|
|
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Tabela
Zammı, Kent Estetiği ve Popülizm!..
Adana'da
bir süreden beri Kent Konseyi'nin bugün gerçekleştireceği
"Kent Estetiği" odaklı toplantısı
tartışılıyor. Haber merkezimize ve basın
kuruluşlarına ulaşan bilgilere göre Anakent
Belediye Başkanı Sayın Aytaç Durak, günler
öncesinden çağrılarda bulunarak, "324
sivil toplum örgütü başkanı" ile Konsey
üyesinin katılacağı belirtilen Kent Konseyi
toplantısında; kent estetiğini bozan "tabela
kirliliği", "kaldırım işgalleri"
vb. gibi konularda destek istemiş. Sayın Durak, destek
arayışları bağlamında önceki gün
akşam saatlerinde de gazetemizi ziyaret etti, konu hakkındaki
düşüncelerini aktardı...
Yıllardır "Büyük Köy" nitelemesi
yapılan Adana'da gerçek anlamda kent estetiğinin
yanısıra birçok alanda da "kirlilik"
yaşandığı doğrudur.
Peki, Adana bu duruma kendiliğinden mi geldi?
Adana'nın son 30 yıla yakın kaderinde belediye yönetiminde
iki isim görülmektedir. Sayın Selahattin Çolak
ve Aytaç Durak. Günümüzde kent merkezi halen
Kuruköprü'den Küçüksaat civarında
yoğunlaşan Adana'da; yönetimde sözsahibi olan
belediye başkanları bu yoğunluğu dağıtmak
için hangi çabayı sarfettiler? Örneğin,
Sayın Durak'ın çok övündüğü,
eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel'in, de
"Kuzey Adana üniversitelerde ders olarak okutulmalıdır"
savını dile getirdiği bu bölgeden insanlar
hala alışveriş için Küçüksaat'e
geliyorsa bırakın kent estetiğini, gerçek
anlamda bir kentleşmeden nasıl bahsedebilir?
Öte yandan tabela kirliliği, kaldırım işgalleri
Adana'da bugünün yakıcı sorunları da değildir.
Yılların birikimi olan bu sorun, geçmiş yıllarda
dönemin Belediye Başkanı Selahattin Çolak
örneğinde yaşandığı üzere
ortadan kaldırılabilir. Elinde testere, belediye ekiplerinin
usülsüz yerleştirilmiş tabelaları doğrayıp
indirdikleri ve kimsenin "gık"ı bile çıkmadığı
anımsanmalıdır.
TABELA ZAMMINA KATILIMCILIK KILIFI UYDURULUYOR
Sayın Durak'ın konuya ilişkin ziyaretinde, tabela
kirliliği, kaldırım işgalleri konusundaki
düşüncelerimizi dile getirdik. Belediye başkanlarının
çok yakındığı eski 1580 sayılı
Belediye Yasası (yeni yasa şimdilik askıda) bu konuda
başkanlara, belediye meclislerine, encümenlere yetki tanımıştır.
Ancak gelinen nokta somut olarak bir gerçeği gözler
önüne sermiştir ki, yasalar tek başına
yeterli değildir. Önemli olan yasaların doğru
uygulanmasıdır. Anakent Belediye Yasası da kentle
ilgili düzenlemeler içermektedir. Anakent öncülüğünde
Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) ve Altyapı Koordinasyon
Merkezi (AYKOME) oluşturulmuştur. Kentle ilgili bu merkezlerde
alınan kararların ilgili devlet kurumlarınca yerine
getirilmesi de yasal güvenceye alınmıştır.
Bu kurumlar adeta işlevsiz konuma getirilirken, Sayın
Durak, aldığı, alacağı kararlarında
yasal yaptırımı olmayan Kent Konseyi'ne neden gerek
duyuyor? Katılımcılığa gerçekten
değer mi veriyor?!
Burada küçük bir anımsatma yapalım: 14
Haziran 2004 tarihinde yine bu sütunlarda "Kaldırım
Operasyonları Başlıyor" başlığı
altında aynı konuyu işlemişiz. Valiliğin
de desteği alınarak Seyhan ve Yüreğir Belediyeleri
ile Anakent Belediyesi işbirliğinde yürütülmesi
öngörülen uygulamadan hangi olumlu sonuç alındı,
kim açıklayabilir!..
Şimdi gelelim bugünkü "Kent Estetiği"
konulu Kent Konseyi toplantısına...
Yeni Adana'nın haber sütunlarında da okuyacağınız
üzere 324 Konsey üyesinin katılacağı ileri
sürülen toplantıda, büyük olasılıkla
kent estetiğini bozan görüntülerin ortadan kaldırılmasına
yönelik karar alınacak. Tavsiye niteliği taşımaktan
öte bir anlamı olmayacak bu toplantı da, "salon
etkinliği" olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugünkü toplantı demokrasinin gereği olarak
"katılımcılık" şeklinde kesinlikle
değerlendirilmemelidir. Çünkü Sayın Durak
bugüne kadar meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütü
temsilcilerini "işsiz güçsüz" olarak
nitelemiş, siyasi gelecek peşinde koşmakla suçlamıştır.
Altını kalın çizgilerle çizmekte yarar
görüyorum ki, bugünkü toplantıda sadece
vitrin işlevi üstlenecek katılımcılar,
toplantı sonunda kent ve kentli adına görev ve sorumluluklarını
yerine getirmenin rahatlığı ile ayrıldıklarını
kesinlikle düşünmemelidirler.
Neden mi? Çünkü günler öncesinden tabela
kirliliğini basın aracılığıyla
gündeme getiren Sayın Durak'ın asıl amacı
kent estetiğine çeki düzen vermek değil, Yeni
Adana'nın kısa bir süre önce birinci sayfasından
"Tabela kirliliğinin altından zam çıktı"
başlığıyla verdiği gibi vtabela vergisi
zamlarına kılıf uydurmaktır!
NOT: 17 Aralık'tan bu yana elimde olmayan bir nedenden dolayı
raporlu idim. Bu yüzden her pazartesi yazdığım
"Kentimizde Geçen Hafta"yı, raporumun sona
ermesini de gözönünde bulundurarak bu defaya mahsus
bugüne aldım. Saygılarımla. 04.02.2005
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
[email protected]
Adana’da
Kıpırdanma Yaşanıyor
Adana,
haftayı yoğun bir tempoyla geçirdi. Haftaya damgasını
vuran olay ise Anakent Belediye Başkanı Aytaç
Durak’ın yerel basın yayın kuruluşları
ve çalışanları için söylediği
söz oldu. Yeni Adana, konuya ilişkin görüşlerini
okurlarına yansıttığı için
bu sütunlarda bir kez daha aynı konuyu işlemeyi
gereksiz buluyorum. Ancak şunu da belirtmekten geçemeyeceğim.
Toplumun genelindeki aşınmadan basın da payına
düşeni almaktadır. Bu doğrudur. Fakat, bu
durum Sayın Durak’ın kesinkes haklı olduğunu
göstermeye yetmez. Basının bugünkü durumundan
şikayet edenler, kendi sorumluluk ve paylarını
da gözardı etmemelidir...
Adana’da son günlerde iç ve dış olaylara
karşı bir kıpırdanma yaşanıyor.
Saadet Partisi (SP) Adana İl Örgütü, Irak’taki
Amerikan vahşetini düzenlediği “Zalimlere
Lanet Mitingi”yle protesto etti. Çeşitli siyasi
parti ve sivil toplum örgütlerinin de destek verdiği
mitinge çevre il ve ilçelerden binlerce yurttaş
katıldı. Adana elbette bu vahşete karşı
sessiz ve tepkisiz kalmamalıydı. Öyle de oldu.
Umarız bu tür açık hava toplantılarını,
SP’den sonra diğer partiler, sivil toplum örgütleri
de düzenler. Çünkü, ABD’nin Irak’taki
vahşetine karşı ne Adanalı ne de Türk
halkı sessiz ve tepkisiz kalmalıdır. Çoluk
çocuk demeden katleden ABD, Irak’ta insanlık
suçu işlemektedir...
Atatürkçü Düşünce Derneği
(ADD) ile Ulusal Kanal Bölge Temsilciliği de hafta sonu
Adana’da etkinlikler düzenledi.
ADD’nin cumartesi ve pazar günü gerçekleştirilen
Akdeniz Bölge Toplantısı’nda, Türkiye’nin
AB üyeliği süreci değerlendirildi. Konuşmacılardan
ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet
Saltık, AB’nin insan haklarını gerekçe
göstererek, Türkiye’yi parçalamaya çalıştığına
dikkat çekerken, ülkemizin 21. yüzyılın
başında emperyalizm tarafından kuşatıldığını
vurgulaması yerinde bir saptamaydı.
Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlüğünün
tehlikeye girdiğine işaret eden ADD Akdeniz Bölge
Sorumlusu Ahmet Kuşçu da, bu kritik dönemde ülke
bütünlüğünü ödünsüz
savunmak için mücadele çağrısında
bulundu.
