ALTIN PLAKLI SANATÇI FAHRİ IŞIKLA SÖYLEŞTİK
Kendi bestesi olan “Agora Meyhanesi” ile altın plak kazanmanın yanı sıra, bestekâr Kazım Sanrı´nın “Feryat” adlı eseriyle de altın plak kazanınca adı “Feryat Fahri”ye çıkan “Çukurova sahnelerinin taçsız kralı” olarak da anılan Adana Radyosu´nun çok yönlü ses sanatçısı Fahri Işık´la Adana Radyosu´ndan Hollanda´ya uzanan sanat yaşamında şiirden besteye, sanattan geleneğe, kültüre, “pamuk tarlasındaki operalı günlerin de” dahil olduğu çok şey konuştuk. Cumali Karataş
Tarih: 23.11.2018 08:16:28/ 321okunma / 0yorum

         Tömük´te bir yaz sıcağındayız. Çukurova´nın Hollanda´daki gönüllü müzik elçisi olan kıymetli sanatçı Sayın Fahri Işık´la uzun ama zevkli bir söyleşiye başladık…     

         *SANATÇI FAHRİ IŞIK

            ***Kaçta doğdunuz Sayın Fahri Işık?

---1938 Yılında, şimdi rahmetli anama sormuşlar..   O 1945´de kıtlık aylarında, herkese karneyle ekmek veriyorlardı ya, ‘hanım demişler bu çocuk ne zaman doğdu?´, ‘valla´ demiş ‘Gazi ölmeden 5-6 ay önce bir Haziran´da doğdu.  Ayın yirmisi değildi. Onlar da 19 yazmışlar. Ve 18 Haziran 1938.

/resimler/2018-11/23/0818556347659.jpg***Evett… İyi ki de doğdunuz, çünkü özellikle Çukurova bağlamında, Adana Radyosu´na, çay bahçeleri sahnelerine, ”Çukurova´dan Sesler” gibi müzik adına tarihi sanatsallıklara renk katanlardan birisiniz, Çukurova´nın assolistlerindensiniz. Altın Plak kazanan bir sanatçısınız… Rahmetli Kazım Sanrı abimizle birlikte o zamanlar böyle gümbür gümbür çalışmalar içinde de olmuşsunuz. Peki hangi mahallede doğdunuz, hangi okula gittiniz…

            ---1938 yılında eski ismiyle Fatih mahallesi veya Hatay mahallesi daha geride, şimdiki ismiyle Fatih mahallesi doğdum. 1938 yılında o zamanlarda oralara Âşık Veysel gelirdi. Dokuz yaşında Âşık Veysel´le tanıştım. O kahvelerde türkü söylerken ben simit satıyordum. Ona beş lira para topladım, iyi hatırlıyorum; parasını çaldılar. 12-13 yaşından sonra da Çukurova fabrikasına tekstil işçisi olarak girdim çocuk yaşta.

            ***Okul hocam?..

            ---Okul yok… okul yok; ben dışarıdan okuma yazmayı öğrendim. İlkokul diploması aldım. Ortaokul diploması aldım.

            ***Okumanın yaşı yok tabii…

            ---Tabii… Liseye hazırlanırken radyoevine girdim Her şey durdu 1961 yılında.  Sonunda Çukurova Radyosu´na, o zaman ki ismiyle Adana İl Radyosu´na girince her şey öyle kaldı.

            ***Askere gitmeden önce mi girdiniz Adana Radyosu´na?

            ---Hayır sonra.

            ***Peki askere gidene kadar ne iş yaptınız?

            ---Tekstilde… 1958 yılına kadar 7 yıl fabrikada çalıştım. Ya da altı yıl 6,5 yıl kadar. Ordan ayrıldım askere gittim. Kütahya Er Eğitim Tugayı´na gittim havacı olarak. Dokuz ay orda hem futbol oynadım hem…

            ***Futbol da oynuyorsunuz…

            ---Tabii… lisanlı futbolcuydum ben.

***Hangi takımdı bu?

---Tarsus Yıldırımspor´da. Sonra Berdanspor oldu, daha sonra da İdmanyurdu oldu, Tarsus İdmanyurdu oldu. Hatta Hanedanspor´a da transfer oluyordum… 

***Hanedanspor Adana´nın tarihi takımlarından biriydi. Sonradan ismi Adanagücü oldu. Başkanı da Fuat Bugay´dı. Benim de lisansım çıkmak üzereyken yurtdışına gittim. Orda da fabrika takımımız yörenin amatör kümesindeydi.

---Kütahya´ya gittim, mecburen ben futbolcu olduğum için dokuz ay Kütahya Havagücü´nde top oynadım.

***Demek ki iyi topçuydunuz…

---Fena değildim. Hanedanspor´a alacaklardı beni… Tabii orda şarkı falan söylüyordum maçlara giderken. Sonra aldılar beni orduevine götürdüler. Orduevinde şarkı söylemeye başladım.

***İlk orda mı sahneye çıktınız?..

---Sazlarla ilk orda sahneye çıktım. Daha önce ben burada mesela çocukluğumda tarlada pamuk toplarken… Döven sürdüm ben. Döveni kaç kişi biliyor ki şimdi?..

***Döveni ben biliyorum… Dedemin dövenine binerdim o sarı sıcakta Havrani´yede.

---Hı hıı…Döven sürdüm ben oralarda. Benim babamın sesi çok güzeldi. Annemin sesi çok güzeldi.

***O zaman bir genetik özellik vardı… Doğuştan gelen bir ses güzelliği böyle? Ayrıca ailede başka kimse var mı?

 ---Ya şimdi insanın geleceğini bulunduğu muhit çok acayip şekilde yönlendiriyor. Çünkü etkili oluyor. Mesela… Örneğin ben babamı annemi veya orda tarlada, pamuk tarlasını bilirsiniz. Hikâye anlatanları, şarkı söyleyenleri duya duya büyüdüm ben.

***Hikâye derken gelenekten gelen o sözel edebiyatı, sokak edebiyatı gibi…

 ---Sokak edebiyatı olur mu?

***Sokak edebiyatı derken olumlu anlamda yani… Halka inen bir durum…

---Mahalle arasında mesela, siz belki de yetişemediniz, o zamanlar evlere kozalakları toplarlardı. Avlunun içine dökerdi babam o şifleri.

Mahallenin kızları toplanırlardı:

”Şaban Amca sen hikâye anlatırsan biz sana bunları şifleyeceğiz.”

***Keyifli bir şey, kültürel ve sanatsal zenginliğimiz…

---Tabii yani avlu bir sokaktı sonuçta.

***Şiirle de ilginiz olduğunu düşürsek, epey şeylerle, sizin değindiniz gibi sonuçta o ordan geliyor genetik ve edebiyat, müzik olayı olarak.

---Kesinlikle, kesinlikle… Ve Âşık Veysel´i küçük yaşlarda tanıdım. Onun etkisi oldu. Tabii ki küçücük çocuğum ben orda beş lira parasını topladım.dediler:”Âşık bu çocuğun sesi de güzeldir ha..”

***Şaban Abi de o çok beğendiği Halit Arapoğlu´nun babası Hüseyin Arapoğlu plakçı dükkânına geldiği zaman, bağlama çaldığında, onun şapkasını alıp para toplarmış. Onu hatırladım şimdi bu sizin Âşık Veysel olayında. O zaman öyleydi, adeta bir gelenek gibi…

---Bunun ayıbı yoktu. Hâlâ mesela bunlar oluyor. 

 ***Burda benim dikkatimi çeken, Şaban abi gibi bir bağlama ustasının Hüseyin Araboğlu´na ustaların ustası derecesinde tanımlaması. Âşık Veysel de türküleri de bulunan diğer bir önemli usta tabii. Başka duyduklarım da var bu konuda… Bu yüzden, eskilerden benim en çok merak ettiğim Arab Hüseyin oldu.

/resimler/2018-11/23/0819284004417.jpg---Şimdi ben, bir hafta önce bizim buradaki gazinoda oturuyorduk, bir adam sazıyla geldi. “Gel âşık” dedik. Adana´dan Maraşlı Seyit´miş. Söyledi üç-beş, tepsiyi aldım ben para toplamaya başladım, bu bir gelenek. Bir de o zaman şimdiki gibi Tommiks, Teksas Amerikan şeyleri yoktu. Ne vardı?.. Kerem ile Aslı vardı kitap olarak. Arzu ile Kamber vardı. Ferhat ile Şirin vardı. Eee bizim okuma çağlarıydı. Sokakta öğrendim ben okuma yazmayı. Dokuz, on yaşlarında okuyup yazıyordum ben.

***Şimdiki çocuklar hikâye dinleyemiyorlar biliyor musunuz? Eskiden çocukları hikâyeyle uyutuyorlardı.

---Şimdiki çocuklara acıyorum ben niye biliyor musunuz?.. Yarın anlatacakları bir çocukluk hikâyesi yok.

***Yokk... Çok önemli; hikâye, masal… Çocuğun hayal dünyasının gelişmesini de önlüyor bunların yokluğu…   

  ---Tabii… Mahalle arasında affedersin uzun eşekler, çelik çomaklar, oynanan onca oyunlar…

 ***Şimdi her şey bunun içinde…(Cep telefonu gösteriyorum…)

---Yani, yani… Sinema dahi benim anlattığım yıllardan sonra yavaş yavaş girdi hayatımıza. Dokuz yaşında sinemaya gitmek ne haddimize bizim.

***Hangi sinemaya gittiniz siz? Yazlık, kışlık?

---Tarsus´ta Şar sineması… Yazlıklar 1951-52´den sonra başladı. Daha önce yazlık sinema yoktu. Ondan sonra Tarsus´ta, Adana´da, Mersin´de çoğaldıkça çoğaldı.

  ***Peki genetik vardı… Gelenekten gelen bir şeydi… Babanız türkü söyler, hikâye anlatırdı.

---Türkü, söyler hikâye anlatırdı…

***O kadar da rağbet görürdü o zamanlar.

---Tabii… Batılılar şimdi ona opera diyorlar. Yani o yüzden pamuk tarlasında opera deniyor.

***Yurt dışını da gördünüz, ileri fırlayan bir çağı da gördünüz, bir de 50/60 yıl öncesini de düşünüyorsunuz… Hem Türkiye bağlamında hem de evrensel anlamda düşündüğünüz zaman o boşluğu daha iyi görüyorsunuz… Yani bu gelişen çağı gördükçe; çünkü siz 1970´lerde gittiğiniz zaman Türkiye´de bir kasetçalar yoktu, kaset yoktu fakat orda farklı şeyler vardı yokluğunu da hissedebileceğiniz; tüm bunları da yaşadınız, gördünüz, ne diyeceksiniz bu konuda?..

---Takunya seslerini bilir misiniz?

***Takunya…

---Ya da nalın..

***Nalın…

 ---Bayanların ayakkabı yerine giydikleri nalın. Ayağına giymiş sedef nalını derler ya, türküsü vardır. Hâlâ köylerde vardır. Şimdi bak nerde var nalın?.. Camiye gittiğin zaman abdest aldıkları yerde vardır.

***Evet doğrudur… Şöyle hafiften de yüksek. Takunya olarak da anılır doğrudur.

 ---Şimdi benim ”Nalınların Senfonosi” diye şiirlerim, hikâyem var. Nedir bu senfoni?... Bizim evimiz yol kenarındaydı Tarsus´ta… Gece saat on buçukta o sesleri duyardım ben düşünebiliyor musunuz? O zaman öyle vasıta yoktu. Nalınlı kızların fabrikaya gidişinin sesini duyardım takır tukur, takır tukur melodi gibi… Yani bunu hissedebilen kaç tane insan var ki…

***Evet… Belki de o ritm biraz oralardan gelmiştir.

---O zaman hiç düşünmedim de…

***Şu an düşünebiliyor insan… Belki böyle şeyler biraz hızlandırmıştır da…

---O zaman rahmetli annem derdi:

-Ne oğlum uyuyacan mı?

-Ben derdim yatmaya gidiyorum.

-Niye oğlum? derdi.

-Eee derdim sabah işe kalkacağım.

-Bak derdim akşam postası gidiyor.

-Lan nerden biliyorsun derdi şerrup bana yani Arapça mecazi anlamda. Derdim ben ayak seslerini duyuyorum, nalınların seslerini. Böyle bir devreden geldik.

***Çok güzeldi o günler, komşuluk ilişkileri, her şey…

  ---Yani böyle geçti çocukluğumuz… Askere gittik. Tabii bu ara gençlik duyguları…  Sevdalar oluyor, umutlar oluyor, bilhassa yoksullukta… 

***Askerde o dönemin şarkılarını, türkülerini mi dinlerdiniz. Böyle de bir şey var mı yani? Kendinize göre bir repertuarınız da vardı herhalde…

---Şimdi müthiş… Hiç farkında olmadan. Şimdi ben çocukluğumda o zaman herkeste radyo yok ellili yıllarda. Radyo olan adam çok zengin adamdı.  Ondan sonra iğneli gramofonlar vardı. Hollanda da var, Tarsus´taki evimde de var. Sonra taş plaklar çıktı. Ben onları dinleye dinleye öyle tarlada çalışırken, kışın şehirdeki sesler oraya giderdi.  Yani şarkıları öyle öğrendim. Ben askere gittiğimde müthiş bir repertuarım vardı.

            ***Yani sahneye çıkan insanı takdir etmek lazım. Bir tek şarkıyı güçlükle okuyoruz biz. Ama bazı insanlar elli tane şarkıyı sahnede okuyabiliyorlar, saatlerce sahnede kalabiliyorlar. Ona uygun repertuarı da gelişiyor.

