|
|
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR - [email protected]
Nerede Kaldı Güçlü İktidar, Güçlü
Belediye Tezi?
28 Mart öncesi, seçim propagandasının odağına
“güçlü iktidar, güçlü belediye”,
“hizmetlerimize iktidarın da gücü eklenince yapacaklarımızı
hayal bile edemezsiniz” tezini oturtan ve Adana halkının
oylarıyla 4. kez başkanlık koltuğuna oturan Anakent
Belediye Başkanı Sayın Aytaç Durak’ın
şu günlerde sıkıntılı, sıkıntılı
olduğu kadar tepkili olduğu gözleniyor.
Başkan Durak’ın sıkıntısı ve
tepkisine “haklı” olarak geçen hafta TBMM Plan
ve Bütçe Komisyonu’nda; yeni partisi AKP’in oylarıyla
kabul edilen, perşembe günü de Genel Kurul’da görüşülecek
“Büyükşehir Belediyeleri Kanun Tasarısı”
neden olmakta. Tasarının kabul edilmesinin hemen ardından
açıklama yapan Başkan Durak, sıkıntı
ve tepkisini; “Anadolu belediyeleri yine kaybetti”, “Tasarıyla
Adana her yıl 24 trilyon lira kaybedecek”, “Gökçek
bastırdı, istediğini yaptırdı” şeklinde
dile getirdi.
Sayın Başkan’ın söyledikleri ve tepkisi yerindedir.
Tasarı, TBMM Genel Kurulu’nda yasalaşırsa -ki
öyle gözüküyor-, “taşra” diye nitelendirilen
İstanbul ve Ankara dışındaki büyükşehir
belediyelerinin gelirleri önemli ölçüde azalacaktır.
Sayın Durak, 28 Mart öncesi AKP’den ‘başkan
adayı’ olurken, muhakkak ki başkanlık koltuğuna
yeniden oturma gibi bir düşüncesinin yanısıra,
yıllardır uğraş verdiği “Yerel Yönetimler
Yasa Tasarısı” ile “Büyükşehir
Belediyeleri Yasası”nın çıkarılması
hayali de vardı!..
Yerel seçimlerin üzerinden 3 ay gibi kısa bir
süre geçti...
Ne oldu, “güçlü iktidar, güçlü
belediye” söylemlerine!? Sayın Durak mı yanıltıldı,
Adana halkı mı? Öyle gözüküyor ki, her
ikisi de... Ancak bu yanıltılmadan en zararlı çıkacak
olan Adana halkıdır. Adana halkının göreceği
zarardan Sayın Durak da bir ölçüde sorumludur.
Yukarıda değindiğimiz söylemlerine inandığını
düşündüğümüz Adana halkı Sayın
Durak’ı başkanlık koltuğuna oturtmuştur.
AKP iktidarı da, Adana’da seçimleri Aytaç Durak’la
kazanacağını bildiği için kendisini aday
göstermiş ve Adana gibi önemli bir kentte başkanlık
koltuğunun sahibi olmuştur.
Eğer AKP iktidarı, perşembe günü Genel Kurul’da
görüşülecek “Büyükşehir Belediyeleri
Kanun Tasarısı”nı; “herşeyin en iyisine
layık görüldüğü “savlanan Adana
halkının yanısıra, diğer büyükşehir
belediyelerinin çıkarını da, Ankara ve İstanbul’la
eşdeğer tutarak, partilisi Sayın Durak’ın;
Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı sıfatını
da gözönünde tutarak çıkarır... Aksi
takdirde, bunun altından ne AKP iktidarı, ne de Anakent Belediye
Başkanı Sayın Durak kalkabilir...
Ancak, yılların deneyimine, birikimine sahip olduğunu
her fırsat ve zeminde dile getiren Sayın Durak, AKP’den
aday olmadan önce de, tüm bu olabilecekleri görmeliydi.
