Yeni Adana.net BAŞYAZI

Ana Sayfa
Yeni Adana'yı Tanıyalım
İç Haberler
Dış Haberler
Başyazı
Yorum ve Köşe Yazıları
Politika
Ekonomi
Spor
Kultur Sanat
Özel Dosyalar
İletişim ve Künye
Duyuru Reklam
Arşiv
Önemli Linkler
Herkes
Ana Arşiv
VERGİ NO
118 BILINMEYEN TELEFOLAR
ASKİSU BORCU ÖĞRENME
NÖBETÇİ
ECZANELER
T.C. KİMLİK NUMARASI
HAVADURUMU
ÖSS

 

 

 

BAŞYAZI
Çetin Remzi YÜREGİR
İşte sonu belirsiz, ucu açık görüşme böyle olur!

17 Aralık'tan bu yana köprünün altından çok sular aktı. Zaten Erdoğan-Gül ikilisinin kolları ile tüm hristiyan dünyasını "kutsayan" papa heykeli önünde, ne getireceğini kestiremedikleri-belki de fazla umursamadıkları-süslü püslü anlaşmayı imzalarken, Türkiye'yi ne kadar kaygan zemin üzerinde tutunmaya zorlayacaklarını hesaba almalıydılar. O anlaşmanın koşulları 3 Ekim görüşmelerini zora sokan entrikaların, dayatmaların ve ard niyetli engellemelerin altyapısını peşin peşin hazırlamaktaydı. Görüşmeler "ucu açık, sonucu garanti edilemeyen, her zaman kesintiye uğratılabilecek, tam üyelikle de bitmeyebilecek, kalıcı derogasyonları önceden tanımlayan" nitelikte olacaktı. Bize alelacele imza ettirilen belge ve benzeri tuzaklarla doluydu. Bu sakıncaları o günlerde bu sütunlarda dile getirirken, ülke bir bayram havası içerisinde "Avrupalıyız" feryatları ile inletiliyordu.
Avrupa'da köprünün altından çok sular aktı. Bir kere Fransa ve Hollanda AB Anayasasını onaylamadı. Birliğin geleceği bir bilinmezliğe, yapısal ilişkileri güvensizliğe yöneldi. Şu gerçek ortaya çıktı: Avrupa hiç bir zaman "birlik" kuramayacaktır ve Birleşik Avrupa yaratılamayacaktır. Sadece Avrupa ulusları çıkar çatışmalarını bir süre için askıya alacaklar ve kapitalist rejimlerinin ortak çıkarları söz konusu olduğunda aralarında fazlaca sürtüşmeli sorunlar bırakmayacaklardır. Zaten "müktesebat" dedikleri nesne de ayrıntılı uzlaşma ve eşgüdüm programının çerçevesini oluşturmaktadır. Bunun yanında her ülke bal alacağı çiçeği yanıbaşında AB'nin içerisinde görmek istemektedir. Avusturya, Hırvatistan için bu yüzden bu kadar şov yapmaktadır. Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri Almanya'nın eski "lebensraum-yaşam alanı" coğrafyası değil midir? Yunanistan ve Kıbrıs Rumu, tüm AB uluslarının "besleme"si olmaktan öte nedir ki? İşte bu hesaplar, bir yıl içinde çıplak gözle görülür hale geldi ve Türkiye'nin üyelik görüşmeleri, bir çarpık ayna gibi gerçeklerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Türkiye'nin AB ülkeleri için önemi baştan beri "stratejik güvenlik" alanı olması idi. Ayrıca iyi ve aç bir pazardı. Genç nüfusu, büyüme yolunda yol alan iş çevreleri ile, "sağlam kazığa bağlanmış" bir Türkiye, Avrupa ülkeleri için gerçekten bal alınacak bir "coğrafya" idi. Ama o kadar! 1963 Ankara Anlaşması, Soğuk Savaş'ın dekoru önünde sahneye konulmuş bir yakınlaşma masalı idi. Ne hükümetler, ne Avrupa halkları Türkiye'yi ve Türkleri kendilerinin arasında görmeyi akıllarından geçirmişlerdi. Ülkemizin kendi iç sorunları, ekonomik alandaki hataları, ulusal çıkarlardan ve Cumhuriyet kazanımlarından bihaber yönetim kadroları Türkiye'yi esasen baştan yanlış olan AB macerasına sürükledi. 17 Aralık'tan sonra maceranın temposu arttı. Kıbrıs Davasından vazgeçildi. Üniter devlet yapısından federatif bölünmelere yol açacak anayasal değişikliklere doğru hızlı gidiş gerçekleştirildi. Etnik yapı, siyasal tüzel kişilikler halinde örgütlenmeye teşvik edildi. AB komiserleri, hükümet erbabı ve sivil toplum kuruluşlarına hudutlar kaldırıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulusal yapımızdaki güvence unsuru olma niteliği zayıflatılmak istendi. 1995 yılında girişilmiş Gümrük Birliği basiretsizliğinin sonuçları iyice alınmaya başladı. Bu durumda AB ülkelerinin Türkiye'yi tam, eşit ve onurlu bir üye yapma diye bir yalana dahi tutunma gereksinimi kalmadı. Teslimiyete odaklanan bu ülke, ileride kendi başına bölgesel güç haline gelme tehdidi olmaktan çıkarılmış oldu!
Bundan Avusturya sözde geri adım atsa da, görüşmeler için hiç bir sakınca kalmadığı ileri sürülecek koşullar yaratılsa da, artık Türkiye, Avrupa Gerçeği'ni çarpık aynada görmelidir. Yapılan yanlışları, ülke içinde ihanete varan gelişmeleri, AB sevdası ile Türkiye'yi AB sömürgesi haline getirmede başrol oynayan politikacıları, işçevrelerini, medya silahşörlerini ibret ve endişe ile gözden geçirmelidir. Avusturya'nın üzerine yıkılan bozgunculuğun aslında tüm Avrupa uluslarının ortak niyetlerini ortaya koyuşunu gözden kaçırmayıp, AB macerasının Türk ulusu için gerçek bir yıkıma gidiş olduğunu kavramalıdır! Kendi ulusal çıkarları adına "görüşmeleri" kesmelidir! (4.10.2005)

 

Son güncelleme: 08.11.2005-15.50