            ---Duygu yükü çok farklı… Mesela ben hiç unutmam askerde, daha bir aylık askerim. Futbol oynarken bir ara oturduk arkadaşlarla orda ben bir şarkı söyledim. Akşam geldiler beni apar topar aldılar.

-Dediler ki nöbetçi amirliğine gideceğiz.

-Ben korktum, bir aylık askerim. Daha yemin merasimi vermemişim.

-Ya dedim suçum ne?

-Suç değil dedi yüzbaşının biri beni götürdü.  Bir albay, sonunda öğreniyorum.

-Dedi şarkı söyleyen sen misin böyle bana?

-Evet komutanım dedim.  

-Dedi ne şarkısı okudun?.

-Mısırlı İbrahim´in hicaz makamındaki şarkısını okudum dedim.

-Dedi sen hem şarkıyı biliyorsun, hem de Mısırlı İbrahim´i biliyorsun. Nerden biliyorsun? Tahsiline mi gittin bunun?

-Yok dedim ben sokakta öğrendim.

-Yani böyle bir bilgiye sahiptim. Hüzzam, hicaz, segah… Bunları hep radyoda duya duya...

***Belki de makamları da öğrendiniz yavaş yavaş o ara?

---Şimdi silsile yolu gibi çekiyor… Mesela hüzzam öğreniyorsun, bakıyorsun bir şarkı daha, hüzzam bunu çekiyor, hicaz bunu çekiyor. Yani buna benzer şeyler. Ben sanatçı olmadan bunları öğrendim.

***Yani altyapısı orası diyorsunuz.

-Sokak, sokak… O tarihlerdeki kahvelerdeki şarkılar.

“Sırma saçlı yârimin can bahşeder sesi” Mısırlı İbrahim´in Hicaz şarkısı.

***Çok güzel bir şarkı o biliyor musunuz?..

---Biliyorum. Bilmez miyim ben… Neyse, okudum şatkıyı… Sonra dedi götürün, 29 Ekim´de dinlemek istiyorum bunu orduevinde.

***Adam demek Türk Müziği seviyormuş..

---Ama ben hayatta mikrofonla okumamışım, sazla okumamışım.

***Her şeyin bir başlangıcı var işte.

---Götürdüler oraya sanki 40 yıllık sazla okuyan biri gibi okudum.

***Size bir şey söyleyeyim mi? Söyleyeceklerinizi de unutturmayayım ama. Orta birdeydik bir yaramaz arkadaşım da yanımdaydı. Bıçak taşıyor, sınıflara giriyorlar müdürler böyle arama yapıyorlar sopalarla, coplarla falan.

Bir gün dediler ki:

-Seni idareden çağırıyorlar. Ben de sizin gibi korktum. Beşocak Ortaokulu, Erkek Lisesi´nin yanında. Lan dedim arkadaş ben bir şey yapmadım. Düşünüyorum.. ne hata yaptım da beni çağırıyorlar. Müdür Yardımcısı Adem Bey´di, soyadı Akkuş olabilir.

Adem Bey:

-Bu şiiri sen mi yazdın dedi, rahatladım o zaman.

Ben yazdım dedim… ”Benim Bahçem” ve ”Bayrağım” isimli şiirdi. O zaman rahatladım. O benim aklıma geldi.  Aynı duyguyu yaşamışız sizinle askerdeki bu ses güzelliğiniz olayında.  Yani her insanın hayatında böyle güzel anılar var.

---Askerden sonra da geldim, mahallemizdeki kahvelerde saz çalıp okurlardı falan. Altmış yılında. İhtilâlde ben İstanbul´daydım. Altmış ihtilâlinde orda askerliğim bitmek üzereydi.

*TARSUS GÜNLERİ

***Peki şunu sorayım… Askerlikteki sahne hayatınız askerlik bitene kadar sürdü mü?

---Bittikten sonra geldim buraya işte baktım böyle arkadaşlar saz çalıp okuyorlar. Böyle dernek değil de onun gibi bir şey.  Grup kurmuşlar bir şeyler yapıyorlar böyle.

Bir arkadaşım:

-Ya Fahri Işık geldi askerden bunun sesi güzel falan böyle bir şeyler dedi.

Sazlarla okudum. Ve aldılar beni derneğe götürdüler. Tarsus Halkevi vardı o zamanlar. Orda hoca dinledi:

-Çok güzel dedi.

Devam ettik. Zaten aradan bir sene geçmeden, Sarıkaya´nın zamanında rahmetli beni söyledi, öyle aldılar.

***Peki Fahri Abi burda o grubunuzun ismi neydi. Tarsus´ta kahvede bir grup kurmuştunuz ya?

- Bir ismi yoktu. Ergün usta derlerdi, Balatacı Ergün Usta. Çolak Yaşar vardı. Vardı, bir sürü arkadaşlar vardı. Bu gün aklımda kalmadı. Aradan yıllar geçti.

***Tarsus´taki grupta kimler vardı hatırlayabiliyor musunuz? Kaplan Tarsuslu mu?..

---Yok…Onlar ünlüydü canım..

***Bayram Koca mı?..

---Yok… Bayram Abi benden yaşlı değil. Bir yaş var aramızda, erken öldü o. Kim vardı?.. Radyoevinden Nihat Saltan vardı. O da rahmetli oldu. Yine Ankara´da denetim kurulundaydı Özden Sözer vardı. Çukurova Radyosu´ndan Ankara´ya gitti. TRT kurumunda yıllarca çalıştı. Sabahattin Alpdağcık vardı bu “Turnam Yükseklerden Uçar” türküsü olan. Sonra, biz ünlü olduktan sonra Gülcan Opel gelmeye başladı. Radyoya girdikten sonra koptuk Tarsus´tan. Artık radyo benim her şeyim oldu. Fabrikada çalıştım… Hem fabrikada çalıştım, hem radyoevine gittim tam dört yıl. Başka dayanağım yoktu benim.

*ADANA RADYOSU-“ÇUKUROVA´DAN SESLER”

***Radyoda bir kazancınız oluyor muydu? Ödeme yapıyorlar mıydı?

---Ya şeyy.. O zamanın parasıyla mesela asgari ücret aşağı yukarı atıyorum 400 lira ise bize radyoevinden 250 lira veriyorlardı. İki yüz elli lira bize ne yetecek ki?.. Şimdi en kötü adam beş bin lira maaş alıyor TRT´de. Yani biz yoklukla boğuştuk. Yoksa ben niye gideyim yurt dışına ki.

***Bir taraftan öyle bir taraftan böyle. Müzik yalnız başına bir gelecek sağlayamıyor.

---Tabii bu zamanla 71-72´ye kadar, radyoevinin buraya gelmesiyle de yavaş yavaş Adana´daki çay bahçeleri yani müzikli çay bahçeleri de kapanmaya başladı.

***Adana Radyosu Çukurova Radyosu olduktan sonra yani.

---Tabii yani… O zamanlar bizim zamanımızda mesela Emirgan haftanın üç günü cuma, cumartesi, pazar tıklım tıklım olurdu. Ulus Parkı´ndaki Piknik öyle.

***Siz bunlara çıkıyordunuz… Piknik Aile Çay Bahçesi´ne, Emirgan´a, Adana, Ceyhan, Tarsus, Mersin… 

---Adana´da Eskiistasyon´da Kervan vardı. Ben orda okudum. İlk okuduğum yer oraydı. Eskibaraj´da Çağlayan Gazinosu vardı. HattaMahfesığmaz´a taşındı o. Yine de Avrupa´dan geldiğimde gider Ahmet Turşah´ın yanında misafir olarak okurdum. Ondan sonra tabii Adana, Ceyhan, İskenderun, Gaziantep, Osmaniye… Bu yörelerde sürekli dolaşırdık. Bütün yaz boyunca.

***O zaman mı şiir yazmaya başladınız?

---Şimdi “Adana İl Radyosu”nun kuruldu. “Çukurova´dan Sesler”, Selahattin Sarıkaya´nın yönetimindeydi. Rahmetli Kazım Sanrı´yla da orda tanıştık zaten. Onun kurulmasıyla artık Çukurovalı kendi radyosunu dinlemeye başladı. Yani o zamana kadar Ankara, İstanbul zaten iyi çekmiyor frekans olarak, Çukurova´da radyo yayını başlayınca insanlar bunu dinlemeye başladılar. Eee dinliye dinleye bu sefer hepimiz heveslendik…  Türkü yazmaya, türkü toplamaya başladık.

***Yöreden türkü toplamaya başlıyordunuz…

---Silifke´ye gidiyordum mesela konsere. Orda biri bana Silifke türküsü okuyordu. Ben de onu okuyordum. Ferrahi ile tanıştık o zaman.

***Kaç tane derleme yaptınız hocam şimdiye kadar…    

---Ya benim kendi derlemem yok. Ben orda, okuyor, okuyordum yani. Ama kendi parçam başka benim. Otuza yakın eserim var.

***Beste ve güfte olarak değil mi?

---Evet…

***Bunun içinde güftesi başkasının olan var mı?

---Var tabii… Karacaoğlan var.

***Birkaçını sayma şansınız var mı, aklınıza gelen?..

---Mesela…

Yürü bre yalan dünya

Sana konan göçer bir gün

İnsan bir ekin misali.

Onu eken biçer bir gün.

Zaten bu şarkı yüzünden şeyle kapıştık, Nida Tüfekçi´yle…

-Bu beste dedi bana. Hee dedim öbür türküler vahiyle mi geldi. Onu da insan yaptı.

***O konu halen aynı şekilde gündemde. Siz diyorsunuz değişmiş ama… Hani siz dediniz ya kaynaktan alma. Öyle göstermek zorunda kalıyorsunuz bestenizi. Bestenize sahip çıkamıyorsunuz.

---Şimdi ben onu telif hakkı bazında söyledim. Adam hiçbir emek sarf etmemiş. Mesela benim, ”Hülyamsın”ı adam almış, derleyen Halil Atılgan demiş. Karşı geldim ben. Olmaz.  

***Bu tamamen farklı bir hata tabii, olmaz.

---Oluyor işte… Dikkat et, burda notaya alan Halil Atılgan var, söz-müzik benim. Tabii bunu Halil Atılgan´ın kendisi yapmıyor. Ordakiler derleyici istiyorlar. Bu radyo için böyle ama telif hakları için böyle değil.

 ***TRT için hâlâ böyle…  Bir türkü yaptınız değil mi? Onu kendi besteniz olarak kabul ettiremiyorsunuz… Kuşaklar geçiyor, torununun torununu görüyorsunuz yerine göre, şimdi artık derleme türkü mü kaldı?.. Kaldıysa da bindebir.. Bela Bartok 1930´larda Çukurova´ya gelmiş. Araştırma yapmışlar. O günden bugüne kadar da yapılmış yapılacağı kadar. Bu bir yerde bitecektir. O insanlar da, zaman da, kültürde yok olacaktır bir gün tamamen. Kimse içinden geldiği gibi bir türkü yapamayacak mıdır sanat müziği şarkıları örneği gibi…

---Yapılıyor niye yapılıyor okunuyor tabii…

***Yapılıyor yapılıyor da TRT´ye gönderdiğinde kendi bestem diye kabul ettiremiyorsunuz..

---Hayır, arşive geçirmek istiyorsan.

***Arşive geçirmek istiyorum. TRT repertuarına alınsın istiyorum, o zaman da böyle bir engel çıkıyor karşımıza. Sizin Nida Tüfekçi´ye dediğiniz gibi, onları da yapan insan, bunları da.

---Abi o da yani uzun değil ömrü. Ben Hasan Özen´le çok konuşurum bu hususu.

***Bence de uzun değil ömrü. Halil beyle de görüştük bir ara bu konuda. Bu alanda hizmetleri olan bir insan. Hep aynı yakınmalar devam ediyor sonuçta.  Şimdi siz ya da başka yetenekler bestelerini ortaya çıkaracaklar ama sahip çıkamayacaklar.

---Başka şöyle bir şey de var onu da göz ardı etmeyin... Mesela Zara, Emel Taşçıoğlu, veya benzeri şunlar bunlar. Benim arkadaşlarım var mesela. Kazım Birlik benim arkadaşım. “Güvel Ördek” türküsünü yapmış. Karacaoğlan´ın sözleri. Bunu okuyor herkes. Arşivde olsa n´olur, olmasa n´olur. Bunu Emel Taşçı okuyor, Zara okuyor.

***Peki dönelim kendi eserlerimize… Hangi eserinizle altın plak kazanmıştınız?

 ---“Agora Meyhanesi”nden altın plak aldım.

***Rahmetli Kazım Sanrı´nın”Uykuda mısın Sevgili Yârim” adlı türküsünden söz edeyim… TRT repertuvarında yok ama repertuarı da falan aştı gitti. Çok tanındı bu türkü.

---Ya size ben bir anekdot söyleyim… 1964 veya 65, bilemiyorum tarihini kesin olarak, hatırlayamıyorum.”Sevemedim Karagözlüm” adlı bir parça çıkmıştı. Arabesk mesela… Radyoevine gidiyordum; abartısız yüzlerce mektup geliyordu. Okuyamıyorsun ama…  Şimdi ama onu delmenin yolunu buldu TRT´de bizim Allah selamet versin tonmaister Soner Baykara:

-Dedi Fahri sen oku ben bunu yayınlayacağım.

-Dedim abi kovarlar beni sonra.

-Karışma sen dedi.

Okudum…

*”Sevemedim kara gözlüm seni doyunca.”

*“Yok Ayşem”

*“Yeter olsun yeter olsun.”

Onlar geçmiyordu. Bunları okudum. Şaban´ın “Sulara Basma Yârim”i geçmiyordu onu okudum.

-Ya dedim bunları nasıl yayınlayacaksınız?..