Çünkü, devlet adamlığı, politik kimlik
ve deneyim bunu gerektirirdi. Sıkıntı ve tepkisinde
haklı da olsa, Başkan Durak, deneyimini, gücünü
göstererek, ve “halkın desteğini arkasına”
alarak, şikayet ettiği Büyükşehir Belediyeleri
Kanun Tasarısı’nı istediği gibi; sadece
Adana halkı için değil, diğer Anadolu belediyelerinin
çıkarı için de, AKP iktidarına tıpkı
Melih Gökçek gibi “bastırarak” Genel Kurul’dan
çıkarılmasında belirleyici olmadır...
Öztürk’ün Şeffaflık Anlayışını
Yeni Öğrendik!...
Geçen perşembe Seyhan Belediyesi’nin haziran ayı
olağan toplantılarını izledik. Gündem dışı
konuşmalarda CHP’li ve SHP’li üyelerin eleştiri
ve önerilerine yanıt veren Seyhan Belediye Başkanı
Azim Öztürk’ün bugüne kadar dilinden düşürmediği
“şeffaflık” anlayışının
özünü de öğrenme fırsatı yakalamış
olduk.
SHP’li Kenan Sensalıver’in eleştirisini yanıtlayan
Başkan Öztürk’ün belediyede herşeyin
şeffaf olduğunu dile getirirken, komisyon toplantılarını;
komisyon üyesi olmayan meclis üyelerine, belediye meclis toplantılarının
ise halka açık olduğunu söyledi. Bunu, belediyenin
“şeffaflık” anlayışı şeklinde
nitelendirdi!..
Gerek 1580 sayılı, Belediyeler Kanunu, gerekse 3030 sayılı
Büyükşehir Belediyeleri Kanunu, belediye meclis toplantısının
halka açık olmasını öngörür. Yine
aynı yasalar, komisyon toplantılarına da, komisyon üyesi
olmayan meclis üyelerinin -oy kullanma dışında-
izleyip, görüş belirtmesine olanak tanır. Yasaların
emrettiği bir “hak” başlı başına
nasıl “şeffaflık” olarak nitelenebilir,
doğrusu merak ettik!.. Belediye meclis toplantılarının
halka açık olması şeffaflığın
gereklerinden birisini oluşturabilir, ancak, tek başına
şeffaflık şeklinde değerlendirilemez.
Şeffaflığın herşeyden önce etik bir
değer olduğu unutulmamalıdır. (28.6.2004)
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
Çetin gülbasar
Belediyelerde Rantı Engellemenin
Yeni Metodu!
28 Mart seçimleri öncesi, "Ak Eller, Ak İller"
sloganını dillerinden düşürmeyen AKP'li başkan
adaylarının, işbaşına geldikten sonra, Adana'da
bu anlayışın gereklerini yerine getirmedikleri gözleniyor.
Haziran ayı olağan oturumları devam eden Seyhan Belediyesi'nde,
geçen hafta bunun somut bir örneği ortaya kondu. Gündemindeki
15 maddeyi (hepsi de imar tadilatı) görüşmek üzere
toplanan Seyhan Meclisi'nde SHP'li üye Kenan Sensalıver'in
gündem dışı yaptığı konuşma
ilginç; ilginç olduğu kadar üzerinde derinlemesine
düşünülmesi gereken bir noktayı gözler
önüne serdi.
Kenan Sensalıver'in konuşmasından öğreniyoruz
ki, meclis oturumunda görüşülecek gündem maddeleri,
belediye meclis üyelerinin eline toplantıdan 12 saat önce
ulaşmaktadır. Bunun nedenini merak eden SHP'li Sensalıver,
Seyhan Belediyesi Şehir Planlama Müdürü Tevfik Yıldırım'dan,
gündem maddelerinin içeriği hakkında bilgi almak
amacıyla makamına gittiğinde, yukarıda vurgulamaya
çalıştığımız ilginç
ve üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken
konu açığa çıkıyor. Belediye bürokratı
Yıldırım, Sensalıver'e, Başkan Yardımcısı
Halis Dilden'in onayı olmadan bilgi veremeyeceğini söylemektedir.