Ulusal Kanal Bölge Temsilciliği de “Avrupa Birliği
Sürecinde Türkiye Nereye Gidiyor?” başlığı
altında bir panel gerçekleştirdi.
Her üç kuruluşun gerçekleştirdiği
aktiviteler gerçekten yerinde. Ülkemizin, insanlarımızın
özgür geleceği bakımından yaşamsal
önem taşıyan bu aktivitelerin süreklilik kazanması
dileğiyle.
13.12.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
[email protected]
ÇETİN GÜLBASAR
CHP ve AKP
Arasındaki Fark!..
28
Mart seçimlerinde de çoğunlukla yerel yönetimlerde
sözsahibi olan AKP örgütleri, partiiçi çalışmalarını
sürdürürken, CHP üzerindeki ölü toprağını
bir türlü üzerinden atamıyor. Dün, AKP
Adana İl Örgütü’nün, Seyhan Otel’de
düzenlediği “Yerel Yönetimler Bölge Toplantısı”;
aklımıza CHP açısından altı
kalın çizgilerle çizilebilecek birçok
noktayı bir kez daha düşürdü.
Toplantıya katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı
ve Yerel Yönetimler Başkanı Halil Ürün,
başta belediye başkanlarına olmak üzere,
parti yöneticilerine ve meclis üyelerine halktan kopuk
değil, halkla içiçe olmaları gerektiğini
vurgularken, CHP’nin neden bu durumda olduğunu da sanki
özetliyor gibiydi...
Amacımız kesinlikle AKP’nin savunuculuğunu
yapmak değil. Ancak 3 Kasım 2002 ve 28 Mart 2004 seçimlerinde
kim ne derse desin başarısız sonuç alan
CHP, bugüne kadar sorunlarını masaya yatırmadı.
Yatırmadığı gibi partiiçi hesaplaşmalarını
da olabildiğince sürdürdü. Gerek dış
politikada, gerekse iç politikada gelişmelere kulaklarını
tıkayan CHP’nin genel görüntüsü,
Adana’da da farklı olamazdı tabii ki.
Adana kamuoyu, her iki seçimden sonra AKP’nin danışma
kurulları toplantılarına, çeşitli
etkinliklerine tanık olurken, seçimlerden istediği
sonucu alamayan, 28 Mart’tan sonra Seyhan gibi önemli
bir ilçenin de belediye başkanlığını
adeta AKP’ye teslim eden CHP ise, ilçe ve il danışma
kurullarını toplama gereği bile duymadı.
Gerek duymadığı gibi, il örgütü
28 Mart’tan sonra iki başlılığını
sürdürmekte de hala kararlı görünüyor.
Sorun sadece bununla mı sınırlı? Hayır.
Adana çiftçisi kan ağlıyor, CHP yok. Adana’da
işsizlik sorunu kangren haline gelmiş, CHP’de
tık yok. SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na
devir adı altında peşkeş çekilmeye
çalışılıyor, sendikalar, çeşitli
kuruluşlar buna karşı eylemler düzenliyor,
CHP sessiz. Halkevleri, çeşitli örgütler,
İncirlik’te protesto eylemleri yapıyor, CHP ortalıklarda
yok. Bu örnekleri çoğaltmak olası.
“CHP Artık Sokağa Çıkmalı”
Haftasonu sohbet ettiğimiz CHP’li bir dostumuz da bizimle
aynı görüşte olmalı ki, CHP’nin
bugünkü yönetim anlayışıyla bırakın
iktidara gelmeyi, muhalefet görevini bile üstlenemediğine
dikkat çekti. CHP’nin “konuşmaktan”,
“tartışmaktan” öte, eyleme geçmesi
gerektiğini kaydeden CHP’li dostumuz elbetteki bu tespitlerinde
yerden göğe haklı idi. CHP bunları yapmayınca
yarattığı boşluk da doğa gereği
olarak birileri tarafından dolduruluyor.
Hayal Park’ın Çevresi’nde Konut
Fiyatları Yükselecek mi?..
Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk, ismi
henüz konulmasa da “Hayal Park” adı altında
bir park yapmaya karar vermiş. Kendinden önceki Başkan
Yıldıray Arıkan da Seyhan’da birçok
park hizmetine imza attı. 5 Ocak’ta temeli atılması
düşünülen “Hayal Park”la ilgili
geçen hafta basın toplantısı düzenleyen
Başkan Öztürk, parkla ilgili bilgi verirken, yapılacak
parkın çevresindeki konut ve kira bedellerinin yükseleceği
düşüncesinden hareketle, semt ismi vermekten kaçındığını,
ancak bunu basın mensuplarıyla paylaşabileceğini
söyledi. Konut ve kira bedellerinin yükselmesinden çekindiği,
haksız kazanç elde edileceği kuşkusunda
haklı görünen Başkan Öztürk’ün
kamuoyuyla paylaşmadığı semtin ismini, gazetecilerle
paylaşınca, ertesi gün bazı gazetelerde semtin
ismi yazıldı. Merak etmekte haksız mıyım
acaba? Adana basınını yakından takip ettiğini
düşündüğüm müteahhitler, konutlarını
kiraya verecek evsahipleri, 5 Ocak’tan sonra bir yıl
içinde tamamlanacağı belirtilen “Hayal
Park”ın çevresinde, gazete haberlerinden sonra
mevzilenmeye başlamışlar mıdır? Başkan
Öztürk, madem ki semt ismi vermeyecekti, bunu gazetecilerle
neden paylaştı? Haklı düşündüğünü
kabul etmek istediğimiz bir konuda, amacına ulaştı
mı?06.12.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Trafik Sorunu, Kentlilik
Kültürü ve Yerel Yönetimler
Haftasonu, Anakent Belediyesi'ne ait bir otobüsle gazeteye
gelirken, kentin kronikleşmiş bir sorunuyla bir kez
daha yüz yüze geldim. Kentin en merkezi, araç ve
insan trafiği açısından en yoğun
olduğu Küçüksaat'te, otobüs kaptanı,
yolcuların bindiği ön kapıyı açarak,
bir bisiklet sürücüsünü, "otobüsün
altına girip ezileceksin, dikkatli olsana" diye uyardı.
Bisiklet sürücüsü ise, otobüs kaptanına,
"kardeşim çok sessiz geliyorsun" şeklinde
ilginç yanıt verince, yolcular arasında kentin
trafik açmazı ve kentlilik kültürü üzerinde
yorumlar yapılmaya başlandı. Ön sıralarda
oturan yaşları biraz ilerlemiş iki bayan yolcudan
birisinin yanıtı trafik düzenlemesi bakımından
önemli ve çarpıcıydı. Sözkonusu
bayan, bisiklet sürücülerinin, kentin en işlek
caddelerine sokulmamasını öneriyordu.
Haklı olabilir miydi, öneriyi ortaya atan bayan. Bize
göre haklıydı. Ancak, çoğu zaman ülkemizde
haklı olmak yetmiyordu.
Bisiklet sürücüleri için gelişmiş,
çağdaş ülkelerde ayrı yollar bulunduğunu
hepimiz biliyoruz. Ancak Türkiye genelinde olduğu gibi
Adana özelinde de, bu önerinin yaşama geçirilmesi
için altyapı hizmeti ne yazık ki bulunmuyor,
bulunsa da yeterli durumda değil. Ancak daha çarpıcı
ve düşündürücü sorun ise insanlarımızın
kültürüyle ilgili. Üstelik yayasından
araç sürücüsüne kadar. Yaya geçitlerinde
kendilerine göre sağ şeridi kullanmayan, yaya şeridinin
tam üzerinde hatta biraz daha ilerisinde duran araçlar,
günlük yaşantımızın artık
kanıksadığımız olaylar zincirinde
yerini çoktan aldı bile... Üstelik kanıksadığımız
bu durumlar sadece trafik akışıyla sınırlı
da değil...
Bu sorunların üstesinden gelmek için elbette alt
ve üst yapı hizmetlerinin yanısıra, insanlarımızı
kentlilik bilincine eriştirecek çabalar gerekiyor.
İnsanlara, kentlerde yaşamanın bir bedeli ve sorumluluğu
öğretilmelidir. Bunlar gerçekleştirilmediği
takdirde, ayrı bisiklet yolları yapılsa, yaya
üst ve altgeçitleri yapılsa da değişecek
çok şey olmayacağı acı bir gerçek
olarak önümüzde duruyor.
Ancak bu gerçek belediyelerimizin Küçüksaat,
5 Ocak Meydanı gibi belli başlı merkezlerinin
yanısıra, kentin çeşitli yerlerine yayaların
kullanacağı alt ve üstgeçit yapmasını,
ilgili birimlerle trafik akışını düzenleyici
çalışma ve hizmetleri yapmasına engel değil.
Özellikle, Adana-Mersin arasındaki eski E-5 Karayolu'nda
bu düzenleme ivedilikle yapılmalıdır. İnsanlar
karşıdan karşıya geçerken orta refüjden
geçmek için adeta canbazlık yapmakta ya da bariyerlerin
demirlerini kesmek zorunda kalmaktadırlar. Üstelik zaman
zaman ölümlere ve yaralanmalara yolaçan trafik
kazaları da mutlaka gözönüne alınmalıdır.