-Yayınlayacağım dedi.

O zaman montajlı haftalık özel eğlence programları vardı. Geçmişte çok vardı bunlardan. Her Pazar günü bizim Adana Radyosu´nun özel eğlence programları vardı. Özel eğlence programlarının içine monte ettiler. Bir de ben Karabucak´da piknikteyim. Herkesin radyosu vardı o zamanlar. Pikniğe kaç kişi gelmiş, yüzlerce kişi. En az 30-40 tane radyo vardı orda.

***O zamanlar radyo en tepedeki bir teknolojik olay olarak çok yaygın bir kültürdü.

---İşte böyle orda oturuyorum ben, çay falan yapıyorlar bizim aile fertleri. Radyoda Emel Sayın bitti, gong vurdu:

-Özel eğlence programı, şimdi de yöremiz sanatçısı Fahri Işık´tan “Sevemedim Kara Gözlüm” şarkısını dinleyeceksiniz.

-Ney diyorlar bu?.. Sen mi o mu?

-İkisi aynı diyorum, paket yayın.

---Yani öyle, bunu delerek yapılıyor. Yoksa arşivden okutamazlar.

***Peki sizin besteleriniz vardı bunlardan birkaçını sayabilir misiniz?  

---“Eyvah” var çok ünlü… “Mazide hatıram” var. Sonra…”Hülyamsın”,  “Komşunun Kızı”, “Nikah memuru”, “Bu dağlar ne hoş durur” var. Bunlar hala TRT´de çalınıyor yani. İstediği kadar onları repertuvara kaydetmesinler yani.

***Şiirler de vardı. At başı gidelim böyle müzik ve şiirle… Yazdığınız şiirleri bestelerde mi kullandınız, özellikle kendi bestelerinizde? Bununla ilgili bir hatıra da var mı? Şiirleriniz dergilerde yayınlandı mı, ya da yarışmalara gönderdiniz mi?

---Yarışmalara şiir göndermedim ben… Çünkü yarışmalara inanmıyorum, o bakımdan göndermedim ben. Ama tahmin ediyorum, Günaydın gazetesi vardı o zamanlar belki on küsur şiirim orda yayınlandı. Saklamamışım zamanında yanlış yapmışım. Onun dışında demin de söyledim Antoloji.com´a girin, 450 adet şiirim var..

***Ordan alabiliriz istersek değil mi? Alıp da kullanabiliriz…

---Al tabii, tabii…

***Peki hocam toplam olarak kaç şiir yazdınız bu güne kadar tahminen, sayı da önemli değil o kadar. Sizin ağzınızdan duyalım.

---Valla ortalama…Bir de ben askerden önce de yazıyordum, anı defterimi çaldılar. İçinde, rahmetli Devran Baba´nın da böyle 300´e yakın şiirinin bulunduğu defteri olduğu gibi çaldılar biliyor musunuz?

  ***Ooo… Yok bilmiyordum. Daha yeni duydum.

---Ağlıyordu aklına geldiği zaman evladını kaybetmiş gibi. Kayıt yoktu o zamanlar. Benim de öyle bir defterim vardı aşağı yukarı 400 sayfalık büyük.   Anılarım var, şiirlerim var. O zaman da gençlik alemi demek, birinin hoşuna gitti aldı götürdü. Toplam baktığınız zaman bine yakın şiir vardı.

***Bine yakın… Peki bestelerinizin toplamı kaç oldu?

---Otuza yakın var.Hâlâ da çalışmalar yapıyorum. Gözlerimin böyle oluşu sorun yarattı biraz.

***Besteleriniz devam ediyor sonuçta…

 ---O bitmez ki…

***Elbette geldikçe olacaktır… Peki sözle müzik diyorlar ya ben onu demiyorum, ben beste-güfte diyorum. Besteyle güfte, çünkü o yazılan şiir söz derecesine düşürülecek kadar ucuz değildir derken hemen şunu sormak istiyorum… Yazdığınız şiir ve beste beraber mi geliyor? Yoksa önce şiiri yazıp sonra mı beste yapıyorsunuz?

  ---Şimdi halk müziğindeki beste türleri Türk Sanat Müziği´nden çok farklı. Halk müziğinin atölyesi yok ama Türk Sanat Müziği´nde atölye var. Bunu herkes kullanmıyorsa… Mesela Avni Anıl onlar bunlar falan adam güfteyi alıyor, ondan sonra kafasından makam belirliyor..

***Doğrusu genelde öyle oluyor…

 ---Bu diyor hüzzam… Hüzzam bakıyor olmadı, hicaza daha iyi oturdu.  Onu yavaş yavaş, bir terzi nasıl bacaklar yapıyor, cepler yapıyor birleştiriyor, gömlekçi yaka yapıyor, böyle ulayarak yapıyorlar. Beste böyle meydana geliyor genelde. Ama pratik de çalışan var işte böyle sizin gibi benim gibi. Bu türkü çok hoşuma gitti mesela.. Son yaptığım türkü:”Torosların eteğinde bir güzel.” İlk defa radyoya okudum, o da niye okudum; tescil oluyor radyoya biliyor musunuz? Ondan sonra aldım, youtube işlediğin zaman tam tescil oluyor. Çünkü internet şaşmaz.  Kimse de çalamaz.

***Ya alsınlar ama kullandıklarında Fahri beyindir desinler…

---Hayır yapamaz zaten, kendi adını koyamazlar. eskiden çalıyorlardı ama şimdi çalamazlar.

***Siz de biliyorsunuzdur belki eskiden Selahattin Erorhanlar, (Şaban Gen´in birebir yaşadığı bir olay) şunlar bunlar, fazla isim de vermeyeyim, diğer birçok plakçılar diyelim… Gidiyorlardı gençler plakçılara, kasetçilere, sesleri güzel, eserleri de var, oku diyordu plakçılar ve onlar okurken de masa altındaki düğmeye basıp seslerini alarak, onların eserlerini kendi adlarına çıkarıyorlardı. Ben mesela nota bilmiyorum diyelim, eserim var, okuyordum, nota bilen sanatçılar da bunları notaya alıp daha sonra da sahipleniyorlardı.

---Ben bunları birebir yaşadım…

***Yani isim de vermeyelim cevap hakkı doğmasın… Kimseyi de suçlamayalım…

---İspatım var benim… Her yerde konuşurum, ben sanatçıyım. Ben ispatsız zaten ben konuşmam.

***Sizi dinliyoruz o zaman..

---Bir örnek verim şimdi ben… Bak basit bir örnek… (Türküyü okuyor)

Kervanıma dert yükledim

Bir derdime bin ekledim.

Gece gündüz yol bekledim.

Yalancısın gelmedin.

Gelmedin yâr gelmedin,

Gelmedin yâr gelmedin,

Gelmedin yâr.

Söz-Müzik Devran Baba´nın.

İspat: Ben bunu plağa okumuşum1964 yılında. Selahattin Sarıkaya ne yapmış yıllar sonra.   

“Kahverengi gözlerin, gözlerin yâr gözlerin…”

***Senin en güzel yerin/Kahverengi gözlerin…

---Evet… Devran Baba´nın:”Kervanıma dert yükledim…” Biri 64 yılında plağa okumuş, diğeri 70´li yıllarda Şükran Ay´a okutmuş:”Kahverengi Gözlerin” Bunları yaşadık biz. Ben o jenerasyondan geliyorum.

***Çok somut örnekler var ortada yani diyorsun…

---Orhan Gencebay işte orda meydanda… Orhan Gencebay meşhur olduktan sonra en az 20-30 eserini geriye aldı Abdullah Nail Bayşu´dan.  “Sevemedim Kara Gözlüm.” o açık duruyor. Çıktığında her plakta söz ve müzik Abdullah Nail Bayşu yazıyordu.

***Yazıyordu değil mi?

  ---Tabii… Sonra git bak, Orhan Gencebay yazıyor.

(Fahri Işık, hâlâ güzelliğini koruyan sesiyle okuyor:)

“Deryada bir salım yok.”

Bak üzerine eski plağın, Ahmet Sezgin okurken önce A.Nail Bayşu yazıyordu. Sonra değişti, Orhan Gencebay yazmaya başladı. Yani bunları yaşadık biz. Yaşayan bir arşiviz biz.

***Yaşayan bir arşiv evet… Çok insanın da sesini dinledim ama sizin sesiniz de hâlâ güzelliğini koruyor.

---Allah vergisi o..

***Hocam peki Tarsus´da, Mersin´de, Adana´da derneklerde çalışmalarda bulundunuz mu?

---Yok zaten benim dernek hayatım fazla sürmedi. Tarsus Halkevi´nde bir o, bir sene çalıştım. Rahmetli hocamız Erol bey vardı. Çok değerli bir insan. O resimlerde var. Adam Almanya´ya gitti, ben de o ara radyoevine girdim. Bir de bayan hocamız vardı. Koptum ondan sonra ama derneklere giderdim böyle misafir olarak, Mersin çağırırdı giderdim, Tarsus çağırırdı..

***Konser zamanlarında destek vermek için giderdiniz…

---Tabi, tabii…

*YURTDIŞI YILLARI

***Yurt dışına gittiniz, yurt dışında koro şefliği ve ses olarak çalışmalarınızı sürdürdünüz. Nasıl devam etti çalışmalarınız, ikisi beraber mi?

---Şimdi bunun sonuna bakmak lazım. Günaydın gazetesi vardı o zamanlar. Günaydın başlı başına bir gazeteydi. Yani birinin eki falan değildi. Şu anda bende yok. Orda arşivimde var. ”Fahri Işık plaklarını kırdı, arşivlerini yaktı ve gitti.” diyor yani enteresan olsun diye. Bunu böyle yazdılar. 1973 yılının baharıydı. Dedim ya, Nida Tüfekçi´yle tartıştık. Radyodaki emisyonlarımız kısıldı, kesildi; radyodan aldığımız para eksildi. Ayda dört program yaparken bire düşürüldü. Sırayla; Canan Işık, Sadık İçlises, Bahri Hazinses bunlar yavaş yavaş hepsi gittiler Almanya´ya. Benim bir eşim, bir çocuğum vardı. Ben de hemen istifa ettim. Arkadaşlarım vardı İşçi Bulma Kurumu´nda. Hemen bir ay içinde kağıdımı çıkardılar, çektim gittim. Gittiğim zaman orda benim için gurbet çok acı oldu ama çabuk çevre edindim. Çünkü orda benden önce giden Adanalılar, Tarsuslular, Mersinliler, Çukurovalılar hepsi beni tanıyordu. Hemen etrafımda bir çember oluştu. Böylece de rahatladım yani.

***43 yıldan beri yurt dışındasınız abi değil mi?

---Evet…   

***Yurt dışındaki beste, müzik, koro çalışmalarınızdan da söz edebilir miyiz?...  Hangi ülkeye, hangi şehre gittiniz? Daha sonra şehir değiştirdiniz mi?

---Hollanda´nın Hengilo şehrine gittim. Hengilo şehri Hollanda´nın doğusunda bir şehir.  Almanya´ya kıyı bir şehir.. Mahrumiyet bölgesinde de olsa benim müzikle ilgili bir adam olmam çabuk çevre kazandırdı. Rahatlıkla çevre buldum. Rahatlıkla arkadaşlıklar kurdum. Ondan sonra bu arkadaşlıklar neticesinde grup kurdum, müzik gurubu. Konserler vermeye başladık Almanya´da, Belçika´da.

***Bir ismi var mı hocam?

---Vardı…Vardı… Demin gösterdim size ama bakmadınız…”Türk´ün Sesi”ydi adı. Sonra değiştirdim onu,”Grup  Çukurova” dedim.

***”Grup Çukurova…” “Çukurova´dan Sesler”in bir çağrışımı…

 ---Dolayısıyla tabii yıllar beni koparmadı. Bütün kültürel gecelerde ben Belçika´da, Almanya´da, Hollanda ‘da… Hatta zaman zaman Fransa´ya gittim, İsviçre´ye gittim. Konsere gittim, buraya gelen konserlerle dolaştım. Rahmetli, hepsi rahmetli oldular Şükran Ay´la beraber çok gezdim. Ahmet Sezgin´le gezdim. Yıldıray Çınar´la gezdim. Aklınıza gelecek bir sürü insanla konser vermek için dolaştık. Burdan tanışıyorduk çünkü. Tabii bunlarla gezince de daha fazla çevrede tanındım. Gittiğim yerde başarılıydım da.. Böyle devam etti. Son on yılda bir müzik vakfı kurdum orda müzik ve sanat vakfı.

***Bu çok güzel bir şey ya…

---Tabii… Onun başkanlığını yapıyordum bu seneye kadar. Bu gözlerim bozulunca bıraktım. Hollanda´nın doğusunda mahrumiyet bölgesinde, o gördüğünüz resimlerde 60 kişilik koro kurduk.

***Hepsi Türk?..

---Tabii tabii bayanları gördün hepsi bunların yurt dışında.  Burdan gitmiş kimseler değil. On yıldır da o koroyu yönetiyordum. Çok konserler verdim. Türklerin gururu olduk.

***Siz sahnede okumanızın dışında bir de koro yönetiyorsunuz….

---Tabii bu koro şeyden sonra oldu. Yani aktif sahneyi bıraktım. Oğlum da çok iyi müzisyen.

***Öyle mi?..

---Tabii..Grubu ona devrettim, ben ayrıldım 15 yıldır, daha fazla. Ondan sonra özel gecelere gidiyorum ben mesela konsolosluk bazında, ataşelik bazında öyle özel gecelerde, resepsiyonlarda okuyorum. 

