Tuba Dere: “Roman kahramanlarının varlığı gerçek kişiler gibi benim hayatımda.”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: İRFAN YALÇIN

Şiir: Alişer AVCI - SABAH SERİNLİĞİ

Öykü: Hatice DÖKMEN - R’leri Söyleyemeyen Çocuk

Deneme: Bayram SARI - Asılacak Kadın

FİLM ANALİZ: Şükran Çamaşırcı - TEPENİN ARDI

Öykü: Sırrı AYHAN

DİSTOPYANIN DÖNÜŞÜ

Recep NAS’ın çevirisiyle: Louise GLUCK- Bir Sadakat Efsanesi

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: MURAT YALÇIN

ÖYKÜ: Kader MENTEŞ BOLAT - SIRADAN BİR GÜN

ÖYKÜ: İlknur Güneylioğlu - CILIZ BULUŞMALAR

ŞİİR: Kara Topraklarda Patlayan Uçurumlar/ Onur Sakarya

KADINLARDAN: “UYKULARINIZ KAÇSIN!” ORTAK BİLDİRİSİ…

Söyleşi: Yaşar SEYMAN - “O KADINLAR KENDİNİ YENİDEN YARATAN KADINLAR”

Saba ÖYMEN : Bir yaz akşamında ev düşüncesİ

ÖYKÜ :Meliha Yıldırım - DUMAN

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Erendiz ATASÜ...

Hatice Sönmez Kaya: KADIN SESİNİ YAZIYLA YÜKSELTMELİ

İlknur Güneylioğlu İLKAY TUNA İLE SÖYLEŞİ

YAZI: Hülya SOYŞEKERCİ

Çiğdem Ülker BEHİCE BORAN’DAN YAŞAR SEYMAN’A ÖYKÜ KADINLARI ZİNE

Çiğdem Ülker - BEHİCE BORAN’DAN YAŞAR SEYMAN’A ÖYKÜ KADINLARIZİNE

Farsçanın ve Arapçanın ortak sözcüğüdür Zine;  Anadolu’ya göçüp bu toprağın kadınlarına ad olurken,  kâh ziynet (zinet) kavramındaki mücevher anlamını taşır  kâh zinde kavramındaki hayat anlamını.  Her dilin alfabesinin son ünsüzü  olan “Z” sesini,  dille diş arasından sonsuzca çıkarabilmemiz ise (2) hem hayat’a hem mücevhere yakışmış ve elbette kadın adı olmaya en uygun sözcük olmuş.  Türk edebiyatı, bu temaya  Kadının Adı Yok diye başlamış olsa da Zine;  Yaşar Seyman’ın anı-öykülerindeki onlarca kadına ortak ad olmuş ve gelmiş bu kitabın kapağında kendine yer bulmuş. (1)

Bütün satırları kadınlara adanmış Zine’nin öykülerini ilgiyle okudum.  Hepsi kadın, hepsi mücevher, hepsi hayat.  Bazıları çok yakından, evimizin içinden, bazıları uzak coğrafyalardan. Kimi başında yazması, kimi sırtında astragan’ı, kimi ihanetin kırmızı şalına sarılı, kiminin elinde kitabı ama her kadın kendi adının sahibi. Belki de bu yüzdendir, öyküler de o kadınların adını taşır.  “Fadime”, “Feride”, “Ayşe”, “Gülbahar”, “Behice” sonra; “Kutup Yıldızı Kadınlar” , “Kekik Kokan Nineler” , “ Sırtları Güneşe Dönük”,  “Ruhları Yaralı Kadınlar”  ve yazarın görüş ufkunu   genişletmiş sembol kadınlar.

Yaşar Seyman,  kalemini üçlü bir sacayağının harlı ateşinde ısıtan bir yazar.  Sacayağının biri sendikacılığı, biri siyasetçiliği ve üçüncüsü ise kadın hakları aktivistliğine adanmış yılları.  Bu üç uğraş da başkasına ses, haksızlığa çığlık, haksıza engel olan alanlar. Yaşar Seyman, üçü de birbirinden zorlu bu mücadele meydanlarından geçerken belli ki kalemini hep cebinde taşımış. İnce uçlu, renkli mürekkeple dolu, insan sevgisiyle coşan, dost ihanetiyle kırılan bir kalem onunki.  Sendikacı Seyman haksızlığı görmüş, siyasetçi Seyman çözüm aramış, kadın hakları aktivisti Seyman dünya kadınları tanımış ve yazar Seyman “ömür yoldaşım” diyerek başlamış söze; Zine kitabının ilk öyküsünü, ömür yoldaşı kalemine adamış. “Onlar, ellerinde kalemleri az olanlardır ama onlar kalemi doğru olana inananlardır” (2) diyerek okurunu selamlamış.

