YAZARLAR

  • BIST 100

    100.874%-0,56
  • DOLAR

    5,6938% -0,12
  • EURO

    6,2974% -0,30
  • GRAM ALTIN

    274,91% -0,13
  • ÇEYREK ALTIN

    453,6015% -0,13

Adana

18.09.2019

  • İMSAK 04:55
  • GÜNEŞ 06:16
  • ÖĞLE 12:38
  • İKİNDİ 16:07
  • AKŞAM 18:51
  • YATSI 20:06
  • Çarşamba 28 °C / 20 °C Güneşli
  • Perşembe 27 °C / 19 °C Güneşli
  • Cuma 27 °C / 20 °C Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

CUMHURİYET HALK PARTİSİ´NDE DE RESTORASYON, YOKSA?

CHP bir yol ayrımında temellere kadar inen sancılarla boğuşurken dün Genel Başkan Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalarla ve kimi yüzeysel değerlendirmelerle yangına adeta körükle gitmeyi yeğledi.

Seçimler bitti, 1920 yılında kurulan TBMM´ni başlangıç noktası olarak alırsak,  98 yıllık Cumhuriyet rejimini dönüştürüp yerine Tek Adam´a tüm yetkilerin devredildiği bir nev´i şahsına münhasır rejim getiren düzenlemelerin yürürlüğe girdiği yönetim sisteminin en az zararla nasıl atlatılabileceği konusunda kafa patlatmaya başlanmak yerine siyaset arenasının birinci gündem maddesi CHP oldu.  

Seveni sevmeyeni, muhalifi koyu taraftarı, her kesimden sesler çıkmaya ve girdiği tüm seçimlerden başarısız çıkan Kılıçdaroğlu´nun istifası gerektiği yüksek perdeden tartışılmaya başlandı.

Bu ilginin nedenleri var elbette. Bir kesim, ki CHP´nin düşürüldüğü hali içlerine sindiremeyen partililer ve destek veren seçmenlerden oluşuyor, partinin giderek kurucu ilkelerini gözden çıkaran ve etnik ayrıştırıcılardan tutunuz, açıkça Atatürk Cumhuriyeti´nin temellerine aykırı siyaset güdenlere varıncaya kadar türlü çeşitli görüşlere sahip partiler ve oluşumlarla işbirliği hevesine kapılan Kılıçdaroğlu ve takımının yanlışlarına baş kaldırıyor. Kimileri  derhal olağanüstü kurultay yapılarak genel başkanlığa Muharrem İnce´nin getirilmesi gerektiğini savunuyor.

Diğer bir kesim ise, içine düşürüleceği kargaşa ve belirsizlik ortamında yeniden yanlışlara yöneleceği bir ortam yaratılarak, esasen siyasi partilerin fazlaca önemi kalmadığı yeni dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi´nin tümüyle ?inkıraz sürecine´ girme sürecine yardımcı olmaya çalışıyor. Yaşadığı temel sorunlarını ele almasını gündemden çıkararak, CHP´nin polemiklerle ve fevri hareketlerle dağılıp gitmesini hedefliyor. Bu kesim de olayı üst düzeyde,  genel merkez ve genel başkanlık değişiminin şart olduğu tartışmaları kapsamında, tutmayı yeğliyor.

Aslında CHP böyle bir yol ayrımında temellere kadar inen sancılarla boğuşurken dün Genel Başkan Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamalarla ve kimi yüzeysel değerlendirmelerle yangına adeta körükle gitmeyi yeğledi.

Genel Başkanı  Kılıçdaroğlu, seçim sonuçlarını değerlendirmesinde  seçimin tek kaybedenin AKP olduğunu söylerken, CHP örgütlerinin  önemli  görev yaptıklarını ve OHAL´e rağmen, devletin bütün imkanlarına rağmen, bütün  TVlere gazetelere, şantajlara baskılara ragmen  AKP´nin oylarını 7 puan indirdiklerini öne sürdü. Kimi çevrelerde kendisinini istifasını isteyenlere yönelik olarak, ?Partide ne olacağına ne biteceğine partiler karar verir. Biz 9 ay sonra yerel seçimler var. İkinci duvarın kalan kısmını orada yıkacağız. Çok daha güçlü bir sonuç elde edeceğiz, bir tarafa yazın. Bütün veriler bunu gösteriyor. Arkadaşlarıma üç konuda talimat verdim. Hep beraber çalışacaklar. Koltuk sevdası olanların bu partide yeri yoktur.. Bu partiye geleceklerin ortak hedefleri, ortak özlemleri olmak zorundadır. Bizim hedefimiz bu? dedi ve ?Kendisine yol arayan kişilerin bu partide işi yoktu,? sözleri ile parti içi  muhalefete gözdağı vermekten geri durmadı.

