YAZARLAR

  • BIST 100

    100.237%-0,10
  • DOLAR

    5,7406% 0,38
  • EURO

    6,3251% 0,09
  • GRAM ALTIN

    279,22% 1,31
  • ÇEYREK ALTIN

    460,713% 1,31

Adana

20.09.2019

  • İMSAK 04:57
  • GÜNEŞ 06:17
  • ÖĞLE 12:37
  • İKİNDİ 16:05
  • AKŞAM 18:47
  • YATSI 20:03
  • Cuma 27 °C / 20 °C Güneşli
  • Cumartesi 27 °C / 20 °C Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 26 °C / 20 °C Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

KIBRIS´TA ?ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN´ ASLINDA BU GÜNLER İÇİN ÇÖZÜM OLDUĞUNU ANLAMAK GEREKMEZ Mİ?

Dışişleri sözcüsü, Rum tarafı tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini sona erdirmediği veya Ada´nın eşit ortağı Kıbrıs Türklerini hidrokarbon kaynakları konusunda karar alma mekanizmalarına ve gelir paylaşımına dahil etmediği sürece Türkiye´nin Kıbrıs Tür

 

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz´de bazı uluslararası petrol şirketleriyle ahiren yaptığı doğalgaz anlaşmasına ilişkin, ?Türkiye Kıbrıs Türklerin haklarını kimseye yedirmeyecektir? demiş.

 ?Kıbrıs´ta ve Akdeniz´de tansiyon tehlikeli şekilde artıyor,? uyarısını yapan KKTC Dışişleri Bakanlığı´ndan da yapılan yazılı açıklamada şöyle denilmiş:

´´Bilindiği üzere, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Noble Enerji Şirketi ve ortaklarıyla Afrodit yatağından çıkartılacak doğalgaza ilişkin bir ?gelir anlaşması´ yapıldığı ve bu bağlamda GKRY´nin 18 yılda çıkartılması öngörülen gazdan 9 milyar dolar elde edeceği açıklanmıştır. Söz konusu anlaşma, adanın ve dolayısıyla ada etrafındaki doğal kaynakların eşit sahibi olan Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarının gasp edilmesinden başka bir şey değildir ve kabul edilmezdir. Bu vizyonda Kıbrıs Türk halkının eşit hak ve çıkarlarına yer yoktur?

Kıbrıs Rum Yönetimi ise Avrupa ülkelerinin yanı sıra  ve ABD´nin vermekte  olduğu  açık destekle tutumundan  hiç de vaz geçmeye niyetli değil. Ayrıca İsrail ve Mısır ile de işbirliği yaparak Doğu Akdeniz´deki hidrokarbon yataklarından tek taraflı yararlanma girişimini giderek genişletmekte.

Dışişleri sözcüsü, Rum tarafı tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini sona erdirmediği veya Ada´nın eşit ortağı Kıbrıs Türklerini hidrokarbon kaynakları konusunda karar alma mekanizmalarına ve gelir paylaşımına dahil etmediği sürece Türkiye´nin  Kıbrıs Türklerinin kıta sahanlığı haklarını korumaya devam edeceğini vurgulamış açıklamasında. Bu bağlamda Yavuz ve Fatih sondaj gemilerimizin KKTC´nin Türkiye Petrollerine 2011 yılında verdiği ruhsat sahalarında sondaj çalışmalarına da yakın zamanda başlayacağını söylemiş söylemesine de bu hamlenin ne derece ?kıymet-i harbiyesi´ olacağı konusunda da kesin bir duruş ortaya koyamamış görüldüğü kadarı ile. Açıkça sürüp giden ?fiili durum´a Türkiye´nin kimi alanlarda misilleme yapmanın dışında ne gibi önlemler ve karşı koyma eylemleri sergileyebileceğinden söz etmemiş. Nitekim ?Kıbrıs Adası´nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe sayan, işbirliği tekliflerini reddeden ve tüm uyarılarımıza rağmen tek taraflı faaliyetlerinden vazgeçmeyen tarafın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu bir kez daha uluslararası topluma hatırlatmak isteriz,? diyerek büyük senaryonun asıl ?müşevviklerine´ şikayette bulunmakla yetinmiş!!!

Evet, Doğu Akdeniz´deki açık soygun senaryosunun ?asıl müşevvikleri´, başta Avrupa Birliği üyeleri olmak üzere Batılı ülkelerdir. O Avrupa  ülkeleri ki Avrupa Birliği´nin kapılarını uluslararası anlaşmaların Türk kesimine tanıdığı itiraz hakkı hükümlerini hiçe sayarak Avrupa Birliğinin kapılarını açmışlardır. O Batı Avrupa ülkeleridir ki Türkiye´nin AB üyeliği heveskarlığını sonuna kadar kullanmayı bilmişler ve o zamanki taptaze AKP iktidarının Kıbrıs Türk kesiminin haklarını görmezden gelip davadan adeta vazgeçme noktasına gelmesine yol açan hayali vaadleri ortaya sermişlerdir.

