YAZARLAR

  • BIST 100

    104.604%0,61
  • DOLAR

    5,7510% -0,48
  • EURO

    6,3339% -0,48
  • GRAM ALTIN

    270,92% -0,01
  • ÇEYREK ALTIN

    447,018% -0,01

Adana

13.11.2019

  • İMSAK 05:45
  • GÜNEŞ 07:07
  • ÖĞLE 12:28
  • İKİNDİ 15:14
  • AKŞAM 17:38
  • YATSI 18:56
  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli
  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli
  • Çarşamba 22 ° / 13 ° Güneşli

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

 “17 YILIN SONUNDA NE ADALET NE KALKINMA KALDI”

CHP Sözcüsü, “AKP işbaşındadır ancak Anayasayla kavgalıdır. AKP işbaşındadır ancak devleti devlet yapan adaletle ve hukukun üstünlüğüyle kavgalıdır. AKP işbaşındadır ancak halkın iradesiyle kavgalıdır,” dedi

“AKP’nin  iktidara geldiğinde üç “Y” ile mücadele edeceğiz diyordu. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar,”  anımsatması yapan Faik Öztrak, “17 yılın sonunda, ağır yolsuzluk iddialarından Meclis’teki gruplarının kararıyla hesap vermekten kurtulan, aklanmamış, bakara makara diyerek milletin kutsallarıyla alay eden eski bakanı Büyükelçi atadılar. Biz yine aynı durumda olan diğer iki bakandan birini de herhalde bu yeni kurdukları Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne atarlar diye düşünüyorduk. Ama Damat, oraya da Hazinecilikten hiç haberi olmayan birini Genel Müdür yaptı,” örneğini verdi ve şöyle dedi:

“Dün, “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyorlardı. Bugün basın özgürlüğü diye bir şey kalmadı memlekette. Genel Başkanlarına Cumhurbaşkanlığı zırhı giydirip, sosyal medyada dahi eleştiri yapan vatandaşlarımızı hakaret etti gerekçesiyle hapse atıyorlar.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Toplantımızda ülkemizin ve yurttaşlarımızın gerçek gündemi olan işsizlik, ödenmeyen çek ve senetler, kamu zamları, yeni vergiler altında ezilen halkımız, sarayın rakamları ile sokağın gerçekleri arasında giderek açılan makas, borca batırılan ekonomimiz, devlette hızla artan liyakatsizlik ve kurumsal çöküş, emperyal güçlerin oyuncağı olan dış politikamız. Özetle yönetilmeyen, savrulan ülkemizin sorunları vardı.

“17 YILIN SONUNDA NE ADALET NE KALKINMA KALDI”

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iş başına gelmesinin üzerinden tam 17 yıl geçti. Ve bu 17 yılın sonunda ülkemizde ne adalet, ne de kalkınma kaldı.

“YOLSUZLUKLA MÜCADELE SINIFTA KALDILAR”

AK Parti iktidara geldiğinde üç “Y” ile mücadele edeceğiz diyordu. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. 17 yılın sonunda, ağır yolsuzluk iddialarından Meclis’teki gruplarının kararıyla hesap vermekten kurtulan, aklanmamış, bakara makara diyerek milletin kutsallarıyla alay eden eski bakanı Büyükelçi atadılar. Biz yine aynı durumda olan diğer iki bakandan birini de herhalde bu yeni kurdukları Borçlanma Genel Müdürlüğü’ne atarlar diye düşünüyorduk. Ama Damat, oraya da Hazinecilikten hiç haberi olmayan birini Genel Müdür yaptı.

“YOKSULLUKLA MÜCADELE: KENDİLERİ SARAYDA, MİLLET MASASINA ET KOYAMIYOR”

17 yıl önce, “Yoksullukla” mücadele edeceğiz dediler, kendilerinden önce işbaşına gelen tüm iktidarların 79 yılda topladığı verginin yaklaşık 4 katını topladılar 17 yılda. Kendilerinden önceki iktidarların sattığı kamu varlıklarının yaklaşık 8 katını sattılar. Ama bugün, kendileri saraylarında Pataşur içinde Çerkes tavuğu, zencefilli, limonlu suşi, susamlı levrek simidi, efuli ve ejder sularıyla beslenirken, 26 milyon yurttaşımız bir kap et yemeğini doğru düzgün iki günde bir masasına koyamıyor.

“YASAKLARLA MÜCADELE: ELEŞTİRİ YAPANI HAPSE ATTILAR”

Dün, “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyorlardı. Bugün basın özgürlüğü diye bir şey kalmadı memlekette. Genel Başkanlarına Cumhurbaşkanlığı zırhı giydirip, sosyal medyada dahi eleştiri yapan vatandaşlarımızı hakaret etti gerekçesiyle hapse atıyorlar. 17 yılın sonunda mücadele edeceğiz dedikleri her alanda ülkemiz aldıkları yerden çok daha geriye gitmiş durumda. Bu 17 yılın sonunda her şeyle, herkesle kavgalı haldeler. 17 yılın sonunda ucube tek adam rejimine geçtiler. Artık Partileri şeklen görevdeyken, yetkiler Saray sosyetesinin elinde. O gün bugündür her şey daha kötüye gidiyor.