Sensalıver'e; Başkan Yardımcısı Dilden'le
yaptığı ayaküstü görüşmede,
"Bir dönem önceki belediye meclis üyeleri, gündem
maddelerini daha önce öğrendikleri için rant peşinde
koştular. Sizleri tenzih ederiz" yanıtı verilmiştir.
Belediye Meclis Üyeleri, Belediyelerin Asli Unsurlarıdır
Belediyeler bugün gerçekten de birer rant aracı haline
gelmiştir. Belediyelerin içinde bulundukları tüm
mali sıkıntılara karşın, seçimler
öncesi siyasi partilerin aday adayları/adayları, bu makama
oturmak için kıran kırana yarışmışlardır,
bu durum yarın da yaşanacaktır. Gerçek bu iken,
bu makama oturmak için yarışan adayların gözü
hep kentsel rantta değil midir? Yoksa hangi başkan adayı,
sıkıntıları bildiği halde, iğneli
bir fıçıyı andıran başkanlık
koltuğuna oturmak ister?
Belediye meclis üyeleri gerek 3030 sayılı Büyükşehir,
gerekse 1580 sayılı Belediyeler Yasası'na göre,
belediyelerin asli unsurlarıdır. Görevleri, yetkileri
yasayla belirlenmiştir. Belediye meclis üyeleri, seçilmedikleri
komisyon toplantılarına da katılabilir, oy kullanamaz
ama görüş beyan edebilir. Bütün bunlar yasayla
güvence altına alınmıştır. Belediye
meclis üyeleri elbette, belediyenin bürokratını,
birimlerini doğrudan denetlemekle yükümlü değillerdir,
onların hesap soracağı, belediyenin bütçesini
yapacağı vb. yer ve makam belediye meclisidir. Belediye başkanı
da, belediye bürokratı da unutmamalıdır ki, üyelerin
asli görevleri olan mecliste ele alacağı, 'evet' ya da
'hayır' diyeceği, kentle ilgili, kent halkının
geleceğini doğrudan ve yakından ilgilendiren gündem
maddelerini önceden bilmesi, incelemesi gerekmektedir, yasa da bunu
emreder. Başkan Yardımcısı Halis Dilden'in 'önceki
meclis üyeleri gündem maddelerini bildiği için
rant peşinde koştular' gibi saçma sapan bir gerekçeyle;
meclis üyelerinin gündem maddelerinin içeriği hakkında
bilgi sahibi olmasını engellemeye hakkı yoktur, yasal
bir dayanağı da yoktur. Eğer geçmiş dönem
meclis üyeleri rant peşinde koştularsa, aynı Halis
Dilden, belediye yönetimini uyarıp, önlem aldırması
gerekmez miydi! Bir şekilde önlem alınmadıysa,
alınamadıysa, somut olarak bildikleri, kanıtlayabilecekleri
rant olayıyla ilgili hangi meclis üyesi hakkında yasal
yollara başvurdular acaba? Başkan Yardımcısı
Dilden'in ağır bir suçlama niteliğindeki açıklamasından
sonra Adana kamuoyunun bilgilendirilmesi kaçınılmaz
bir hal almıştır. Eğer kent kamuoyu, Seyhan yönetimi
tarafından bilgilendirilme hakkından yoksun bırakıldığı
takdirde, iddialarının altında ezilmiş olacaklarını
unutmamalıdırlar. Ayrıca bu konuda büyük bir
töhmet altında bırakılan bir dönem önceki
meclis üyeleri de üzerlerine düşeni yapmak zorundadırlar.
Başkan Öztürk'ün Tavrı
SHP'li Kenan Sensalıver tarafından belediye meclisine taşınan
konu hakkında Başkan Öztürk'ün de net bir açıklama
yapmaması, tavır sergilememesi de düşünülmesi
gereken ayrı bir konu. Gündem maddelerinin içeriği
hakkında meclis üyelerine bilgi verilmemesi talimatını
Başkan Öztürk mü verdi, yoksa belediye bürokratları
sırf iş olsun diye mi böyle bir yönteme başvurdular,
bilinmiyor. CHP'li Zeki Özer'in de tepki gösterdiği gelişmeler
üzerine, "herşeyin şeffaflık ilkesi"
içinde hareket edildiğini savunan Başkan Öztürk'e
bir anımsatma yapmakta yarar görmekteyiz. 1980 sonrası
bu ülkede kavramların içi boşaltıldı.