İnsanın aklına, ?Seçim gecesinde ve hezimet sonrasında partililerinin arasında bulunmadığı saatlerde acaba böyle bir yaklaşımda bulunmanın yollarını çok mu aradı?? sorusunu getirecek açıklamalarında neredeyse seçimin galibinin CHP olduğunu ilan etmeye varacak görüşlere yer verdi. Aslında kendisinin genel başkanlık görevine getirilmesinden bu yana sadece seçimlerdeki başarısızlıklar alanında değil Parti´nin tarihsel rolü ile  kimliğini yok edecek kimi kararlara ve icraata imza atması nedeni ile partiye umutla bağlanan kitlelerin tepkisini gözlerden uzak tutmaya yönelik bir talihsiz savunma örneği idi bu taktik. Doğrusu 24 Haziran seçimlerinde aynı yolda yürüyerek hedefe varma düşüncesinin  uğranılan hezimetin başlıca nedenleri arasında olduğunu kabul edemezdi herhalde.  Parti içinde giderek artan ?Kılıçdaroğlu karşıtlığı´ akımına her vesile ile demokratik sayılmayacak tepkiler koyması yeni değil kendisi için. Başlangıçta, ?ulusalcı´´ diye burun kıvırıp tasfiye ettiği kişilerden sonra her eleştiriyi ?koltuk aşkına´ bağlayarak sindirmeye çalışması bu bağlamda dikkatle ve kaygı ile izlenmesi gereken bir olaydır başlı başına. Bu kez de benzer tepkileri göstermekte, Parti´nin tarihsel misyonu ile bağdaşmayacak kimi duruş ve açılımlardan rahatsızlık duyan muhaliflere karşı atağa geçmeyi yeğlemektedir.

Kılıçdaroğlu´nun partiyi geçmişinden koparıp ?yeni bir kalıba sokma çabaları´ yaşamsal yanlışlardır. Bir kere yüzlerce sayfalık ?Seçim Bildirgesinde´ yer alan ve  Türkiye´ye yönelik emperyalist saldırıların piyonu olan silahlı ayrılıkçlık çetesini ve uzantısını ?hak ve adalet arayan? mağdurlar gibi göstermeye yönelik ?Kürt Sorunu? bölümü, Partinin gerçek misyonuna dönmesini isteyenlerin ve kızgınlık gösterdikleri başlıca nedenler arasındadır.

Bunun yanısıra, kaç seçimdir olduğu gibi bu kez de CHP´nin adı ile, Altıoku ile Atatürk Devrimlerinin, laikliğin vazgeçilmezliğinı duruşu ile alanlarda ve kampanya ilkeleri arasında yeterince  yer almaması partiye umut bağlamış seçmen kitlelerince kabul görmemiştir. Nitekim Partinin Cumhurbaşkanı adayı olarak öne sürülen Muharrem İnce´nin rozetini çıkarıp partilerüstü bir nafile kimlik arayışına girmesi CHP´li sayılabilecek kitlelerin rahatsızlığına yol açmıştır. Hele eşyanın tabiatına aykırı biçimde ilkeler açısından uyuşma olanağı bulunan partilerle seçim ittfakına girmenin gözle fark edilmeyen etkisi sandıklarda kendisini göstermiştir. Tıpkı sözde demokrasi icabı noel baba gibi İYİ Parti´ye ve HDP´ye barajı aşırtma amacı ile oy ve milletvekili transferi, aynı şekilde CHP kitlesinin içinde ukte gibi yer etmiştir. Ama Kılıçdaroğlu bir dereveye kadar taktiğinde haklı çıkmıştır, zira çaresiz partililer ve CHP´ye gönül vermiş seçmenler,  Ekmek Ekmeleddin olayında olduğu gibi tıpış tıpış sandığa gidip oy vermek zorunda bırakılmışlardır. Sonuç yine de oy oranının % 20´ler bandında sürünüp kalmasından, cumhurbaşkanlığı seçiminde de alanları aktığı gözlenen yüzbinlerce insana ragmen beklenen sonuca ulaşamamaktan öteye geçmemiştir.