“ANAYASAYLA, HUKUKLA, MİLLET İRADESİYLE KAVGALI”

AK Parti işbaşındadır ancak Anayasayla kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ancak devleti devlet yapan adaletle ve hukukun üstünlüğüyle kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ancak halkın iradesiyle kavgalıdır. Bugün pek çok il ve ilçede belediye yönetimleri mahkeme kararı olmadan idari kararla görevden alınan halkın seçtiklerinin yerine, atanmış memurların elindedir. AK Parti işbaşındadır ancak muhalefetle kavgalıdır. Siyasi rekabet yerine muhalefeti baskıyla susturmaya kalkışmaktadır.

“17 YILIN SONUNDA TÜRKİYE HER ALANDA SIKIŞTI”

AK Parti işbaşındadır ancak ülkemizin çiftçisini, üreticisini değil; elin çiftçisini, işçisini, esnafını koruyup kollamaktadır. Bunun en son örneği geçtiğimiz hafta seçimden önce süt üreticilerine sütün litresine “25 kuruş pirim ödeyeceğiz” diye söz vermişlerdi. Seçim bitti 10 kuruş pirim ödemeye devam ettiklerini gördük. AK Parti iş başındadır, ancak ülkemizin sanayicisiyle, iş adamıyla, esnafıyla kavgalıdır. Sadece bir avuç yandaş müteahhide hizmet etmektedir. AK Parti işbaşındadır ancak bugün kendi yol arkadaşlarıyla bile kavgalıdır. AK Parti işbaşındadır ve kavga etmediğimiz tek bir komşumuz dahi kalmamıştır. Bu 17 yılın sonunda Türkiye her alanda sıkışmış durumdadır.

“EKONOMİDE ARABANIN KAPORTASI, ŞANZUMANI DAĞILDI”

Bu sıkışıklık özellikle ekonomi ve dış politikada dikkat çekmektedir. Hatırlatalım kendilerinden önceki Hükümet, ekonomide yol temizliğini yapmış ve bunun bedelini ödemişti. Böyle bir program sonunda arabanın modeli yükselmiş ve tüm dünyada güven uyandıran bir yol haritası bu iktidarın eline verilmişti. O yol haritasıyla AK Parti, millete AB’ye girmeyi ve ülkeyi 2023’te dünyada ilk 10 ekonomi arasına sokmayı vaat edebilmişti. Ama bugün ekonomide arabanın kaportası, şanzımanı ve motoru dağılmış vaziyette. Ortadoğu bataklığına saplanıp kaldık bırakın AB’yi. Avrupa Birliği de, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek de artık uzak hayal oldu.

“EKONOMİDEKİ SIKINTILAR NEDENİYLE DİK DURAMIYOR”

Borca batırdıkları ekonomide yaşadığımız ağır sıkıntılar, Sarayın emperyal güçler karşısında bağımsız karar almasını engelliyor. Dün borç alanlar bu gün emir alıyorlar. Saray, Washington ve Moskova arasında pinpon topuna dönmüş durumda. Mehmetçiklerimiz ülkemizin şan ve şerefini korumak için canlarını dişlerine takmış sahada mücadele ediyor. Şehit oluyorlar.

“HANGİSİ DOĞRU SÖYLÜYOR”

ABD Başkanı, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AK Parti Genel Başkanına ağzına geleni söylüyor, yazıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak için yemin etmiş olan kişi ABD Başkanı’nın hakaretlerini sineye çekiyor. ABD Başkanı, teröristlerin kendisine yazdığı mektubu bu ülkenin arşivlerine girmek üzere Saraya göndermeye cüret edebiliyor. Bunca hakarete rağmen Erdoğan Kasım’da ABD’ye gideceğini söylerken, bir de buna ilave ediyor “Daha önceki samimi tabloları aynen gerçekleştireceğiz” diyor. AK Parti Grup Başkanvekilleri “hakaret dolu mektubu yırttık attık” diye Meclis kürsüsünden bar bar bağırıyorlar ama Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan çıkıyor, “Mektup cebimde, o mektubu ABD’ye götüreceğim” diyor. Hangisi doğru söylüyor?

“BU KADAR HAKARETE TAŞ OLSA ÇATLAR AMA ERDOĞAN SİNDİRİYOR”

ABD’nin hiçbir şekilde kabul edilemeyecek yasa tasarılarından sonra ABD’ye gitme konusunda Erdoğan, “Soru işareti var daha karar vermedim” diyor. Ama ABD Başkanı Trump çıkıyor, “Erdoğan Beyaz Saray’a gelmek istiyor” diyor. Şimdi Trump’ın açıklamalarından gördüğümüz şu, Beyaz Saraya gitmek isteyen Erdoğan. Merak ediyoruz… Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının bu kağıt parçasıyla, Beyaz Saray’a koşa koşa gitmek istemesinin arkasındaki neden nedir? Kendileri bunu milletimize derhal açıklamak zorundadırlar. Bu kadar hakaret taşa yapılsa taş ortasından çatlar. Ama Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumakla yükümlü olan ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden Erdoğan, her nasılsa bu hakaretleri içine sindirebilmektedir.