Şeffaflığı, açık olmayı, denetlemeyi,
denetlenebilirliği, katılımcılığı
vb. kulağa hoş gelen, kimsenin karşı çıkamayacağı
kavramları herkes işine geldiği gibi algıladılar,
aşındırdılar.
Amaç Rantı mı, Meclis Üyelerinin Görevini
mi Engellemek?
Gelelim asıl demek istediğimize...
Belediyelerde rantı engellemek, gündem maddelerinin içeriğini
meclis üyelerinden saklamakla ya da daha önceden göndermemekle
engellenebilir mi?
Seyhan Belediyesi'nde rantın önüne geçilmek isteniyorsa,
gerek Başkan Öztürk gerekse bürokratları, belediye
meclis üyelerinin görevlerini daha iyi koşullarda yerine
getirmeleri için önlem almaları gerekir. Meclis üyelerine,
gündem maddelerini daha önceden inceleyerek, araştırarak,
hangi imar değişikliğine 'evet', hangisine 'hayır'
diyeceği zaman ve olanak tanınmalıdır. Bu yapılmadığı
durumda belediye meclis üyelerinin görevlerini hakkıyla
yapmalarının önü tıkandığı
gibi, bürokratların dile getirdiği "rant" olgusuna
bilmeden de olsa, geçmişte suçlanan, suçlanmaya
hazır olan bugünkü belediye meclis üyeleri de alet
edilmiş olur!..
Bir anımsatma ve soru: Gündem maddeleri, iktidar partisinin
meclis üyelerine de mi 12 saat önce ulaştırılıyor;
ulaştırılıyorsa, bilgi edinmek istedikleri takdirde
aynı uygulamaya onlar da tabi tutuluyor mu?
Basın Mensubuna Çirkin Saldırı...
Haftasonu Adana SSK Bölge Hastanesi'nin bahçesinde Toros Gazetesi'nin
muhabiri Osman Yavuz'a 5-6 kişi tarafından çirkin bir
saldırı yapıldı. Varlığı yıllardır
bilinen, görsel ve yazılı basın tarafından
zaman zaman haberleştirilen, daha önceki hastane yönetimi
tarafından önüne geçebilmek için çeşitli
önlemler alınan, ancak olumlu sonuca bir türlü ulaşılamayan
"gözlük mafyası" tabir edilen birtakım
kendini bilmezler, görevini yapan muhabir Osman Yavuz'u tekme tokat
dövdüler. Akşam Gazetesi muhabirinin filmlerine, "çektiğin
filmleri bize vermezsen, -Osman Yavuz'u kastederek- kafasına sıkarız"
tehdiyle elkoydular.
Çürümüşlüğün boyutlarını
gözler önüne seren bu çirkin ve kabul edilemez olay
karşısında, elbette emniyet güçleri ve yargı
üzerine düşeni yapacaktır. Ancak daha önemlisi
gerek sözkonusu hastane yönetimi gerekse diğer sağlık
kuruluşlarının yetkilileri, bu tür olayların
önüne geçmek için daha etkin önlemler almak
zorundadır.
Osman Yavuz'a geçmiş olsun dileklerimizle... (21.06.2004)
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR
Buğday Üreticisi Tüccara
Teslim!..
Geçen
yıl Tarım Bakanı Sami Güçlü'nün,
310 bin liralık buğday taban fiyatını açıklamak
üzere geldiği Adana'da çiftçiler için
sarfettiği "... gözünüzü toprak
doyursun" şeklindeki, kabul edilemez açıklaması
hala unutulmadı. Kamuoyunda epeyce yankı bulan bu talihsiz
açıklamanın üzerinden bir yıl geçti.
