DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 16.12.2021 13:10:00 537 1
  • BIST 100

    2.011%-0,15
  • DOLAR

    13,4667% 0,67
  • EURO

    15,2928% 0,98
  • GRAM ALTIN

    790,67% 0,09
  • Ç. ALTIN

    1304,6055% 0,09

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 22 15 1 6 23 51
2.Konyaspor 21 12 3 6 17 42
3.Fenerbahçe 22 10 6 6 8 36
4.Alanyaspor 22 10 7 5 6 35
5.Beşiktaş 22 10 7 5 4 35
6.Hatayspor 22 11 9 2 -2 35
7.Başakşehir FK 21 10 7 4 9 34
8.Adana Demirspor 22 9 6 7 5 34
9.Kayserispor 22 8 7 7 1 31
10.Gaziantep FK 21 9 8 4 -1 31
11.Sivasspor 22 7 6 9 6 30
12.Fatih Karagümrük 22 8 8 6 -2 30
13.Galatasaray 22 7 9 6 -4 27
14.Giresunspor 22 7 10 5 -1 26
15.Kasımpaşa 22 6 10 6 -3 24
16.Göztepe 22 6 10 6 -4 24
17.Antalyaspor 22 6 11 5 -11 23
18.Çaykur Rizespor 22 6 13 3 -18 21
19.Altay 22 5 14 3 -13 18
20.Yeni Malatyaspor 21 4 14 3 -20 15
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Pazar 8.4 ° / 5.3 ° Hafif yağmur
  • Pazartesi 5.6 ° / -1.5 ° Hafif yağmur
  • Salı 4.8 ° / 1 ° bulutlu bulutlar

Öykü: Esme Aras

TAHİNLİ ÇÖREK

 

“Sararıp solmuşsun bugünlerde, dedi bahçe!..

Dedim ki aşktandır, yangınıma say

Sen beni kavuştuğum zaman gör hele!”

Ahmet Günbaş

Sabahın erken saatlerinde uyandı kadın, bir pazar aydınlığını ıskalamamak için. Yaz sonu, kentin geceden kalma serinliği dinçleştirir ruhu. Zihninin berraklığına arkadaşlık eden, satırları bölen bir mırıltıyla duraksadı. Bakışlarını elindeki kitaptan kaldırırken, gözhizasındaki siklamen Afrika menekşesi gülümsüyordu. Kelimelerleçoğalıp öykülerde yaşarken, bu da günün müziği olsun, dedi mutlulukla. Çok değil, sesi bir tık yükselterek... Üniversitenin radyosunda, Reamonn’dan Tonight çalıyordu.

“Hiçbir şeye hâlim de keyfim de yok,” dediğinde adam, o “hiçbir şey”in içinde yer aldığını hemen kavrayıvermişti. Buna üzülmüş müydü, bilemiyorum? Ben olsam üzülürdüm. İçinin kuşları havalandı... Aynı anda çırpılan kanatların rüzgârı üşüttü. İçinde bulunduğu mevsimden değil, yüreğinin ikliminden de göçtü kırlangıçlar. Kuşbakışı, aşağıdaki kumsalda kaldılar. Küçüldü, küçüldü, küçücüktü adam… Kadın, mini mini bir noktaydı. Şarkıyla birlikte kadının içindeki müzik de sustu. Aralarındaki bağın kurdelesini ilk kim çözdü?

Hayata dair yakınmaların, benim yaşama hevesimi öldürdü, tüm coşkumu söndürdü. Sevgilin olmaya çalışmak çok yorucuydu. Evet, sevgilin olamamaktan ama olmaya çalışmaktan yorulmuştum, diye pekiştirdi cümlesini. Mutluluğu hak eden gençliğimi bencilliklerinle gölgelediğin için teşekkür ederim. Yoksa bunları hiçbir zaman diyemedi de, demeyi aklından mı geçirdi? Yüzümde gülücük çizgileri oluşturacak sözleri hep esirgedin. Beni bir kez de mutluluktan ağlat. Bir kez olsun mutluluktan dökülsün isterdim biriktirdiklerim. Senin hayatındaki düşler ülkesinden içeriye, meraklı bir çocuk gibi parmak uçlarımda yükselerek ne zaman bakmaya çalışsam… Her fırsatta itekledin, aşağıya ittin beni. Düştüm… Dirseği, oymalı ahşap sandığın üzerindeki saate çarptı. Düşerken kırılan saatle birlikte zaman algısı da silindi. Parçacıklar kayboldu.