“SOKAKTAKİ ENFLASYON İLE TÜİK’İN ENFLASYONU ARASINDA CİDDİ FARK VAR”

Bu sabah Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. Ekim ayında tüketici fiyatları aylık yüzde 2; yıllıkta yüzde 8,2 artmış. Vatandaşlarımızın hissettiği hayat pahalılığı ise resmi rakamlara göre yüzde 16,8. Gelecek iki aydaki enflasyon geçmiş yıllardaki gibi gelirse, 2019 enflasyonunun yüzde 12 civarında olacağı anlaşılıyor. Ancak şunu da biliyoruz ki sokaktaki enflasyonla TÜİK’in enflasyonu arasında çok ciddi farklar var. Ekim ayında; bir kilo kuru soğanın Hal’deki fiyatı 2 lira ile 3,25 lira arasında; TÜİK’in fiyatı 1 lira 68 kuruş. Bir kilo patatesin Hal’deki fiyatı 3 lira ile 5,25 lira arasında değişiyor. TÜİK’te ise bir kilo patatesin fiyatı 2 lira 7 kuruş. Bir kilo domatesin Hal’deki fiyatı 4,50 lira ile 5,90 lira arasında. Ama TÜİK’in endeksindeki domates fiyatı 3 lira 34 kuruş. Buradan Damadın arkadaşının başında olduğu TÜİK’e bir daha çağrıda bulunuyorum. Bu fiyatları nereden topluyorlar, şunların adreslerini bir versinler. Sadece onlar değil, millette bu ucuz fiyatlardan istifade etsin.

“DAMAT TALİMATI YAZIYOR, TÜİK YERİNE GETİRİYOR”

Damat geçtiğimiz hafta “Yılın son çeyreğinde büyümede yüzde 4’lerin görülebileceğini” söyledi. İyi de yılın son çeyreğine ait öncü göstergeler henüz netleşmedi. Peki, Damat bunu daha şimdiden nasıl biliyor? Yılın son çeyreğine ilişkin veriler henüz belli değilse de, belli olan bir şey var: Aynen enflasyonda olduğu gibi Damat diğer verilerde de kağıda istediğini yazıyor, TÜİK’in başında olan arkadaşı da kağıtta yazılı olan talimatlara uyuyor.

“BORÇLANMA LİMİTLERİNDE OLAĞANÜSTÜ ARTIŞ VAR”

Ekonomide bildikleri; rakamları makyajlamak, o olmazsa veri kalitesi deyip ağırlıkları değiştirmek enflasyon endeksinde. O da olmazsa telefon edip fiyatları ayarlamak fiyat toplama gününde. Herkesi borca batırmak, Merkez Bankası’nın karlarına, yedek akçesine, ihtiyat akçelerine el koymak. Hazine’yi kanuna uygun olmayan bir biçimde borçlandırmak gibi bu krizi pansumanla geçiştirmeye çalışan bir takım tedbirler. Şimdi 2020 Bütçesi TBMM’de görüşülüyor. 2020 için kanuni net borçlanma limitlerinde 2019’a göre yüzde 71’lik olağanüstü bir artış var.

“İLK 9 AY NET BORÇLANMA 115 MİLYAR TL”

2020’de yapmak istedikleri borçlanma 140 milyar TL. Ancak bu yeni sistemde sarayın ne kanunlara ne de TBMM’nin bütçe yapma yetkisine saygısı var. 2019 yılında TBMM’den alınan toplam borçlanma yetkisi ilaveleriyle birlikte 90 milyar liraydı. Yılın ilk 9 ayında bu rakam aşıldı net borçlanma 115 milyar lira oldu. Biz bunu eleştirdiğimizde ne dediler? Yılsonuna bakın dediler.

“DEVLET BÜTÇESİNİ BAKKAL DEFTERİ SANIYORLAR”

Şimdi vergi kanunlarıyla ilgili torba yasaya bir madde ekliyorlar. Diyorlar ki, 2019 yılının borçlanma limiti şu kadar ama biz bunun üstüne bir 70 milyar TL daha ilave borçlanma yapmak istiyoruz 2019 yılında. Bu yıl yani. Ondan sonrada bu maddeyi anlatırken diyorlar ki, bunun 35 milyar lirasını bu yıl, kalan 35 milyar lirasını ise gelecek yılın ilk aylarındaki yoğun borç ödemeleri için kullanacağız diyor. Bunu söyleyen ne hukuktan ne de bütçenin dönemsellik ilkesinden haberdar. Maalesef devlet bütçesini bakkal defteri gibi yönetiyorlar. Kamu limitlere, mevcut limitlere sığamadıysanız yapacağınız şey TBMM’ye ek bütçe getirmektir. Ama bunu yapmıyor borçlanma limitini değiştiriyor ek bütçe getirmek yerine. Peki neden ek bütçe getirmiyor? Orada da ödeneklerle istediği gibi oynuyor, bütçe limitleri güya aşılmamış oluyor. Sonrada dönüyorlar buna bütçe disiplini diyorlar.