Bölgemizde buğday hasadı başlayalı haftalar
oldu. Hasad başlanmadan önce, çiftçiler, üretici
birlikleri, örgütleri, ziraat mühendisleri odası
vb. iktidara çağrıda bulunarak, buğday üreticisinin
hiç değilse bu yıl perişan edilmemesini istediler,
destekleme fiyatının erkenden açıklanması
çağrısında bulundular. Böylelikle çiftçinin
tüccara teslim edilmesinin önüne geçilecekti.
Ama olmadı...
Çukurovalı Üretici Bir Vurgun da İktidardan Yedi...
Buğday taban fiyatı, hasadın üzerinden günler
geçmesine karşın açıklanmadı ya
da açıklanmak istenmedi. Çukurovalı buğday
üreticisi, pamukta, soyada, mısırda vb. ürünlerde
olduğu gibi bir yıllık emeğinin karşılığını
alamadı. Kooperatife, bankaya, ilaç bayiine borçlanan
üretici, hasad ettiği buğdayını, alım
fiyatı açıklanmaması üzerine, borcunu, evinin
nafakasını karşılayabilmek için 350 bin
liraya tüccara satmak zorunda bırakıldı.
Böylelikle, bu yıl kuraklık ve dolu yağışları
yüzünden yüzde 60'ları bulan verim kaybıyla
zarara uğrayan Çukurovalı çiftçi bir
vurgun da iktidardan yedi.
Çukurovalı çiftçinin gözünü
şimdilik "toprak doyuramadı". Ama
tüccara teslim edilerek; Sami Güçlü'nün kastettiği
şekilde olmasa da, ölüm fermanı imzalandı.
Bakın, Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı
Ayhan Barut, buğday alım fiyatlarının açıklanmamasını,
geçen hafta yaptığı değerlendirmede şöyle
dile getiriyor:
"Buğday, pamuk, soya ve mısır stratejik
ürünlerdir. Buğday, domates ya da patlıcan değildir.
Bu ürünlerin fiyatları mutlaka açıklanmalıdır.
Hükümet neden alım fiyatı açıklamıyor,
anlamak mümkün değil. Bunun iki nedeni olabilir. İlki,
geçen yıl Adana'da yapılan toplantıda açıklanan
310 bin liralık fiyata gösterilen tepki ve bu yıl yüzde
12'lik enflasyon hesabı nedeniyle bu yıl da düşük
fiyat verilmesi halinde gösterilecek tepkiler. Diğeri de çiftçinin
beklentisi doğrultusunda 400 bin lira ve üstü fiyatı
IMF'ye anlatamamanın çaresizliğidir. Çiftçi
bir kez daha devlet eliyle tüccarın insafına bırakılmıştır"
Tüccarın insafına bırakılan Çukurovalı
buğday üreticisi, kilo başına 25-30 bin lira zarar
ettirilmektedir. Bu tablo, siyasi iktidar temsilcilerine ne kazandıracaktır?
Bugüne kadar yanlış tarım politikalarıyla
üretimden uzaklaştırılan Türk köylüsü,
çiftçisi tamamen yokedilmek mi istenmektedir. İktidar
yetkilileri, buna içtenlikle 'hayır' yanıtı
veriyorsa, o halde bu durumun ivedilikle önlemini de almak zorundadır.
Kaldırım Operasyonları Başlıyor...
Bu sutünlarda daha önce de işlediğimiz "kaldırımları
işgalden" kurtulma operasyonu, geçen hafta
basında yeralan haberlere göre bugün başlayacak.
Adana'da kaldırımların işgalden kurtarılması
çok gecikmiş bir konu. Ancak, Yeni Adana'nın konu üzerinde
bugüne kadar önemle durduğu bir sav var. O da şu:
Kaldırımlar işgalden kurtarılırken, tek
hedef kitle seyyar satıcılar olmamalıdır. Adana'nın
cadde ve bulvarlarının kaldırımlarını,
evlerine üç-beş kuruş ekmek parası götürmek
isteyen seyyar satıcılar işgal etmiyor. Asıl işgal,
işyerlerinin, çokkatlı mağazaların kaldırımlara
uzanan çıkıntılarından oluşmaktadır.