***Ülkemiz ve insanımız adına gurur verici bir şey.

---Tabii… Ama ne yaptım bu sefer insanlara, mesela benim vakfımda elliye yakın çocuk vardı bunlara eğitim vermeye başladık. Saz kursları vardı. 23 Nisan´larda çocuk korosu vardı. Elimden geldiği kadar, geçen yıla kadar,78 yaşıma gelinceye kadar ben orda 43 sene sadece kültür elçisi olarak çalıştım. Ama geçen sene dedim ki, gözlerim de bozuldu, nokta…

***Ameliyat durumu nasıl, olumlu sonuçlanabilir değil mi?

 ---Bilmiyorum… Sarı nokta denilen bir hastalık bendeki. Tıp gelişti ama nasıl sonuçlanır bilmiyorum.… Eğer hasbelkader görüşümü tekrar yüzde otuzlara kadar çıkarabilirlerse icabında devam ederim müziğe, çünkü müziği seviyorum, devam edebilirim müziğe.

***Tabii yapmanız gerekir… Sizin sesiniz var; birikim de var sonra… Bunları gelecek kuşaklara aktarıyorsunuz, çocuk korolarınız var sonra… Kim bilir onların içinden yarının ne sanatçıları çıkacak. Müziği de yaşatıyorsunuz, Türk müziğini de yaşatıyorsunuz evrensel anlamda. Peki hocam oğlunuz neyle ilgileniyor? Müzik mi üretiyor, müzisyenlik mi yapıyor?

---Müzik üretmek çok farklı bir şey… Çok farklı bir şey… Mesela alın size ben aklıma gelmişken söyleyeyim… Bülent Ersoy´un bir tek şarkısı yok. Müslüm Gürses´in bir tek şarkısı yok. İbrahim Tatlıses´in bir tek şarkısı yok. Ben yaptım falan yalan… Çünkü o başka bir şey..

***Elbette… Sonradan bestekâr olunmuyor. Doğuştan olunuyor. 

---Tabii… Bu saydığım insanların hepsi ekol olmuş insanlar… Meselâ bir Ferdi Tayfur… Ben sesini çok sevmesem bile benim memleketlim. Müthiş üretici bir adam. Saygı duyuyorum ben. Çok güzel türküler yapıyor. Hangisini sayim Ferdi Tayfur´un?.. “Emmioğlundan  “Köyümüze Gidelim”e kadar gel.  Oğlum da müzisyen ama şimdilik bir şey üretmiyor. O da ileride başlar belki yavaş yavaş üretmeye.

***Müzisyen olmak da kolay değil bir enstrüman çalmak istiyorsun çalamıyorsun. 

---Çok iyi bir ses, saz. Çok güzel bağlama çalıyor. Burda tesadüfen bulunmadınız… Çok böyle oturur kendi çalar, beraber okuruz.

***Çekimde bulunabilir...

---Yok burada yok. Hollanda´da. Ondan sonra, piyano çalar, org çalar.

***Ooo… Çok güzel. Demek ki komple bir müzisyen.

---Benim çocukların hepsinin sesi güzel.

***O belki ileride eser üretebilir. Biliyorsunuz, içinden gelince zaten durduramaz ki hocam. Bir şeyler yapar sanıyorum. Yolu açık olsun.

---Haftada en az 3-4 düğüne gider, program yapar.

***Demek ki profesyonel anlamda çalışmaları o da güzel yani. Sanatını o düzeye getirebilmişse…

---Tabii, tabii…O derecede…

***O işte burda röportajın başında konuştuğumuz o genetik olayıyla ilgili bir sonuç olsa gerek.  Tüm bu masallar, hikâyeler, şiirler, şarkılar gelip buraya dayanıyor.

---Geçmişi de ben bunlara aktarıyorum zaten onlar takılırlar hep bana böyle… İlk defa hangi, kıza şarkı söyledin?.. Burda şimdi anlatması sakıncalı olan bir dolu anı var. Birazdan kapatırsanız size anlatırım. Çok şeyler yaşadık yani. Bir yığın şöhret olmuş insanlarla biz zamanında beraber haşır neşir olduk.

***Kimler örneğin hangi sanatçılardı?

---Hayır, isim söylemek bana uygun pek gelmez. Yayınlanması açısından yani. Çok sahne arkadaşlıkları yaptık.  Niceleriyle çalıştık, beraber olduk. Ama tabii sanat başka o başka.  O Nuri Sesigüzel, Şükran Ay, diğerleri… Ahmet Sezgin´le ölünceye kadar hep görüşürdük.

***O çok önemli sanatçıydı değil mi?

---Hâlâ benim telefonumda onun telefon numarası duruyor, silmem yani. O… Nurinisa Toksöz, evvelki sene kaybettik onu. Adana´ya gelen bütün sanatçılarla. Yani meselâ Bayram Koca, İzzet´le darıldım. İzzet´le geçmişimiz de var. Bugün karısıyla İzzet´in evlenmesine ben sebep oldum.

***Öyle mi?..

---Onun hanımı Tarsuslu biliyor musunuz?

 ***Arkadaşlar arasında kırgınlıklar olabilir. Bu zamanla aşılır. Sonuçta siz eski dostsunuz. Çok özel şeylerdir onlar tabii..

---Ya şimdi…

***Peki hocam siz yurtdışına gittiniz. Yurt dışında siz Türklere de bir yerde kendi müziğini unutturmadınız. Onları aranıza kattınız. Yeni yetişen insanlara naklettiniz. nakilci oldunuz… Çocuk korolarındaki yarının müzisyeni, sanatçısı olacak insanlara birikimlerinizi aktardınız. Türk müziğini, Türk halk müziğini unutturmadınız. Burda ki müzik ortamlarını oraya taşıdınız değil mi?

   ---Tabii, tabii, tabii… Türkiye´den, buradaki gibi konser gruplarından ayrı bir şeyimiz vardı. Çünkü biz hazır kuvvettik. Mesela ben orda hiç gitmesem senede 30-40 Türkdüğününe giderdim. Türk düğünleri çok önemliydi. O zamanlar biz kendimiz okuyorduk, eserlerle düğünlere renk katıyorduk.

***Sizin gittiğiniz yılın baharında, henüz daha liseyi bitirmişken, benim de şöyle bir iki yıl futbolun da olduğu iyi bir sosyal ilişkili Almanya gurbetçiliğim olduğu için ve sizin ordaki aktif ve pozitif konumunuzu öğrendiğim için de hemen şunu da eklemek istiyorum… Bir de orda yalnız Türklerle değil yabancılara da uygar sanatçı kişiliğinizi kabul ettirdiniz hem de Türk müziğinin zenginliğini, kültürümüzü yabancılara da yansıttınız sanıyorum.

---Tabii biz orda o durumdayız… Mesela yılda en az 2-3 defa Yabancılar Festivali olur.  Her şehrin kendine göre özel Yabancılar Festivali vardır. Bütün festivallere gittiğiniz zaman çoğunluğu Hollanda, İspanyol, Belçika, Alman ne derseniz ama büyük çoğunluğu Türkler ve Hollandalılara programlar yaptım yani. Hem de öyle şey değil… Çok geniş bir müzik yelpazesinde yaptım yani… Yerine göre yeri geldi “Samanyolu” da okudum. Çünkü  “Samanyolu”nu onlar çok iyi tanırlar. Onun İngilizcesi var, Almancası var, Hollandacası var. Onun dışında bizim türkülerimizde İlaydalarımıza kadar.Biz orda elimizden geldiği kadar ömrümüzün ta bugününe kadar devam ettik.

***Hem uygar sanatçı kişiliğiniz kabul gördü, hem de kültürümüz kabul gördü.       

 ---Tabii ben orda yüreğinde vatan sevgisi, cebinde Türk kimliği taşıyan bir insan olarak, onu hiç unutmadan onurlu bir şekilde görevimi hep yaptım. O bakımdan ben rahatım yine, rahatım yerinde. Ben bu vatanın evladı olarak orda hem vatanımı korudum, hem kültürümü korudum. Bunu hem de torunlarımın sayesinde gerçekleştirdim. İsteyenler Youtobagirip izleyebilirler… 23 Nisan´da 18 tane çocuk saz çaldı, ben de okudum. Yani ben görevimi elimden geldiği kadar yapmaya çalıştım. Çukurova Radyosu´ndan yani Adana İl Radyosu´ndan Çukurova Radyosu´na kadar geçen 12 yıllık TRT yaşamımda, biliyorsunuz 1975 yılında hepsi dağıldı. O jenerasyondan kalan bir tek ben varım bir de âmâ İsmail Polat. Saz olarak da işte Şaban Gen var, Ahmet Tekbilek var, Burhan Paker var.

***Biraz önce torunlardan söz ettiniz… Sizin çocuklar da yurt dışında ve onların çocuklarından da müziğe katılanlar var anladığım kadarıyla.

---Torunlar devam ediyor artık. Onları başlattık müziğe.

***Yarının sanatçıları belki onlardan çıkacaktır… Hocam peki Türkiye´de futbol oynadığınızdan söz ettiniz. Orda futbolu devam ettirme şansınız oldu mu?

---Oynadım, yani amatör takımlarda spor olsun diye 57 yaşına kadar oynadım.   

***Müziğe ve Çukurova´ya dönersek… Adana Radyosu´na girdiğinizde radyoda ve “Çukurova´dan Sesler´de kimler vardı?

---Şimdi tabii onların bir çırpıda hepsini saymak olanaksız.

***Aklınıza geldikçe…     

---Niye olanaksız; o yönden diyorum oraya baktınız mı? Onların hepsini böyle A´dan Z´ye kadar sıraladım.

***Hayır, saydınız ya… Biz sizin saydıklarınız üzerinde çoğunu bildiğimiz insanlar. Çünkü 30 yıldan beri esas kaynaklarla yaptığım röportajlarda diğer kaynaklardabunlar var. Fakat sizin birebir söyleyecekleriniz de önemli.   

---Şimdi bakın ilk kuruluş aşamasından sonra Selahattin Sarıkaya şef, Kazım Sanrı, Zihni Yalçın, Ali Limoncu, Ali Paköz, Ramazan Şenyaylar, Sameddin Demli, Şaban Gen, Hacı Ahmet Tekbilek bunlar aklımda kalanlar. Yani bunlar saz olarak söylediklerim.

***Necla Gen Babacan… Şaban Abi´nin eşi rahmetli yengemiz… 

---Tabii…Ses olarak Ayten Mağaracı, Necla Dönmez bayan olarak ikisi. Mustafa Canan, Canan Işık, Fahri Işık, İsmail Polat, Mahmut Özçiftçi… Daha sonra Ümit Öcal, Sadık İçlises, Müslüm Gürses, Halit Araboğlu, Bahri Hazinses.

***Abdurrahman Yağdıran,

---Yok…

---O yok muydu? Sizden önce olduğunu söylemişti.

---Şimdi bilmiyorum başka dönemde bulunmuşsa…Radyoda yoktu. Aramızda yoktu. Hiç olmadı da.

***Öyle mi?.. Kısa bir süre dahil oldum diyordu. Şunu diyordu o, ben o dönem vardım bu dönem yoktum gibisinden bir şey söylemişti. Memur olduğu içinmiş yani.

---Şimdi bilmiyorum başka dönemde bulunmuşsa.

***Peki abi ben size şunu söylemek istiyorum. Bu kadar eser ürettiniz, yengeye şarkı, şiir yazdınız mı?

---Bakın birçok yazdıklarım var ama çok insanlar bazen şiirde mavim der, bazen çakırım der, bazen yeşilim der, o duyguyla yapar ama hedef aynıdır şaşmaz. Yeri gelir o benim için dağda anlattığım bir lale olur; yeri gelir anlattığım bir turna olur. Zaten dünyada şiir denen nesnenin mutlak surette eğer bir insan birilerine âşık değilse, aşk denilen şeyden tatmıyorsa, şiir ya bu falan deyip geçer.

***İnsanın içinde büyük sevgi olduğunda her şeyi öğreniyor, her şeyi yapıyor, ilgi duyuyor. Her şey öyle yani. Hani derler ya: “Âşk olmazsa meşk olmaz”. Onun gibi bir şey.  Bestelerinizi notaya alabiliyor musunuz peki?

---Alabiliyorum da gözlerim bozuk artık yapamıyorum.

***Herhangi bir enstrüman çalıyor musunuz bağlama ya da başka bir şey? 

---Ya bizim en büyük talihsizliğimiz bu… Saz çalamıyorum ama notaya almak için kullanıyorum. Çünkü sesleri tanıyorum. Mesela hicaz yapacaksam hicaz makamının seslerini buluyorum, arızalarını kullanıyorum. Uşşaksa uşşak. Benim hüzzamda eserim var. ‘Nikâh Memuru” hüzzam mesela… (Yorumluyor)

Merhamet, merhamet, merhamet  sevgilim.

Aşkıma merhamet.”

Bir hüzzam daha var.

***Ben bazen makamını çıkarabiliyorum, bazen de çıkaramıyorum.                         
---
(Yorumlamayı sürdürüyor)

Gözümde yaş, bağrımda taş.

Ömrüm bitti yavaş yavaş.

Uzak durma biraz yaklaş.

Merhamet, merhamet, merhamet sevgilim.”

---Öyle bir türkü işte. Bunu rahmetli Müslüm de okudu.

***Hocam peki TRT THM repertuvarında eseriniz var mı?

---Var tabii canım? Okunan türkülerim var.

***Elbette… Öğrencilik, gençlik dönemlerimizde dilimizden düşmezdi. Çukurova´da bir elin parmakları kadar azalan o eski sanatçı abilerimizin türküleri hep dilimizdeydi?

  ---Mesela İstanbul Radyosu´nda Orhan Tarhan diye bir abimiz var. Daha doğrusu benim kardeşim gibi sevdiğim bir adam. O iki tane türkümü kasetlere okumuş. TRT Ankara Radyosu´nda birkaç türküm okunmuş. TRT repertuvarında olmalı ki okunmuş.