“KAMU BANKALARI ÜZERİNDEN PİYASALARA MÜDAHALE EDEREK SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ”

Diğer taraftan yine, kamu bankaları aracılığıyla yönetim döviz piyasalarına müdahale ediyor. Böylece günü kurtarmaya çalışıyor. Son enflasyon raporuyla ilgili son yapılan toplantıda Merkez Bankası’nın yeni başkanına sormuşlar demişler ki, “kamu bankaları aracılığıyla döviz piyasalarına müdahale ediyorsunuz”. O da cevap vermiş, çok ihtiyatlı seçmiş kelimelerini… “Kamu bankalarının son dönemde zaman zaman piyasada aktif olduğunu görüyoruz” demiş. Şunu söyleyeyim, kamu bankaları üzerinden kredi dağıtarak, ya da döviz piyasalarında işlem yaparak döviz piyasalarına müdahale ederek bu ekonominin sorunları çözülmez. Çözülmediği gibi bu yükü de bu kamu bankaları daha fazla taşımaz. Bakın duyuyoruz kamulaştırma bedellerini götürüyorlar kamu bankalarına yatırıyorlar bu bankaları bu bedelleri aylar sonra ödüyorlar. Ne “oluyor? Devletin vatandaş için verdiği bu parayı kamu bankaları kullanıyor.

“YÜZDE 4 YAPIVER CANIM…”

Bakın, bütün bu politikalar sonucunda şimdi milletimizin, şirketlerimizin, devletin borcunu toplayın bu borçların toplamı Gayrisafi Yurtiçi Hasılayı yani bir yılda yarattığımız geliri aşmış vaziyette. Bu bir rekor. Ama bu kadar borçla yelkenleri şişirmemize rağmen bunun derde deva olmadığını da görüyoruz. Ne derde deva olacak? Damadın arkadaşına yazdığı not, “Son çeyrekte büyümeyi bir yüzde 4 yapıver canım…”

Ekonomimiz damadın birkaç ayda bir açıkladığı, artık sayısını unuttuğumuz kredi paketleri veya kamu bankası kaynaklarıyla hareket edemeyecek kadar ağır hasta. Taşıma suyla değirmen dönmüyor. Bunu herkes gördü, ancak bir tek damat ve kayınpederi göremiyor. Damat hala bu işi böyle götürebileceğini zannediyor. Konfüçyüs’ün çok güzel bir söz var; bildiğini bilenin arkasından gidilir, bildiğini bilmeyen uyarılır, bilmediğini bilene öğretilir, bilmediğini bilmeyenden ise kaçılır. Şu anda ülkeyi “bilmediğini bilmeyen” bir yönetim yönetiyor. Ama bizim kitabımızda kaçmak yok. Bizim kitabımızda yurtdışındaki tek toprak parçasını bırakıp da gitmek yok. Ecdadın naaşını sırtlayıp kaçmak da yok. Çünkü burası Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

O nedenle hatırlayın daha 2018’in Ağustos ayında Genel Başkanımız ülkenin bu hale gelmemesi ve bu krizden çok süratle çıkabilmek için neler yapılması gerektiğini 13 maddeyle özetlemişti. Ama bunların hiçbirini uygulamadılar. Şimdi tabi başka bir konjonktüre doğru girdik. Şimdi krize düşen ekonomiyi toparlamak için alınması gereken tedbirleri bir defa daha sıralamakta yarar görüyoruz:

“YENİ BİR BÜYÜME STRATEJİSİ GEREKLİ”

Birincisi, güven her şeyin başıdır. Ekonomide başarı sağlayacaksanız güveni sağlayacaksınız. Şuandaki ekonomi yönetimi maalesef kimseye güven vermemektedir. Damat başta olmak üzere ekonomi yönetimi tümden değiştirilmelidir. KOBİ’lerin, ailelerin, çiftçi ve esnafın yani tüm özel kesimin borç sorunu ağırlaşmıştır. Borçları yeni borçlarla çevirmeye çalışmak, ödenemeyen çek ve senetler yüzünden on binlerce yurttaşımızın özgürlüğünü kaybetmesi tahammül edilir durum değildir. Bu sorunun kökten çözülmesi için Türkiye’nin mutlaka sürdürülebilir büyüme sürecine dönmesi lazımdır. Bu da ancak orta vadede yeni bir “büyüme stratejisiyle” mümkündür. Ancak ekonomimizin üretim kapasitesi ve üretim imkânları bu arada korunmak zorundadır. Bu nedenle yandaşı değil, vatandaşı kurtaracak, ekonomide zombi şirketler yaratmadan borç yükünü hafifletecek ara çözümlere ve buna uygun hukuki düzenlemelere acilen ihtiyaç vardır.