Bir diğer önemli sorun ise, kentin en işlek caddelerinin,
bulvarlarının kaldırımlarında adım
atmaya fırsat vermeyen özel araç işgalidir!
Valilik, Anakent ve Seyhan Belediyesi, Adana'nın kaldırımlarını,
işgalden kurtarmak istiyorsa, önceliği son iki saptamaya
vermeli, ardından da gariban seyyar satıcılara, daha
düzenli bir yerde satış yapmaları için alan
düzenlemelidir. Operasyon, bu yapıldığı takdirde
amacına ulaşır. Aksi halde, bu sutünlarda daha
önce de altı çizildiği gibi kaldırımlar
sadece seyyar satıcılardan temizlendiği takdirde; işyerleri
ve özel araçların işgali için yer açmaktan
başka bir anlam taşımaktan öteye geçemez.(14.06.2004)
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR
Çukurova
Türkiye'nin "Anası" Olmaya
Devam
Edecek, Ama Nasıl!
Adana, geçen hafta önemli konu ve konuklara evsahipliği
yaptı. Geçen ayın ihracat rakamlarını açıklamak
üzere geçen hafta kentimize gelen Türkiye İhracatçılar
Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı,
sadece ihracat gerçekleşmeleriyle değil, başka
konularda görüşlerini açıkladı. Yeni
Adana'nın 2 Haziran'da, "Tarımı unutan, ulusal
bütünlüğünü, birliğini zor koşullarda
sağlayamaz" başlığı altında okurlarına
duyurduğu haberde, TİM Başkanı Satıcı'nın
tarıma verdiği önemi aktardı.
Satıcı'nın, bu konudaki görüşlerini
okuyalım:
“Adana deyince akla Çukurova, Çukurova deyince tarım
geliyor. Tarım deyince de akla maalesef; ne yazık ki, son
10 yılda tarım ve sanayi gelişimleri birbirine rakip
iki sektör gibi algılanmıştır. Sanıyoruz,
moda deyimiyle ‘Tarımdan sanayiye geçiş’
de bu nedenle yanlış yorumlanmıştır. Tarımdan
sanayiye geçmek demek tarımı unutarak sanayiye geçmek
değildir. Tarım dünyanın teknolojisi en gelişmiş
ülkeleri için bile en kadim değerdir. Bu değeri
unutan doyamaz. Bu değeri unutan çevresini koruyamaz. Bu
değeri unutan ulusal bütünlüğünü
ve birliğini zor koşullarda sağlayamaz. Çukurova,
Türkiye’nin anası olmaya, Türkiye’yi beslemeye,
beslerken Türk ihracatçısını geliştirmeye
devam edecektir.”
Çukurova, Türkiye'nin "Anası" Olmaya
Nasıl Devam Edecek!
Sayın Satıcı'nın görüşlerine katılmamak
elde değil. Gönlümüzden geçen değil
ama, çabamız Çukurova'nın Türkiye'nin "anası
olmaya" devam etmesinden yana. Sadece Çukurovalı çiftçilerin
de değil. Genelde Türk tarımı ve çiftçisinin
ulusal tarım politikalarıyla desteklenerek, Türk insanını
olduğu gibi yabancı insanları da beslemesinden yanadır.
Ancak, izlenen tarım politikalarıyla Çukurova, Türkiye'nin
"anası" olmaya nasıl devam edecektir. İşte
Sayın Satıcı, bu konuya açıklık getirmediği
için, yerinde konuşması, temenniden öte geçmiyor.
Eğer toplantıda açıklamadığı
bir önerisi ve çözüm yolu varsa, başında
bulunduğu TİM'in de gücünü arkasına alarak,
özelde Çukurova, genelde de ülke tarımı ve
üreticisinin sorunlarının çözümü
için iktidar nezdinde girişimde bulunması gerekmiyor
mu? Sayın Satıcı, bunu yaparken; tarımla ilgili
meslek kuruluşlarının, örgütlerinin, uzmanların
desteğini de yanına almalıdır.