***Tabii, TRT repertuvarında olmazsa okunmaz. Bir de belki yurt dışında olmanız da etkendir buna…

---Tabii..tabii…

***Şunu sormak istiyorum ben… Besteleriniz ne zaman başladı; ilk besteniz hangisiydi hatırlıyor musunuz? Nasıl oldu o besteyi yapmanız böyle bir hikâyesi falan var mı?

---Ya ilk bestem mi ikincisi mi bilmiyorum. İşte bir ”Eyvah”, ”Hülyamsın” var. Bunlar hep aynı dönemde çıktı ama hangisi hangisinden önce, aradan yıllar geçti ya. Valla hatırlamıyorum ama ilk çalışmalarımdı bunlar.

***Peki ortaya nasıl çıkardınız bunları halka nasıl ulaştırdınız?      

---Şimdi,”Çukurova´dan Sesler”de çalışınca insan ister istemez bir şeyler de yapmaya  çalışıyor. Diyor ki, ben de yapabilir miyim acaba? Deniyorsunuz, bakıyorsunuz oluyor. Öyle oldu. “Hülyamsın”ı çalıştım, düzelttim, okuduğum zaman çok tutuldu. “Eyvah”la beraber aynı plağa okudum ikisini.

***Peki… Bestekârlara şöyle bir soru sorulabiliyor hocam… Diyorlar ki, bestelerinizi nasıl bir ortamda yapıyorsunuz? Bir ortam tercihi yani… Mesela bu soruya yazarlar verdikleri yanıtta kimi diyor sessiz zamanlarda, kimi diyor gece. Hatta hatırladım kadarıyla, ünlü şairlerden biri ben kahvehanedeki gürültülü ortamda bile yazarım diyordu. Sizin, beste yapmak için böyle bir ortam tercihiniz var mı?

---Hiç ummadığınız bir anda. Biliyorsunuz insan psikolojisi çok farklı. Bazen bakarsınız yataktan gayet neşeli kalkıyorsunuz, bazen kalkarsın içinde bir sıkıntı var. Dolayısıyla o psikolojik duruma göre. Bazen bakıyorsunuz insan öyle bir neşeli hale geliyor ki. Mesela hiç unutmam, bir Adanalı arkadaşımla beraber Galatasaray´dan Aksaray´a kadar yürüyerek geldik. Başladım bir şarkı mırıldanmaya kafamdan. Otobüs gelene kadar oldu bir türkü. Tabii… Bir de sayısal yapısı vardı o yaptığım bestenin. Bakıyorsunuz diyorsunuz ki buna yedi heceli gider, öbürüne on bir heceli gider. Hemen orda kafanda bir şey oluşuyor. Notan var hemen yazıveriyorsun. Oldu beste. Sonra onun üzerinde rötuş başlıyor. Şura iyi olmuş, burası iyi olmamış.

            *”AGORA MEYHANESİ”

***Hocam peki yazdığınız şiirleri sizden başka besteleyenler oldu mu?

---Bende olmadı.Yalnız bir tek şey oldu? Buna benzer bir şey yaşadım. Mesela ”Agora Meyhanesi”nin şairini İstanbul´da tanıdım. Yeni Ekspres gazetesinde çalışan Onur Şenli.

***Onur Şenli evet…

 ---Yaşıyorsa Allah selamet versin.

***Yaşıyor evet iki ay kadar önce en son görüştük. Ama kötü şekilde hastaydı, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybetti.

---Allah rahmet eylesin.

 ***Onur Şenli aynı zamanda 1960´larda gelip Yeni Adana gazetesinde çalışan bir gazeteci.

---Öylemi?.. Bilmiyorum. O zaman o şiiri ben çok severdim. Şiiri şimdi ezber bile okuyabilirim:

Sana bu satırları

Bir sonbahar gecesinin

Felç olmuş köşesinden yazıyorum.

Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlerin

Şarkılarını dolduruyorum.

diye devam eden bir şiir.

Şiirin bir tarafında diyor ki:

Burada gözlerinin rengine şarkı seçilir.

Saçının her teline

Bir galon içilir.

Ben orda gözlerinin rengine şarkı seçilirden yola çıkarak, sevdiğim kadına dedim ki:

Gözlerine şarkı seçtim

Senin için candan geçtim.

Şerefine zehir içtim

Agora meyhanesinde.

 Kulağı çınlasın Burhan Paker´e okudum. “Çok güzel olmuş Fahri” dedi.

***Siz bunu yazdınız değil mi? Güzel bir şey. O dizeler sizi başka bir yere götürmüş. Esinlenmişsiniz.  

---Bir yerde diyor ki:

Mendilimdeki kızıl lekeyi de boş ver.

Yarın gelir çamaşırcı kadın.

Her şeyden habersiz onu da yıkar.

Sen mutlu ol yeter ki, ben olmasam ne çıkar.

---Orda şair kan tükürdüğünü söylüyor, ben de bu sefer ondan esinlenerek şöyle yazıyorum:

Âşıkım Kerem misali

Hastayım verem misali

Herkes bana diyor deli

Agora meyhanesinde.

---Yine bir yerde diyor ki şair:

Birazdan plaklarda şarkılar susar,

Mezeler tükenir, kadehler boşalır.

Birazdan mavi bir ay doğar.

Bu sarhoş şehrin üstüne.

---Ben ordan yola çıkarak:

 “Birazdan plaklarda şarkılar susar, mezeler tükenir”den şöyle esinlendim:

 Şarkılar sustu plakta.

Mezeler bitti tabakta.

Gönlüm seninle yanmakta.

Agora meyhanesinde.

---Sonuçta böyle bir esinlenme olayı oldu. Buna rağmen şirket, plak tutunca şairine bir miktar para ödedi. Yani ödedi şöyle… Gidip dediler ki:”Mahkemeye de versen bunun sonucu yok. Senin Agora Meyhanesi´yle bunun alakası yok.

Ama sonra İsmet Nedim Onur Şenli´nin Agora Meyhanesi´ni besteledi:

Burası Agora Meyhanesi.

Burda yaşar aşkların en şahanesi

En divanesi.

 ---Şiirin kendisini kullandı…

Cama vuran her damlada

Seni hatırlıyorum

Ve sana susuzluğumu.

---Tam şiirin kendisini kullandı.  Ben değil o kullandı. Yani böyle bir benzerlik oldu orda.

***İsmet Nedim´le de siz tanışmıştınız zaten…

---Tabii, tabii… Burda, Tarsus´ta sahneye çıktık beraber. Kendisi, kendi ”Agora Meyhanesi”ni okudu, ben de, benim olan ”Agora Meyhanesi”ni okudum.

***Çok ilginç bir ikili olmuşsunuz. İsteseniz bir araya getiremezsiniz…

---Yarışma değil de halka bir sunum oldu bu…

***Peki hocam siz bundan sonraki sanat yaşamınızı nasıl sürdürmeyi düşünüyorsunuz. Herhangi bir tasarınız var mı?

---Yani artık ben bu sene noktayı koydum müzik öğretmenliğine.  Çünkü gerçekten yoruldum. Ama müzikten kopmak mı? Hayır… yine yılda en az hiç gitmesem 7, 8 konsere giderim. 

***Yine ilgilenirsiniz…

Hayır, hayır ilgilenmek değil. Bir vakfın gecesi var değil mi? Ya da konsolosluğun gecesi var değil mi? Ya da konsolosluğun gecesi var, diyorlar ki: ”Fahri Bey, gidiyorum orda yarım saat, 35-40 dakika sahne alıyorum. Hem ben kendim tatmin oluyorum hem de orda benim sevenlerim var yani.

***Bir şey diyeceğim şimdi size… “Çukurova´dan Sesler” olayını en canlı yaşayanlardansınız. Solistlerinden, assolistlerindensiniz. O zaman böyle gümbür gümbür gidiyordu şarkılar, türküler Ben düşünüyorum da o zamanlar telif hakkı gelişmemişti fakat müzik tavan yapıyordu. Bir dönem popüler olan “Uykuda mısın Sevgili Yârim” adlı türküsü olan Kazım Sanrı ile 1988-1989´larda yaptığımız bir röportajda diyordu ki: ”İstanbul´a gittim. Kimisi bir çay bile ısmarlamadı. Kimisi de eserinizi meşhur ettik…”

---Daha ne istiyorsunuz…

***Aynen öyle…Daha ne istiyorsunuz..

---Hah ha haa… (Gülüyor)

***Kimisi de daha ters cevap veriyormuş. Siz de böyle bir olayla karşılaştınız mı?

---Karşılaşmaz mıyım?.. Şimdi Yıldız Tezcan bir filmde oynamış. Orda “Agora Meyhanesi”ni okumuş.  Osman Seden´in yazıhanesine gittim İstanbul´da.

-Ne  istiyorsun evlat? dedi.

-Dedim ki, ya filmde benim şarkımı okumuşsunuz, telif hakkını istiyorum.

-Git dedi dayak yemeden şimdi burdan?

-Peki dedim Osman Seden bilir, koskoca Osman Seden.

***Osman F. Seden diye adı afişlerde geçerdi.

---Evet… Ne yaptım ben… Bu gün öldü bu dünyadan gitti hakkımla beraber gitti, Allah affetsin. Dedim ya koskoca Osman Seden´siniz benim türkümü okudunuz, beni dövmekle tehdit ediyorsunuz… Beni dövdüğünüz zaman başınız göğe mi erecek?

-Bak dedi be adam ağzı laf ediyor daha dedi biliyor musunuz?  

-Efendim döversiniz dedim dövmek bir gerçeği değiştirmiyor şarkı benim.

-Haa dedi 3-5 kuruş verin gitsin.

-Dedim 3-5 kuruşu istemiyorum. Bırakıp gittim.  3-5 kuruş veriyor sadaka verir gibi. Bu iş böyle ama gücü yeten de orda büyük paralar alıyordu mesela.

***Önemli bir şey almadınız yani siz sonuçta telif hakkı olarak.

---Ya250-300 lira, bilemedin 500 lira.

***Telif hakkı olarak hatırı sayılır bir para değil miydi?

---Yok ya…500 liranın ne hükmü var 1960´ların sonunda? Mesela Kazım Sanrı´nın “Uykuda mısın Sevgili Yârim”ini abartısız belki 20 kişi okudu.

---33 kişi okumuş onu plağa. Rahmetli Kazım Sanrı, aralarında Zeki Müren´in de olduğu 33 kişinin plağa okuduğunu o zaman söylemişti.

Ben size başka bir örnek vereyim… Yıllar önce 1997´lerde Sevgili Cemal Safi´nin  

düzenlediği festivalin davetlisi olarak Akçay´a gitmiştim. Cemal Safi´yi bilirsiniz…”Rüyalarım Olmasa” falan onun.  

---Cemal Safi´yi bilmemek cahillik olur benim gibi sanatçı kimliği olan biri için. Ben onu anlatmak istemiştim ama siz beni yanlış anladınız.

***Yok, estağfurullah…

İşte orda festivale gittiğimde Cemal Safi´nin Pansiyon Villa Bella adını taşıyan yerinde bulundum. Böyle 200 m2 kadar bir alana oturan iki katlı bir bina. O şarkıların telif hakkıyla almış. O da son demine yetişti.

---Olur mu abi çok iyisine yetişti o ya.

***Sizin dönemleriniz altın dönemiydi ama telif hakkı olarak fazla bir şey alamıyordunuz.

---Yok abi yok altın dönemine onlar yetişti. “Gözlerim uykuyla barıştı sanma”, evet ”Vurgun”u onun.

***Cemal Safi, sahnesi de olan iyi bir güfte şairi. Ona sevgiler gönderiyoruz.

---Onun şiiri olan “Benim Adım Aşk” mesela müthiş bir şey. “Kimse bilmez benim adımı.”diyor. Adam öyle bir anlatıyor ki: Orhan Gencebay onu plağa okumuş.

---Cemal abi seyircisi olan bir şair. Ben onun gibi asla okuyamam.

 ---Belki başkaları da anlatır ama ben size başka bir şey anlatayım…

Türkiye´de bir Sadettin Kaynak var rahmetli bilir misiniz?

***Bilirim tabii…

--- Bilirsiniz…  Sadettin Kaynak´ın şarkılarına bakın şimdi ismini unuttum. Aklıma gelmedi.. ”Niçin Baktın Bana Öyle”, ”Enginde Yavaş Yavaş.”, aklınıza ne gelirse. Hep bunları okuyan adam. Bu adam yazardı. Niye, yazdığı şiirler şarkı kalıba giren şiirlerdi.

***Aruz mu yazardı pek incelemedim ama belli ki şarkı kalıplarına daha iyi uyuyor.

--- Bu adamın şiirlerinden belki onlarca Sadettin Kaynak bestesi vardır. Bu da bu çağın Sadettin Kaynak´ına güfte yazan Cemal Safi´sidir. Cemal Safi´nin her yazdığı şiire bak, içinden bir şarkı çıkarabilirsin.

***Gizlenmiş yani makamıyla, güzelliğiyle.

Tabii ki… Makam değil ama makamı tabii bestekâr koyuyor. 

Gözlerim uykuyla barıştı sanma.

Sen gittin gideli dargın sayılır.

***Bestele diyor yani Fahri abi şiiri okuduğun zaman. Bana tablo verecek. Şimdi burda eski TSM´ciler diyor ki, okuduğun zaman haa… Bu makamda beni bestele diyor. Makam içinde gizlenme bu… Kişilerin algısına göre olan bir şey aslında gerçek olarak gizlendiği falan da yok. Peki siz o dönemi bu dönemi gören bir sanatçı olarak ülkemiz müzik fotoğrafına da dışardan baktınız... Sorum şu: bugün Türkiye´de genel olarak müzik ne durumdadır. Bir düşüş, zayıflama var diyorlar doğru mu? Acaba neden böyle oluyor?.. Acaba düzelebilir mi? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?