“MERKEZ’İN BAĞIMSIZLIĞI SAĞLANMALI, KAMUDA DOLARİZASYONA SON VERİLMELİ”

Merkez Bankası bağımsızlığı yeniden sağlanmalıdır. Merkez Bankası üzerindeki Saray gölgesi kaldırılmalıdır. Bu konuda çok kısa dönemde bir yasa teklifini TBMM gündemine taşıyacağız. Piyasaların işleyişini bozan arka kapı politikaları derhal bir kenara bırakılmalıdır. Unutulmasın şeffaflık risklere, dedikodulara karşı en önemli panzehirdir. Kamuda dolarizasyona derhal son verilmelidir. Eğer bu konuda iktidar adım atmayacaksa biz bir yasa teklifini TBMM’ye sunacağız. Kamu maliyesinde ve borç yönetiminde disiplin mutlaka sağlanmalıdır.

Mevcut İhale Kanunu kaldırılmalı ve yerine dünya standartlarında birinci sınıf bir ihale kanunu getirilmelidir. Çünkü mevcut yazboz tahtasına dönmüştür. İşin içinden çıkmak mümkün değildir. Kamuda israfa son verilmelidir. İsrafla kapsamlı bir mücadeleye girişilmelidir. İsrafın sembolü olan Beştepe’deki Sarayın kapısına kilit vurulmalı, Cumhurbaşkanlığı yeniden Çankaya köşküne taşınmalıdır. Cumhurbaşkanlığının uçak ve araç filosu küçültülmeli, fazlası satılmalı, elde edilecek gelirle öğrencilere yurt kurulmalı ve burs vermek için kullanılmalıdır. İtibar sağa sola para saçarak değil, vatandaşın kör kuruşunun hesabını vererek gelir. Sayıştay’ın uluslararası standartlarda denetim yapması mutlaka sağlanmalıdır.

“EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY TOPLANMALI

Alınacak tedbirlerin yükü ve maliyeti toplumun tüm kesimleri arasında eşit dağıtılmalıdır. Bu tür tedbirler kapsayıcı bir şekilde toplumun tüm kesimleriyle tartışılarak alınmalıdır. Bunun için Ekonomik ve Sosyal Konsey derhal toplantıya çağrılmalıdır. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve yargının bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler derhal TBMM’ye gelmelidir. Türkiye bu adımları atarsa kısa sürede ekonomi ve toplum içine düştüğü güvensizlik girdabından çıkmaya başlar. Yatırımcı önünü görür. Ekonomide çarklar yeniden döner.

Ancak metal yorgunu AK Parti yönetiminin bunları yapabileceği şüphelidir. Türkiye’nin gerçekten yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı vardır. Öyle görünüyor ki böyle bir stratejiyi, böyle bir köklü değişikliği de ancak Cumhuriyet Halk Partisi yapabilir. Orta vadede ülkemizi insan ve üretim odaklı bir stratejiyle şahlandırmak ve yedi düvele en güzel cevabı ekonomik zaferlerle vermek zorundayız. Bunu CHP iktidarında başarabiliriz. Üretmek, kazanmak ve hakça paylaşmak için biz tüm Türkiye’ye dört ayaklı bir strateji öneriyoruz.

Stratejimizin ilk ayağı, gömleğin iliklenecek ilk düğmesi “hukuk devletini, katılımcı demokrasiyi” yeniden ayağa kaldırmaktır.

- Kuvvetler ayrılığını, denge ve denetimi bu ülkede güçlendirmek zorundayız.

-Yurttaşlarımızın çağdaş, dünyanın en ileri ülkelerindeki standartlarda bir demokratik parlamenter rejimi hak ettiğini biliyoruz.

- Bunu büyük bir uzlaşıyla gerçekleştirmenin koşullarını zorlayacağız.

Stratejimizin ikinci ayağında ise ülkemizin uluslararası rekabet gücünü yani küresel piyasalarda yarışma gücünü artırmak vardır.

Çiftçimizi, işçimizi bir saatte bir Alman işçisinden, bir Alman çiftçisinden daha fazla üretim yapacak ve daha fazla kazanç elde edecek duruma getirmek zorundayız.

Bunun için sınırlı kaynaklarımızı ranta değil, değer yaratan alanlara tahsis etmek, bugün ülkenin en önemli sorunu olan erken sanayisizleşmeye dur demek zorundayız.

Bunları yaparken çocuklarımıza mutlaka birinci sınıf bir eğitim vermeliyiz.

Tüketimi değil, yatırımı ve üretimi öncelik haline getirmeliyiz.

Orta vadede üçüncü olarak, büyümenin kapsayıcılığını artırmak zorundayız.

Hiç kimseyi arkada bırakamayız.

Bu ülkede herkes büyümenin nimetlerinden adaletli bir şekilde yararlanmalıdır.