“Ya Kalemi Olmayanlar…”

Bu cümleler akla hemen Şair’in o müthiş dizelerini getiriyor:Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardır.”  Doğrudur, onlardır, dünyanın bütün hikâyelerinin başkişileri ve yazarın kitaba adını verdiği Zine’nin kızkardeşleridir.  Burada ya da dünyanın başka bir yerinde aynı kadınlardır. Yazgının alınlarındaki çizgisi, ellerindeki aşiret simgesi kına kadar çıkmaz bir kalemle kazınmıştır.   Ama belki bir gün, bir yazarın kalemi, o yazgının üzerinden yeniden geçerse Zine’lerin sesi o zaman duyulur olacaktır.

Birinci ağızdan anlatılan bu anı-öykülerde,  anlatıcı da gözümüzün içine dimdik bakar, anlatılankadınlar da.  Bazıları hâlâ kurtlarla koşar ama çoğu  unutmuştur koşmayı.  Kitaba adını veren Zine; öyküdeki dilsiz kadındır, laldır, konuşamaz, ağzından ses, dilinden söz çıkmaz.  Adı bir ironi gibi Zine/hayat olsa da acının ve ölümün yoldaşıdır, çığlığını içine haykırır, utanır, üzülür ama direnir başkalarına yardım etmeye çalışarak hayata katılır.  Konuşamaz ama dinler, söyleyemez ama alfabeyi öğrenir.  Bu yüzdendir; Zine aslında öykülerdeki bütün kadınların ortak adıdır.

Afganistanlı Şerbet’i  (4) anlatırken “ben iyi bir hikâye anlatıcısıyım” diyen Yazar, bir derin hafızadır. Her sözün ve her nesnenin yarattığı çağrışımlarla dinleyicisini peşine takar, Sim dağının ardındaki şehirden gelen kadının sesiyle “umutkondu semti”nde durur, Gülperçem’in dövmesinde anlam bulur, “çektim ayağıma şalvarımı, adımımı nereye atacağımı bildim” diyen ve dağlardan kekik toplayıp satan Nine’nin öyküsünde soluklanır.   Mademki duydukları ve dinledikleri aklında bir dövme gibi durmaktadır o da alır kalemi.

“Hayat geçicidir dövmeler kalıcı…”

Dövme,  aslında bir kadın süsü, bir kadın imgesi, kadının sessizliğin içinden gelip sizinle konuşması değil midir.  Kadının değil sözü; yürüyüşünün, gülüşünün, en küçük bedensel deviniminin bile göz altına alındığı coğrafyalarda dövme, ne denli güçlü bir varlık işaretidir.  Asla silinmeyecek bir resmi ya da geometrik bir şekli derinin altına kazımaktır. Var olmak, görünür olmak ihtiyacının en güçlü dışa vurumudur.  Dövmenin tarihi, insanlık tarihi kadar eski ve anlamı her yerde aynı ihtiyacın karşılığıdır. Yaşar Seyman, dövmeyi Ugandalı sendikacı kadın İrma üzerinden anlatırken  kadrajına Gülperçem girer.  Sevdiğinin adını iki göğsünün arasına kazdıran,  inatçı, sevdalı bir Gülperçem. Nazlı ve yumuşak adına karşın o, korkunç bir öfkenin kadınıdır.  Kimliksizliğine ve yok sayılmasına duyduğu öfkeyle yaşar. Peki; “öfke” ne demektir;  Seyman’ın kalemi hemen soyutlamaya, öfke kavramını temellendirmeye girişir. “Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kararır. “Gülperçem’in öfkesinden öyle ürktüm ki yıllar içinde kendi saman alevi öfkemi terbiye etmeye özen gösterdim. Ondaki öfkeyi sevmedim. Oysa öfkeyi severdim. İnsana dinamizm kazandırdığını düşünürdüm” der. (5)   Seyman; aynı şeyi diğer öykülerde de yapacak, öyküdeki temanın kendi zihnindeki izdüşümünü de yazacaktır. “şükretmek, isyan, yaşama tutunmak, dünyayı değiştirmek, kendini gerçekleştirmek” sorguladığı ve kendi bilincindeki karşılığını aradığı kavramlardır. Kimi zaman  Frida Kahlo (6) üzerinden yapar bunu, kimi zaman George Sand (7) üzerinden.

Seyman; dinlediği kadınların hikâyelerine olduğu kadar kendi gerçeğine de dikkatle bakmaktadır. Kapağında anı-öykü yazan Zine; yaman bir iç hesaplaşmadır ve kendi kalbinin üstüne kazıttığı dövmeyi ifşa etmenin tam zamanıdır. “justitia vitrim regina (adalet erdemlerin kraliçesidir.) Doğrudur, pek çok filozof için adalet; en başta duran ilk erdemdir ve edebiyatın da önde gelen temasıdır.