---Şimdi ben bu çağda yaşayanları da suçlamıyorum ama duygular basite indirgendikçe duymak da kendini kaybediyor. Çünkü şarkı sözü yazmak ayrı bir ruh meselesi. Çok yakışıklı olmak gerekmez. Mesela bir Aysel Gürel ablamız vardı rahmetli. Aysel Gürel çok çirkin biriydi ama ruhu çok güzeldi. Pop tarzında birçok şarkıya söz yazdı.

***Müjde Ar´ın da annesiydi galiba?

---İşte o duygular yok. Ne gibi duygular yok?.. Pencereden güzel bir yüz görmenin zevkini insan ruhunda hissettiren duygular. Bir an görürsünüz sonra aynı yüzü pencereden bir daha görebilir miyim?.. O şartlı.

***Evet…  Duygu yitikliği sık vurgulanıyor. Yaptığım röportajlarda o yöndeki soruların aldığı yanıt duygu yitikliği, çağ değişikliği vb. türden oluyor. Acaba bu duygu yitikliğine teknoloji de yardım mı etti mi?.. Önceden, sevdiğin bir insandan haber alabilmek için postadan gelecek mektubunu belki haftalarca bekliyordunuz. Şimdi dünyanın öbür ucunda da olsa anında karşınızda görüntülü bulma şansınız var. Tüm bunların insanlar arasında duygu derinliğini sağlayacak şeyleri ortadan kaldırdı da böyle bir şey mi oldu acaba sayın hocam?                

            ---Tabii ki… Tabii ki… Ama bir gerçek de var… Sevgi olmayan bir toplum olmanız da var. Bu gün Türk toplumunu mahveden şey sevgisizlik. Sevgi çok güzel bir duygu. Yani bu… Tamam elektronik çağda, teknoloji, eski hasret yok, birebir ama duyuluyor. İki cins olduğu sürece bu duygu mutlaka olacak.

            ***Duyguyu harekete geçiren bir şeyler olursa olur diyorsunuz.

            ---Evet öyle, olması lazım. Hâlâ mesela ne diyor. Yeni bir şarkı diyor ki. Mesela Türk Sanat Müziğinden bir şarkı adı söyleyin.

            ***”Niçin baktın bana böyle?”

            ---“Niçin baktın bana…” o zaman şarkıydı. Vecdi Bingöl´dü bak adamı şimdi hatırladım. Sadettin Kaynak´ın bütün şarkılarını yazan Vecdi Bingöl´dü.

            ***İyi bir şairdi, iyi bir güfte yazarıydı. Hatta, başta da adından, sanatından  övgüyle söz ettiğimiz Vecdi Bingöl´e de bir saygı parantezi açalım, güzel bir güftesiyle de analım dilerseniz…

            ---Tabii,tabii… Çok güzel olur..

            *VECDİ BİNGÖL

            *Vecdi Bingöl hakkında küçük bir araştırma yaptığımızda hemen Türk Müziği´ndeki bestelenmiş, dillerdeki o ünlü şiirleri karşımıza çıkıyor…

Ali Vecdi Bingöl (1888 (Eğin) Kemaliye-973 İstanbul) Halk şiirinden gelme, hece ve aruz şiirler yazmış. Bestelenen 988 şiirinden 700´ünü Sadettin kaynak bestelemiş.  (Hasan Oral Şen - turkyurdu.com.tr) Bestelenen şiirlerinin içerisinde dillere düşen, klasikleşen bazı şarkıları hemen şöyle anımsanabiliyor:

-Bu gece düğün dernek- Sadettin Kaynak  

-Bu gece mehtabı koynuna almış. – Sadettin Kaynak

-Aşkın susuz bağında pınar gibi çağlarım.

                -Aşk yolunda bağrı yanık yolcular.

                -Ay doğarken gecelerde - SadettinKaynak

                -Hoş geldin ilimize - Sadettin Kaynak              

-Bana derler külhanlı. – Kadri Şençalar.

                -Sarsam seni gönlümce güzel bahtıma kansam.

                -Yine o menekşe gözler aralı.-Sadettin Kaynak

                -Yâdeller aldı beni.

                -Sorma bana nafile neler düşündüğümü.

                -Söyle sevgili, sevgili söyle.-Sadettin Kaynak

                -Niçin baktın bana öyle derdin nedir durma söyle. - Sadettin Kaynak

                -Ne yaptım kendimi nasıl aldattım. – Sadettin Kaynak  

                -Menekşelendi sular sular menekşelendi. – Sadettin Kaynak

                -Leylâ acep neden ses vermiyor feryadıma. – Sadettin Kaynak

                -Leylâ bir özge candır. – Sadettin Kaynak

                -Kalplerden dudaklara yükselen sesi dinle.- Sadettin Kaynak

                -Hicran hastasıyım yapayalnızım.

                -Gözünün rengini sordum kara sevda dediler.

                -Gönlümün içindedir gözden ırak sevgilim. - Sadettin Kaynak

                -Ey ipek kanatlı seher rüzgârı.

                -Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu. – Sadettin Kaynak

                -Derman kâr eylemez ferman dinlemez. - Sadettin Kaynak

                -Dertliyim, ruhuma hicranımı sardım da yine. – Sadettin Kaynak  

                -Bülbülüm gel de dile. - Sadettin kaynak

                -Ay dalgalanırken suların oynak izinde. - Artaki Candan

                -Ayrılık yaman kelime.- Selahaddin Pınar

                -Ayrılık yarı ölmekmiş. – Selahaddin Pınar  

                -Âşıka Bağdat sorulmaz ufukları aşar gider. - MünirNurettin Selçuk

                -Erdi bahar neşe sardı cihanı - MünirNurettin Selçuk

                -Havalandı gönül kuşu - Münir Nurettin Selçuk

            Vecdi Bingöl, Atatürk öldüğünde, aşağıda bir dörtlüğü yer alan  “Ayrılık” başlıklı şiirine “En büyüğüme ağıt” notunu koymuş.

            Yine koptu teller gönül sazından.

                Yay gibi sineme çöktü ayrılık.

                Bir gül koklamadan gönül bağımdan

                Dalımdan yaprağım döktü ayrılık…(ajans.kemaliye.net - Hilmi Balioğlu)

            Vecdi Bingöl parantezinden sonra dönüyoruz söyleşimize…

            ---Biz de yavaş yavaş yorulduk gerçekten biliyor musunuz?

***Ben de sizi yordum biliyorum… Şu anda bile geçerli olan bir sürü şarkıları var Vecdi Bingöl´ün.

---Var efendim var biliyorum.                         

***Bir de internet olayı mı bilmiyorum… Plaktan kasete geçildi şu oldu bu oldu derken sonuçta bunların satışı da azaldı. Bu olay tamamen sanatçıları da besleyen bir şey Öyle ki şimdi kendi sponsorluğunu yapan sanatçılar da var. Orhan Gencebay gibi adam 33 kişiye 33 şarkı okutturarak piyasada albüm çıkarabiliyor. Böyle birkaç çok tanınmış sanatçıların dışında fazla bir şey yok. Bakıyorsun genelde üç şarkılık singly dene bir şey yapıyorlar.

            Farz et bir hayaldi kayboldu gitti.

                Farz et bir rüyaydı uyandı bitti.

                Farz et ki gözlerim bir oyun etti.

                İki gözüm seni görmedim farz et.

            ---Ne kadar güzel…

            ***Olabilir…

            ---Ama yeni yapılmış bir şey hâlâ bunu yapanlar var. 

            ***Bir de şunu diyorum hocam… Örneğin TSM repertuarında yaklaşık 23-24 bin şarkı oldu. Tabii yeni besteler arşive gidiyor. Okunmuyor; sanatçılar arşive girip yeni besteleri çalışmıyorlar. Bestekârlın eserleri konser programına daha sık alınmıyor. Konserler bestekâr davet edilip onure edilmiyorlar. Üstelik bestekârlar yaptıkları bir besteyi TRT repertuvarına gönderebilmek için bankaya gidip yirmi beş lira para yatırmak gibi incitici bir şeyle karşılaşıyorlar. Bu duygulu ve kırılgan insanlar inciniyorlar sonuçta yani. Konunun olumsuz yönü biraz da bu.

            ---Bakın yani tüm bu anlattıklarınız ışığında bir gerçek daha var.  Ben yani bunu bağlamak istiyorum… Ben bir ay önce burada gazinoda Türk müziği sazlarıyla bir konser yaptım. Aşağı yukarı yani orda aile olarak 400 kişiye yakın insan vardı. Ben o 400 kişiye yakın insana tam bir saat abartısız şarkı söyledim. Onların içinde 20 yaşından 70 yaşına kadar her yaş grubundan insanlar vardı. “Eski Dostlar”ı okudum halkla birlikte. ”Dönülmez Akşamın Ufkundayım”ı okudum.

            ***O zor bir şarkı…

            ---Tabii… Nihavent şarkı “Bir İhtimal Daha Var”ı okudum.  “Enginde Yavaş Yavaş Günün Minesi Soldu”yu okudum. Yani makam makam tüm şarkıları okudum. Yeri geldi rast güzel güzel ”Her Yer Karanlığı” okudum. Ve burada benle herkes okudu.  Ve kimse oynamak istemedi. Bu şunu gösteriyor. Eğer yayın organları bizim musikimizi yozlaştırmasalardı. Çıkıp böyle “Kıl Oldum Abi” dinletmeselerdi gençlere daha farklı olurdu. Hâlâ bak pırıl pırıl gençler benimle birlikte “Dönülmez Akşamın Ufkunu” okuyorlar. “Akasyalar Açarken”i okuyorlar.

                                  *YOZLAŞAN MÜZİK

            ***Evet bir ara bunların da çok konusu oldu. Adam bakıyor “Kıl Oldum Abi”, sanat bu, güftesiyle bestesiyle sanat bu, ama sonuçta sanatta kavramlar değiştiği zaman sanatın kökünü kazımış oluyorsun. O artık devam edemiyor. Yeni ve genç güfte yazarlarıyla bestekârlarla devam edemiyor. Kavramlarla oynuyor bunlar. Böyle bir sıkıntı var. Yozlaşma oluyor.    

            ---Yoksa sen bu gençlere çıktın da burda TSM eserleri okudun da mı dinlemediler. Sen tuttun gece gündüz öyle şeyler yaptın işte. Ben şahsıma eski bir TRT´ci olarak utanç içindeyim. Çıkıyor ona üç tane ne idüğü belirsiz, Türkçeyi katlediyorlar. Sözüm ona sabah programı yapıyorlar. Hâlbuki bundan 15-20 sene önce yeni çıktığı zaman bu özel televizyonlar sabahleyin bir konuk gelirdi. Keman, kanun, ut gibi üç parça sazları gelirdi. Çıkıp orda okurlardı. Sohbet ederdi. Yok şimdi… Üç tanesi evlendirme programı, dört tanesi bilmem ne. Bu duygular altında yok edenler bunlar. Katiller bunlar. İnsanları hissizleştiriyorlar. İnsanları düşünmekten alıkoyuyorlar. Bunların hep temelinde emperyalist ülkelerin bir düşüncesi var.

            ***Aynen aynenn…

            ---Nedir bu?.. Bir ülkeyi zapt etmek istiyorsan önce oranın kültürünü yozlaştıracaksın.

            ***Atatürk´ün bir sözü var: ”Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Şimdi, ben diyorum bunu yaşıyoruz. Bu Fetret Devri´dir diyorum. Müzik sanatının Fetret Devri´ni biz toplum bunu yaşıyoruz. O zaten dediğin gibi, o ülkeyi zapt etmek hakkındaki sözünüze, ben ona katılıyorum; son derece katılıyorum… O insanın kültürünü yok et tamam, bir ülkeyi almak istiyorsan.

            ---Şimdi ben siyaset yapma taraftarı değilim amma bir gerçek var… 1950 yılına kadar hiçbir vatandaş öyle Tommiks, Teksas, Zagor, Pekosbil gibi Amerikanvari yayınlarla büyümedi. Bizi onlarla büyüttüler. N´oldu?.. Orda yerleşmiş bir kızılderiliye sövmeye başladık. Kültürümüzü bu şekilde yok etmeye çalıştılar. Hâlbuki biz, benim çocukluğum benim anlattığım Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Karacaoğlan, Dadaloğlu, yani buna benzer şeylerle büyüyorduk; kültürümüzden kopmadan.

            ***Yani o gelenekteki masallara, hikâyelere, bilmecelere bunlar da eklendi. Biraz da teknolojinin şeyi…               

            ---Tabii yani… Şimdi hele başka bir boyutu çıktı ortaya… Şimdi ben hâlâ radyo dinliyorum. Orda ufak bir radyom var, kulaklığım var. Uykum kaçtı mı gece ben onu kulağıma takar, dinlerken öyle uyurum. Ya bütün türküleri ilahi yapmışlar adamlar.        