Belediyeler kentle ilgili hizmetlerini gerçekleştirirken,
birini diğerinden ayırmadan, insanları kentlilik
bilincine eriştirecek çabalara eşzamanlı
imza atmalıdır. Bu çabalarda elbette sadece belediyeler
dahil yerel yönetimlerin çalışmaları
yeterli olmayacaktır. Sivil toplum örgütleri, meslek
kuruluşları da bu çabanın içine
çekilmeli; elbirliğiyle yaşanabilir bir Adana
için güçbirliği oluşturulmalıdır.
Aksi takdirde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra
da daha bu tür yazılar çok kaleme alınır.
(29.11.2004)
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Karataş’ın Anakent’e Bağlanma Tartışmalarına
CHP de Katıldı
Karataş
ilçesinin Adana Anakent Belediyesi’ne bağlanması
yönündeki hararetli tartışmalar tüm toplum
kesitlerinde devam ediyor. Herkes konuya kendi bakış
açısını yansıtınca, zihin bulanıklığı
da doğal olarak kaçınılmaz oluyor. Tartışmaları,
“bağlanma” veya “bağlanmama”
şeklinde sürdürmek kafa karıştırmaktan
öteye geçmeyecektir. Karataş’ın Anakent’e
bağlanması ya da bağlanmamasının karşılıklı
kazanım ve kayıplarını, geçen hafta
bu sütunlarda dile getirmiştim. Yeni Adana da, geçen
hafta tartışmaya farklı bir bakış
açısıyla yaklaşarak, konuya ilişkin
görüşlerini okurlarına duyurmuştu.
5216 sayılı yeni yasa Başkan Durak’ın
da zaman zaman dile getirdiği gibi Anakent Belediyelerine
geniş yetkiler sağlamıştır. Peki bu
durumda, kamuoyunda sorgulanması gereken başlıca
konu Karataş’ın Anakent’e bağlanması
mı, yoksa, sağlanan bu geniş olanaklarla, kentin
öncelikli -örneğin adına ister Hafif Raylı
Sistem isterse Metro denilsin- sorunlarının çözümünde
kullanılmasının tartışmaları
mı olmalıydı? Elbette, kamuoyunda sorgulanması,
tartışılması gereken başlıca
konular, Adana’nın sorunlarının çözümü
olmalıydı. Denilebilir ki, Karataş’ın
sorunları Adana’dan ayrı ele alabilir mi? Ne Karataş’ın,
ne de ülkenin bir başka bölgesindeki bir ilçenin,
beldenin sorunlarının genelde birbirinden ayrı,
bağımsız olduğunu kimse iddia edemez. Bizim
de böyle bir düşüncemiz yok.
Ama, şurası bir gerçek ki, bazı ilçelerin
Anakent’e bağlanması yönündeki tartışmalarla,
Adana’nın adeta kronik duruma gelmiş sorunları
da gözardı edilmeye, unutturulmaya çalışılmaktadır.
Anakent Belediyesi, kendisine tanınan geniş yetkililerle,
ivedilikle bu sorunları çözmelidir. Bu sorunları
çözdüğü zaman sıra, şu anda
tartışmaları süren konulara gelmelidir. Tartışmalar
o zaman inandırıcı olabilir. Aksi takdirde, Karataş,
Anakent’e bağlansa bile, Adana’nın bugünkü
durumunu gözönüne aldığımızda,
değişen ne olacaktır?
CHP İl İç Sorununu Çözmeden, Karataş
Tartışmasına Girdi
Karataş tartışmalarına, ilgimizi çeken
bir kurum da dahil oldu. Geçen hafta, yerel bir gazetede,
siyasi parti il başkanlarının da Karataş’ın
Anakent’e bağlanması yönündeki görüşlerine
yer verildi. Bunların arasında CHP İl Başkanı
Sayın Serdar Seyhan da bulunuyordu. Haberde, il başkanlarının
Karataş’ın Anakent’e bağlanması
halinde büyük bir avantaja sahip olacağı dile
getiriliyordu. Karataş’ın bu “fırsatı
tepmemesi” çağrısında bulunan il
başkanları, ilçenin düzenli gelişeceğinden,
yatırımların yağacağından, turizm
patlaması yaşanacağından, bundan Karataş
halkının da nasibine düşeni fazlasıyla
alacağından bahsediliyordu.
Konuyla ilgili görüş belirten diğer il başkanlarına
diyeceğimiz bir şey yok, ama CHP İl Başkanı
Serdar Seyhan’a bir iki sözümüz elbette var.
28 Mart seçimlerinden sonra, iki başlı bir görüntü
çizen CHP Adana İl Örgütü, bugüne
kadar kentin yaşamsal sorun ve konularında ağırlığını
hissettirmedi, hissettirmekten de özenle kaçındı.
Sorunları tartışmadı, irdelemedi, bunun
doğal sonucu olarak çözüm de üretmedi.
Ama şimdi, sonu ve amacı belli olmayan (!) Karataş’ın
Anakent’e bağlanması yönünde görüş
ortaya atıyor. Bu görüş, CHP İl Başkanı
Sayın Serdar Seyhan’ın kişisel görüşü
mü, yoksa il yönetiminin ortak görüşü
mü bilemiyoruz. Ancak her iki olasılıkta da, araştırılmadan,
bir gazetecinin sorusu karşısında, sırf
yanıt olsun diye verilen bir demeç olduğu da
gün gibi aşikar.
Eğer CHP İl, bundan sonra, Adana’yla ilgili sorun
ve çözümlerin içinde yer alacaksa ki almalıdır,
önce örgüt içindeki iki başlılığa
son vermelidir. Gerekirse, olağanüstü kongre kararı
almaktan dahi çekinmemelidir. Mevcut il başkanı
da, il sekreteri de ya da bir başkaları da gücüne
inanıyorsa, başarılabileceğine inanıyorsa,
demokratik haklarını kullanır aday olur. Bunu
yapmadığı takdirde, tartışmaların
da çözümlerin de içinde ağırlığını
hissettirmesi olanaksızdır. 22.11.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Yüreğir
İlçesi'ne de Destek Olunmalı!
Adana'da
son günlerde, sahil ilçe Karataş'ın Anakent Belediyesi'ne
bağlanması yönünde bir tartışma başlatıldı.
Karataş'ın, Anakent Belediyesi'ne bağlanması durumunda
gerek Adana'nın gerekse Karataş'ın ne gibi bir kazanım
elde edeceğini, elbette tartışmayı başlatanlar
öneriyi ortaya atanlar enine boyuna irdelemişlerdir.
Bugünkü gazetemizde de göreceksiniz. Karataş'ın
Adana Anakent Belediyesi'ne bağlanması yönündeki
girişimler sürerken, haftasonu Karaisalı İlçe
Belediye Meclisi olağanüstü toplanarak toplanarak, Anakent
Belediyesi'ne bağlanma kararı aldılar. Karaisalı
Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Kuşçu, Anakent'e
bağlanma kararını, 5216 sayılı yeni Büyükşehir
Belediyeleri Kanunu'nun, bu belediyelere büyük olanaklar tanımasından
dolayı, belediyelerinin içinde bulunduğu parasal açmazdan
kurtulmak için aldıklarını söylüyor.
Peşinden de kendileri gibi sıkıntı içerisinde
olan ilçe belediyelerinin Anakent'e bağlanmalarını
öneriyor.
Karaisalı İlçe Belediyesi, yasaların kendine
tanıdığı bir durumu yerine getirmiş, böyle
bir karar almıştır. Buna diyebileceğimiz bir şey
yok.
Gelelim, asıl konumuza...
Geçen hafta Vilayet'te İl Koordinasyon Toplantısı
yapıldı. Yeni Adana'nın "Yüreğir'de
hizmete parasal engel", diğer birçok gazetenin ise "Yüreğir
proje fukarası" başlığı altında,
kamuoyuna aktardığı haberler yer aldı.
Yeni Adana okurlarına, Seyhan İlçe Belediyesi'nin 2004'te
toplam 40 projesinden 7'sini tamamladığını, 24'ünün
ise devam ettiğini, sözkonusu projeler için 16 trilyon
67 milyar lira kaynak ayrıldığını, Belediye
Başkan Yardımcısı Halis Bilden'in ağzından
duyurdu.