Edebiyatın ve zamanın okşayan,  köşeleri yumuşatan gücü, bedene dövme yapılırken duyulan can acısını,  “inat da bir murat” diyen gözükara Gülperçem’in hışmını, yakın tarihin acılarını sisli bir dille anlatır sonra araya edebiyat girer, acıları unutmaya davet eder. Okulu olmayan, elektiriği zaten hiç gelmeyen köylerde, ne zaman doğduğu bilinmeyen ama daha 12 yaşındayken yaşlı bir adamla evlendirilen Gülbahar’ın acısı, derdini   Ren nehrine ve Kuzey denizine anlatan yaşlı bir kadının gözyaşına karışır, belki fonda bir “Sarı Gelin” ezgisi duyulur. Hayat, edebiyata karışır, anılar artık okurun malı olur.  Anlatılanlar, yarın edebiyat sosyolojisi yapacak bilim insanlarına  kanıt ve belge olur.

Yazarın zengin anılar dağarcığından çıkıp gelen öykülerindeki kadınların çoğunun zihni “kıskançlık”la  malûldür. Kıskançlık da elbette varoluş sancısıyla ve kimlik meselesiyle yakından ilgili bir insanlık hâlidir. Kadınların daha çok duyumsamasının normal olduğu bir yakıcı duygudur. Yazar; onlara “Ruhları Yaralı Kadınlar” der,  bu adı taşıyan öyküyü, eleştirel bir söylemle geliştirir ve iletisini bir erkeğin ağzından finalde şöyle verir. “O parçaladığınız kadın bu akşam masamızda olsaydı dünyayı konuşuyor olurduk. Oysa biz ne yaptık, başarılı ve ses duvarını aşmış, Türkiye’nin yüz akı kadınlarından birini parçaladık. Yani yüz akı bütün kadınları parçaladık.” (8)

Öyküye dönüşmüş bütün bu anılar, belli ki Yazar’ın kişisel tarihinde dönüm noktaları, farkındalık eşikleridir.  Onları yazınsal birer anlatıya dönüştürürken bir yandan da otobiyografik ögelere yer verir, kendi kutup yıldızlarına, rol modellerine selamlar gönderir.  Martin Luther King’ten Rosa Luxemburg’a,  Maria Montessori’den Simone de Beavoir’e uzanan bir portreler galerisi önümüzde açılır: “Satanlar, kaçanlar, tetikçiler, ispiyoncular, susarak başkasının kara kutusu olanlar, ödün verenler, kariyer yolunu kimliksizleşerek açanlar, daha güçlüyü seçenler daha yükseklere gelebilir, ama asla bir başarı öyküsü olamazlar. Böyle insanlar hiç kutup yıldızım, rol modelim olmadılar. Çünkü onlar gerçek yıldız değil yaldızlanmış insanlardır” der. (9)

Kitabın son sayfaları Behice Boran’a ayrılmıştır;  Boran’ı parti başkanı, bilim insanı, siyasetçi, aktivist olarak saygıyla betimler.  Behice Boran’ı türküleri çok iyi yorumlayan, kızkardeşi Mihri’ye şiirler gönderen duygulu bir kadın olarak da sevgiyle selamlar.

Yaşar Seyman’ın Zine’si, kadından gelen, kadına söylenen bir balad, bir şarkı, bir mektup. Kuşkusuz hüzünlü ama bir o kadar da umutlu ve sevda dolu.  Coşkuyla biriktirilmiş ve saklanmış anılar, izlenimler, tanıdığı insanlar, tanığı olduğu olaylar şimdi onun belleğinin arka odalarından çıkıyor,  kağıda düşüyor.  Orada, hem Yaşar Seyman adlı hassas bir ruh var; hem bir yazarın kurgusu, hem bir siyasetçinin insan algısı ve bir aktivistin coşkulu sesi.

Her şeyi yeni bir algıyla yeniden düşündüğümüz bu değişim çağında edebiyatın en eski efendisi öykü; kurmacanın sınırlarını yazarın yaşamıyla yeniden çiziyor.  Zine’nin sayfalarında bir hayatı okuyoruz öykü lezzetinde.

 

  1. Seyman,  Yaşar, Zine,  Bilgi Yayınevi, Ekim2020.
  2.  “Z” Türkçe alfabede sızıcı ünsüz olarak tanımlanır. Sesyolundaki daralma noktalarında sürtünerek veya sızarak çıkarılan ünsüzler sızıcı ünsüzlerdir ve nefes yettiği sürece ses çıkarılabilirler.
  3. A.g.k. sayfa 148.
  4.  A.g.e, sayfa 107, 1985’de Pakistan’daki bir Afgan mülteci kampında Steve Mc Curry’nin fotoğrafını çektiği kız. Şerbet Güle.
  5. A.g.e, sayfa 100.
  6. A.g.e, sayfa 143.
  7. A.g.e, sayfa 175.
  8. A.g.e, sayfa 200.
  9. A.g.e sayfa 204

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER