Herkes'in Kursusu

Ana Ar�iv

 

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Tabela Zammı, Kent Estetiği ve Popülizm!..
Adana'da bir süreden beri Kent Konseyi'nin bugün gerçekleştireceği "Kent Estetiği" odaklı toplantısı tartışılıyor. Haber merkezimize ve basın kuruluşlarına ulaşan bilgilere göre Anakent Belediye Başkanı Sayın Aytaç Durak, günler öncesinden çağrılarda bulunarak, "324 sivil toplum örgütü başkanı" ile Konsey üyesinin katılacağı belirtilen Kent Konseyi toplantısında; kent estetiğini bozan "tabela kirliliği", "kaldırım işgalleri" vb. gibi konularda destek istemiş. Sayın Durak, destek arayışları bağlamında önceki gün akşam saatlerinde de gazetemizi ziyaret etti, konu hakkındaki düşüncelerini aktardı...
Yıllardır "Büyük Köy" nitelemesi yapılan Adana'da gerçek anlamda kent estetiğinin yanısıra birçok alanda da "kirlilik" yaşandığı doğrudur.
Peki, Adana bu duruma kendiliğinden mi geldi?
Adana'nın son 30 yıla yakın kaderinde belediye yönetiminde iki isim görülmektedir. Sayın Selahattin Çolak ve Aytaç Durak. Günümüzde kent merkezi halen Kuruköprü'den Küçüksaat civarında yoğunlaşan Adana'da; yönetimde sözsahibi olan belediye başkanları bu yoğunluğu dağıtmak için hangi çabayı sarfettiler? Örneğin, Sayın Durak'ın çok övündüğü, eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel'in, de "Kuzey Adana üniversitelerde ders olarak okutulmalıdır" savını dile getirdiği bu bölgeden insanlar hala alışveriş için Küçüksaat'e geliyorsa bırakın kent estetiğini, gerçek anlamda bir kentleşmeden nasıl bahsedebilir?
Öte yandan tabela kirliliği, kaldırım işgalleri Adana'da bugünün yakıcı sorunları da değildir. Yılların birikimi olan bu sorun, geçmiş yıllarda dönemin Belediye Başkanı Selahattin Çolak örneğinde yaşandığı üzere ortadan kaldırılabilir. Elinde testere, belediye ekiplerinin usülsüz yerleştirilmiş tabelaları doğrayıp indirdikleri ve kimsenin "gık"ı bile çıkmadığı anımsanmalıdır.
TABELA ZAMMINA KATILIMCILIK KILIFI UYDURULUYOR
Sayın Durak'ın konuya ilişkin ziyaretinde, tabela kirliliği, kaldırım işgalleri konusundaki düşüncelerimizi dile getirdik. Belediye başkanlarının çok yakındığı eski 1580 sayılı Belediye Yasası (yeni yasa şimdilik askıda) bu konuda başkanlara, belediye meclislerine, encümenlere yetki tanımıştır. Ancak gelinen nokta somut olarak bir gerçeği gözler önüne sermiştir ki, yasalar tek başına yeterli değildir. Önemli olan yasaların doğru uygulanmasıdır. Anakent Belediye Yasası da kentle ilgili düzenlemeler içermektedir. Anakent öncülüğünde Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) ve Altyapı Koordinasyon Merkezi (AYKOME) oluşturulmuştur. Kentle ilgili bu merkezlerde alınan kararların ilgili devlet kurumlarınca yerine getirilmesi de yasal güvenceye alınmıştır. Bu kurumlar adeta işlevsiz konuma getirilirken, Sayın Durak, aldığı, alacağı kararlarında yasal yaptırımı olmayan Kent Konseyi'ne neden gerek duyuyor? Katılımcılığa gerçekten değer mi veriyor?!
Burada küçük bir anımsatma yapalım: 14 Haziran 2004 tarihinde yine bu sütunlarda "Kaldırım Operasyonları Başlıyor" başlığı altında aynı konuyu işlemişiz. Valiliğin de desteği alınarak Seyhan ve Yüreğir Belediyeleri ile Anakent Belediyesi işbirliğinde yürütülmesi öngörülen uygulamadan hangi olumlu sonuç alındı, kim açıklayabilir!..
Şimdi gelelim bugünkü "Kent Estetiği" konulu Kent Konseyi toplantısına...
Yeni Adana'nın haber sütunlarında da okuyacağınız üzere 324 Konsey üyesinin katılacağı ileri sürülen toplantıda, büyük olasılıkla kent estetiğini bozan görüntülerin ortadan kaldırılmasına yönelik karar alınacak. Tavsiye niteliği taşımaktan öte bir anlamı olmayacak bu toplantı da, "salon etkinliği" olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugünkü toplantı demokrasinin gereği olarak "katılımcılık" şeklinde kesinlikle değerlendirilmemelidir. Çünkü Sayın Durak bugüne kadar meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütü temsilcilerini "işsiz güçsüz" olarak nitelemiş, siyasi gelecek peşinde koşmakla suçlamıştır. Altını kalın çizgilerle çizmekte yarar görüyorum ki, bugünkü toplantıda sadece vitrin işlevi üstlenecek katılımcılar, toplantı sonunda kent ve kentli adına görev ve sorumluluklarını yerine getirmenin rahatlığı ile ayrıldıklarını kesinlikle düşünmemelidirler.
Neden mi? Çünkü günler öncesinden tabela kirliliğini basın aracılığıyla gündeme getiren Sayın Durak'ın asıl amacı kent estetiğine çeki düzen vermek değil, Yeni Adana'nın kısa bir süre önce birinci sayfasından "Tabela kirliliğinin altından zam çıktı" başlığıyla verdiği gibi vtabela vergisi zamlarına kılıf uydurmaktır!
NOT: 17 Aralık'tan bu yana elimde olmayan bir nedenden dolayı raporlu idim. Bu yüzden her pazartesi yazdığım "Kentimizde Geçen Hafta"yı, raporumun sona ermesini de gözönünde bulundurarak bu defaya mahsus bugüne aldım. Saygılarımla.
04.02.2005

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

[email protected]

Adana’da
Kıpırdanma Yaşanıyor

Adana, haftayı yoğun bir tempoyla geçirdi. Haftaya damgasını vuran olay ise Anakent Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın yerel basın yayın kuruluşları ve çalışanları için söylediği söz oldu. Yeni Adana, konuya ilişkin görüşlerini okurlarına yansıttığı için bu sütunlarda bir kez daha aynı konuyu işlemeyi gereksiz buluyorum. Ancak şunu da belirtmekten geçemeyeceğim. Toplumun genelindeki aşınmadan basın da payına düşeni almaktadır. Bu doğrudur. Fakat, bu durum Sayın Durak’ın kesinkes haklı olduğunu göstermeye yetmez. Basının bugünkü durumundan şikayet edenler, kendi sorumluluk ve paylarını da gözardı etmemelidir...
Adana’da son günlerde iç ve dış olaylara karşı bir kıpırdanma yaşanıyor. Saadet Partisi (SP) Adana İl Örgütü, Irak’taki Amerikan vahşetini düzenlediği “Zalimlere Lanet Mitingi”yle protesto etti. Çeşitli siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin de destek verdiği mitinge çevre il ve ilçelerden binlerce yurttaş katıldı. Adana elbette bu vahşete karşı sessiz ve tepkisiz kalmamalıydı. Öyle de oldu. Umarız bu tür açık hava toplantılarını, SP’den sonra diğer partiler, sivil toplum örgütleri de düzenler. Çünkü, ABD’nin Irak’taki vahşetine karşı ne Adanalı ne de Türk halkı sessiz ve tepkisiz kalmalıdır. Çoluk çocuk demeden katleden ABD, Irak’ta insanlık suçu işlemektedir...
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ile Ulusal Kanal Bölge Temsilciliği de hafta sonu Adana’da etkinlikler düzenledi.
ADD’nin cumartesi ve pazar günü gerçekleştirilen Akdeniz Bölge Toplantısı’nda, Türkiye’nin AB üyeliği süreci değerlendirildi. Konuşmacılardan ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Saltık, AB’nin insan haklarını gerekçe göstererek, Türkiye’yi parçalamaya çalıştığına dikkat çekerken, ülkemizin 21. yüzyılın başında emperyalizm tarafından kuşatıldığını vurgulaması yerinde bir saptamaydı.
Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlüğünün tehlikeye girdiğine işaret eden ADD Akdeniz Bölge Sorumlusu Ahmet Kuşçu da, bu kritik dönemde ülke bütünlüğünü ödünsüz savunmak için mücadele çağrısında bulundu.
Ulusal Kanal Bölge Temsilciliği de “Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye Nereye Gidiyor?” başlığı altında bir panel gerçekleştirdi.
Her üç kuruluşun gerçekleştirdiği aktiviteler gerçekten yerinde. Ülkemizin, insanlarımızın özgür geleceği bakımından yaşamsal önem taşıyan bu aktivitelerin süreklilik kazanması dileğiyle.