Unutulmamalı ki, bugüne kadar, gerek tarımla ilgili konu
ve sorunlarda, gerekse başka alanlarda tartışılmayan,
çözüm yolu üretilmeyen hiçbir şey kalmadı.
Çözümü uygulamaktan başka!..
Başkan Öztürk'ün İnsan Odaklı
Hizmet Anlayışı...
Seçilmeden önce olduğu gibi işbaşına
geldiği 28 Mart seçimlerinde Seyhan Belediyesi'nin AKP'li
Başkanı Azim Öztürk, hizmet anlayışını
"insan odaklı" bir anlayışla oturtacağını,
basın açıklamalarında, konuşmalarında,
çeşitli toplantı ve etkinliklerle dillendirmeye devam
ediyor. "Seyhanlı efendi, biz hizmetkarız" diyen
Başkan Öztürk'ün bu söylemleri dinleyenlerin
kulağına hoş geliyor...
Ancak, geçen hafta hemen hemen tüm gazetelerde, DİSK/Genel-İş
Sendikası Adana 2 Numaralı Şube ile, Seyhan Belediyesi
arasında bir süredir, yaklaşık 2 bin işçi
adına sürdürülen toplu iş sözleşmesi
görüşmelerinin tıkanma noktasına geldiği,
belediyede örgütlü sendika sendika tarafından açıklandı.
Görüşmelerde, işverenin, yani Seyhan Belediye Başkanı
Sayın Öztürk'ün işçiye sunduğu
teklif, hiçte "insan odaklı" bir hizmet anlayışıyla
örtüşür biçimde değil!.. Sendika yetkilileri,
işçiler adına yüzde 70 ücret artışı
isterken, işverenin sunduğu teklif ise birinci ve ikinci 6'şar
aylar için yüzde 6-8 arasında değişiyor.
Peki sormak gerekmiyor mu?
"Efendi Seyhanlı"ya, "hizmetkar" Seyhan Belediyesi'nin
çalışanları, emekçileri, günümüz
ekonomik koşullarında, teklif edilen artışla "efendisi"ne
layık bir hizmeti nasıl yerine getirebilecek!.. Yoksa, "efendi
Seyhan" ile "biz hizmetkar" tanımlamasına anlam
değiştirerek, işçi "hizmetkar", belediye
"efendi" anlayışından, "Hizmetkar, efendisinin
verdiğine razı olmalı mı" denilmek mi isteniyor?..(07.06.2004)
Göçler
Olmasıydı, Kentler Olabilir miydi?
Geçen
hafta gerçekleştirilen “Kent Konseyi” toplantısı
Adana gündemini epeyce meşgul etti. Vali İ. Kemal Önal
ve Anakent Başkanı Aytaç Durak’ın da katılıp
birer konuşma yaptığı Kent Konseyi’nde,
çeşitli sivil ve meslek kuruluşları temsilcileri,
ilgi alanlarına giren konu ve sorunlar hakkındaki düşüncelerini
dile getirdi, çözüm önerilerinde bulundu.
Kentin en yakıcı sorununu, Ziraat Mühendisleri Odası
Adana Şube Başkanı Ayhan Barut ile Türk-İş
4. Bölge Temsilcisi Hüseyin Kaya Elbek’in dile getirdiği
Kent Konseyi toplantısında, Vali Önal’ın
konuşması oldukça dikkat çekiciydi.
ZMO Başkanı Ayhan Barut, birinci sınıf tarım
alanlarında yoğunlaşan yapılaşmanın
önüne geçilmesini isterken, Türk-İş
Temsilcisi Hüseyin Elbek ise gittikçe artan işsizliğin
altını çizdi.
GÖÇ OLGUSUNDAN YAKINANLAR VE VALİ ÖNAL’IN
YAKLAŞIMI
Yılllardır yerel yöneticiler “göç”
olgusundan yakınmaktadırlar. Göç elbette bir kent
için sorundur. Ancak doğal olarak insanlar, yaşamlarını
daha rahat sürdürübileceği yerleri tercih edecektir.