Unutuldu sanki AKP iktidsarının  o günlerdeki Kıbrıs Davasını hor gören tutumları ve sözleri. O  ünlü slogan: ?Çözümsüzlük Çözüm Değildir?? de anımsanmıyor artık. Rum tarafının kanlı saldırılarını adeta unutarak, Türkiye´nin Barış Harekatı ile Kıbrıs Türk´ünü kimliğine ve de güvenliğe kavuşması için verilen çabaları AB´ye katılım sürecinde bir yük ve engel gibi gören politikalar şimdilerde yaşanmamış gibi sislerle örtülmüş. Rauf Denktaş´ın Kıbrıs Müzakerelerinin dışında tutulması da? ?Yes be annem´cilerin desteklenerek Annan Planının referandunda tek taraflı kabul edildiği o sancılı günler de?

O günlerin ?çözümsüzlük´ olarak görülen ve adeta suçlanan Türk tezleri neydi?

Bir kere Rumların hiçbir zaman anlaşmaya yanaşmayacakları gerçeğinden hareketle her ne pahasına olursa olsun Ada´daki Türk kimliğinin ulusal bir yapı haline getirilmesi öngörülmekte idi. Güvenceye alınacak yaşam alanları içinde ve  Ada´nın eşit sahibi olarak bu yapı sayesinde,   Rum kesiminin Batı emperyalizminin ileri karakolu gibi hareketle hem Ada Türklerinin hem de Anavatanın çıkarlarını tehdit edecek konuma ulaşamaması sağlanacaktı.  Kıbrıs adası Türklerin ve Türkiye´nin Güneyinde tehditkar bir ?sabit uçak gemisi´ olmamalıydı. Doğu Akdeniz´de Ada Türklerinin ve Türkiye´nin güvenliği tehlikelere maruz bırakılmamalıydı.

Dolayısı ile sorun sadece Kıbrıs´ta yaşayan Türklerin güvencesi olmakla sınırlı değildi. Aynı zamanda Anavatan´ın da stratejik çıkarlarının korunması naşta gelen hedefler arasında idi. sorunu idi.

İşte bu kaygılarla Rumların ?çözüm´ diye ileri sürdüğü koşullar kabul edilmiyor, ortaya çözümsüzlük gibi görülmek istenilen ?kırmızıçizgiler´ çıkıyordu. Nitekim o kırmızı çizgiler AKP iktidarının dayatmaları ile o tarihlerde nerede ise silindi. Güney Kıbrıs, AB üyesi oldu. Verilen ödünler Türkiye´nin AB üyeliği heveslerine de bir yarar sağlamadığı gibi, Rum kesiminin o günlerde hiç gündemde yokmuş gibi es geçilmiş olan Doğu Akdeniz´deki doğal zenginliklere tek taraflı el koymasının da yolu açılmış oldu.

Zaten Avrupa Birliği üyelerini ve tüm Batı aleminin Kıbrıs Sorununun çözülmesi konusundaki ısrarı herhalde sadece Kıbrıs Rum´?unun karagözleri için değildi. Anadolu´yu güneyden kuşatmak gibi stratejik hedefler kadar deniz diplerinde yatan hidrokarbon yatakları da yaşamsal önem taşıyordu onlar için. Bugün Kıbrıs´ın doğal kaynaklarının tek taraflı talan edilmesinin destekçileri ve işbirlikçileri  daha o zamandan bugünleri yaşatmaktaydılar projelerinin ve hamlelerinin  satır aralarında.

?Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını hiçe sayan, işbirliği tekliflerini reddeden ve tüm uyarılarımıza rağmen tek taraflı faaliyetlerinden vazgeçmeyen tarafın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu bir kez daha uluslararası topluma hatırlatmak isteriz,? sözlerinin nedenbir aczi hatta yakın geçmişte yaşanan politika zaafiyetini ifade ettiği açık değil mi? Sanki uluslararası toplumun pek de umurunda imiş gibi ortaya konulan duruma sebep olan politikalarla değil midir ki Rum tarafını cesaretlendiren? Kırmızı çizgilerden vazgeçme teslimiyetini ortaya koymakla, hayali bir AB üyeliği uğruna her türlü tavizi göze almakla karşımızdaki Avrupa ülkeleri bugün kendi ulusal çıkarlarımızı tepeleyip geçme inisiyatifini ele geçirmiş olmadılar mı?

Bugünkü durumdan çıkarılacak tek bir ders var aslında o da açık ve dürüst davranılırsa:

Denktaş´ın  ve onun gibi düşünenlerinin ?çözümsüzlük´ diye bir kenara itilen politikaları, bugün yaşanan olumsuzlukları ve ortaya çıkan tehditleri önleyecek gerçek çözümleri oluşturmakta idi. Onun için çözümsüzlük denilen o kırmızı çizgiler yeniden yaşama geçirilmeli, ulusal çıkarlarımızı sadece nafile yakınmalar ile değil gerekirse güçle koruma kararlılığımız inandırıcı biçimde ortaya konulabilmelidir.  

 

 

Haber Kaynak : ÖZEL HABER