Yüreğir'de ise durum hiç içaçıcı
gözükmüyordu. Yüreğir Belediyesi Başkanvekili
Süleyman Çelik'in verdiği bilgilere göre, 24 projesinden
ancak 3'ünü tamamlayabilen, 9'unu devam ettiren Yüreğir
Belediyesi'nin 11 projesinin ise halen ihale aşamasında olduğunu
öğrendik. Yine, Başkanvekili Çelik'in açıklamasından
"bir kez" daha çarpıcı bir gerçek
ortaya dökülüyor:
Çelik, “Maddi sıkıntıdan dolayı gerçekleşen
projemiz diğer belediyelere ve kurumlara oranla çok gerilerde
kaldı. Maalesef bu konuda büyük sıkıntı
yaşıyoruz. İnşallah önümüzdeki
dönemlerde daha iyi durumlara geleceğiz”
Peki, parasal sıkıntıdan kurtulmak için Anakent'e
bağlanma kararı alan Karaisalı Belediyesi, bugünkü
Anakent Meclisi tarafından onaylandığı takdirde
parasal sıkıntıdan kurtulacak da, Yüreğir
Belediyesi, 1989'dan bu yana Adana'nın merkez ilçesi değil
mi? Anakent Belediyesi, "kentin üvey evlat" konumundaki
Yüreğir'e proje aşamasından tutun, hizmetlerin
yerine getirilmesi için gerekli katkı ve desteği sunmuyor.
Eğer, "sunuluyor" deniliyorsa, İl Koordinasyon Toplantısı'nda
Başkanvekili Süleyman Çelik'in açıklamasına
ne demeli.
Diliyor ve umuyoruz ki, Adana'nın ayrılmaz bir parçası
Yüreğir, bugüne kadar olduğu gibi kaderiyle başbaşa
bırakılmaz. Bırakılmamalı da, çünkü,
2000'li yılların metropolü olacağı savlanan
Adana'nın bir ilçesi gelişip, büyürken, "nehrin
öbür yakasındaki" yüzü, bu haliyle kaldığı
sürece, çağdaş, modern, gelişmiş bir
Adana'dan bahsetmek mümkün değil.
Gerçekten, parasal sıkıntı içindeki ilçe
belediyeleri, yeni yasayla Anakent Belediyeleri'ne büyük olanaklar
sağlandığı gerekçesiyle, bu sorunlarından
Anakent'e bağlanarak kurtulacaklarsa, bu işe önce ve
ivedilikle Yüreğir'den başlanmalı.08.11.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Gecikmiş Bir Yazı ve Çukobirlik
Kentimizde
kurulu Çukobirlik, yıllardır kamuoyunun gündeminden
hiçbir zaman düşmedi. 60 bine ulaşan üretici
ortağıyla devasa bir kuruluş olan Çukobirlik,
tarihinin en sıkıntılı dönemlerini yaşıyor.
Konu başlığı seçtiğimiz Çukobirlik'te
yaşanan gelişmeleri, aslında 22 Ekim'de, 5 yıl
Genel Müdürlük görevi yapan Yakup Şahin'in görevden
alındığı gün, manşet başlığı
yaptığımız "Çukobirlik'te şok
gelişme" haberiyle bu sütunlarda kaleme almayı düşünmüştük.
Ancak o haftaki gelişmeler buna fırsat tanımayınca,
bugüne kaldı...
Çukobirlik'in son yıllarda yaşadığı
sıkıntıları, sorunları herkes tartıştı,
konuştu, hatta çözüm önerileri de üretti.
Ancak, Çukobirlik'in kurtarılması yönünde
bir arpa boyu yol alınmadığı da bugün yaşanan
gelişmelerle kendini somut olarak göstermiştir.
Peki, Çukobirlik'in bugünkü durumundan kimler sorumludur
ya da suçludur? Siyasi iktidarların genel politikaları
mı "Çukobirlik"i bu duruma düşürmüştür?
Çukobirlik yönetimi mi? Ya da, Birliğe "Çukoçiftlik"
nitelemesi yapan Adana mı, Adanalı mı?
Öyle geliyor ki, sıralanan 3 soruya da aslında birbirinden
kopuk, bağımsız yanıt vermek olası değil.
Elbette siyasi iktidarların genel politikaları, Türkiye'nin
ve Ortadoğu'nun en büyük entegre tesisi, dünyada
da sayılı kuruluşlar arasında bulunan Çukobirlik'in
bugünkü içler acısı durumundan sorumludur.
Ama, konuya sadece bu açıdan baktığımızda,
aynı yasaya tabi Ege'de kurulu TARİŞ'in de, bir dizi
sıkıntı ve sorunları bulunduğu gerçeğini
unutmadan, yapısal sorunlarını büyük ölçüde
çözüme kavuşturduğunu gözardı
etmemiz gerekmez mi?
Yönetim Kurulu'ndan Genel Müdürlük hiyerarşisine
kadar Çukobirlik yönetimi mi, yaşananlardan sorumludur?
Evet, büyük ölçüde yaşanan sıkıntı
ve sorunlardan gelmiş geçmiş Çukobirlik yönetimleri
her kademesine kadar sorumludur. Bunun son ve somut örneklerini,
bir ay içinde yaşayarak, gördük. Birlik'te 5 yıldır
Genel Müdürlük yapan Yakup Şahin, Yönetim Kurulu'nun
ani bir kararıyla görevinden alınıyor. Kimileri,
doğal olarak uygulamayı kurum içi tasarruf şeklinde
değerlendirebilir, saygıyla karşılarız.
Ancak, tüm hakları saklı kalmak üzere, yüksek
bir ücretle, aynı kişi, Genel Müdür Danışmanlığı'na
getirilirse, oturup, biraz değil, iyice düşünmemiz
gerekir. Şahin başarılı bir genel müdürlük
yaptıysa neden görevden alındı? Yanıt, "Yok,
değildi" deniyorsa, neden danışmanlık görevine
getirildi?
Devam edelim.
Şahin'den boşalan göreve getirilen, ve, geçmişte
Birlik'te yüksek kademede görev yapmış Hüseyin
Tutar, neden 28 gün tutuldu? Yine mi kurum içi tasarruf diyeceğiz,
ya da Yakup Şahin döneminde de ihalesi devam eden Çukobirlik'e
ait sanayi tesislerinin makinesinin satışında takındığı
tavrın bir sonucu olarak mı ele alacağız, Hüseyin
Tutar'ın görevden alınmasını? Şimdilik,
yeni Genel Müdür Fevzi Kılıç'ın ise,
görevde ne kadar süreyle kalacağı kuşkumuzu
da ayrıca saklı tutmak istiyoruz...
Tüm sorumluluğu bugünkü yönetime çıkarmamak
açısından, tekrarlamak istiyoruz ki, geriye dönük
olarak da Çukobirlik yönetimiyle ilgili, Kurumu bu sürece
taşıyan yönelik sorular yöneltilebilir.
Sorunun en can alıcı yanıtını ise Adana'da,
Adanalı'nın tavrında aramak gerekiyor. Kentinde kurulu
başta kamu kurumlarının Adana'da kapatılmasına
veya komşu illere taşınmasına, özel sektör
kuruluşlarının merkezlerini kent dışına
götürmesine sessiz, tepkisiz kalan Adanalı, (Buradaki
kastımız kentte yaşayan, biçare tek tek insanlar
değil; sendikasıyla, kendilerine sivil toplum kuruluşu
diyen kuruluşlarıyla, birbirlerinden kopuk meslek örgütleriyle,
basınıyla vb. söz sahibi olduklarını iddia
edenler) benzer tavrını Çukobirlik örneğinde
de göstermiştir. Bir siyasi ya da kurum yöneticisi tarafından
bir yakını işe alındığında uygulamaya
ses çıkarmayanlar, iktidar ve yönetim değişikliklerinde
aynı yakını işten çıkarıldığında
Çukobirlik'i "Çukoçiftlik", yöneticilerini
beceriksizlik, kurum üzerinde etkili olan siyasi partileri ve temsilcilerini
partizanlık yapmakla suçlamamış mıdır?
Kısacası Çukobirlik'i elbirliğiyle bu duruma
getirdik. Başka suçlu, sorumlu aramaya gerek var mı?25.10.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
ÇDSO'ya Merkez Park'ta Konser
Salonu İstemi ve Anımsattıkları
Adana
Flarmoni Derneği yöneticileri, geçen hafta Anakent Başkanı
Sayın Aytaç Durak'ı ziyaret edip, 15 Ekim'deki konsere
davet etmişler. Dernek yöneticileri, Başkan Durak'ı,
konsere davet etmekle yetinmeyip, hazır gelmişken, Seyhan
Vadisi'nde yapımı devam eden "Merkez Park"ta da,
Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası'na (ÇDSO) bir konser
salonu istemişler!..
Anımsanacağı üzere, ÇDSO, bir süre
önce Kültür Bakanlığı'nın girişimiyle
Mersin'e taşınarak, Mersin Devlet Bale ve Operası'yla
birleştirilmek istenmiş, konu Başkan Durak'ın
açıklamasıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Sayın
Durak'ın öncülüğünde oluşturulan
kampanya ve girişimle, ÇDSO'nun Mersin'e taşınma
girişimi de sona ermişti.