Yeni ve daha güçlü sosyal politikalar geliştirmek zorundayız.

Dördüncü olarak, hem ekonomi hem de çevre politikalarında sürdürülebilirlik konusunda taviz vermemeliyiz.

Hem para hem de maliye politikalarımız ön görülebilir ve de sürdürülebilir olmalıdır.

Doğayı; denizimizi, dağlarımızı, ormanlarımızı, derelerimizi üç beş kuruşluk rant için talan ettirmemeliyiz, ülkeyi yaşanmaz hale getirmemeliyiz.

Biz bu dört ayaklı stratejiyle Türkiye’yi içine düşürüldüğü bu girdaptan çıkarmayı taahhüt ediyoruz. Ülkemizi dünyanın en saygın, en müreffeh, en çağdaş ülkelerinden biri yapacağız.

Sayın Genel Başkanımızın talimatlarıyla her an seçim olacakmış gibi sahadayız. Milletimizin dertlerine derman olacak politikaları üretiyoruz. Milletimizi de dinleyerek üretiyoruz. Ülkemizi bölgesinde ve tüm dünyada yıldız yapacak projelerimizi hazırlıyoruz. Milletimiz umutsuzluğa kapılmasın. Her sorunun çaresi olduğunu biliyoruz.

Şimdi varsa sorularınızı teker teker alabilirim. Kurum kimlikleriniz ve isimlerinizle lütfen.

Soru- İçişleri Bakanlığının sabah bir açıklaması oldu. (…) 55 sayfalık bir rapor hazırladılar. İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı CHP’nin Çubuk raporunda yer alan iddialar asılsızdır, eğer düzeltme yapmazlarsa hukuki süreç başlayacaktır dedi. Buna cevabınız ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten ilginç. Genel Başkanımıza yumruk atan başta olmak üzere Çubuk’ta yaşanan olayı daha hala aydınlığa kavuşturamayan İçişleri Bakanlığı bizim belgelere dayanan raporumuza karşı onu eleştiren bir raporu hazırlayabilmiş. Pes doğrusu. Ben şunu soruyorum, bu yumruk atmaya yeltenen şahsı partiden attılar mı? Bununla ilgili ben daha hala bir açıklama duymadım partilerinden attılar mı? Ellerinden geleni artlarına koymasınlar ama önce Çubuk’ta yaşananları tam bir aydınlığa kavuştursunlar.

Soru- İsviçre’de bir olay oldu CHP etkinliğinde. Orada da bir pankart dikkat çekti. Bu pankartta Canan Kaftancıoğlu’nun ismi geçiyor ve İzmir Büyükşehir Belediyesinde işten çıkarılan bir işçiyle ilgili sözünü tut gibi bir ifade yer alıyor. Söz konusu olan bir PKK baskınından bahsediyoruz ne dersiniz?

Faik ÖZTRAK- Kimlerin kimlerle iç içe geçtiğini gayet açık görüyoruz. Aslında biz terör örgütleri tarafından partimize yönelik bu saldırıları çok da yadırgamıyoruz. Unutmayın Genel Başkanı terör örgütünün silahlı saldırısına uğrayan tek parti biziz. Yine Çubuk’ta yaşananları biliyoruz. Şunu açıkça ifade edelim, terör nereden gelirse gelsin sosyal demokrat bir parti olarak, bu ülkenin kurucusu olan parti olarak, terörün tamamına karşıyız. PKK terörüne de karşıyız, IŞİD terörüne de karşıyız, FETÖ terörüne de karşıyız. Şunu altını çizerek tekrar belirtmek istiyoruz. Terör bizi korkutamaz. Ama şu toplantıda açılan pankartla orayı basmaya kalkanların kimler olduğunu yan yana getirdiğimizde herhalde bu ülkede insanların bir daha dönüp CHP’yi suçlayanların neler yapmakta olduğunu görmelerini beklemek de hakkımızdır diye düşünüyorum.

Soru- Canan Kaftancıoğlu’nun isminin PKK pankartında yer alması, sözünü tut şeklinde bir ifade yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Şunu çok net olarak ifade ediyorum, CHP’nin hiçbir üyesinin, hiçbir yöneticisinin terör örgütleriyle ilişkisi olmaz, olmamıştır.

Soru- Aynı soruyla bağlantılı olarak yine eleştirilerden biri milletvekili Engin Özkoç’la ilgiliydi. Dün bir tweet attı bu olaydan sonra. Dostluk, sevgi ve kardeşlik vurgusu yaptı halay çekerken bir video ve olayla ilgili baskınla ilgili herhangi bir şey yazmadı ve altına pek çok eleştiri geldi ki sabah sadece bu olaya değindi Engin Bey. Sizin bununla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Burada açıkça bir şeyi ifade ediyorum, bizim hiçbir terör örgütüyle ilişkimiz olmaz, bağımız olmaz, terör örgütlerine desteğimiz olmaz. Terör örgütleriyle hiçbir şekilde masaya oturmayız. Terör örgütleriyle hiçbir zaman bir yakınlık içinde olmayız. Terör örgütleriyle yakınlık içinde olanların kimlerin olduğu bellidir. Bakın bahsediyorum, FETÖ diyorum, IŞİD diyorum, PKK diyorum. Geçmişte kim bunlarla aynı masaya oturdu? Adalet ve Kalkınma Partisi. Kim bunlarla yürüdü… bir kısmıyla? Adalet ve Kalkınma Partisi. CHP’nin böyle bir birlikteliğini gördünüz mü? Buradan bir daha ifade ediyorum, terörle, terör örgütleriyle bizim hiçbir ilgimiz olmaz.