***Bir türküyü bozmadan, yapılacaksa özgün bir şey yapın elbet.

            ---Hayır efendim… Şimdi ben, Halil hoca da zaten bunu yazdı. Hayır ben şimdi buna karşıyım.  Niye karşıyım?..Ya ilahi yok ki? Yani kim icat etmiş, ilahi nedir? Biri bana izah etsin. “Ben tasavvuf müziği yapıyorum.” diyor adam. Diyorum bana anlat, nedir tasavvuf müziği? Koskoca böyle arşiv yapmışlar. TRT arşiv yapmış böyle koskoca. Bu nedir diyorum bakıyorum böyle notasına, senin türkünü, onun türküsünü almış üzerine söz yazmış tamam. Âşık Mahsuni´nin türküsünün üzerine söz yazmışlar mesela. Böyle şey olur mu? Sonra yani bütün dünyaya baktığın zaman sen İslami tasavvuf müziği diye bir şey yok. Sen bunu icat ettin. Nasıl bunu icat ettin. Ya şimdi ben Allah´a şükür inancı çok güçlü bir adamım. Hem de iyi de Ku´ran okurum ha. İyi bilirim kitabımı. Benim kitabımda öyle bir şey yok ki ya. On kişi on beş kişi toplanıyorlar orda öyle şarkı söylüyorlar. Ya yok öyle bir şey. Yok… Haa Kur´an oku. Baş tacı… Ben de okuyorum. Yani aldılar musikimizi onu yozlaştırmak adına akıllara sığmayacak bir sürü şey yaptılar. Öyle şey olur mu yani? Yani ben buna karşıyım. Tasavvuf müziği nedir, ne? Neyin müziği tasavvuf müziği? Müzik, müzik… Hem yeri gelip diyorsun ki şarkı söylemek şeytan işi hem de bunu yapıyorsun. Ne yaman çelişki…

            ***İsterseniz yine size özele dönelim… Hocam siz çok yönlü bir sanatçı olarak belirli bir düzeye geldiniz. Toplum tarafından sevildiniz? Sanat hayatınızda kimlerden yararlandınız? Ses, sahne, beste vb. konularda kimlerden yararlandınız?       

            ---Alaylılar var… Ya biz kimseden bir şey almadık ki… Demin bahsettiğim gibi Erol Birsen ile çalıştık. Allah gani gani rahmet eylesin, A.Nihat Aka Ulus Parkı´na gelip beni dinlerdi. Derdi ki: “Oğlum sen türkücülüğü bırak sen şarkıyı daha güzel söylüyorsun.

            ***Divan Musiki Derneği´nde bulunduğum 90´lı yılların başında A.Nihat Aka benim nazariyat öğretmenimdi. Toktay Sökmen vardı. Sonra Ali Şenozan hocam da birkaç defa geldi.

            ---Ali Kaptıkaçtı.

             ***Evet.

            ---Yani o günün adamlarından örnek aldıklarımız var ders aldıklarımız yok.

            ***Nota, ses, sahne vb. olarak…

            ---Yok ya, kendimiz… Sor, Abdurrahman Yağdıran kimden ders almış? Hep kendi kendimize öğrendik. Heves salıp müziğe notayı öğrenmiş, hocalık yapmış, saygı duyuyorum ben.   

            ***Temelinde yetenek ve heves var ama belki bizim bilmediğimiz bir şey var diye size soruyoruz.

            ---Hayır saygı duyuyorum. Kendini yetiştirmiş. Ama bizim önümüzde sadece örnekler vardı.  Kimdi o zamanlar… Ahmet Sezgin çok güzel sesli. Bunları örnek aldım. Tabii Muzaffer Akgün.

***Saysanız, daha bu örnekler uzayıp gider. Bir de şimdi artık eskisi gibi dile düşen, patlayan türküler yok. Ortaya çıkanlar bir duygu kaybını gibi sonuçta, konuştuğumuz gibi.

---Ya tabii ki bir duygu kaybı sonuçta. Çok değer verdiğim bir söz var. “Marifet iltifata tabidir.”derler. Şimdi bir insan ürettiği ne kadar takdir edilirse daha fazla üretmeye çalışacaktır doğru mu?

***Doğru.

---Şaşmaz bir kural.

---Peki hocam sizin sahneniz var, besteniz var; iki dalda. Yani ses sanatçısı olarak, bestekâr olarak sizin beğendiğiniz sanatçılar kimlerdir yaşayan, yaşamayan.

---Ya şimdi ben açık söyleyim ben evrensel düşünen bir adamım. Milliyeti yok Çok Demis Rusos dinleyerek uyudum. Yunanlı derler, beni enterese etmiyor onun Yunanlı olması, Yahudi olması, dininin farklı olması. Çünkü benim bir şiirim var.

Hangi ırktan olursan ol.

Önce insan olmak gerek.

Bulmak için bir çıkar yol.

Önce insan olmak gerek.

                ***

Yahudisi, Hiristiyanı.

Muhammet´i, Müslimanı.

Bulmak için yaratanı.

 Önce insan olmak gerek.

Yani insan insan olmadıktan sonra insansa insandır yani.  Soyadını hatırlayamıyorum,  Tom Jons var. Öncesinde Frank Sinatra vardı. Tanju Okan benim Türk Modern Müziği´nde hiç unutamadığım, unutamayacağım, yerine bir adamı koyamadığım bir adam. Tanju Okan bir tane ikincisi yok. Yani şimdi o tarzda söylüyorum.                                                                                                                                         

            ***Gündemde olan güzel bir şarkısı vardı onun.

            ---Çok, hangisini sayalım ki. “Öyle Sarhoş Olsam ki”, “Kadınım” gibi.

            ***Diğer dallarda yaşayan, yaşamayan.

            ---Geriye gidelim istersen. Bir Müzeyyan Senar´dan gel bu tarafa doğru. Ben Bülent Ersoy´u dinlemem açıkcası. Ama Zeki Müren baş tacı. Türkücülere gelelim… Bir Muzaffer Akgün, bir Ahmet Sezgin, çok kavga etmiş olmamıza rağmen bir Neşet Ertaş gelmez bir daha. Bunlar yani, bir Zara. Bir Emel Taşçıoğlu. Yeni nesilden bir Gülşen Kutlu. Bunların hepsi idol. Hepsi birer ekol. Ekol nedir? Gözünüzü yumarsınız, bu kim okuyor?. Bu Emel Taşçıoğlu.

            ***Adana Radyosu ve ”Çukurova´dan Sesler”den böyle bir isim aklınıza geliyor mu?

            ---Hangisini sayayım ki?.. Hepsi birbirinden değerli çocuklar. Birbirinden ayırt edemem ki onları ben. Canan Işık müthiş bir ses. Allah rahmet eylesin iki yıl önce kaybettik. Bir dolu resim var beraber. Burda da var resmi demin gördün.  Mustafa Canan, evet Diyarbakırlıydı ama burada doğdu, büyüdü. Sadık İçlises Allah rahmet eylesin muhteşem bir ses. Müslüm Gürses sonra…   Mesela bak bunlar böyle hep aklıma geliyor. Kendimi de bu kategorinin içinde kabul ediyorum. O zamanlar bunlar hep plak çıkarmış insanlar. Bir Halit Araboğlu… Bu gün burada siz bütün barak diyarı… Barak deyince aklınıza ne gelir.   

            ---Gavurdağlarından ötesi… Barak deyince de türkünün bir dalı. Osmaniye´den başlıyor, G.Antep´e kadar. Adana´nın kıyısından oraya kadar gidiyor.

---Kargamış diyorlar orda harp oluyor ya, Suriye hududunu Antep´e bağlayan yere kadar.

***Hatta “Ezo Gelin”i de dahil edebiliriz. Belki o tarafa da devam ediyordur bu Barak bölgesi. Suriye sınırından sarkmalar da vardır…

---Tabii şey de bu, aklıma gelmiyor, orda arkadaşım var… Bu barak ağıtlarını Halit Araboğlu gibi okuyan adam var mı? Rahmetli yoksul öldü, otel odasında öldü.  Bunlar aklıma bir çırpıda gelenler.  Necla Babacan süper bir ses.

***Şaban Abi´nin rahmetli eşi. Biz 2001 yılında televizyon belgeseli çekmiştik. Çok güzel bir sesi vardı. Şaban Abi gibi bir bağlama ustasıyla güzel bir program olmuştu. Onun eserlerini eşi pek güzel seslendirmişti. Çok iyi bir sesti. Siz de zaten bunu öteden beri biliyorsunuz… Peki hocam genç besteci ve sanatçı adaylarına neler önerirsiniz, çok mu çalışsınlar?..

---Valla ben her platformda bunu söylüyorum. Orda konuşmacı olarak birçok panellere gidiyorum ben. Özellikle gençlere şunu söylüyorum:

Akademik çalışacaklar yani kara düzen olmayacaklar…

***Bilgiyi kaynağından alacaklar…

---Tabii ya… Akademik çalışma için girdimi insan zorunlu olarak kendini araştırmaya zorlar. N´olacak, ya bir derneğe gidecek, ya konservatuvara gidecek, ya devlet konservatuvarına gidecek. Eğer bu işe gönül veriyorsa ne mi yapacak?.. Zaten o kendiliğinden gelir. Yaratıcı olmak eğitim ile başlar.

***Yani yeteneği daha üst düzeye götüren eğitim diyorsunuz.

---Tabii, tabii..

***Zevk ve hobileriniz nelerdir hocam. Bunların gün ya da hafta içindeki yeri nedir?

---Vallahi çocukluğumdan bu tarafa gelen şeyler var. Yani vazgeçilmez olanlar. Tabii ki burada kaldığım yerde şu yazlıkta bir dolu akademik kariyeri olan emekli insanlar var.  Hakim var, savcı var hatta Yargıtay´da daire başkanlığı yapmış arkadaşımız var. En büyük zevkimiz ikindi vakti onlarla sohbet etmek. Bu saatte burada olmasam şimdi orda onlarla sohbet ediyor olacaktım. Akşamları bir arada gezer, dolaşırız, futbol maçlarını kaçırmamaya çalışırım. Futbol maçı seyrederim, iyi konser olursa izlerim.

***İyi konser, iyi futbol değil mi?

---Tabii…

***Avrupa´daki gibi, hızlı, kondiksiyona dayalı o süratte teknik özelliklerini kaybetmeyen futbol değil mi?

---Benim torunum şu anda Hollanda´da bir takımda futbol oynuyor. 

***İyi, inşallah onu da ilerde daha iyi yerlerde izleriz.    

---İnşallah. Yani sporu severim. Burda hâlâ her gün en az bir saat yüzerim. Hareketi, gezmeyi severim. Yaylayı severim, sevmem. Gözlerim iyiyken yaylada iki günde bir kitap bitirirdim. Ama akşam oldu mu bitti. Canlı olacam ben. Saat on ikiye kadar gezecem, tozacam. Ondan sonra gelip yatacam. Saat altı buçukta kalkacam. Yeter bana o kadar uyku.

***Gittiğiniz yerlerde diyorlar değil mi, Fahri Işık bir türkü oku buraya gelmişken?..

---Hiç sevmediğim şeyler.

***Emrivaki değil de sevgiden geliyor, ama size öyle geliyor; hazır değilsiniz.

---Haa haa haa… (Kahkaha atıyor) Ya şimdi adam gelip diyor ki ya bir tane patlatsana.

***Saz da belki istediğiniz gibi değildir?

---Şimdi oluyor tabii böyle… Hem bu ekâbir dediğimiz arkadaşlar arasında da tanıyorlar tabii beni. Ya Fahri Bey bir tane oku da dinleyelim ya diyorlar. Diyorum bakın bunu böyle söylemeyin. İçimden geldiği zaman ben mırıldanırım. Ama siz bana diyorsunuz ki örneğin Ronaldo´ya götürüyorsunuz bir çamur saha, diyorsunuz ki gel bu çamur saha da futbol oyna. Bu mümkün değil.  Benim okuyabilmem için bana saz lazım, ortam lazım.

***O üst düzeyden gelmişsiniz. ortam, ruhsal yönden hazır olup olmamak insanı etkiler.

(Kapı açılıyor. Gelen Sayın Fahri Işık´ın eşi…)  

 ---Emel Hanım eşim diyor Fahri bey…         

***Merhaba yenge diyorum. Cumali Bey beni çok yordu ya diye yenge hanıma beni şikâyet ediyor Sayın Işık!.. Evet öyle oldu çok uzun söyleştik ama Fahri Abi de Fahri Işık olmasaydı diye kendimi taca atmaya çalışıyorum. Yenge de, “Fahri Işık olmasaydı yorulmazdı” diyor. Böyle bir keyifli ve onure eden bir üçlü muhabbetimiz oluyor.

Sonrasında ekliyorum:

***Daha gelip çekim yapacağız.

---Size ben teşekkür ediyorum, tabii epey konuştuk diyor Fahri Işık.

***Ben de teşekkür ederim. Şimdi üstadım son olarak bir hatıranızla, söyleşimizi kapatalım. Adana Radyosu ile ilgili olabilir deyince kırmıyor bizi…

---Şimdi ben fabrikada çalışıyordum ve haftada beş defa Adana´ya gidip geliyordum. Adana´ya gidip gelmekte para, otobüs parası. Yoksul günlerimiz. Bir gün gidemedim, param yoktu. O zaman otobüs parasını bulamadım. Radyoya gitmediğim için bana tam 10 gün ceza verdiler. Ceza aldım otobüs parasını bulamadığım için. İlk yıllar tabii…    

***O zaman siz çok özveride bulundunuz.

---Tabii çok özveride bulundum. İlk zamanlarım diyorum tabii 1961 veya 62´nin ilk aylarında. Daha yeni giriyorum. Yoksulluk var kolay değil. 15 günde bir para alıyorum fabrikadan ya da ayda bir. Cüz´i bir para. Param kalmadı. O zaman sigara da içiyordum.   