Bugünlerde uluorta konuşulmaya başlanan Kılıçdaroğlu karşıtlığı görüleceği üzre sadece seçimlerle ilgili değildir. CHP´nin dokularına yerleşmeye başlamış ?popülizm sendromu´nun onun yönetimnde daha da azgınlaşıyor oluşunun bir sonucudur. Partiyi sağa açılarak seçmen katmanlarında daha muteber hale getirme hevesi Baykal zamanından beri vardır. Ama bu kez Kılıçdaroğlu gibi CHP müktesebatını içine sindirerek partiyi yönetmeyi önemsemeyen bir kişi, bu hastalığı daha da yaygınlaşmıştır. Grup toplantılarında, demeçlerde ve siyasal ortamda polemiklerle olay yaratacak duruş sergilemeyi başarı kabul eden ve bu arada partinin ve partilinin ideolojik gelişimini geri planda tutan bir uslup ister istemez CHP´yi bir seçme-seçilme mekanizması haline getirmiştir. Bir de ?önseçimsiz aday saptama´ silahının elinde tutan kimi genel merkez aparatçik´leri ve başlarındaki Kılıçdaroğlu, partiyi tam yetki ile avuçlarının içine almışlardır. Yapılan hatalarda kollektif ortak olarak MYK üyeleri, Parti Meclisi ve hatta il başkanları ve örgüt kademeleri de vardır.  Kurultaylar öncesinde, tarihte görülmemiş biçimde, Kılıçdaroğlu´nu aday gösterme şakşakçılığna katılan il başkanları, cumhurbaşkanı adaylığı ve seçim ittifakı gibi yaşamsal kararlarda tam yetkiyi genel başkana veren parti meclisi üyeleri, tekrar aday olma olasılığını heder etmeyi göze alamayan milletvekilleri hep birlikte  CHP´deki kurumsal yönetim işleyişletinin yok edilemesine bilerek ve isteyerek göz yummuşlardır. Kamu yönetiminde nasıl ki Tek Adamlık olayı Türkiye için sakıncalar yaratıyor ise, bu durum CHP için de büyük sorun halini almıştır. Nitekim Kılıçdaroğlu, ?Gel bakalım Muharrem´ diyerek son noktayı koyduğu tek adamlık hevesiniin ilk hazlarını, muhalifi ?kapı önüne koyma´ cesaretini,  bu topyekün biad ve teslimiyet alışkanlıklarından almışır.

Gelelim ?olmaz ise olmaz´ bir çözüm formülüne: Cumhuriyet Halk Partisi´nde hem seçimlerde sürüp gelen başarısızlıkları, hem de  partinin kimliğini ve tarihsel misyonunu yok eden popülizm sendromunu ortadan kaldıracak çareler elbette vardır. O da sırça köşklerden çıkıp, CHP´nin, partili ile ve seçme kitleleri ile kaynaşacağı yeni bir başlangıç yapmakla aranıp bulunabilir.  Buna CHP ?de restorasyon dönemine girmek de denebilir. Kılıçadroğlu´nun istifası ile ya da yerine aynı zihniyetin örneği ve hatta bileşeni  Muharrem İnce gibi bir isim getirerek ya da üst kademelerde tahterevalli oyunu gibi bir inip diğeri çıkan kadroların el değiştirmesini sağlamakla bir sonuç alınamaz. Partinin  üye yapısı gözden geçirilerek sağlıklı bir Kurultay dönemine derhal girilmeli, delegelerden ilçe, il ve sonunda da genel merkez yönetimlerine kadar her kademe günün koşullarına göre baştan sona yenilenmelidir.

 CHP geçmişinde iki kez  bu deneyimleri yaşamıştır. Birincisi 1950 seçimlerini izleyen günlerde, bir de diğeri kadar başarılı olamasa da 12 Eylül sonrasında. Bu hamleye cesaret edilip, CHP özüne ve gerçek misyonuna, Atatürk Cumhuriyetçiliği´ne, Cumhuriyet´in ve Devrimlerin kazanımlarına sahip çıkma ülküsüne yeniden kavuşmaz ise, konjonktürün ivmesine bırakılacak didişmelerle Cumhuriyet Halk Partisi  kargaşa ve belirsizlik ortamında yeniden yanlışlara yöneleceği bir ortama mahkum olacak ve  esasen siyasi partilerin fazlaca önemi kalmadığı yeni dönemde, tümüyle ?inkıraz sürecine´ girme sürecine kapılıp gidecektir.

Haber Kaynak : ÖZEL HABER