Soru- HDP üçüncü olağan kurulunda koridorlarda PKK’yla ilgili marşlar söylendi hatta teröristler için saygı duruşunda bulunuldu başlangıcında ve ant içtiler. Ardından bu konuyla ilgili olarak HDP’li belediyelere sürekli kayyum atanmasına sürekli tepki göstermenizle ilgili yine eleştiri geldi. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Faik ÖZTRAK- Çok teşekkür ediyorum bu sorunuza. CHP hak, hukuk ve adalet diyerek yürümüş olan bir partidir. Biz tüm partilerin terörle aralarına mesafe koymaları gerektiğine inanırız. Ama aynı zamanda inandığımız bir başka bir şey daha var. Biz milli iradeye inanırız. Milli iradeye sonuna kadar sahip çıkarız. Daha Mart’ın sonunda yapılan seçimlerden önce savcılıktan temiz kağıdı alanların daha sonra, bakın altını çizerek söylüyorum, mahkeme kararı olmadan ya da suçüstü yapılmadan görevden alınmasını kabullenemeyiz. Çünkü ne diyoruz biz? Milli irade diyoruz, hak diyoruz, hukuk diyoruz. Alacaksanız görevden mahkeme sonuçlanacak ya da suçüstü yapacaksınız.

Soru- Efendim benimde birkaç sorum olacak müsaadenizle. Cumhurbaşkanlığı YİK üyesi Bülent Arınç’ın KHK’yla ilgili çıkışları vardı birkaç gün önce. Bugünde FETÖ’nün siyasi ayağıyla ilgili bir açıklaması oldu. Şöyle bir cümle kullandı Bülent Arınç, geçmişte sempati düzeyinde hepimiz bulunduk. Ama darbeye yol açan, destek veren siyasetçilerin olduğunu düşünmüyorum dedi. Siz bu ifadeleri nasıl değerlendirirsiniz?

Faik ÖZTRAK- Şöyle değerlendiriyorum, kaç zamandır biz “FETÖ’nün siyasi ayağı bir türlü ortaya çıkarılmadı” diyoruz. Demek geçmişte bu örgüte sempati duyanlar siyasetçiyse bunların vebali yok. Ama geçmişte bu örgüte sempati duyanlar vatandaşsa bunların günahı çok. Bunu kabul edebilmek mümkün değil. Tekrar söylüyoruz FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkmalı.

Soru- Yine ikinci sorum da Bülent Arınç’ın açıklamalarıyla ilgili olacak efendim. 2009 yılında kozmik odaya girilmişti, kozmik odanın kapıları açılmıştı. En büyük gerekçelerden biri de Bülent Arınç’a suikast iddiasıydı. Yine bununla ilgili konuştu. “Kimseye suikast yapılacak demedim, ağzımdan öyle bir şey çıkmadı, ben kimseye talimat da vermedim. Benim dışımda bir olay bu” dedi kozmik odanın açılmasıyla ilgili…

Faik ÖZTRAK- Benim hatırlayabildiğim kadarıyla o dönemde Bülent Arınç bakandı. Bir ülkenin bakanı onunla ilgili ona suikast yapılacağına dair iddialar var, benim ağzımdan böyle bir şey çıkmadı diyor. Durdursaydı o zaman. Ben açık söyleyeyim, hatta o dönemin gazetelerini tararsak bana suikast yapılacaktı ifadelerini de bulmamız mümkün olacaktır. Sayın Arınç’ın ağzından çıkan bu ifadeleri. Bu ülke, bugün belki içinde yaşadığımız için olayın ne kadar vahim olduğunu bir türlü göremiyoruz. Ama maalesef öyle gözüküyor ki eften püften iddialarla bu ülkenin ordusunun haremi ismetine girilmiştir. Bu ülkenin ordusunun haremi ismetinden gizli bilgiler çalınmıştır. Alınan bu bilgiler sonucunda bu ülkeye hizmet eden belli kişiler yaşamlarını kaybetmişlerdir. Bunun bedeli nasıl ödenecektir bunu göreceğiz.