İlişkimizde bana kendimi hep yükmüşüm gibi hissettirdin. Yalnız bunun için bile affetmemeliyim seni. Evet, öyle diyordu bakışların, sessiz sözcüklerin… Umutsuzca sevgilin olmaya çalışıyordum. Sevgilin olmaya çalışmak ama olamamak! Kurguladığın metinlerdeki gibi yaşamak isteyişin kırıyordu. Beni karakterlerine benzetmeye çalışıyordun. Buna izin verdiğim için kendimi affettim ben. Ya sen? Sen kendini affedebilecek misin? Bugün öfkelenemeyecek kadar yorgunum artık.

“Ne zaman görüşeceğiz” diye soruyordu kadın. Adam, “en kısa zamanda” diye yanıtlıyordu. Hahaha… Seni muğlak… Ama seni bunun için seviyorum galiba. Kıvrak ve bilinmez olduğun için. Merak duygumu tetikliyorsun. Biliyor musun, bizim oralarda köpekbalığı yavrusudur kıvrak ve çok delişmendir. Ben ne kadar deliceysem, kıvrak o kadar sen, diyordu ilişkinin başlangıcında. Şimdilerde hayatın ortak sorumluluklarını paylaşmaktan öte, aralarında geçen ne vardı? Bahardı. Yaz hiç uğramadı kadının bahçesine… Gittiğinde, adamın anlattıklarından, anımsayabildiklerinden yeşertebildiği kadarıyla, aklında yarım bir bahçe tasviri vardı.

Aramızda şu en basit diyaloğun bile hiç geçemeyecek oluşuna nasıl üzülüyorum bilsen, demişti kadın. Nedir diye hiç sormadı, soramadı adam. Kadının düşünce balonlarını okuyabilmenin hep çok uzağında, uzaktaydı:

“Akşam ne yapıyoruz canım?”

“Ne yapmak istersin?”

Üzülmeye devam etti. Adam ne görebildi ne de duyabildi…

O gün evden çıkarken saatini unutmuştu. Öylesine bir çıkış değildi bu. Sofradan kalktı, ağzını sildi. Tabağını musluğun altında akıttıktan sonra makineye yerleştirdi. Ceketini ve çantasını alıp çıktı. Pastanede öylece otururken, geride bıraktığı yılların muhasebesini yapacak değildi. Kendine az şekerli kahve söyledi. Damağındaki acılık, telvenin dilinde bıraktığı o çifte kavrulmuş tat, garipsediği bir huzur verdi ona. Yalnızlığın tadı! Ekim ortalarına rağmen dışarıda oturmak için mutedil bir havaydı. “Üşüyor gibisiniz, isterseniz içeri geçebilirsiniz efendim,” diyen garsona itiraz etti. Bu bahçe, yıllardan sonra dışarıya açılan penceresiydi sanki. Serinliğe razı oldu. Nasılsa kendiyle baş başa kalabildiği dakikalar birkaç saate bitecek. Yürüyerek geldiği yoldan yine yürüye yürüye dönecek. Bedeni yorulsun ki ruh yorgunluğunu unuttursun. Garsona saati sordu. Çıkarken telefonu da almamıştı. Zaman onun dışında akıyordu. İlk kez yelkovan ve akrebin döngüsünde değildi.

Radyodaki şarkının ona dokunduğu dakikalarda, aklının bir köşesinde Gül ile Ayaz’ın bahçesi vardı. Kahvaltıdan önce bir kahve hazırlamış ve Batık Bir Gemi’yi bulup çıkarmıştı kitaplıktan. Bir adamın, ama gençmiş gibi seven bir adamın sevdiğine seslenişini yeniden okurken düşündü. O romandaki adamın sevdiği gibi sevildiğinden değil elbet. Bir aşk, çoğunlukla bir yaşamı aydınlatır. Herkesin geçmişinde böyle bir aşk olmalı dediğini hatırladığı, bir benzerini yaşatacağına inandığı için belki.