Evet, ÇDSO, Adana'nın kültür ve sanat yaşamında
önemli bir yer tutmaktadır. ÇDSO'nun Mersin'e taşınmasının
engellenmesi gibi, Adana'nın prestij kurumunun gerçekten
hem Adanalı'nın hem de dışardan gelmesi muhtemel
konukların daha, daha rahat, kente yakışır bir
salonda konser vermesi önemlidir. ÇDSO gibi kurumların
geliştirilip, yaşatılması gerektiğini her
Adanalı gibi ben de istiyorum. Bunun içindir ki, bu gazete,
kurumun Mersin'e taşınma girişiminin engellenmesi için
sütunlarını sonuna kadar açmış, kamuoyu
oluşmasına katkı sunmuştur.
Gelelim, Adana Flarmoni Derneği yöneticilerinin isteği
ve Başkan Durak'ın yanıtına...
Ziyarette, dernek başkanı Sayın Sefa Özler öncülüğündeki
yönetim kurulu, ÇDSO'ya, Merkez Park içerisinde, bir
konser salonu istediğinde, Başkan Durak, teklifi, nazikçe,
"Sonradan pişman olacağımız işleri
yapmayalım" diyerek geri çevirmiş ve, Başkan
olduğu sürece Seyhan Vadisi'ne tek bir yapı bile yapılmasına
izin vermeyeceğini vurgulamış.
"Bu şehir, bu gölü kucaklıyor. Binalarla çirkinleşmesine
ve çevre kirliliğine neden olmasına müsaade etmem"
diyen Başkan Durak'ın konuşmasının bir bölümünü
bu sütunlardan, okurlara aktarmak istiyorum:
"Adana'ya hayat veren Seyhan İçgölü çevresinde
tek bir yapı bile yapılmayacak. Bizden sonra işgal edilen
Adnan Menderes Bulvarı'nı temizledik. Regülatör
Köprü'den başlayacak olan Vadi, Çatalan Barajı'na
kadar Adanalı'nın hizmetinde olacak. Devlet Hastanesi ve Kız
Lisesi etrafındaki çirkin ve ilave yapıları yıkacağız.
Buraları aktif yeşil alan yapacağız. Çünkü
şehrin geleceği açısından bu çok
önemli"
Başkan Durak'ın açıklamasına, sözde
kalmaması koşuluyla yürekten katılıyorum.
Ama, bir dizi anımsatmada bulunmayı da görev kabul ediyorum...
Anakent eski Başkanı Selahattin Çolak'ın, Seyhan
Vadisi'ne Galleria'yı kurmasına karşı çıkan
Başkan Durak, bu tepkisinde ne kadar haklı ise, 1994'te yeniden
işbaşına geldikten sonra aynı rekreasyon alanına,
"köfteci" McDonalds'ı, yine hemen bitişiğine
Migros'u kim yaptırdı. Daha ilerisinde tel örgülerle
çevrilerek, başta çocuklar olmak üzere ailelerin
parayla girebildiği "carting" alanının yapılmasına
kim imza attı. Aynı Vadi'ye, kır kahvelerine, kendi
tesisleri Kürek İhtisas Kulübü'ne, TSYD ve ATO'nun
tesislerine, restaurantlara kim izin verdi. Örnekleri sıralamak
olası...
ÇDSO'ya konser salonu için karşı çıktığı
Merkez Park'ta da, halk arasında, paralı kapalı alanların
oluşturulacağı aylar öncesinden yaygın bir
biçimde konuşuluyor.
Ayrıca, Adana sadece Seyhan Vadisi'nden de ibaret değil. Artık,
yeni Anakent Yasası'yla birlikte, Sayın Başkan'ın,
düne kadar yakındığı ve şikayet konusu
edindiği eksiklikler de giderildi.
Başkanlık Basın Bürosu kanalıyla yapılan
yazılı açıklamadan, Sayın Durak'ın,
ÇDSO yöneticilerine haklı olarak "sonradan pişman
olacağımız işleri yapmayalım" sözünden,
kendi imzası bulunan, yukarıda sıralamaya çalıştığımız
tesislerden dolayı "pişman olduğunu" anlamak
ve kabul etmek istiyor, bundan sonra da bunun gereklerini yerine getirmesini
bekliyoruz.
Çünkü, Yeni Adana'da, Seyhan Vadisi'nde, yukarıda
örnekleri sıralanan tesislerin yapılmasına, yıllar
öncesinden sütunlarında yer vermiş, kimsenin pişman
olmaması için çaba göstermişti.18.10.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Solda
Birlik Sözle Olmuyor!..
CHP
İl Başkanı Serdar Seyhan, geçen hafta bir gazeteye
yaptığı ziyarette, birleşme için gerçekleştirilecek
kongreyle YTP-CHP yakınlaşmasını ve partiiçi
muhalefeti değerlendirmiş. YTP-CHP birleşmesi için,
Seyhan, "Türkiye'deki Sol'u kendi bünyesinde toparlayabilecek,
bugünkü hükümete alternatif oluşturabilecek,
geniş bir yelpazede bütün sosyaldemokratları bünyesinde
toplayıp, kamuoyuna umut ve heyecan verebilecek bir siyasi oluşum
beklentisi vardır. Bu toplumun bir beklentisidir..." demiş.
İl Başkanı Seyhan'ın açıklamaları
doğru ve yerinde!.. Açıklamasının bir başka
bölümünde, 3 Kasım seçimleri sonrasında,
CHP dışındaki bazı siyasi partilerin solda birlik
çalışmalarının bir sonuç getirmediğinin
görüldüğünü kaydeden Seyhan, "CHP'nin
içinde olmadığı ve önderlik etmediği
bir Sol'da birlik hareketinin amacına ulaşamayacağı
bu şekilde ortaya çıkmıştır"
diyor.
İyi ama, CHP, yeniden açıldığı günden
bu yana kendi içindeki dalgalanmayı neden bir türlü
durduramıyor. Sayın Seyhan'ın da dile getirdiği
gibi, toplumun beklentisi olan solda birlikten önce CHP kendini neden
toparlayamıyor? Bunun en yakın ve en somut örneği,
başkanlığını yaptığı CHP
Adana İl Örgütü'nde yaşanmıyor mu?
Daha önce de bu sütunlarda CHP İl'deki fiili durumla ilgili
bakış açılarımız dile getirilmişti.
Ortada hukuki bir İl Başkanı var. Hukuki bir de yönetim
kurulu. Ancak 28 Mart seçimlerinden sonra, önce Seyhan İlçe
Başkanı Mustafa Köseoğlu'nun görevden alınmasıyla
başlayan gelişmeler, İl yönetiminde de kendini
iyice hissettirdi. Herkesin malumu olduğu gibi, Serdar Seyhan tarafından
hazırlanan listeyle yönetime gelen kader arkadaşları,
Seyhan'ı yalnız bırakmayı tercih ettiler. Kim
haklı, kim haksız bilemiyoruz. Ama doğru olan birşey
var ki, o da gizli kapılar ardında, partililerden habersiz
hazırlanan listelerin, delegelerin, üyelerin karşısına
çıkarılmasıdır. Böyle bir yapıda
bundan başka ne sonuç beklenebilirdi ki!..
Sayın Seyhan sosyaldemokratların bir çatı altında
toplanmasını istiyorsa, işe önce başkanlığını
yaptığı il örgütünden başlamalıdır.
Yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla, -tabii hala bu ilişki
varsa- oturup, aralarındaki sorunu, sonuç ne olursa olsun
çözmelidir. Sonuçtan kastımız elbetteki,
gerekiyorsa kendisi de dahil, sosyaldemokratların, toplumun geleceği,
beklentilerinin karşılanması uğruna istifa edebilmeyi
göze alabilmeleridir.
CHP'nin yöneticileri, gerek yerelden merkeze, gerek merkezden yerel
yapılanmaya kadar kendilerini ne zaman sorguladılar acaba?
Konuşmaya, demeçler vermeye gelince, herkes birlik, bütünlükten
bahsediyor. Sosyaldemokratların, CHP'nin ülkenin geleceği
olduğunu dillendiriyorlar. Ama, üzerinden aylar geçmesine
karşın, bırakın parti genel merkezini, Adana'da
gibi önemli bir kentte, örgüt halen iki başlı
görüntüden kurtarılamadı. CHP, daha doğrusu
partinin başındakiler, Adana'da halkın beklentisini
bu şekilde mi karşılayacak. Örneğin, geçen
hafta Adana'yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Sayın
Sezer'i, aralarındaki sorun ne olursa olsun, CHP İl Yönetiminin
tamamı olmasa dahi, karşılamaları gerekmez miydi?
ÇÜ'deki akademik yıl açılışında,
gözlerimiz sadece İl Sekreteri Haydar Çağlar'ın
bulunduğuna tanıklık etti.
Yerelde görünüm böyle olunca, bir süre sonra
kendini feshedecek YTP'nin CHP'ye katılmasıyla, sosyaldemokratların
güçleneceği, toparlanacağı ve daha da önemlisi,
Sayın Seyhan'ın dile getirdiği gibi toplumun beklentisi
yerine getirilmiş mi olacak. Tabii ki hayır. Kısa bir
süre öncesine kadar, partiiçi muhalefet yapıyorlar
diye, üç milletvekilini partiden atan sonrasında ise
yargı kararıyla "3 milletvekili kazanan" Sayın
Baykal'ın kendisi değil miydi.
Toplumun beklentisi sosyaldemokrat tabanda birlik, toparlanma, sözle
olmuyor, ne yazık ki...11.10.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Muhtaçlara
Yardım mı Şov mu?
Aslında
konu hiç yabancı değil!.. Toplumsal dayanışma
sonucu halâ ayakta durabilen ülkemizde geleneksel doku büyük
ölçüde korunduğu içindir ki, ekonomik koşulların
olanca tüm ağırlığına karşın
Türk insanı içinde bulunduğu çaresizliğe
dayanabiliyor...
Geçen hafta Adana’da, Kızılay Şubesi, yoksul
insanlara giysi yardımında bulundu. Konu, çeşitli
yayın organları tarafından değişik biçimde
ele alındı. Bazı yayın kuruluşları,
kurumun Adana Şubesi’nin başındaki kişinin
soyadına göre, “Kızılay Sağlam ellerde”
şeklinde olayı okurlarına yansıtırken, bazı
yayın organları da “Utandıran Yardım”
şeklinde başlıklarla okuyucu kitlesine ulaştı.
Dediğimiz gibi, aslında konu ülkemiz gerçeğine
hiç de yabancı değil. Özellikle ulusal ve dini
bayramlar gibi özel günler arefesinde “hayırsever”
insanlar, özel ve kamu kurum-kuruluşları yoksul ve muhtaç
insanlara “yardım” adı altında çeşitli
kampanyalar düzenliyor. Ancak bu kampanyalar gerçekleştirilirken,
nedense hep basın kuruluşları vardır. Günler
öncesinden basın-yayın organlarının haber
merkezlerine fakslarla, telefonlarla ulaşılarak, “şu
gün, şu yerde, şu kadar muhtaç insana, yardıma
muhtaç okul çocuklarına” vb. “yardım
yapılacağını” ve basın mensupların
hazır bulunması temennisinde bulunulur.
Elbette ki, hayırsever insanların, özel ve kamu kurum-kuruluşlarının
Türk ulusunun geleneksel dokusu doğrultusunda yoksul insanlara
yardım yapmasına hiç kimsenin bir itirazı olamaz,
zaten bugüne kadar da olmamıştır. Bizim itiraz
ettiğimiz nokta, “yardım” adı altında
yapılan bu işlerin gerek kurumlar, gerekse kişiler tarafından
düpedüz bir “şov”a dönüştürülmesidir!..
Bir ramazana daha yaklaştığımız şu
günlerde, daha birkaç yıl önce -belleğim
yanıltmıyorsa- Diyarbakır’da hayırsever
bir kişinin ekmek, yağ vb. yiyecek dağıtımında;
gerçekten bir dilim ekmeğe gereksinim duyan yurttaşlarımızın
birbirini ezen, içler acısı görüntüler
henüz unutulmadı.
Dini inanışları gereği yardım yapanlar,
bu noktada bir gerçeği unutuyor ya da bilinçli olarak
gözardı etmektedir. İslamiyet, yapılan, iyiliği,
yardımı hiçbir zaman açıktan yapılmasına,
insanların onurunu rencide edecek biçimde yapılmasına
izin vermez.
Bahsettiğimiz konu, Kızılay’ın geçen
hafta yapılan yardım şovunda da yaşandı.
Çocukluğumuzdan itibaren “kara gün dostu”
diye öğrendiğimiz Kızılay, bundan sonra bu
tür etkinlikler yapacaksa, bu noktaya özellikle dikkat etmelidir.
Bir başka örnek ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün,
muhtaç insanlara uzun süredir gerçekleştirdiği
sıcak yemek servisinde yaşandı. Bilindiği gibi
geçen hafta sonu, aralarında Mersin ve Adana’nın
da bulunduğu birçok ilde aşevleri yerine, muhtaç
insanların konutlarına sıcak yemek servisine başlayan
Vakıflar da, nedense bu servisinde basının “ilgisi”ne
muhtaç kaldı!.. Bir kap sıcak yemeğe muhtaç
bu insanlar, basın kanalıyla deşifre edildi, meslektaşlarımız
sorular yöneltti, yanıtlar aradı...
“Günah da sevapta gizlidir”. Artık bu kişi
ve kurumlar gerçek anlamda hayır yapmak istiyorlarsa, bu
doğrultudan hareket ederek, yaptıkları, yapacaklarını
kimseyi rencide etmeden yapsınlar. Yoksa, niyetleri ne olursa olsun,
objektif olarak bu tür yardım kampanyanlarıyla bir ikbal
peşinde olduklarını kim yadsıyabilir!..04.102004
ÇETİN
GÜLBASAR
Arıkan, AKP'li Seyhan Belediyesi ve CHP
Seyhan
Belediye Meclisi'nde, daha önce eski Başkan Yıldıray
Arıkan'ın 2003-2004 yıllarını kapsayan faaliyetini
araştırmak üzere kurulan komisyon çalışmalarını
tamamladı. Arıkan'ın belediyenin temizlik işlerinde
kullanılan 82 araç için hayali faturayla 2.7 trilyon
liralık harcama yaptığını ortaya çıkardığı
savlanan komisyon raporu ne kadar gerçekçidir, şahsım
tarafından bilinmiyor. Komisyon raporu yargıya intikal ettirildiğine
göre, Sayın Arıkan hakkında en doğru kararı,
ilgili mercii verecektir.
Ancak, daha aylar önce araştırma komisyonu kurulmasına
karar verilirken, CHP'nin Adana'daki yerel yöneticileri, aynı
zamanda başkan adayları da olan Arıkan'a ne kadar sahip
çıkabildiler. Eğer Arıkan'ın iddia edildiği
bir usulsüzlüğü var idiyse, bundan bir şekilde
CHP'li parti yöneticilerinin haberdar olmaması da düşündürücü
bir konudur.
Burada ne Arıkan'ı savunmak ne de onu yargılamak, suçlu
ilan etmek gibi bir çaba içerisinde olmamız düşünülemez
bile. Ancak, CHP'li üyelerin, meclis oturumunda sergiledikleri tutumu
yadırdığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu ülkede her kim yolsuzluk, usulsüzlük yaptıysa
cezasını çekmeli, hatta cezasız kalmamaları
için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.
Ancak daha yargı karar vermeden, bir insanın da "suçlu"
gibi kamuoyuna lanse edilmesine gözyummak, hiçbir şekilde
kabul edilemez, edilmemelidir de. CHP Seyhan İlçe Örgütü
bu konuda, partisinin meclis üyelerine bağlayıcı
karar aldırması gerekirdi. Neden gerekirdi? Arıkan,
son dönemini CHP çatısı altında bitirdi.
Yeniden aday gösterildi, kazanamadı. Parti içindeki
çekişmeler, Arıkan'ı kabul edip etmeme tartışmaları
doğaldır. Peki, Arıkan 28 Mart'ta kazansaydı,
"en büyük başkan" olmayacak mıydı?
Peki bu durumda, Arıkan hakkında ortaya atılan 2.7 trilyon
liralık usulsüz harcama iddiasını şu an için
doğru olduğunu varsayarsak, bu usulsüzlük CHP'li
Başkan ve belediye meclisinde gün ışığına
çıkmayacak, çıkarılmayacak mıydı?
CHP'li yöneticilerin Arıkan'la ya da başka birileriyle
hesabı olabilir. Anlarız.. Ama bize öyle geliyor ki,
Arıkan hakkındaki iddialar, bir yolsuzluğu ortaya çıkarmadan
çok, Arıkan'ın şahsında, partiyi siyasi
linç etmeye yönelik. Arıkan varsa suçunun cezasını
çeksin, ama kırpıla kırpıla bu hale getirilmiş
CHP'nin de daha beter duruma getirilmesine parti yöneticilerinin
hakkı yoktur.
Vali Kıraç'a "Bilimi" Ön Plana Çıkardığı
İçin Teşekkürler
Son Valiler Kararnamesiyle Sakarya'dan Adana Valiliği'ne atanan
Sayın Cahit Kıraç, 20 Eylül'de görevine başladı.
Kendisi için düzenlenen karşılama töreninde,
kent protokolüyle tanışan Vali Kıraç'ın,
daha sonra İl Genel Meclisi Toplantı Salonu'nda yaptığı
açıklama, kentimiz ve insanımız açısından
önemliydi. 1999'da yaşanan Marmara Bölgesi depreminde,
Sakarya Valisi olan Sayın Kıraç'ın, ayağının
tozuyla geldiği Adana'nın da coğrafi bakımdan
önemli bir deprem kuşağında bulunduğuna vurgu
yaparak, deprem çalışmalarında "bilimi"
ön plana çıkaracağını açıklaması
yüreklerimize su serpti.
