HASAT ZAMANI MI,
YAPRAK DÖKÜMÜ MÜ?

28 Mart seçimlerinden sonra iyice su yüzüne çıkan CHP’deki parçalanmışlığın önüne geçmek için “arayışlar” devam ediyor. Epeyce de süreceğe benzemekte. Sözkonusu arayışlar Adana’da da parçalı-bulutlu şekilde kendini gösteriyor.
Geçen hafta gazetelere yansıyan ilginç bir haber vardı. 28 Mart seçimlerinden sonra, politik yaşamda “uzun” kabul edilebilecek süre izni ayrılan İl Başkanı Serdar Seyhan’ın dönüşünden sonra, İl Sekreteri Haydar Çağlar, bir gazeteyi ziyaretinde, İl örgütünün Sayın Seyhan’la yürümeyeceğini, istifasını istediklerini belirtirken, görevden aldıkları CHP Seyhan eski İlçe Başkanı Mustafa Köseoğlu’nun da seçim öncesi “Seçimler para kazanma dönemidir. Şimdi hasat zamanı, kasamızı dolduralım” şeklinde konuştuğunu savlamaktadır. Köseoğlu böyle konuştu mu, konuşmadı mı, bilemiyoruz. Ancak, Adana gibi bir kentin, adı geçen partinin il sekreteri böyle açıklama yapıyorsa, ilk aşamada doğru kabul etmemiz gerekiyor.
Ancak şurası bir gerçek... CHP’yi sadece seçim zamanlarında “hasat yapmak” için tarla, bağ, bahçe gören anlayışların yanısıra, normal zamanlarda da, koskoca örgütü, halka küstüren, onlarla her türlü organik ilişkisini kesen, emeğe yüzünü çeviren, evrensel değerlerden uzaklaşan, ‘küçük olsun, benim olsun’ anlayışını benimseyen merkez ve taşra yöneticilerinin sorumluluğu da unutulmamalıdır. Uzun yıllar partinin hasadını toplayanlar, şimdi yaprak dökümünü içtenmiş gibi nedense şaşkınlıkla izlemektedirler!..
CHP’nin artık bu anlayışı taşımaya gücü kalmamıştır!..(31.05.2004)

 

 

 

 

 

Son güncelleme : 28.06.2004-10.00