13.12.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
[email protected]

ÇETİN GÜLBASAR
CHP ve AKP

Arasındaki Fark!..

28 Mart seçimlerinde de çoğunlukla yerel yönetimlerde sözsahibi olan AKP örgütleri, partiiçi çalışmalarını sürdürürken, CHP üzerindeki ölü toprağını bir türlü üzerinden atamıyor. Dün, AKP Adana İl Örgütü’nün, Seyhan Otel’de düzenlediği “Yerel Yönetimler Bölge Toplantısı”; aklımıza CHP açısından altı kalın çizgilerle çizilebilecek birçok noktayı bir kez daha düşürdü.
Toplantıya katılan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı Halil Ürün, başta belediye başkanlarına olmak üzere, parti yöneticilerine ve meclis üyelerine halktan kopuk değil, halkla içiçe olmaları gerektiğini vurgularken, CHP’nin neden bu durumda olduğunu da sanki özetliyor gibiydi...
Amacımız kesinlikle AKP’nin savunuculuğunu yapmak değil. Ancak 3 Kasım 2002 ve 28 Mart 2004 seçimlerinde kim ne derse desin başarısız sonuç alan CHP, bugüne kadar sorunlarını masaya yatırmadı. Yatırmadığı gibi partiiçi hesaplaşmalarını da olabildiğince sürdürdü. Gerek dış politikada, gerekse iç politikada gelişmelere kulaklarını tıkayan CHP’nin genel görüntüsü, Adana’da da farklı olamazdı tabii ki.
Adana kamuoyu, her iki seçimden sonra AKP’nin danışma kurulları toplantılarına, çeşitli etkinliklerine tanık olurken, seçimlerden istediği sonucu alamayan, 28 Mart’tan sonra Seyhan gibi önemli bir ilçenin de belediye başkanlığını adeta AKP’ye teslim eden CHP ise, ilçe ve il danışma kurullarını toplama gereği bile duymadı. Gerek duymadığı gibi, il örgütü 28 Mart’tan sonra iki başlılığını sürdürmekte de hala kararlı görünüyor.
Sorun sadece bununla mı sınırlı? Hayır.
Adana çiftçisi kan ağlıyor, CHP yok. Adana’da işsizlik sorunu kangren haline gelmiş, CHP’de tık yok. SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devir adı altında peşkeş çekilmeye çalışılıyor, sendikalar, çeşitli kuruluşlar buna karşı eylemler düzenliyor, CHP sessiz. Halkevleri, çeşitli örgütler, İncirlik’te protesto eylemleri yapıyor, CHP ortalıklarda yok. Bu örnekleri çoğaltmak olası.
“CHP Artık Sokağa Çıkmalı”
Haftasonu sohbet ettiğimiz CHP’li bir dostumuz da bizimle aynı görüşte olmalı ki, CHP’nin bugünkü yönetim anlayışıyla bırakın iktidara gelmeyi, muhalefet görevini bile üstlenemediğine dikkat çekti. CHP’nin “konuşmaktan”, “tartışmaktan” öte, eyleme geçmesi gerektiğini kaydeden CHP’li dostumuz elbetteki bu tespitlerinde yerden göğe haklı idi. CHP bunları yapmayınca yarattığı boşluk da doğa gereği olarak birileri tarafından dolduruluyor.
Hayal Park’ın Çevresi’nde Konut
Fiyatları Yükselecek mi?..
Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk, ismi henüz konulmasa da “Hayal Park” adı altında bir park yapmaya karar vermiş. Kendinden önceki Başkan Yıldıray Arıkan da Seyhan’da birçok park hizmetine imza attı. 5 Ocak’ta temeli atılması düşünülen “Hayal Park”la ilgili geçen hafta basın toplantısı düzenleyen Başkan Öztürk, parkla ilgili bilgi verirken, yapılacak parkın çevresindeki konut ve kira bedellerinin yükseleceği düşüncesinden hareketle, semt ismi vermekten kaçındığını, ancak bunu basın mensuplarıyla paylaşabileceğini söyledi. Konut ve kira bedellerinin yükselmesinden çekindiği, haksız kazanç elde edileceği kuşkusunda haklı görünen Başkan Öztürk’ün kamuoyuyla paylaşmadığı semtin ismini, gazetecilerle paylaşınca, ertesi gün bazı gazetelerde semtin ismi yazıldı. Merak etmekte haksız mıyım acaba? Adana basınını yakından takip ettiğini düşündüğüm müteahhitler, konutlarını kiraya verecek evsahipleri, 5 Ocak’tan sonra bir yıl içinde tamamlanacağı belirtilen “Hayal Park”ın çevresinde, gazete haberlerinden sonra mevzilenmeye başlamışlar mıdır? Başkan Öztürk, madem ki semt ismi vermeyecekti, bunu gazetecilerle neden paylaştı? Haklı düşündüğünü kabul etmek istediğimiz bir konuda, amacına ulaştı mı?
06.12.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

Trafik Sorunu, Kentlilik Kültürü ve Yerel Yönetimler
Haftasonu, Anakent Belediyesi'ne ait bir otobüsle gazeteye gelirken, kentin kronikleşmiş bir sorunuyla bir kez daha yüz yüze geldim. Kentin en merkezi, araç ve insan trafiği açısından en yoğun olduğu Küçüksaat'te, otobüs kaptanı, yolcuların bindiği ön kapıyı açarak, bir bisiklet sürücüsünü, "otobüsün altına girip ezileceksin, dikkatli olsana" diye uyardı. Bisiklet sürücüsü ise, otobüs kaptanına, "kardeşim çok sessiz geliyorsun" şeklinde ilginç yanıt verince, yolcular arasında kentin trafik açmazı ve kentlilik kültürü üzerinde yorumlar yapılmaya başlandı. Ön sıralarda oturan yaşları biraz ilerlemiş iki bayan yolcudan birisinin yanıtı trafik düzenlemesi bakımından önemli ve çarpıcıydı. Sözkonusu bayan, bisiklet sürücülerinin, kentin en işlek caddelerine sokulmamasını öneriyordu.
Haklı olabilir miydi, öneriyi ortaya atan bayan. Bize göre haklıydı. Ancak, çoğu zaman ülkemizde haklı olmak yetmiyordu.
Bisiklet sürücüleri için gelişmiş, çağdaş ülkelerde ayrı yollar bulunduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak Türkiye genelinde olduğu gibi Adana özelinde de, bu önerinin yaşama geçirilmesi için altyapı hizmeti ne yazık ki bulunmuyor, bulunsa da yeterli durumda değil. Ancak daha çarpıcı ve düşündürücü sorun ise insanlarımızın kültürüyle ilgili. Üstelik yayasından araç sürücüsüne kadar. Yaya geçitlerinde kendilerine göre sağ şeridi kullanmayan, yaya şeridinin tam üzerinde hatta biraz daha ilerisinde duran araçlar, günlük yaşantımızın artık kanıksadığımız olaylar zincirinde yerini çoktan aldı bile... Üstelik kanıksadığımız bu durumlar sadece trafik akışıyla sınırlı da değil...
Bu sorunların üstesinden gelmek için elbette alt ve üst yapı hizmetlerinin yanısıra, insanlarımızı kentlilik bilincine eriştirecek çabalar gerekiyor. İnsanlara, kentlerde yaşamanın bir bedeli ve sorumluluğu öğretilmelidir. Bunlar gerçekleştirilmediği takdirde, ayrı bisiklet yolları yapılsa, yaya üst ve altgeçitleri yapılsa da değişecek çok şey olmayacağı acı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
Ancak bu gerçek belediyelerimizin Küçüksaat, 5 Ocak Meydanı gibi belli başlı merkezlerinin yanısıra, kentin çeşitli yerlerine yayaların kullanacağı alt ve üstgeçit yapmasını, ilgili birimlerle trafik akışını düzenleyici çalışma ve hizmetleri yapmasına engel değil. Özellikle, Adana-Mersin arasındaki eski E-5 Karayolu'nda bu düzenleme ivedilikle yapılmalıdır. İnsanlar karşıdan karşıya geçerken orta refüjden geçmek için adeta canbazlık yapmakta ya da bariyerlerin demirlerini kesmek zorunda kalmaktadırlar. Üstelik zaman zaman ölümlere ve yaralanmalara yolaçan trafik kazaları da mutlaka gözönüne alınmalıdır.
Belediyeler kentle ilgili hizmetlerini gerçekleştirirken, birini diğerinden ayırmadan, insanları kentlilik bilincine eriştirecek çabalara eşzamanlı imza atmalıdır. Bu çabalarda elbette sadece belediyeler dahil yerel yönetimlerin çalışmaları yeterli olmayacaktır. Sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları da bu çabanın içine çekilmeli; elbirliğiyle yaşanabilir bir Adana için güçbirliği oluşturulmalıdır. Aksi takdirde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha bu tür yazılar çok kaleme alınır. (29.11.2004)

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

Karataş’ın Anakent’e Bağlanma Tartışmalarına CHP de Katıldı

Karataş ilçesinin Adana Anakent Belediyesi’ne bağlanması yönündeki hararetli tartışmalar tüm toplum kesitlerinde devam ediyor. Herkes konuya kendi bakış açısını yansıtınca, zihin bulanıklığı da doğal olarak kaçınılmaz oluyor. Tartışmaları, “bağlanma” veya “bağlanmama” şeklinde sürdürmek kafa karıştırmaktan öteye geçmeyecektir. Karataş’ın Anakent’e bağlanması ya da bağlanmamasının karşılıklı kazanım ve kayıplarını, geçen hafta bu sütunlarda dile getirmiştim. Yeni Adana da, geçen hafta tartışmaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak, konuya ilişkin görüşlerini okurlarına duyurmuştu.
5216 sayılı yeni yasa Başkan Durak’ın da zaman zaman dile getirdiği gibi Anakent Belediyelerine geniş yetkiler sağlamıştır. Peki bu durumda, kamuoyunda sorgulanması gereken başlıca konu Karataş’ın Anakent’e bağlanması mı, yoksa, sağlanan bu geniş olanaklarla, kentin öncelikli -örneğin adına ister Hafif Raylı Sistem isterse Metro denilsin- sorunlarının çözümünde kullanılmasının tartışmaları mı olmalıydı? Elbette, kamuoyunda sorgulanması, tartışılması gereken başlıca konular, Adana’nın sorunlarının çözümü olmalıydı. Denilebilir ki, Karataş’ın sorunları Adana’dan ayrı ele alabilir mi? Ne Karataş’ın, ne de ülkenin bir başka bölgesindeki bir ilçenin, beldenin sorunlarının genelde birbirinden ayrı, bağımsız olduğunu kimse iddia edemez. Bizim de böyle bir düşüncemiz yok.
Ama, şurası bir gerçek ki, bazı ilçelerin Anakent’e bağlanması yönündeki tartışmalarla, Adana’nın adeta kronik duruma gelmiş sorunları da gözardı edilmeye, unutturulmaya çalışılmaktadır. Anakent Belediyesi, kendisine tanınan geniş yetkililerle, ivedilikle bu sorunları çözmelidir. Bu sorunları çözdüğü zaman sıra, şu anda tartışmaları süren konulara gelmelidir. Tartışmalar o zaman inandırıcı olabilir. Aksi takdirde, Karataş, Anakent’e bağlansa bile, Adana’nın bugünkü durumunu gözönüne aldığımızda, değişen ne olacaktır?
CHP İl İç Sorununu Çözmeden, Karataş Tartışmasına Girdi
Karataş tartışmalarına, ilgimizi çeken bir kurum da dahil oldu. Geçen hafta, yerel bir gazetede, siyasi parti il başkanlarının da Karataş’ın Anakent’e bağlanması yönündeki görüşlerine yer verildi. Bunların arasında CHP İl Başkanı Sayın Serdar Seyhan da bulunuyordu. Haberde, il başkanlarının Karataş’ın Anakent’e bağlanması halinde büyük bir avantaja sahip olacağı dile getiriliyordu. Karataş’ın bu “fırsatı tepmemesi” çağrısında bulunan il başkanları, ilçenin düzenli gelişeceğinden, yatırımların yağacağından, turizm patlaması yaşanacağından, bundan Karataş halkının da nasibine düşeni fazlasıyla alacağından bahsediliyordu.
Konuyla ilgili görüş belirten diğer il başkanlarına diyeceğimiz bir şey yok, ama CHP İl Başkanı Serdar Seyhan’a bir iki sözümüz elbette var. 28 Mart seçimlerinden sonra, iki başlı bir görüntü çizen CHP Adana İl Örgütü, bugüne kadar kentin yaşamsal sorun ve konularında ağırlığını hissettirmedi, hissettirmekten de özenle kaçındı. Sorunları tartışmadı, irdelemedi, bunun doğal sonucu olarak çözüm de üretmedi. Ama şimdi, sonu ve amacı belli olmayan (!) Karataş’ın Anakent’e bağlanması yönünde görüş ortaya atıyor. Bu görüş, CHP İl Başkanı Sayın Serdar Seyhan’ın kişisel görüşü mü, yoksa il yönetiminin ortak görüşü mü bilemiyoruz. Ancak her iki olasılıkta da, araştırılmadan, bir gazetecinin sorusu karşısında, sırf yanıt olsun diye verilen bir demeç olduğu da gün gibi aşikar.
Eğer CHP İl, bundan sonra, Adana’yla ilgili sorun ve çözümlerin içinde yer alacaksa ki almalıdır, önce örgüt içindeki iki başlılığa son vermelidir. Gerekirse, olağanüstü kongre kararı almaktan dahi çekinmemelidir. Mevcut il başkanı da, il sekreteri de ya da bir başkaları da gücüne inanıyorsa, başarılabileceğine inanıyorsa, demokratik haklarını kullanır aday olur. Bunu yapmadığı takdirde, tartışmaların da çözümlerin de içinde ağırlığını hissettirmesi olanaksızdır. 22.11.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

Yüreğir İlçesi'ne de Destek Olunmalı!
Adana'da son günlerde, sahil ilçe Karataş'ın Anakent Belediyesi'ne bağlanması yönünde bir tartışma başlatıldı. Karataş'ın, Anakent Belediyesi'ne bağlanması durumunda gerek Adana'nın gerekse Karataş'ın ne gibi bir kazanım elde edeceğini, elbette tartışmayı başlatanlar öneriyi ortaya atanlar enine boyuna irdelemişlerdir.
Bugünkü gazetemizde de göreceksiniz. Karataş'ın Adana Anakent Belediyesi'ne bağlanması yönündeki girişimler sürerken, haftasonu Karaisalı İlçe Belediye Meclisi olağanüstü toplanarak toplanarak, Anakent Belediyesi'ne bağlanma kararı aldılar. Karaisalı Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Kuşçu, Anakent'e bağlanma kararını, 5216 sayılı yeni Büyükşehir Belediyeleri Kanunu'nun, bu belediyelere büyük olanaklar tanımasından dolayı, belediyelerinin içinde bulunduğu parasal açmazdan kurtulmak için aldıklarını söylüyor. Peşinden de kendileri gibi sıkıntı içerisinde olan ilçe belediyelerinin Anakent'e bağlanmalarını öneriyor.
Karaisalı İlçe Belediyesi, yasaların kendine tanıdığı bir durumu yerine getirmiş, böyle bir karar almıştır. Buna diyebileceğimiz bir şey yok.
Gelelim, asıl konumuza...
Geçen hafta Vilayet'te İl Koordinasyon Toplantısı yapıldı. Yeni Adana'nın "Yüreğir'de hizmete parasal engel", diğer birçok gazetenin ise "Yüreğir proje fukarası" başlığı altında, kamuoyuna aktardığı haberler yer aldı.
Yeni Adana okurlarına, Seyhan İlçe Belediyesi'nin 2004'te toplam 40 projesinden 7'sini tamamladığını, 24'ünün ise devam ettiğini, sözkonusu projeler için 16 trilyon 67 milyar lira kaynak ayrıldığını, Belediye Başkan Yardımcısı Halis Bilden'in ağzından duyurdu.
Yüreğir'de ise durum hiç içaçıcı gözükmüyordu. Yüreğir Belediyesi Başkanvekili Süleyman Çelik'in verdiği bilgilere göre, 24 projesinden ancak 3'ünü tamamlayabilen, 9'unu devam ettiren Yüreğir Belediyesi'nin 11 projesinin ise halen ihale aşamasında olduğunu öğrendik. Yine, Başkanvekili Çelik'in açıklamasından "bir kez" daha çarpıcı bir gerçek ortaya dökülüyor:
Çelik, “Maddi sıkıntıdan dolayı gerçekleşen projemiz diğer belediyelere ve kurumlara oranla çok gerilerde kaldı. Maalesef bu konuda büyük sıkıntı yaşıyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemlerde daha iyi durumlara geleceğiz”
Peki, parasal sıkıntıdan kurtulmak için Anakent'e bağlanma kararı alan Karaisalı Belediyesi, bugünkü Anakent Meclisi tarafından onaylandığı takdirde parasal sıkıntıdan kurtulacak da, Yüreğir Belediyesi, 1989'dan bu yana Adana'nın merkez ilçesi değil mi? Anakent Belediyesi, "kentin üvey evlat" konumundaki Yüreğir'e proje aşamasından tutun, hizmetlerin yerine getirilmesi için gerekli katkı ve desteği sunmuyor. Eğer, "sunuluyor" deniliyorsa, İl Koordinasyon Toplantısı'nda Başkanvekili Süleyman Çelik'in açıklamasına ne demeli.
Diliyor ve umuyoruz ki, Adana'nın ayrılmaz bir parçası Yüreğir, bugüne kadar olduğu gibi kaderiyle başbaşa bırakılmaz. Bırakılmamalı da, çünkü, 2000'li yılların metropolü olacağı savlanan Adana'nın bir ilçesi gelişip, büyürken, "nehrin öbür yakasındaki" yüzü, bu haliyle kaldığı sürece, çağdaş, modern, gelişmiş bir Adana'dan bahsetmek mümkün değil.
Gerçekten, parasal sıkıntı içindeki ilçe belediyeleri, yeni yasayla Anakent Belediyeleri'ne büyük olanaklar sağlandığı gerekçesiyle, bu sorunlarından Anakent'e bağlanarak kurtulacaklarsa, bu işe önce ve ivedilikle Yüreğir'den başlanmalı.08.11.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Gecikmiş Bir Yazı ve Çukobirlik

Kentimizde kurulu Çukobirlik, yıllardır kamuoyunun gündeminden hiçbir zaman düşmedi. 60 bine ulaşan üretici ortağıyla devasa bir kuruluş olan Çukobirlik, tarihinin en sıkıntılı dönemlerini yaşıyor.
Konu başlığı seçtiğimiz Çukobirlik'te yaşanan gelişmeleri, aslında 22 Ekim'de, 5 yıl Genel Müdürlük görevi yapan Yakup Şahin'in görevden alındığı gün, manşet başlığı yaptığımız "Çukobirlik'te şok gelişme" haberiyle bu sütunlarda kaleme almayı düşünmüştük. Ancak o haftaki gelişmeler buna fırsat tanımayınca, bugüne kaldı...
Çukobirlik'in son yıllarda yaşadığı sıkıntıları, sorunları herkes tartıştı, konuştu, hatta çözüm önerileri de üretti. Ancak, Çukobirlik'in kurtarılması yönünde bir arpa boyu yol alınmadığı da bugün yaşanan gelişmelerle kendini somut olarak göstermiştir.
Peki, Çukobirlik'in bugünkü durumundan kimler sorumludur ya da suçludur? Siyasi iktidarların genel politikaları mı "Çukobirlik"i bu duruma düşürmüştür? Çukobirlik yönetimi mi? Ya da, Birliğe "Çukoçiftlik" nitelemesi yapan Adana mı, Adanalı mı?
Öyle geliyor ki, sıralanan 3 soruya da aslında birbirinden kopuk, bağımsız yanıt vermek olası değil. Elbette siyasi iktidarların genel politikaları, Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun en büyük entegre tesisi, dünyada da sayılı kuruluşlar arasında bulunan Çukobirlik'in bugünkü içler acısı durumundan sorumludur. Ama, konuya sadece bu açıdan baktığımızda, aynı yasaya tabi Ege'de kurulu TARİŞ'in de, bir dizi sıkıntı ve sorunları bulunduğu gerçeğini unutmadan, yapısal sorunlarını büyük ölçüde çözüme kavuşturduğunu gözardı etmemiz gerekmez mi?
Yönetim Kurulu'ndan Genel Müdürlük hiyerarşisine kadar Çukobirlik yönetimi mi, yaşananlardan sorumludur? Evet, büyük ölçüde yaşanan sıkıntı ve sorunlardan gelmiş geçmiş Çukobirlik yönetimleri her kademesine kadar sorumludur. Bunun son ve somut örneklerini, bir ay içinde yaşayarak, gördük. Birlik'te 5 yıldır Genel Müdürlük yapan Yakup Şahin, Yönetim Kurulu'nun ani bir kararıyla görevinden alınıyor. Kimileri, doğal olarak uygulamayı kurum içi tasarruf şeklinde değerlendirebilir, saygıyla karşılarız. Ancak, tüm hakları saklı kalmak üzere, yüksek bir ücretle, aynı kişi, Genel Müdür Danışmanlığı'na getirilirse, oturup, biraz değil, iyice düşünmemiz gerekir. Şahin başarılı bir genel müdürlük yaptıysa neden görevden alındı? Yanıt, "Yok, değildi" deniyorsa, neden danışmanlık görevine getirildi?
Devam edelim.
Şahin'den boşalan göreve getirilen, ve, geçmişte Birlik'te yüksek kademede görev yapmış Hüseyin Tutar, neden 28 gün tutuldu? Yine mi kurum içi tasarruf diyeceğiz, ya da Yakup Şahin döneminde de ihalesi devam eden Çukobirlik'e ait sanayi tesislerinin makinesinin satışında takındığı tavrın bir sonucu olarak mı ele alacağız, Hüseyin Tutar'ın görevden alınmasını? Şimdilik, yeni Genel Müdür Fevzi Kılıç'ın ise, görevde ne kadar süreyle kalacağı kuşkumuzu da ayrıca saklı tutmak istiyoruz...
Tüm sorumluluğu bugünkü yönetime çıkarmamak açısından, tekrarlamak istiyoruz ki, geriye dönük olarak da Çukobirlik yönetimiyle ilgili, Kurumu bu sürece taşıyan yönelik sorular yöneltilebilir.
Sorunun en can alıcı yanıtını ise Adana'da, Adanalı'nın tavrında aramak gerekiyor. Kentinde kurulu başta kamu kurumlarının Adana'da kapatılmasına veya komşu illere taşınmasına, özel sektör kuruluşlarının merkezlerini kent dışına götürmesine sessiz, tepkisiz kalan Adanalı, (Buradaki kastımız kentte yaşayan, biçare tek tek insanlar değil; sendikasıyla, kendilerine sivil toplum kuruluşu diyen kuruluşlarıyla, birbirlerinden kopuk meslek örgütleriyle, basınıyla vb. söz sahibi olduklarını iddia edenler) benzer tavrını Çukobirlik örneğinde de göstermiştir. Bir siyasi ya da kurum yöneticisi tarafından bir yakını işe alındığında uygulamaya ses çıkarmayanlar, iktidar ve yönetim değişikliklerinde aynı yakını işten çıkarıldığında Çukobirlik'i "Çukoçiftlik", yöneticilerini beceriksizlik, kurum üzerinde etkili olan siyasi partileri ve temsilcilerini partizanlık yapmakla suçlamamış mıdır?
Kısacası Çukobirlik'i elbirliğiyle bu duruma getirdik. Başka suçlu, sorumlu aramaya gerek var mı?
25.10.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

ÇDSO'ya Merkez Park'ta Konser
Salonu İstemi ve Anımsattıkları

Adana Flarmoni Derneği yöneticileri, geçen hafta Anakent Başkanı Sayın Aytaç Durak'ı ziyaret edip, 15 Ekim'deki konsere davet etmişler. Dernek yöneticileri, Başkan Durak'ı, konsere davet etmekle yetinmeyip, hazır gelmişken, Seyhan Vadisi'nde yapımı devam eden "Merkez Park"ta da, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası'na (ÇDSO) bir konser salonu istemişler!..
Anımsanacağı üzere, ÇDSO, bir süre önce Kültür Bakanlığı'nın girişimiyle Mersin'e taşınarak, Mersin Devlet Bale ve Operası'yla birleştirilmek istenmiş, konu Başkan Durak'ın açıklamasıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Sayın Durak'ın öncülüğünde oluşturulan kampanya ve girişimle, ÇDSO'nun Mersin'e taşınma girişimi de sona ermişti.
Evet, ÇDSO, Adana'nın kültür ve sanat yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. ÇDSO'nun Mersin'e taşınmasının engellenmesi gibi, Adana'nın prestij kurumunun gerçekten hem Adanalı'nın hem de dışardan gelmesi muhtemel konukların daha, daha rahat, kente yakışır bir salonda konser vermesi önemlidir. ÇDSO gibi kurumların geliştirilip, yaşatılması gerektiğini her Adanalı gibi ben de istiyorum. Bunun içindir ki, bu gazete, kurumun Mersin'e taşınma girişiminin engellenmesi için sütunlarını sonuna kadar açmış, kamuoyu oluşmasına katkı sunmuştur.
Gelelim, Adana Flarmoni Derneği yöneticilerinin isteği ve Başkan Durak'ın yanıtına...
Ziyarette, dernek başkanı Sayın Sefa Özler öncülüğündeki yönetim kurulu, ÇDSO'ya, Merkez Park içerisinde, bir konser salonu istediğinde, Başkan Durak, teklifi, nazikçe, "Sonradan pişman olacağımız işleri yapmayalım" diyerek geri çevirmiş ve, Başkan olduğu sürece Seyhan Vadisi'ne tek bir yapı bile yapılmasına izin vermeyeceğini vurgulamış.
"Bu şehir, bu gölü kucaklıyor. Binalarla çirkinleşmesine ve çevre kirliliğine neden olmasına müsaade etmem" diyen Başkan Durak'ın konuşmasının bir bölümünü bu sütunlardan, okurlara aktarmak istiyorum:
"Adana'ya hayat veren Seyhan İçgölü çevresinde tek bir yapı bile yapılmayacak. Bizden sonra işgal edilen Adnan Menderes Bulvarı'nı temizledik. Regülatör Köprü'den başlayacak olan Vadi, Çatalan Barajı'na kadar Adanalı'nın hizmetinde olacak. Devlet Hastanesi ve Kız Lisesi etrafındaki çirkin ve ilave yapıları yıkacağız. Buraları aktif yeşil alan yapacağız. Çünkü şehrin geleceği açısından bu çok önemli"
Başkan Durak'ın açıklamasına, sözde kalmaması koşuluyla yürekten katılıyorum. Ama, bir dizi anımsatmada bulunmayı da görev kabul ediyorum...
Anakent eski Başkanı Selahattin Çolak'ın, Seyhan Vadisi'ne Galleria'yı kurmasına karşı çıkan Başkan Durak, bu tepkisinde ne kadar haklı ise, 1994'te yeniden işbaşına geldikten sonra aynı rekreasyon alanına, "köfteci" McDonalds'ı, yine hemen bitişiğine Migros'u kim yaptırdı. Daha ilerisinde tel örgülerle çevrilerek, başta çocuklar olmak üzere ailelerin parayla girebildiği "carting" alanının yapılmasına kim imza attı. Aynı Vadi'ye, kır kahvelerine, kendi tesisleri Kürek İhtisas Kulübü'ne, TSYD ve ATO'nun tesislerine, restaurantlara kim izin verdi. Örnekleri sıralamak olası...
ÇDSO'ya konser salonu için karşı çıktığı Merkez Park'ta da, halk arasında, paralı kapalı alanların oluşturulacağı aylar öncesinden yaygın bir biçimde konuşuluyor.
Ayrıca, Adana sadece Seyhan Vadisi'nden de ibaret değil. Artık, yeni Anakent Yasası'yla birlikte, Sayın Başkan'ın, düne kadar yakındığı ve şikayet konusu edindiği eksiklikler de giderildi.
Başkanlık Basın Bürosu kanalıyla yapılan yazılı açıklamadan, Sayın Durak'ın, ÇDSO yöneticilerine haklı olarak "sonradan pişman olacağımız işleri yapmayalım" sözünden, kendi imzası bulunan, yukarıda sıralamaya çalıştığımız tesislerden dolayı "pişman olduğunu" anlamak ve kabul etmek istiyor, bundan sonra da bunun gereklerini yerine getirmesini bekliyoruz.
Çünkü, Yeni Adana'da, Seyhan Vadisi'nde, yukarıda örnekleri sıralanan tesislerin yapılmasına, yıllar öncesinden sütunlarında yer vermiş, kimsenin pişman olmaması için çaba göstermişti.
18.10.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR

Solda Birlik Sözle Olmuyor!..
CHP İl Başkanı Serdar Seyhan, geçen hafta bir gazeteye yaptığı ziyarette, birleşme için gerçekleştirilecek kongreyle YTP-CHP yakınlaşmasını ve partiiçi muhalefeti değerlendirmiş. YTP-CHP birleşmesi için, Seyhan, "Türkiye'deki Sol'u kendi bünyesinde toparlayabilecek, bugünkü hükümete alternatif oluşturabilecek, geniş bir yelpazede bütün sosyaldemokratları bünyesinde toplayıp, kamuoyuna umut ve heyecan verebilecek bir siyasi oluşum beklentisi vardır. Bu toplumun bir beklentisidir..." demiş.
İl Başkanı Seyhan'ın açıklamaları doğru ve yerinde!.. Açıklamasının bir başka bölümünde, 3 Kasım seçimleri sonrasında, CHP dışındaki bazı siyasi partilerin solda birlik çalışmalarının bir sonuç getirmediğinin görüldüğünü kaydeden Seyhan, "CHP'nin içinde olmadığı ve önderlik etmediği bir Sol'da birlik hareketinin amacına ulaşamayacağı bu şekilde ortaya çıkmıştır" diyor.
İyi ama, CHP, yeniden açıldığı günden bu yana kendi içindeki dalgalanmayı neden bir türlü durduramıyor. Sayın Seyhan'ın da dile getirdiği gibi, toplumun beklentisi olan solda birlikten önce CHP kendini neden toparlayamıyor? Bunun en yakın ve en somut örneği, başkanlığını yaptığı CHP Adana İl Örgütü'nde yaşanmıyor mu?
Daha önce de bu sütunlarda CHP İl'deki fiili durumla ilgili bakış açılarımız dile getirilmişti. Ortada hukuki bir İl Başkanı var. Hukuki bir de yönetim kurulu. Ancak 28 Mart seçimlerinden sonra, önce Seyhan İlçe Başkanı Mustafa Köseoğlu'nun görevden alınmasıyla başlayan gelişmeler, İl yönetiminde de kendini iyice hissettirdi. Herkesin malumu olduğu gibi, Serdar Seyhan tarafından hazırlanan listeyle yönetime gelen kader arkadaşları, Seyhan'ı yalnız bırakmayı tercih ettiler. Kim haklı, kim haksız bilemiyoruz. Ama doğru olan birşey var ki, o da gizli kapılar ardında, partililerden habersiz hazırlanan listelerin, delegelerin, üyelerin karşısına çıkarılmasıdır. Böyle bir yapıda bundan başka ne sonuç beklenebilirdi ki!..
Sayın Seyhan sosyaldemokratların bir çatı altında toplanmasını istiyorsa, işe önce başkanlığını yaptığı il örgütünden başlamalıdır. Yönetim kurulundaki arkadaşlarıyla, -tabii hala bu ilişki varsa- oturup, aralarındaki sorunu, sonuç ne olursa olsun çözmelidir. Sonuçtan kastımız elbetteki, gerekiyorsa kendisi de dahil, sosyaldemokratların, toplumun geleceği, beklentilerinin karşılanması uğruna istifa edebilmeyi göze alabilmeleridir.
CHP'nin yöneticileri, gerek yerelden merkeze, gerek merkezden yerel yapılanmaya kadar kendilerini ne zaman sorguladılar acaba? Konuşmaya, demeçler vermeye gelince, herkes birlik, bütünlükten bahsediyor. Sosyaldemokratların, CHP'nin ülkenin geleceği olduğunu dillendiriyorlar. Ama, üzerinden aylar geçmesine karşın, bırakın parti genel merkezini, Adana'da gibi önemli bir kentte, örgüt halen iki başlı görüntüden kurtarılamadı. CHP, daha doğrusu partinin başındakiler, Adana'da halkın beklentisini bu şekilde mi karşılayacak. Örneğin, geçen hafta Adana'yı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'i, aralarındaki sorun ne olursa olsun, CHP İl Yönetiminin tamamı olmasa dahi, karşılamaları gerekmez miydi? ÇÜ'deki akademik yıl açılışında, gözlerimiz sadece İl Sekreteri Haydar Çağlar'ın bulunduğuna tanıklık etti.
Yerelde görünüm böyle olunca, bir süre sonra kendini feshedecek YTP'nin CHP'ye katılmasıyla, sosyaldemokratların güçleneceği, toparlanacağı ve daha da önemlisi, Sayın Seyhan'ın dile getirdiği gibi toplumun beklentisi yerine getirilmiş mi olacak. Tabii ki hayır. Kısa bir süre öncesine kadar, partiiçi muhalefet yapıyorlar diye, üç milletvekilini partiden atan sonrasında ise yargı kararıyla "3 milletvekili kazanan" Sayın Baykal'ın kendisi değil miydi.
Toplumun beklentisi sosyaldemokrat tabanda birlik, toparlanma, sözle olmuyor, ne yazık ki...
11.10.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
Muhtaçlara
Yardım mı Şov mu?

Aslında konu hiç yabancı değil!.. Toplumsal dayanışma sonucu halâ ayakta durabilen ülkemizde geleneksel doku büyük ölçüde korunduğu içindir ki, ekonomik koşulların olanca tüm ağırlığına karşın Türk insanı içinde bulunduğu çaresizliğe dayanabiliyor...
Geçen hafta Adana’da, Kızılay Şubesi, yoksul insanlara giysi yardımında bulundu. Konu, çeşitli yayın organları tarafından değişik biçimde ele alındı. Bazı yayın kuruluşları, kurumun Adana Şubesi’nin başındaki kişinin soyadına göre, “Kızılay Sağlam ellerde” şeklinde olayı okurlarına yansıtırken, bazı yayın organları da “Utandıran Yardım” şeklinde başlıklarla okuyucu kitlesine ulaştı.
Dediğimiz gibi, aslında konu ülkemiz gerçeğine hiç de yabancı değil. Özellikle ulusal ve dini bayramlar gibi özel günler arefesinde “hayırsever” insanlar, özel ve kamu kurum-kuruluşları yoksul ve muhtaç insanlara “yardım” adı altında çeşitli kampanyalar düzenliyor. Ancak bu kampanyalar gerçekleştirilirken, nedense hep basın kuruluşları vardır. Günler öncesinden basın-yayın organlarının haber merkezlerine fakslarla, telefonlarla ulaşılarak, “şu gün, şu yerde, şu kadar muhtaç insana, yardıma muhtaç okul çocuklarına” vb. “yardım yapılacağını” ve basın mensupların hazır bulunması temennisinde bulunulur.
Elbette ki, hayırsever insanların, özel ve kamu kurum-kuruluşlarının Türk ulusunun geleneksel dokusu doğrultusunda yoksul insanlara yardım yapmasına hiç kimsenin bir itirazı olamaz, zaten bugüne kadar da olmamıştır. Bizim itiraz ettiğimiz nokta, “yardım” adı altında yapılan bu işlerin gerek kurumlar, gerekse kişiler tarafından düpedüz bir “şov”a dönüştürülmesidir!.. Bir ramazana daha yaklaştığımız şu günlerde, daha birkaç yıl önce -belleğim yanıltmıyorsa- Diyarbakır’da hayırsever bir kişinin ekmek, yağ vb. yiyecek dağıtımında; gerçekten bir dilim ekmeğe gereksinim duyan yurttaşlarımızın birbirini ezen, içler acısı görüntüler henüz unutulmadı.
Dini inanışları gereği yardım yapanlar, bu noktada bir gerçeği unutuyor ya da bilinçli olarak gözardı etmektedir. İslamiyet, yapılan, iyiliği, yardımı hiçbir zaman açıktan yapılmasına, insanların onurunu rencide edecek biçimde yapılmasına izin vermez.
Bahsettiğimiz konu, Kızılay’ın geçen hafta yapılan yardım şovunda da yaşandı. Çocukluğumuzdan itibaren “kara gün dostu” diye öğrendiğimiz Kızılay, bundan sonra bu tür etkinlikler yapacaksa, bu noktaya özellikle dikkat etmelidir.
Bir başka örnek ise, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, muhtaç insanlara uzun süredir gerçekleştirdiği sıcak yemek servisinde yaşandı. Bilindiği gibi geçen hafta sonu, aralarında Mersin ve Adana’nın da bulunduğu birçok ilde aşevleri yerine, muhtaç insanların konutlarına sıcak yemek servisine başlayan Vakıflar da, nedense bu servisinde basının “ilgisi”ne muhtaç kaldı!.. Bir kap sıcak yemeğe muhtaç bu insanlar, basın kanalıyla deşifre edildi, meslektaşlarımız sorular yöneltti, yanıtlar aradı...
“Günah da sevapta gizlidir”. Artık bu kişi ve kurumlar gerçek anlamda hayır yapmak istiyorlarsa, bu doğrultudan hareket ederek, yaptıkları, yapacaklarını kimseyi rencide etmeden yapsınlar. Yoksa, niyetleri ne olursa olsun, objektif olarak bu tür yardım kampanyanlarıyla bir ikbal peşinde olduklarını kim yadsıyabilir!..04.102004

ÇETİN GÜLBASAR
Arıkan, AKP'li Seyhan Belediyesi ve CHP

Seyhan Belediye Meclisi'nde, daha önce eski Başkan Yıldıray Arıkan'ın 2003-2004 yıllarını kapsayan faaliyetini araştırmak üzere kurulan komisyon çalışmalarını tamamladı. Arıkan'ın belediyenin temizlik işlerinde kullanılan 82 araç için hayali faturayla 2.7 trilyon liralık harcama yaptığını ortaya çıkardığı savlanan komisyon raporu ne kadar gerçekçidir, şahsım tarafından bilinmiyor. Komisyon raporu yargıya intikal ettirildiğine göre, Sayın Arıkan hakkında en doğru kararı, ilgili mercii verecektir.
Ancak, daha aylar önce araştırma komisyonu kurulmasına karar verilirken, CHP'nin Adana'daki yerel yöneticileri, aynı zamanda başkan adayları da olan Arıkan'a ne kadar sahip çıkabildiler. Eğer Arıkan'ın iddia edildiği bir usulsüzlüğü var idiyse, bundan bir şekilde CHP'li parti yöneticilerinin haberdar olmaması da düşündürücü bir konudur.
Burada ne Arıkan'ı savunmak ne de onu yargılamak, suçlu ilan etmek gibi bir çaba içerisinde olmamız düşünülemez bile. Ancak, CHP'li üyelerin, meclis oturumunda sergiledikleri tutumu yadırdığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu ülkede her kim yolsuzluk, usulsüzlük yaptıysa cezasını çekmeli, hatta cezasız kalmamaları için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Ancak daha yargı karar vermeden, bir insanın da "suçlu" gibi kamuoyuna lanse edilmesine gözyummak, hiçbir şekilde kabul edilemez, edilmemelidir de. CHP Seyhan İlçe Örgütü bu konuda, partisinin meclis üyelerine bağlayıcı karar aldırması gerekirdi. Neden gerekirdi? Arıkan, son dönemini CHP çatısı altında bitirdi. Yeniden aday gösterildi, kazanamadı. Parti içindeki çekişmeler, Arıkan'ı kabul edip etmeme tartışmaları doğaldır. Peki, Arıkan 28 Mart'ta kazansaydı, "en büyük başkan" olmayacak mıydı? Peki bu durumda, Arıkan hakkında ortaya atılan 2.7 trilyon liralık usulsüz harcama iddiasını şu an için doğru olduğunu varsayarsak, bu usulsüzlük CHP'li Başkan ve belediye meclisinde gün ışığına çıkmayacak, çıkarılmayacak mıydı? CHP'li yöneticilerin Arıkan'la ya da başka birileriyle hesabı olabilir. Anlarız.. Ama bize öyle geliyor ki, Arıkan hakkındaki iddialar, bir yolsuzluğu ortaya çıkarmadan çok, Arıkan'ın şahsında, partiyi siyasi linç etmeye yönelik. Arıkan varsa suçunun cezasını çeksin, ama kırpıla kırpıla bu hale getirilmiş CHP'nin de daha beter duruma getirilmesine parti yöneticilerinin hakkı yoktur.
Vali Kıraç'a "Bilimi" Ön Plana Çıkardığı İçin Teşekkürler
Son Valiler Kararnamesiyle Sakarya'dan Adana Valiliği'ne atanan Sayın Cahit Kıraç, 20 Eylül'de görevine başladı. Kendisi için düzenlenen karşılama töreninde, kent protokolüyle tanışan Vali Kıraç'ın, daha sonra İl Genel Meclisi Toplantı Salonu'nda yaptığı açıklama, kentimiz ve insanımız açısından önemliydi. 1999'da yaşanan Marmara Bölgesi depreminde, Sakarya Valisi olan Sayın Kıraç'ın, ayağının tozuyla geldiği Adana'nın da coğrafi bakımdan önemli bir deprem kuşağında bulunduğuna vurgu yaparak, deprem çalışmalarında "bilimi" ön plana çıkaracağını açıklaması yüreklerimize su serpti.
Sadece deprem çalışmalarında değil, kentin birçok sorununun çözümü konusunda, başta Çukurova Üniversitesi'nin olmak üzere çeşitli çevrelerden katılımcılarla oluşturulacak komisyonlarda bilim adamlarına yer verileceğini kaydeden Vali Kıraç'a çalışmalarında başarılar dileriz. Çünkü, gerçekten Adana'nın birçok sorununu çözüme kavuşturmak için bilimsel verilere dayalı çalışmalara gereksinim duyulduğu kuşkusuzdur. Sayın Vali'nin, doğru bildiği yolda, bilim ve bilimsel verileri dikkate alarak; hep yakındığımız Adana'ya hizmet edeceğine inanıyoruz. Yeter ki, Sayın Kıraç, çevresinde oluşması muhtemel bir takım çevrelerin etkileme girişimlerini kulak ardı etsin.
Bu gazete, bugüne kadar, Adana'nın sürekli konuşulduğunu, tartışıldığını, ancak ortaya konulan çözüm önerilerini yaşama geçirmek için ilgililerin, yetkililerin üzerine düşeni gerektiği gibi yerine getirmediğini yazdı, çizdi. "'Damdan düşenin halini damdan düşen" anlar halk sözünde olduğu gibi; "Sakarya'yı 5 yıl içinde yaşanabilir bir kent yaptık" diyen Sayın Kıraç'ın, aynı deprem acısıyla birlikte halen birçok sorunu yaşayan Adana halkına da, dediği gibi bir kent oluşturma borcu bulunmaktadır. Böyle bir kenti, Adanalının Sayın Kıraç'tan bekleme hakkı vardır.
27.09.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
SİT Alanında Yoğunluk
Artırmakla Ne Amaçlanıyor?

Seyhan Belediye Meclisi, geçen hafta olağanüstü olarak toplandı. Gündemindeki 8 maddenin birçoğunu imar tadilatı oluşturan Seyhan Meclisi’ndeki detaylar, gazetemizin cumartesi günkü sayısında okurlarına “Arıkan’a savcılık yolu gözüktü” başlığıyla aktarıldı. Kabul edilen ya da görüşülmek üzere ilgili komiyonlara gönderilen Seyhan Belediye Meclisi’ndeki imar tadilatlarıyla ilgili gündem maddelerinin herbirinin ayrı bir yazı konusu oluşturacağı kuşkusuz.
Ancak gündem maddelerinin içinde bir imar plan tadilatı, SİT alanı içinde olması bakımından yazı konusu edilmesi elbette kaçınılmazdı. Sözkonusu imar tadilatı, meclis gündemine, “İlimiz Seyhan İlçesi, tapunun Tepebağ Mahallesi, 36 pafta, 266 ada, 86 parselin imar plan tadilatı” şeklinde sunulmuştu.
Meclis üyelerine açıklanan sözkonusu imar tadilatının gerekçesi de hayli ilginçti. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün Çakmak Caddesi’ndeki Tahtalı Camii yakınlarında bulunan binaların kiminin 6, kiminin 3 katlı olması nedeniyle, imar tadilatı değişikliği istediği belirtiliyordu, gerekçede... Bu doğrultuda, 3 katlı binaların da, yoğunluk artılarak 6 kata çıkarılarak, sözümona “ucube” ve “çirkin” görüntünün önüne geçilmesi amaçlanıyordu.
Avrupa’da “Ufuk Genişletme” Gezisi
Anımsanacağı üzere, sayısal ağırlığını Seyhan Belediye Meclis üyelerinin oluşturduğu, dolayısıyla da Ağustos ayında yapılan “görgü”, “bilgi” ve “yerel yönetimler uygulaması” adı altında Anakent Meclis üyelerine düzenlenen Avrupa gezisine de Seyhan Meclis üyeleri daha fazla katılmıştı. 10 gün süren Avrupa gezisinde, meclis üyelerimizin edinebilecekleri her türlü kazanımın, kentimize somut olarak yansımasını, yine bu sutünlardan “takip edeceğimizi” de yazmıştık.
Ancak, geçen cuma günü yapılan olağanüstü oturumda, Avrupa gezisine katılan sayın meclis üyelerinin pek de bir kazanım elde etmeden Adana’ya döndükleri ortaya çıktı. Aksi olsaydı, Tepebağ 86, 44, 45 nolu parsellerin birleştirilmesi, Seyhan’ın olağanüstü meclis oturumunda gündeme gelmez, gelse de, Avrupa’daki benzer uygulamalarını yerinde gören, deneyim kazanmış AKP’li meclis üyeleri, böyle bir teklife de, karara da karşı çıkarlardı.
Özellikle Avrupa gezisine katılan meclis üyelerine sormak gerekiyor: Gezdikleri Avrupa kentlerinde SİT alanı içindeki tarihi binalar nasıl korunuyor? Avrupalı meslekdaşları, bu sorunu nasıl çözüme kavuşturmuşlar. Meclis üyelerimizin Avrupalıları, acaba Çakmak Caddesi civarındaki tarihi Tepebağ Mahallesi’ne bağlı Tahtalı Camii bitişiğindeki ve koruma kapsamında bulunan binalar ile koruma kapsamı dışındakileri bir şekilde yoğunluk artırarak mı, sorunu çözmüşler?
Evet... Ülkemizde koruma mevzuatı, adeta “korumama”yı öngörüyor. Bu bir gerçek. Ama durum böyle diye, kime rant sağlayacağı tarafımızdan bilinmemekle birlikte, SİT alanı bitişiğinde çirkin ve ucube görüntüleri gidermek amacıyla yoğunluk artırmanın “korumak”la ne gibi ilgisi olabilir. Karar alıcılar bunu açıklarsa, seviniriz.
SHP’li üye Kenan Sensalıver de bizim gibi düşünüyor olmalı ki, imar tadilatı yapılmak istenen bölgenin, SİT alanı içinde olması nedeniyle özellik arzettiğini anlattı. Tepebağ 86, 44 ve 45 nolu parsellerin (Çakmak Caddesi’ndeki Tahtalı Camii civarı) parsellerin birleştirilmesinin yanlış olduğunu kaydeden Sensalıver, buranın özelliği çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, meclis kürsüsünden dile getirdi.20.09.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
Çetin GÜLBASAR
Tarımda ve Sanayide Strateji
Yoksunu Hale Nasıl Geldik?

