AKP'Lİ ÇELİK'TEN KILIÇDAROĞLU'NA DİYARBAKIR ELEŞTİRİSİ

AKP

Kılıçdaroğlu'nun "Demokrasinin yolu Diyarbakır'dan geçer" sözlerini değerlendiren Çelik, demokrasinin yolunun, Türkiye'nin bütün zerrelerinden geçtiğini söyledi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel Merkezde,  basın toplantısı düzenledi. 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun "Demokrasinin yolu Diyarbakır'dan geçer" sözlerini değerlendiren Çelik, demokrasinin yolunun, Diyarbakır'dan, Adana'dan, İstanbul'dan, Ankara'dan, Yozgat'tan, Kars'tan, Ardahan'dan, İzmir'den yani Türkiye'nin bütün zerrelerinden geçtiğini söyledi.
Bu ifadelerin sembolik anlamları olduğunu belirten Çelik, şu ifadeleri kullandı:
"Bu şekilde indirgemeci bir yaklaşımın, bir parçayı alıp da onunla demokrasiyi özelleştirmenin, maalesef Türkiye'deki siyasi söylem arkeolojisi açısından hiç de iyi olmayan sonuçları olduğunu, son derece istismara açık yaklaşımları olduğunu gördük. Eğer coğrafi bir adlandırma yapacaksanız, bu Türkiye'nin her zerresinden geçer ama siyasi bir alan adlandırması yapacaksanız Sayın Kılıçdaroğlu'nun kurması gereken doğru cümle, Meclise atıf yapmasıydı. Şimdiye kadar Meclis'in işlevsiz hale geldiğini söyleyerek, birtakım atıflar yaparak buna benzer çok cümle kurdu. Böylesi bir konuda niye Meclis'e dönük bir atıf yapmamış? Bunun siyasi açıdan çok tutarlı bir yaklaşım olmadığını söyleyebilirim."

"Demokrasilerin en büyük belası, en büyük tehdidi terör"

Kılıçdaroğlu ile CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu'nun HDP hakkındaki sözlerine ilişkin soru üzerine Çelik, Millet İttifakı içinde HDP'yi konumlandırmakla ilgili bir "navigasyon problemi" olduğunu belirtti.
Dünyanın bütün demokrasilerinde demokrat olmanın, hukuk devletinden yana olmanın tartışılmaz ilkesinin, teröre karşı net bir tavır almak olduğunu ifade eden Çelik, demokrasilerin en büyük belasının, en büyük tehdidin terör olduğunu söyledi.

Çelik, şöyle devam etti:

"Bir terör örgütüyle duygusal ilişkiden bahsedilmesi ya da herhangi bir şekilde siyasi hayat içinde bir siyasi parti konumlandırılırken o partinin kendisi terör örgütü olan bir yapıya yani PKK'ya 'terör örgütü değildir' diyorsa ya da oradaki teröristlere 'terörist değildir' diyorsa meşru olan siyasi katılma haklarını, demokrasiyi güçlendirmek, hukuk devletini desteklemek için değil demokrasiyi ve hukuk devletini zedeleyecek bir biçimde teröre destek vermek için kullandıklarını açıkça beyan etmiş oluyorlar. Yani bu terörle ilişki meselesinde bir gündem söz konusu olduğu zaman bu terör örgütünü terör örgütü olarak tanımıyorsa zaten kendisi, kendisini meşruiyet alanının dışına atıyor demektir."
HDP'nin açık bir şekilde PKK'nın, terör örgütü olmadığını savunduğunu kaydeden Çelik, "HDP'nin kendisine atfetmediği bir şeyi CHP'nin büyük bir gayret ve şevkle atfetmeye çalışması enteresan oluyor. CHP'nin tutup da 'HDP öyle söylemek istemiyor, HDP şöyle söylemek istiyor' gibisinden bir yorum faaliyetinin içine girmesi hem trajik oluyor hem de siyasi istismarın söz konusu olduğu bir yaklaşım ortaya çıkmış oluyor." ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu'nun BAE hakkındaki sözleri

Çelik, Kılıçdaroğlu'nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaret ettiği BAE hakkındaki ifadelerine ilişkin soruya ise "Cumhurbaşkanımızın dış politika açılımlarıyla ilgili, Birleşik Arap Emirliklerine yaptığı ziyaret bağlamında birtakım ağır ifadeler kullandıklarını gördük. Dış politika konularının bu ifadelerle ele alınması, bunu söyleyen kişilerin devlet adamlığı nosyonundan yoksun olduğunu, devlet adamı kapasitesine sahip olmadığını gösterir." yanıtını verdi.
Türkiye'nin bir başka devletle ihtilafı olsa karşısındaki devleti tutanların, Türkiye bir açılım yaptığında bundan rahatsız olduklarını belirten Çelik, bu çevrelerin Türkiye'nin bu açılımlarının neresini yanlış bulduklarını, bununla ilgili bir ölçü ortaya koyamamalarına da şaşırdığını ifade etti.
Bir CHP Genel Başkan Yardımcısının "Türkiye'nin 'mavi vatan' söylemini kullanmasının, bir radikalizm ve maksimalizim anlamına geldiğini ve dünyanın bunu kabul etmeyeceğini" söylediğini hatırlatan Çelik, "Kara vatanımız, mavi vatanımız, hava vatanımız konusunda bir ayrım söz konusu olamaz. Mavi vatan konusunda maksimalist davranmamamız için neyi önermiş oluyor o zaman bu CHP Genel Başkan Yardımcısı? Türkiye'nin kendi tezlerinden vazgeçip Yunanistan'ın tezlerini kabul etmesini önermiş oluyor." değerlendirmesini yaptı.
Türkiye, Azerbaycan'ın işgal altındaki Karabağ topraklarını kurtarmak için yaptığı mücadeleye destek verirken Kılıçdaroğlu'nun dış politikadan sorumlu danışmanının yaptığı açıklamalarda "Türkiye, Karabağ'a Suriye'den cihatçı gönderiyor" ifadelerini kullandığını anımsatan Çelik, "Bu kimin propagandasıydı? Aslında öteden beri geleneksel olarak Ermenistan'ın müttefiki olan devletlere yakın birtakım ajansların propagandasıydı. Biz bunu kimden duyduk? Cumhuriyet Halk Partisi'nden duyduk. Sayın Kılıçdaroğlu'ndan 'bu ifade yanlıştır, kendi genel başkan yardımcımızın ya da danışmanımın söylediği bu ifadeyi reddediyorum' gibisinden bir açıklama söz konusu oldu mu? Söz konusu olmadı." ifadelerini kullandı.
CHP'nin, Türkiye, belli devletlerle karşı karşıya geldiğinde "Türkiye'nin izole olduğunu" söylediğini, sorun dosyalarını azaltıp üst üste hamleler yapmaya başladığı zaman da "bunu tutarsızlık olarak göstermeye çalıştığını" belirten Çelik, şunları kaydetti:
"Bunlar dış politikayı da CHP kurultayları zannediyorlar. CHP kurultaylarındaki çekişmelerin ya da çeşitli stillerin dış politika için de söz konusu olabileceğini zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını dünyanın her yerindeki hak ve menfaatlerimizi korumak için bu dosyalar üzerinde çalışılıyor, karşılıklı mutabakatlara varılıyor, bu mutabakatlar çerçevesinde çeşitli güven artırıcı önlemler ortaya koyuluyor, uzun vadeli olarak bu sorun alanlarının azaltılması, iş birliği alanlarının çoğaltılması şeklinde bir yaklaşım üretilmeye çalışılıyor."

(vş)


Haber Kaynak : HABER MERKEZİ