Adamın hem yazıp hem yaşamayı istediği bahçe metaforunun, kitaba dönüşmemiş hâline üzülmeli miydi şimdi. Yoksa hiç yaşanamamış olmasına mı? Kahvesi bitti, üstüne limonlu çayını da içti. Güneş tepelerin ardına çekildikçe hava iyice serinledi. Sakinledi mi emin değil. Son dört beş ayda farklılaşan ne vardı ki? Sen mi gençleştin, ben mi değiştim? Yokluğunun yarattığı boşluk, yani özlemin, senin kapladığından fazla yer ediyor hayatımda. Senin yokluğunla sanki zenginleşen dünya! Senli zamanlarımdan çok, o boşluğu, özleme hâlini sever oldum. Aramızda yeterince zaman yokmuş gibi bir de “zaman” diyerek koydun o mesafeleri… Evet, uzaktayken daha bir özlüyor insan. Şimdi eve doğru, şu yokuşu çıkmalı. Oysa buraya gelirken hayatımın kapısından çıkıp gidebilmeyi ne çok istedim. Ama nereye? Başka bir hayat, başka bir dünya tahayyülü varmış gibi. Bahçelerin arasından eve doğru yürürken, ağaç dallarının kucaklaştığı dar sokağa bir figür gibi iliştirilmiş o yalnız bankta oturdum. Hani çocuk parkının tam karşısındaki… Salıncaklara bakarken aramızda bir bağ daha kurulmamış olmasına, belki de ilk kez sevindim.

Bir pazar sabahı. Adam fırından döndü. Mutfak tezgâhına bıraktığı poşeti yoklamaksızın, içinde ne olduğundan emindi kadın. Adam her pazar aynı fırına gider, aynı seçimleri yapar ve sofraya getirirdi. Kuruyup çöpe atıldığına dikkat etmeksizin... Kadın daha fazla dayanamadı ve biriktirdiği sözcükleri koydu masaya. Tahinli çöreğin tam karşısına dizdi. Adam şaşırdı mı? Şaşırmadı mı? Kayıtsız...

Hâkim sorduğunda “Evet, boşanmak istiyorum,” dedi üstüne basa basa.

Sevgi adına ayak bileğine geçirilen prangalar geldi kadının aklına. Başka şeyler de geldi. Yazdığı ama hiç okumadığı bir şiir -Bahçenin Romanı- mesela. Okusa, “bu şiir bile değil” diyecekti belki adam.

“Hayallerden damıttığım mavi yaseminler kurudu avuçlarımda

Bitmeyen şarkısı dansın

Dudakların şarap, damağımda biteviye burukluk

Uçuşmak isterdim kollarında

Dokununca ellerin, bedenim çiçek açardı

Bir mavi yasemin olurdum

Ve doğururdum kendimi kalbimin rahminden

Ruhum gözyaşına dönüştükçe

Sancı… Sancı…

Sesim kelimelerini özledikçe.”

İçindeki kelimelerin müziğini susturdu. Bir zamanlar sevdiği adamdan tarafa dönerek; “Tahinli çörek yüzünden,” dedi.

 

*Yazarın, Kumrunun Saklısından adlı öykü kitabından.  

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ahmet doğan ışık
17.12.2021 11:39:03
güçlü bir yazar etkileyici hikaye

Öykü: Sevgi ECEVİT

Öykü: GÜRCAN BANGER

GÜLSER KUT ARAT

SÖYLEŞİ: Dilek ÜSTÜNDAĞ

Şiir: Efnan Ezenel

Furkan ÇİRKİN

Şiir: GÜLŞAH  KABAL

Haiku: Feride SERİN

İNCELEME: Sadık ÇİL

SÖYLEŞİ: Hatice Sönmez Kaya

Söyleşi: Reyhan YILDIRIM

SON İNSAN DİRENİR!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Füsun ÇETİNEL...

Öykü: Eylül Okay

AYŞE YAZAR

Öykü:Aynur Türk

Öykü: Nimet Şengül

Öykü: MURAT CEM MİMAN

Öykü: KUMRU EĞRİLMEZ

Nalan Yılmaz

Hülya SOYŞEKERCİ