İyi bir taktisyen ne yapması gerektiğini bilendir, iyi bir strateji uzmanı ise ne zaman nerede ne yapmaması gerektiğini bilendir.
Yıllardır birçok alanda "arama" adı altında sürdürülen toplantılara geçen hafta bir yenisi daha eklendi. Evsahipliğini Adana Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (ADSİAD) yaptığı, "Adana Kalkınma Toplantıları" ana başlığı altında, "Türkiye Ekonomisi, Sorunlar ve Beklentiler" konulu toplantıya "zenginler kulübü" diye de bilinen Türkiye Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı konuşmacı olarak katıldı.
Sayın Sabancı'nın konuşmalarını Yeni Adana "Tarımda ve sanayide strateji yoksunuyuz" başlığı altında okurlarına aktardı. TÜSİAD'ın, tarımı ülkenin sosyal ve ekonomik istikrara kavuşması yolunda en öncelikli sektörlerden biri olarak gördüğünü anlatan Sayın Sabancı'nın söylediklerine katılmamak olası değil. Ancak, bu ülkede kimin ne söylediğine değil ne yaptığına bakmak gerektiği unutulmamalıdır.
TÜSİAD Başkanı Sabancı'nın tarımla ilgili tespitlerini Adana özeline indirgediğimizde, ortaya çıkan tablonun içacıcı olmadığı görülecektir. Strateji yoksunluğundan yakınan TÜSİAD Başkanı, Adana'daki sanayi ve ticaret kuruluşlarının yoğunlaştığı bölgelere baktığında, kendilerine ait tesisler de olmak üzere birinci sınıf tarım arazileri üzerine kurulduğunu görecektir.
Tarımla ilgili sorunlar sadece bununla mı sınırlıdır? Elbette değil. Toplumsal yaşamda kısa sayılabilecek bir yirmi, yirmibeş yıl önce tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünen Türkiye bugün hangi politikalarla tarımsal ürün ithal eden ülke konumuna getirilmiştir. IMF'nin, Dünya Bankası'nın dayatmalarıyla tarım sektörü içinden çıkılmaz sorunlar yumağı, üretici borç batağında intihar eden duruma getilirken bugün 'strateji yoksunluğundan' yakınan TÜSİAD gibi kuruluşlar neredeydi? Sorunları alt alta yazmanın, sıralamanın pek bir anlamı yok. Bunlar yıllardır bilinen gerçekler.
Peki bunun sorumlusu dünden bugüne sadece gerek merkezi iktidarlar veya yerel yönetimler midir? Tarımda olduğu gibi başta sanayi olmak üzere değişik alanlarda strateji yoksunluğu yaşanıyorsa, bu durumdan yakınan sanayicilerin, işadamlarının ve üyesi oldukları kuruluşların ortaya çıkan tablodan hiç mi sorumlulukları yoktur?
Dünya Bankası'nın tarımda Doğrudan Gelir Desteği uygulamalarıyla, Türk üreticisi devlet memuru durumuna getilirken, örneğin TÜSİAD neredeydi? Tarımı, sanayileşmenin önünde bir yük, bir engel olarak gören; tarıma destek verilmemesi yönünde çığlık atan sanayiciler, başta TÜSİAD olmak üzere yerel sanayici işadamları gibi kuruluşların üyeleri değil miydi? Yukarıda da değinildiği üzere, Mersin'den İskenderun'a kadar verimli tarım arazilerinin üzerinde sanayi-ticaret tesisleri birer mantar gibi türerken, ülke tarımının bu hale geleceğini TÜSİAD ve benzeri kuruluşlar görememiş miydi?
Sorumuzu yineleyelim.. Bu tablodan sadece iktidarlar mı sorumlu? Siyasi karar mekanizması iktidarların, elbette bu tablodan sorumlulukları var. Ama bu kararların alınmasında siyasi iktidarları, temsilcilerini etkileyenler kimler acaba!..
Elbette bunun yanıtı, geçmişte anımsanacağı üzere gazete ilanlarıyla iktidarlar devirip, iktidar kuran zenginler kulübü...
Ders Yılı Yine Sancılı Başlıyor...
Yeni bir eğitim-öğretim sezonu bugün başlıyor. Her yıl olduğu gibi yine hamasi nutuklar atılacak, öğrenciler, öğretmenler bir günlük de olsa baştacı yapılacak!..
6 bin dersliğe gereksinim duyulduğu en yetkili makamlar tarafından açıklanan Adana'da, okullar açılmadan önce, veliler büyük sıkıntı yaşadı. Sadece Adana'da mı, hayır. Ülkenin genelinde yaşandı bu sorun. Öğrenci velilerine, Bakan tarafından açıklanmasına rağmen kayıt parası adı altında işkence çektirildi. Bu konudaki şikayetler ayyuka çıkmasına karşın, kamuoyunu tatmin edici bir girişim olmadı.. Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, basın-yayın kuruluşlarının haberleri doğrultusunda, zorla kayıt parası alan okul yöneticileri hakkında işlem yapılacağını duyurdular. Ancak yapılan -tabii varsa- işlemin sonuçları, mağdur öğrenci velilerinden saklandı.13.09.2004

KENTİMİZDE GEÇEN HAFTA
ÇETİN GÜLBASAR
“Görgü” ve “Bilgi” Edinme Gezisi
Sona Erdi, Şimdi Sıra Hizmette (mi)

ADANA Anakent Belediye Meclis üyelerinin, “görgü”, “bilgi” ve “yerel yönetim uygulamaları”na dayanan Avrupa gezisi, geçen hafta sona erdi. Umuyoruz, yerel temsilcilerimiz, Avrupa’da meslekdaşlarıyla gezinin amacına uygun düşecek şekilde onlardan birşeyler alabilmişlerdir. “Alabilmişlerdir” demek zorundayız; çünkü gezinin temeli bu düşünceye dayanıyordu. Aksi olsaydı, Avrupa gezisi “görüş alışverişinde bulunma” şeklinde gerçekleştirilir, ayrıca Avrupalılar da “görgü”, “bilgi” ve “yerel yönetim uygulamalarını” zenginleştirmek amacıyla Adana’ya, Türkiye’ye böyle geziler yapabilerlerdi!..
Bu sütunlarda, meclis üyelerinin gezisi daha başlamadan bir dizi eleştiriler aktarılmıştı. Bunları uzun uzadıya yinelemek gerekmiyor. Ancak ilk yazıda da vurgulandığı üzere, bazı konuların da geziye katılanlarca açıklığa kavuşturulması zorunlu gözüküyor.
Anakent meclis üyeleri, gezileri boyunca hangi kriterlere dayanarak, gittikleri yerlerde yerel yöneticilerle görüştüler ya da görüşebildiler mi? Eğer görüşme olanağı yakayabildilerse, 10 günlük gezi kapsamında, kendilerinin de yaşadıkları Adana’ya nasıl bir görgü ve bilgi kazanımıyla döndüler...
Başta Anakent Başkanı Sayın Durak olmak üzere, meclis üyeleri bu ve buna benzer konuları kamuoyuyla paylaşmak zorundadırlar. Bu açıklamayı yapmadıkları takdirde, meclis üyelerinin Avrupa gezisi sadece turistik bir geziden öteye geçmeyecektir. Ama işin daha da acısı; kararın alındığı meclis oturumda Başkan Durak tarafından dile getirilen “görgü edinme” amaçlı gezinin öncesinde, sayın meclis üyelerinin görgüden yoksun olduğuna inanmamız mı gerekecek!..
Anakent Meclis üyelerinin önünde daha uzun yıllar var. Görevlerinin henüz başında sayılabilecek bir sürede Avrupa’yı gezdiler. Ancak bu gezi, sanılmasın ki unutulacak. Adanalı, önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda, yerel temsilcilerinden gezinin sonuçlarını sorgulayacak, somut hizmetler isteyecek. İşte bunu gerçekleştiremedikleri takdirde, Sayın Durak’ın dilinden düşürmediği “siyasi mevta” olacaklarını da unutmamaları gerekiyor. O halde yerel temsilcilerimizin yapması gereken, Avrupa’da edindikleri görgü ve bilgiden de yararlanarak, hemen bugünden itibaren derslerine daha iyi çalışmalarıdır. Yoksa, bir bakarsınız ki, bizim “önünüzde daha uzun yıllar var” dediğimiz sürede biter. Bu satırları yazan kişi olarak, başta Anakent Meclisi’nde olmak üzere, ilçe belediye meclislerinde çok üye gördük. Kimileri yaptıklarıyla, önüne çıkarılan her türlü engele karşın yapmaya çalıştıklarıyla unutulmadı. Ama büyük çoğunluğu sadece bizim tarafımızdan değil, kent halkının belleklerinden silinip gitti!..
Büyük çoğunluğunu iktidar partisinden üyelerin oluşturduğu, bu bağlamda, gerçek anlamda kent ve kent halkının yararına olabilecek kararların alınmasında da bir engelin bulunmadığı Anakent Meclisi’nde, -muhalefete mensup üyeleri sayısal çoğunluğu gözeterek şimdilik kaydıyla konu dışı bırakıyoruz- kısa, orta ve uzun vadeli sorunların çözümü için hiçbir engelin olmadığı kanısındayız. Bu açıdan görevlerinin sonuna kadar da takipçileri olacağız. Bu da unutulmamalı!..
AKP’li Torun, Metro’nun Önündeki Engeli Gördü: IMF
AKP Adana Milletvekili Sayın Abdullah Torun, geçen hafta basın mensuplarını kahvaltılı bir toplantıda biraraya getirdi. Davet gazetemize de ulaştı. Katılamadığımız sohbet toplantısının detaylarını gazetelerde okuduk. Sayın Torun, yapımı, inşaası yılan hikayesine dönen Hafif Raylı Sistem Projesi’nin (Metro da deniliyor) tamamlanması için gereksinim duyulan 194 milyon dolarlık ek kredinin önündeki engelin Uluslararası Para Fonu (IMF) olduğunu dile getirmiş.
Sayın Doğru’nun sözlerini ilginç bir tespit şeklinde ele alıyoruz. “DP misyonunun devamı” olduğunu söyleyen AKP, bugün IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası para kuruluşlarıyla ilişkilerini sıkı bir şekilde sürdürürken bu gerçeği bilmiyor muydu? Bu tür kuruluşların gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeleri borçlandırarak batağa sürüklediğini; işçiye, memura, üreticiye gelince kemer sıktırdığını; yatırıma, üretime değil, faize, rantiyeye kaynak aktarımını öngördüğü bilinen bir gerçek değil miydi?
Sayın Torun, Adana Metrosu için söylediklerinde haklılığını kanıtlamak için, Meclis’in açılacağı Ekim ayında, mensubu bulunduğu iktidar partisinden IMF gibi kuruluşlarla ilişkileri yeniden, ulusal çıkarlar doğrultusunda gözden geçirilmesi için tüm gücüyle çaba göstermek zorundadır. İşte o zaman, yıllardır Adana halkının cebinden milyon dolarların harcandığı bir proje de tamamlanmış olur!.. (6.9.2004)

Son güncelleme :04.02.2005.-10.15