Sadece deprem çalışmalarında değil, kentin
birçok sorununun çözümü konusunda, başta
Çukurova Üniversitesi'nin olmak üzere çeşitli
çevrelerden katılımcılarla oluşturulacak
komisyonlarda bilim adamlarına yer verileceğini kaydeden Vali
Kıraç'a çalışmalarında başarılar
dileriz. Çünkü, gerçekten Adana'nın birçok
sorununu çözüme kavuşturmak için bilimsel
verilere dayalı çalışmalara gereksinim duyulduğu
kuşkusuzdur. Sayın Vali'nin, doğru bildiği yolda,
bilim ve bilimsel verileri dikkate alarak; hep yakındığımız
Adana'ya hizmet edeceğine inanıyoruz. Yeter ki, Sayın
Kıraç, çevresinde oluşması muhtemel bir
takım çevrelerin etkileme girişimlerini kulak ardı
etsin.
Bu gazete, bugüne kadar, Adana'nın sürekli konuşulduğunu,
tartışıldığını, ancak ortaya
konulan çözüm önerilerini yaşama geçirmek
için ilgililerin, yetkililerin üzerine düşeni gerektiği
gibi yerine getirmediğini yazdı, çizdi. "'Damdan
düşenin halini damdan düşen" anlar halk sözünde
olduğu gibi; "Sakarya'yı 5 yıl içinde yaşanabilir
bir kent yaptık" diyen Sayın Kıraç'ın,
aynı deprem acısıyla birlikte halen birçok sorunu
yaşayan Adana halkına da, dediği gibi bir kent oluşturma
borcu bulunmaktadır. Böyle bir kenti, Adanalının
Sayın Kıraç'tan bekleme hakkı vardır.27.09.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
SİT Alanında Yoğunluk
Artırmakla Ne Amaçlanıyor?
Seyhan
Belediye Meclisi, geçen hafta olağanüstü olarak
toplandı. Gündemindeki 8 maddenin birçoğunu imar
tadilatı oluşturan Seyhan Meclisi’ndeki detaylar, gazetemizin
cumartesi günkü sayısında okurlarına “Arıkan’a
savcılık yolu gözüktü” başlığıyla
aktarıldı. Kabul edilen ya da görüşülmek
üzere ilgili komiyonlara gönderilen Seyhan Belediye Meclisi’ndeki
imar tadilatlarıyla ilgili gündem maddelerinin herbirinin ayrı
bir yazı konusu oluşturacağı kuşkusuz.
Ancak gündem maddelerinin içinde bir imar plan tadilatı,
SİT alanı içinde olması bakımından
yazı konusu edilmesi elbette kaçınılmazdı.
Sözkonusu imar tadilatı, meclis gündemine, “İlimiz
Seyhan İlçesi, tapunun Tepebağ Mahallesi, 36 pafta,
266 ada, 86 parselin imar plan tadilatı” şeklinde sunulmuştu.
Meclis üyelerine açıklanan sözkonusu imar tadilatının
gerekçesi de hayli ilginçti. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün
Çakmak Caddesi’ndeki Tahtalı Camii yakınlarında
bulunan binaların kiminin 6, kiminin 3 katlı olması
nedeniyle, imar tadilatı değişikliği istediği
belirtiliyordu, gerekçede... Bu doğrultuda, 3 katlı
binaların da, yoğunluk artılarak 6 kata çıkarılarak,
sözümona “ucube” ve “çirkin”
görüntünün önüne geçilmesi amaçlanıyordu.
Avrupa’da “Ufuk Genişletme” Gezisi
Anımsanacağı üzere, sayısal ağırlığını
Seyhan Belediye Meclis üyelerinin oluşturduğu, dolayısıyla
da Ağustos ayında yapılan “görgü”,
“bilgi” ve “yerel yönetimler uygulaması”
adı altında Anakent Meclis üyelerine düzenlenen
Avrupa gezisine de Seyhan Meclis üyeleri daha fazla katılmıştı.
10 gün süren Avrupa gezisinde, meclis üyelerimizin edinebilecekleri
her türlü kazanımın, kentimize somut olarak yansımasını,
yine bu sutünlardan “takip edeceğimizi” de yazmıştık.
Ancak, geçen cuma günü yapılan olağanüstü
oturumda, Avrupa gezisine katılan sayın meclis üyelerinin
pek de bir kazanım elde etmeden Adana’ya döndükleri
ortaya çıktı. Aksi olsaydı, Tepebağ 86,
44, 45 nolu parsellerin birleştirilmesi, Seyhan’ın olağanüstü
meclis oturumunda gündeme gelmez, gelse de, Avrupa’daki benzer
uygulamalarını yerinde gören, deneyim kazanmış
AKP’li meclis üyeleri, böyle bir teklife de, karara da
karşı çıkarlardı.
Özellikle Avrupa gezisine katılan meclis üyelerine sormak
gerekiyor: Gezdikleri Avrupa kentlerinde SİT alanı içindeki
tarihi binalar nasıl korunuyor? Avrupalı meslekdaşları,
bu sorunu nasıl çözüme kavuşturmuşlar.
Meclis üyelerimizin Avrupalıları, acaba Çakmak
Caddesi civarındaki tarihi Tepebağ Mahallesi’ne bağlı
Tahtalı Camii bitişiğindeki ve koruma kapsamında
bulunan binalar ile koruma kapsamı dışındakileri
bir şekilde yoğunluk artırarak mı, sorunu çözmüşler?
Evet... Ülkemizde koruma mevzuatı, adeta “korumama”yı
öngörüyor. Bu bir gerçek. Ama durum böyle diye,
kime rant sağlayacağı tarafımızdan bilinmemekle
birlikte, SİT alanı bitişiğinde çirkin
ve ucube görüntüleri gidermek amacıyla yoğunluk
artırmanın “korumak”la ne gibi ilgisi olabilir.
Karar alıcılar bunu açıklarsa, seviniriz.
SHP’li üye Kenan Sensalıver de bizim gibi düşünüyor
olmalı ki, imar tadilatı yapılmak istenen bölgenin,
SİT alanı içinde olması nedeniyle özellik
arzettiğini anlattı. Tepebağ 86, 44 ve 45 nolu parsellerin
(Çakmak Caddesi’ndeki Tahtalı Camii civarı) parsellerin
birleştirilmesinin yanlış olduğunu kaydeden Sensalıver,
buranın özelliği çerçevesinde değerlendirilmesi
gerektiğini, meclis kürsüsünden dile getirdi.20.09.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR
Tarımda ve Sanayide Strateji
Yoksunu Hale Nasıl Geldik?
İyi
bir taktisyen ne yapması gerektiğini bilendir, iyi bir strateji
uzmanı ise ne zaman nerede ne yapmaması gerektiğini
bilendir.
Yıllardır birçok alanda "arama" adı
altında sürdürülen toplantılara geçen
hafta bir yenisi daha eklendi. Evsahipliğini Adana Sanayici ve İşadamları
Derneği'nin (ADSİAD) yaptığı, "Adana
Kalkınma Toplantıları" ana başlığı
altında, "Türkiye Ekonomisi, Sorunlar ve Beklentiler"
konulu toplantıya "zenginler kulübü" diye de
bilinen Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği
(TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı konuşmacı
olarak katıldı.
Sayın Sabancı'nın konuşmalarını Yeni
Adana "Tarımda ve sanayide strateji yoksunuyuz" başlığı
altında okurlarına aktardı. TÜSİAD'ın,
tarımı ülkenin sosyal ve ekonomik istikrara kavuşması
yolunda en öncelikli sektörlerden biri olarak gördüğünü
anlatan Sayın Sabancı'nın söylediklerine katılmamak
olası değil. Ancak, bu ülkede kimin ne söylediğine
değil ne yaptığına bakmak gerektiği unutulmamalıdır.
TÜSİAD Başkanı Sabancı'nın tarımla
ilgili tespitlerini Adana özeline indirgediğimizde, ortaya
çıkan tablonun içacıcı olmadığı
görülecektir. Strateji yoksunluğundan yakınan TÜSİAD
Başkanı, Adana'daki sanayi ve ticaret kuruluşlarının
yoğunlaştığı bölgelere baktığında,
kendilerine ait tesisler de olmak üzere birinci sınıf
tarım arazileri üzerine kurulduğunu görecektir.
Tarımla ilgili sorunlar sadece bununla mı sınırlıdır?
Elbette değil. Toplumsal yaşamda kısa sayılabilecek
bir yirmi, yirmibeş yıl önce tarımda kendi kendine
yeten 7 ülkeden biri olmakla övünen Türkiye bugün
hangi politikalarla tarımsal ürün ithal eden ülke
konumuna getirilmiştir. IMF'nin, Dünya Bankası'nın
dayatmalarıyla tarım sektörü içinden çıkılmaz
sorunlar yumağı, üretici borç batağında
intihar eden duruma getilirken bugün 'strateji yoksunluğundan'
yakınan TÜSİAD gibi kuruluşlar neredeydi? Sorunları
alt alta yazmanın, sıralamanın pek bir anlamı
yok. Bunlar yıllardır bilinen gerçekler.