 ***Hocam teşekkür ediyorum. Bunu televizyonda, kitapta, belgeselde yayınlayabilir, kullanabiliriz değil mi? 

---Tabii… Tabii…

Aydın sanatçı Fahri Bey ile süren derinlikli nehir söyleşimiz sona eriyor. Birkaç saatlik konukluğumuzda Fahri Bey bize ikramda bulunuyor, kalkarken de sağ olsunlar eşiyle birlikte ısrarla yemeğe kalmamız için davet ediyorlar. Fakat fazla bir zaman kalmıyor.  Son sözlerimiz sıralanıyor: 

***Teşekkür ediyorum her şey için. Sizi ben yordum ama tanışmaktan da onur duydum…

---O onur bize ait.

---İnşallah güzel, özgün çalışmalarımızdan biri de bu olacak. Güç katacak bize inanıyorum sizin gibi sanatçı değerlerimiz. Müzik tarihine bir güzel yaprak bırakacağız… Biz sizlerin türkülerinizi okuduk, pamuk toplarken, onu da söyleyim Cahit Seyhanlı´dan, Fahri Işık´a kadar. Ondan sonra sinema döneminde. Sinemaya giriyorsunuz sizin türküleriniz Mahmut Özçiftçi dahil.

--- Allah rahmet eylesin.

                                                                                                                                                                                








Kaynak: HABER MERKEZİ

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Engelli fotoğrafçıların “Benim Gözümden” sergisi
Engelli fotoğrafçıların “Benim Gözümden” sergisi
Adana´da, Senin İçin Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, engelli çocukların çektiği fotoğrafları sergiledi Dernek başkanı Nüvit Dağtekin, 5 yıl önce derneklerini engelli çocukları sosyalleştirmek amacı ile kurduklarını belirterek, “Bu beşinci yılımızda çocuklarımızla “Benim Gözümden” adlı etkinliği yapmaktan çok mutluyuz” dedi.
Şair - Yazar Babacanoğlu´ndan imza günü
Şair - Yazar Babacanoğlu´ndan imza günü
Adanalı Şair ve Yazar Mehmet Demirel Babacanoğlu imza günü düzenledi.
Kardelen Engelliler Derneği´nden THM konseri
Kardelen Engelliler Derneği´nden THM konseri
Engelliler Haftasında Kardelen Engelliler Derneği´nin Türk Halk Müziği Korosu, engelli üyeleri ve ailelerine bir konser verdi.
Kapadokya Bölgesini Kasım ayında 203 bin 905 turist ziyaret etti
Kapadokya Bölgesini Kasım ayında 203 bin 905 turist ziyaret etti
Türkiye´nin önemli turizm bölgelerinden olan Kapadokya Bölgesini Kasım ayı içerisinde 203 bin 905 yerli ve yabancı turist ziyaret etti.
Portekiz Sineması İzmir´de
Portekiz Sineması İzmir´de
Portekiz sinemasının son yıllarda birçok festivalde ödül kazanan filmleri, Yaşar Üniversitesi ve Portekiz İzmir Fahri Konsolosluğu işbirliğiyle düzenlenen “Portekiz Sinema Günleri”nde izleyiciyle buluştu. Etkinlik kapsamında, Portekiz sinemasının tarihini anlatan bir sergi, seminerler ve atölye çalışmaları da gerçekleştirildi.
Ünal Kuş´tan 40. sanat yılında resim sergisi
Ünal Kuş´tan 40. sanat yılında resim sergisi
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Eğitim Bölümü Öğretim Görevlisi Ünal Kış, 40. Sanat yılında Adana´da resim sergisi açtı.
New York´ta 39´ncu Türk Günü Yürüyüşü için hazırlıklar başladı
New York´ta 39´ncu Türk Günü Yürüyüşü için hazırlıklar başladı
ABD´de 2019´un Mayıs ayında düzenlenecek olan Türk Günü yürüyüşü için Türkiye New York Başkonsolosluğu hazırlıklara başladı.
"AFAD 13 KARE FOROĞRAF GÜNLERİ SONA ERDİ"
"AFAD 13 KARE FOROĞRAF GÜNLERİ SONA ERDİ"
23 yıl önce Kapadokya bölgesine fotoğraf gezisine giderken Pozantı yakınlarında trafik kazası sonucu hayatını kaybeden 13 AFAD üyesi fotografseverin anısına AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği) 26.11.2018 - 01.12.2018 tarihleri arasında "13 Kare Fotoğraf Günleri" adı altında etkinlik haftası düzenledi.
ŞAİR REFİK DURBAŞ YAŞAMINI YİTİRDİ
ŞAİR REFİK DURBAŞ YAŞAMINI YİTİRDİ
Dün akşam saatlerinde Medeniyet Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi´nde yoğun bakıma kaldırılan Durbaş 74 yaşında yaşamını yitirdi. Durbaş bir süredir diyaliz ve akciğer tedavisi görüyordu.
Sabancı, “Biz resim sanatını ona borçluyuz”
Sabancı, “Biz resim sanatını ona borçluyuz”
Ressam Melahat Sabancı, “Yurtta Barış Dünya´da Barış” konulu resim sergisine Atatürk resmi ile katıldı
Ressam Tevfik Gökdemir, “Her şeye rağmen yaşam devam ediyor”
Ressam Tevfik Gökdemir, “Her şeye rağmen yaşam devam ediyor”
Ressam Tevfik Gökdemir, “Piyanosu başında bir kadın var. Doğa kirletiliyor, insanlar, atlar ve kuşlar ağlıyor, gözyaşı döküyor ama her şeye rağmen yaşam devam ediyor” dedi.(Haber Özcan İnceoğlu)
Seyhan´da Kültür ve Sanata Engel Yok
Seyhan´da Kültür ve Sanata Engel Yok
Engellilere yönelik her türlü projeye destek vererek ve engelli dostu belediye oylan Seyhan Belediyesi kültür-sanat etkinliklerinde de engelleri kaldırdı. Tiyatro oyunu izlemeye gelme imkânı olamayan engelli çocuklar okullarından ve evlerinden alınarak tiyatro izlemeye getiriliyor ardından ise tekrar evlerine ve okullarına bırakılıyor.
Arka Plan´dan geometri sergisi
Arka Plan´dan geometri sergisi
Arka Plan Fotoğraf Derneği, fotografik-geometri figürlerinden oluşan fotoğraf sergisini Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi´nde açtı.
Adana´da sevgi engel tanımaz etkinliği
Adana´da sevgi engel tanımaz etkinliği
Adana´da, İsmail Hazar İlkokulu´nde "Sevgi Engel Tanımaz" etkinliği düzenlendi.
   “DEDE KORKUT” UNESCO “KÜLTÜR MİRASI” LİSTESİNDE
“DEDE KORKUT” UNESCO “KÜLTÜR MİRASI” LİSTESİNDE
Türk Destanı ‘Dede Korkut´ UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi´ne oy birliğiyle kabul edildi.
Güvel: "Ağıtlar kültür hazinesidir"
Güvel: "Ağıtlar kültür hazinesidir"
Ressam Hatice Güvel, Osmaniye´nin Kadirli-Sumbas yöresindeki ağıtları kitaba dönüştürdü.
‘YARATILIŞTAKİ ÇATLAK´ KİTABININ TÜRKÇESİ YAYINLANDI
‘YARATILIŞTAKİ ÇATLAK´ KİTABININ TÜRKÇESİ YAYINLANDI
Koç Üniversitesi Yayınları´nın (KÜY) Bilim kategorisinde yayımladığı Yaratılıştaki Çatlak: Gen Düzenlemenin Evrime Hükmeden İnanılmaz Gücü isimli kitap raflarda yerini aldı.
ALTIN PLAKLI SANATÇIDAN DİZİ FİLMİNE ELEŞTİRİ
ALTIN PLAKLI SANATÇIDAN DİZİ FİLMİNE ELEŞTİRİ
“Agora Meyhanesi” adlı eseriyle tanınan altın plaklı sanatçı Fahri Işık “Bir Zamanlar Çukurova “adlı televizyon dizi filminin yörenin görsel, zamanlama ve folklorik açıdan gerçekleri yansıtmadığına değinip; yörenin halk müziği konusunda, ne müzikal, ne de görsel yönden Adana´yı yansıtmadığını, Adana´nın özelliklerinin olmadığını, ‘Adana Yolları´ gibi Adana´nın simgesi olmuş bir türkünün orijinal hâlini birçok Adanalı sanatçılar seslendirmişken, hiç Adanalı tavrı olmayan Neşet Ertaş´a Kırşehir ağzıyla okutulmasını eleştirdi.
BARIŞ SEMBOLÜ NASIL ORTAYA ÇIKTI?(*)
BARIŞ SEMBOLÜ NASIL ORTAYA ÇIKTI?(*)
Dünyada en çok kullanılan sembollerden barış işareti, 60 yaşında. Sembolü, İngiltere´de “Nükleer Silahlanmaya Son” kampanyası başkanlığını yapan Nobelli filozof BertrandRussel, savaş karşıtı grafiker Gerald Holtom´a sipariş etmişti. Fikri Akdeniz(*)
Ahşap yakma sanatına ‘renkli boyut´ kazandırdılar
Ahşap yakma sanatına ‘renkli boyut´ kazandırdılar
Sanatçı Gülbol, Hatay´ı tanıtan ahşap yakma sanatının ardından renkli yakma sanatına geçiş yaptı
Ressam Kaleağası "Yollar" sergisini açtı
Ressam Kaleağası "Yollar" sergisini açtı
Adanalı Ressam Ayşenur Kaleağası, yolları konu edinen resim sergisini açtı.
ALTIN PLAKLI SANATÇI FAHRİ IŞIKLA SÖYLEŞTİK-2
ALTIN PLAKLI SANATÇI FAHRİ IŞIKLA SÖYLEŞTİK-2
Kendi bestesi olan “Agora Meyhanesi” ile altın plak kazanmanın yanı sıra, bestekâr Kazım Sanrı´nın “Feryat” adlı eseriyle de altın plak kazanınca adı “Feryat Fahri”ye çıkan “Çukurova sahnelerinin taçsız kralı” olarak da anılan Adana Radyosu´nun çok yönlü ses sanatçısı Fahri Işık´la Adana Radyosu´ndan Hollanda´ya uzanan sanat yaşamında şiirden besteye, sanattan geleneğe, kültüre, “pamuk tarlasındaki operalı günlerin de” dahil olduğu çok şey konuştuk. Cumali Karataş
AFAD´IN  177. FOTOGRAF SERGİSİ
AFAD´IN 177. FOTOGRAF SERGİSİ
40 yıldır temel fotoğraf atölyeleri açmakta olan Kısa adı AFAD olan Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği, bu atölyelerde gerçekleştirilen yapıtlarla açtığı 177. fotoğraf sergisiyle izleyicisiyle buluştu.
Prof. Dr. Akdeniz: “Sanatçı, sanatıyla topluma ışık verebilmelidir”
Prof. Dr. Akdeniz: “Sanatçı, sanatıyla topluma ışık verebilmelidir”
Ressam Prof. Dr. Fikri Akdeniz, “İçinde yaşadığı toplumun bir aydını olan sanatçı kendi çağının önde gelen tanığı olmalıdır. Sanatçı, tanıklığını estetik bir biçimde ve etik bir biçimde yansıtıp toplumsal iletişim sağlayabilmelidir.” dedi.
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
Cihat OVALI-SPOR YORUM-PANORAMA
BÖYLE PUANLARA CAN KURBAN
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
BARIŞ SERGİSİ NOTLARI
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
EMPERYALİZMİN MAŞALARI-2
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
BİR GÜNÜN MANZARASI
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
ATATÜRK´ÜN EDEBİYETE İNTİKALİNİN 80.YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
AMAÇ ÇATIŞMALARI VE ÖĞRETMENLER
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
Dost acı söyler sayın Kılıçdaroğlu
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Çarşamba´nın Gelişi.
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
SAVCI DOĞAN ÖZ´Ü SAYGIYLA ANARKEN...
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
TÜRKİYE´NİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
EKONOMİ YÖNETİMİNİN SORUMLULUĞU ARTIYOR!
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
TARİKAT-CEMAAT ÖRGÜTLENMESİ DEMOKRASİDE MEŞRU MUDUR?
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
HASTA VELİNİMETİMİZDİR !
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
ABD´yi Yerli Malı ile Protesto Etmek Yerine Beyin Göçünü Engellemek ve Bilimin Öngörüsü ile Geleceği Kurmak Gerekir
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
Ata Alp And
Ata Alp And
SANAT VE BARIŞ
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
1923 YENİDEN - Ercan AKARPINAR
İDLİP
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
DÜNYA YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
Orhan ÖZDEMİR -OBRUK
KENDİ KÜLTÜRÜNDEN KORKMAK
Celal Topkan
Celal Topkan
ATATÜRK CHP VE CUMHURİYET YÖNETİMİ
ALİ TAŞ ADN.
ALİ TAŞ ADN.
kitaplık-elş.deneme YASEMİN BÜLBÜL-“SON SALTANAT ERTUĞRUL”(*)
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ATATÜRK 30 AĞUSTOS´U ANLATIYOR
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
İlhan ALPER
İlhan ALPER
HÜLYA ŞENKUL VE EDEBİYAT
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
YENİ ADANA GAZETESİNİN KUVAYI MİLLİYE RUHUYLA 100. YILI
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Tarihten Ders Almak
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
VEYSEL GARANİ
Adil OKAY
Adil OKAY
ADİL OKAY YAZDI: “ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*
Özcan İNCEOĞLU
Özcan İNCEOĞLU
Beraberliğe razı olduk
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
ADANASPOR İYİ YOLDA
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
BELEDİYE BAŞKANLARI
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
ADANA DEMİRSPOR´A BAŞARILAR DİLERİZ
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Volgada 11 gün-23
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
SEÇİM RENKLİ GEÇİYOR
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
10 °C
Çarşamba
6 °C
Perşembe
7 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2018-12/6/1516488376145.jpg