Bunun sonucunda da cazibe merkezi niteliğindeki kentlere taşınacaklardır.
Yerel yöneticilerin yakınmalarına kısmen haklı
bir gerekçe oluşturabilecek şekilde, bu insanlar geldikleri
yörenin yaşam biçemlerini de beraberinde yerleştikleri
alanlara taşıyacaklardır. Ama bu durum hiçbir
zaman başlı başına yeterli bir gerekçe
oluşturamaz...
Bir defa “göç”ler olmazsa “kent” denilen
yerleşim alanları oluşamazdı. Kentler olmayınca
da, ne yerel yönetime ne de yerel yöneticiye yani valiye, anakent
başkanına, ilçe belediye başkanına gereksinim
doğabilirdi. Yerel yöneticilerimiz de bir köyde, bir beldede
muhtar ya da belde belediye başkanı olabilirdi...
Dikkat çekmek istediğimiz asıl konu elbette bu değil.
Kente gelen göçerlerin kentli hale getirilmesi için
çalışma yapılması gerektiğine dikkat
çeken Sayın Önal, göç olgusuna net şekilde
açıklık getiriyor ve bakın ne diyor:
“Bunları bağrımıza basıp, kent kültürünü
benimsetmek için çalışmalıyız. Adana’da
iki toplum merkezi var. Bu sayı derhal 30’a çıkarılmalı”
Başta Kent Konseyi toplantıları olmak üzere, Adana’da
bugüne kadar sorunların çözümü yönünde
çok ama çok salon toplantıları yapıldı.
Hepsi konuşulan salonların sütunları arasında
yankılanıp duruyor.... Konuşulanların otel salonunda
kalmamasını temenni eden Sayın Önal’a bu
konuda, otel salonunda bulunan herkes ama herkes destek verir!..
CHP’DE HASAT ZAMANI MI,
YAPRAK DÖKÜMÜ MÜ?
28 Mart seçimlerinden sonra iyice su yüzüne çıkan
CHP’deki parçalanmışlığın önüne
geçmek için “arayışlar” devam ediyor.
Epeyce de süreceğe benzemekte. Sözkonusu arayışlar
Adana’da da parçalı-bulutlu şekilde kendini gösteriyor.
Geçen hafta gazetelere yansıyan ilginç bir haber vardı.
28 Mart seçimlerinden sonra, politik yaşamda “uzun”
kabul edilebilecek süre izni ayrılan İl Başkanı
Serdar Seyhan’ın dönüşünden sonra, İl
Sekreteri Haydar Çağlar, bir gazeteyi ziyaretinde, İl
örgütünün Sayın Seyhan’la yürümeyeceğini,
istifasını istediklerini belirtirken, görevden aldıkları
CHP Seyhan eski İlçe Başkanı Mustafa Köseoğlu’nun
da seçim öncesi “Seçimler para kazanma dönemidir.
Şimdi hasat zamanı, kasamızı dolduralım”
şeklinde konuştuğunu savlamaktadır. Köseoğlu
böyle konuştu mu, konuşmadı mı, bilemiyoruz.
Ancak, Adana gibi bir kentin, adı geçen partinin il sekreteri
böyle açıklama yapıyorsa, ilk aşamada doğru
kabul etmemiz gerekiyor.
Ancak şurası bir gerçek... CHP’yi sadece seçim
zamanlarında “hasat yapmak” için tarla, bağ,
bahçe gören anlayışların yanısıra,
normal zamanlarda da, koskoca örgütü, halka küstüren,
onlarla her türlü organik ilişkisini kesen, emeğe
yüzünü çeviren, evrensel değerlerden uzaklaşan,
‘küçük olsun, benim olsun’ anlayışını
benimseyen merkez ve taşra yöneticilerinin sorumluluğu
da unutulmamalıdır. Uzun yıllar partinin hasadını
toplayanlar, şimdi yaprak dökümünü içtenmiş
gibi nedense şaşkınlıkla izlemektedirler!..
CHP’nin artık bu anlayışı taşımaya
gücü kalmamıştır!..(31.05.2004)
|
|