Peki bunun sorumlusu dünden bugüne sadece gerek merkezi iktidarlar
veya yerel yönetimler midir? Tarımda olduğu gibi başta
sanayi olmak üzere değişik alanlarda strateji yoksunluğu
yaşanıyorsa, bu durumdan yakınan sanayicilerin, işadamlarının
ve üyesi oldukları kuruluşların ortaya çıkan
tablodan hiç mi sorumlulukları yoktur?
Dünya Bankası'nın tarımda Doğrudan Gelir
Desteği uygulamalarıyla, Türk üreticisi devlet memuru
durumuna getilirken, örneğin TÜSİAD neredeydi? Tarımı,
sanayileşmenin önünde bir yük, bir engel olarak gören;
tarıma destek verilmemesi yönünde çığlık
atan sanayiciler, başta TÜSİAD olmak üzere yerel
sanayici işadamları gibi kuruluşların üyeleri
değil miydi? Yukarıda da değinildiği üzere,
Mersin'den İskenderun'a kadar verimli tarım arazilerinin üzerinde
sanayi-ticaret tesisleri birer mantar gibi türerken, ülke tarımının
bu hale geleceğini TÜSİAD ve benzeri kuruluşlar
görememiş miydi?
Sorumuzu yineleyelim.. Bu tablodan sadece iktidarlar mı sorumlu?
Siyasi karar mekanizması iktidarların, elbette bu tablodan
sorumlulukları var. Ama bu kararların alınmasında
siyasi iktidarları, temsilcilerini etkileyenler kimler acaba!..
Elbette bunun yanıtı, geçmişte anımsanacağı
üzere gazete ilanlarıyla iktidarlar devirip, iktidar kuran
zenginler kulübü...
Ders Yılı Yine Sancılı Başlıyor...
Yeni bir eğitim-öğretim sezonu bugün başlıyor.
Her yıl olduğu gibi yine hamasi nutuklar atılacak, öğrenciler,
öğretmenler bir günlük de olsa baştacı
yapılacak!..
6 bin dersliğe gereksinim duyulduğu en yetkili makamlar tarafından
açıklanan Adana'da, okullar açılmadan önce,
veliler büyük sıkıntı yaşadı.
Sadece Adana'da mı, hayır. Ülkenin genelinde yaşandı
bu sorun. Öğrenci velilerine, Bakan tarafından açıklanmasına
rağmen kayıt parası adı altında işkence
çektirildi. Bu konudaki şikayetler ayyuka çıkmasına
karşın, kamuoyunu tatmin edici bir girişim olmadı..
Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü
yetkilileri, basın-yayın kuruluşlarının
haberleri doğrultusunda, zorla kayıt parası alan okul
yöneticileri hakkında işlem yapılacağını
duyurdular. Ancak yapılan -tabii varsa- işlemin sonuçları,
mağdur öğrenci velilerinden saklandı.13.09.2004
KENTİMİZDE
GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
“Görgü” ve “Bilgi” Edinme Gezisi
Sona Erdi, Şimdi Sıra Hizmette (mi)
ADANA Anakent Belediye Meclis üyelerinin, “görgü”,
“bilgi” ve “yerel yönetim uygulamaları”na
dayanan Avrupa gezisi, geçen hafta sona erdi. Umuyoruz, yerel temsilcilerimiz,
Avrupa’da meslekdaşlarıyla gezinin amacına uygun
düşecek şekilde onlardan birşeyler alabilmişlerdir.
“Alabilmişlerdir” demek zorundayız; çünkü
gezinin temeli bu düşünceye dayanıyordu. Aksi olsaydı,
Avrupa gezisi “görüş alışverişinde
bulunma” şeklinde gerçekleştirilir, ayrıca
Avrupalılar da “görgü”, “bilgi”
ve “yerel yönetim uygulamalarını” zenginleştirmek
amacıyla Adana’ya, Türkiye’ye böyle geziler
yapabilerlerdi!..
Bu sütunlarda, meclis üyelerinin gezisi daha başlamadan
bir dizi eleştiriler aktarılmıştı. Bunları
uzun uzadıya yinelemek gerekmiyor. Ancak ilk yazıda da vurgulandığı
üzere, bazı konuların da geziye katılanlarca açıklığa
kavuşturulması zorunlu gözüküyor.
Anakent meclis üyeleri, gezileri boyunca hangi kriterlere dayanarak,
gittikleri yerlerde yerel yöneticilerle görüştüler
ya da görüşebildiler mi? Eğer görüşme
olanağı yakayabildilerse, 10 günlük gezi kapsamında,
kendilerinin de yaşadıkları Adana’ya nasıl
bir görgü ve bilgi kazanımıyla döndüler...
Başta Anakent Başkanı Sayın Durak olmak üzere,
meclis üyeleri bu ve buna benzer konuları kamuoyuyla paylaşmak
zorundadırlar. Bu açıklamayı yapmadıkları
takdirde, meclis üyelerinin Avrupa gezisi sadece turistik bir geziden
öteye geçmeyecektir. Ama işin daha da acısı;
kararın alındığı meclis oturumda Başkan
Durak tarafından dile getirilen “görgü edinme”
amaçlı gezinin öncesinde, sayın meclis üyelerinin
görgüden yoksun olduğuna inanmamız mı gerekecek!..
Anakent Meclis üyelerinin önünde daha uzun yıllar
var. Görevlerinin henüz başında sayılabilecek
bir sürede Avrupa’yı gezdiler. Ancak bu gezi, sanılmasın
ki unutulacak. Adanalı, önümüzdeki günlerde,
aylarda, yıllarda, yerel temsilcilerinden gezinin sonuçlarını
sorgulayacak, somut hizmetler isteyecek. İşte bunu gerçekleştiremedikleri
takdirde, Sayın Durak’ın dilinden düşürmediği
“siyasi mevta” olacaklarını da unutmamaları
gerekiyor. O halde yerel temsilcilerimizin yapması gereken, Avrupa’da
edindikleri görgü ve bilgiden de yararlanarak, hemen bugünden
itibaren derslerine daha iyi çalışmalarıdır.
Yoksa, bir bakarsınız ki, bizim “önünüzde
daha uzun yıllar var” dediğimiz sürede biter. Bu
satırları yazan kişi olarak, başta Anakent Meclisi’nde
olmak üzere, ilçe belediye meclislerinde çok üye
gördük. Kimileri yaptıklarıyla, önüne
çıkarılan her türlü engele karşın
yapmaya çalıştıklarıyla unutulmadı.
Ama büyük çoğunluğu sadece bizim tarafımızdan
değil, kent halkının belleklerinden silinip gitti!..
Büyük çoğunluğunu iktidar partisinden üyelerin
oluşturduğu, bu bağlamda, gerçek anlamda kent
ve kent halkının yararına olabilecek kararların
alınmasında da bir engelin bulunmadığı Anakent
Meclisi’nde, -muhalefete mensup üyeleri sayısal çoğunluğu
gözeterek şimdilik kaydıyla konu dışı
bırakıyoruz- kısa, orta ve uzun vadeli sorunların
çözümü için hiçbir engelin olmadığı
kanısındayız. Bu açıdan görevlerinin
sonuna kadar da takipçileri olacağız. Bu da unutulmamalı!..
AKP’li Torun, Metro’nun Önündeki Engeli
Gördü: IMF
AKP Adana Milletvekili Sayın Abdullah Torun, geçen hafta
basın mensuplarını kahvaltılı bir toplantıda
biraraya getirdi. Davet gazetemize de ulaştı. Katılamadığımız
sohbet toplantısının detaylarını gazetelerde
okuduk. Sayın Torun, yapımı, inşaası yılan
hikayesine dönen Hafif Raylı Sistem Projesi’nin (Metro
da deniliyor) tamamlanması için gereksinim duyulan 194 milyon
dolarlık ek kredinin önündeki engelin Uluslararası
Para Fonu (IMF) olduğunu dile getirmiş.
Sayın Doğru’nun sözlerini ilginç bir tespit
şeklinde ele alıyoruz. “DP misyonunun devamı”
olduğunu söyleyen AKP, bugün IMF, Dünya Bankası
gibi uluslararası para kuruluşlarıyla ilişkilerini
sıkı bir şekilde sürdürürken bu gerçeği
bilmiyor muydu? Bu tür kuruluşların gelişmekte
olan ve geri kalmış ülkeleri borçlandırarak
batağa sürüklediğini; işçiye, memura,
üreticiye gelince kemer sıktırdığını;
yatırıma, üretime değil, faize, rantiyeye kaynak
aktarımını öngördüğü bilinen
bir gerçek değil miydi?
Sayın Torun, Adana Metrosu için söylediklerinde haklılığını
kanıtlamak için, Meclis’in açılacağı
Ekim ayında, mensubu bulunduğu iktidar partisinden IMF gibi
kuruluşlarla ilişkileri yeniden, ulusal çıkarlar
doğrultusunda gözden geçirilmesi için tüm
gücüyle çaba göstermek zorundadır. İşte
o zaman, yıllardır Adana halkının cebinden milyon
dolarların harcandığı bir proje de tamamlanmış
olur!.. (6.9.2004) |