Soru- Son olarak efendim bir sorum daha olacak. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik sert ifadeleri vardı. Avrupa Parlamentosuna gidip bizi şikayet eden tırnak içinde söylüyorum “ahmak” ifadesini kullandı. “Ahmağa söylüyorum bunun bedelini millet sana ödetecektir” dedi. Bu ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Süleyman Soylu açıkçası atama bir bakan olarak, bir memur olarak seçilmiş birine, hem de İstanbul’un oylarının büyük kısmını bugüne kadar İstanbul’da alınan en yüksek oyu alarak seçilmiş birine kalkıp bu hakaretleri edecek kadar kendini kaybetmiş vaziyettedir. Süleyman Soylu kendini bilecek. Atanmışların seçilmişlere bu şekilde konuşma hakkı yoktur. Ayrıca şunu da ifade edeyim, neden muhalefetin seçilmişleri yurtdışına çıktığı zaman bunlar çıkıyorlar Türkiye’yi ihbar edenler, Türkiye’yi jurnalleyenler laflarını kullanıyorlar? Çünkü herkesi kendileri gibi biliyorlar. Geçmişte muhalefetteyken her yurtdışına çıktıklarında Türkiye’yi kötülediler. Bizim siyasetçilerimiz, bizim seçilmişlerimiz yurtdışına çıktıklarında yurtiçinde ne söylüyorlarsa yurtdışında da onu söylüyorlar. Tabi bu lafın sorumluluğu vardır o sorumluluğun hesabı da sorulacaktır.

Soru- Sayın Genel Başkanın hafta sonu gazetecilerle yaptığı görüşmede önümüzdeki yıl Nisan ayında yapılacak kurultayla ilgili il, ilçe kongreleri konusunda uyarıları olmuştu daha önceden de üzerinde uzlaşılan bir adayla gidilmesi yönünde ama bu kez birkaç farklı aday da olabilir sadece uzlaşma arıyoruz, kavga edenin partiden ayrılması lazım şeklinde bir değerlendirmesi oldu. Bununla ilgilide sizden bir yorum alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Şu anda son seçimlerde sandıkta yaşanan gelişmeler, bu kurultayın CHP’yi iktidara taşıyacak kurultay olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla kendi içimizde kavga bizim son isteyeceğimiz şeydir. Sayın Genel Başkanımızda bunu ifade etmiş, kavga istemiyoruz demiş.

Soru- CHP’nin hazırladığı yargı reformu paketinde yer aldığı iddia edilen bazı maddeler bugünkü gazetelerde yer aldı. Örneğin İmralı cezaevinin statüsünün değişeceği ve Türk Ceza Kanununun 301.maddesinin kaldırılacağı ve yine aynı zamanda kayyum düzenlemesinin de kaldırılacağı şeklinde o iddialar sıralandı. Ne dersiniz efendim bu düzenlemeler olacak mı, böyle bir çalışma var mı?

Faik ÖZTRAK- Bütün partiler önümüzdeki döneme ilişkin anayasa değişiklikleri ve yargı paketiyle ilgili gerekli hazırlıkları, gerekli çalışmaları yapıyorlar. Zaten herkesin gündeminde yer alan konulardan bir tanesi de bu.

Şimdi bir tanesi şu, yani demiş ki gazetede yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarının kaldırılmasıyla ilgili öneri İmralı’nın kapatılması anlamına geliyor. Bunun İmralı’nın açılması ya da kapatılmasıyla hiçbir ilgisi yok. Ama iktidar İmralı’yı kapatmak isteyip bunu da gerekçe göstermek istiyorsa onu bilemeyiz. Ben buradan tekrar söylüyorum, bu önerinin İmralı’nın kapatılması ya da açılmasıyla ilgili İmralı’nın durumunu etkileyecek hiçbir şeyi yok.

Orada yer alan diğer düzenlemelere de baktığımız zaman… Cumhurbaşkanına hakaret suç olmaktan çıkıyor deniyor. Arkadaşlar, ABD başkanı Trump’ın gönderdiği mektupla Cumhurbaşkanına hakaret suç olmaktan çıkmadı mı? Şimdi buradaki temel mesele şudur, Cumhurbaşkanı bir partinin Genel Başkanıdır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakarette bir diğer partinin Genel Başkanına hakaret arasında siyaseten hiçbir fark olmaması lazım. Ceza bakımından da hukuk bakımından da hiçbir fark olmaması lazım. Herhalde kastettikleri budur. Bir şey daha sormuştunuz?

Soru- Kayyum düzenlemesi yer almayacak efendim. Yani kayyumlara zaten CHP’nin karşı olduğunu biliyoruz.

Faik ÖZTRAK- Şöyle orada da, biraz önce anlattığım milli irade meselesi. Milletin iradesiyle seçilenlerin suçlulukları mahkeme kararıyla ispat edilmedikçe ya da suçüstü yakalanmadıkça bunların görevden alınmasını milletin iradesine karşı bir saygısızlık olarak görüyoruz.

Soru- Boğaziçi Başkanlığı tartışmasıyla ilgili AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, “Bunu ulusal bir proje olarak görmek lazım, bu amaçla atılmış bir adım faydalı olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullanmış. Değerlendirmeniz ne olur efendim?

Faik ÖZTRAK- Neyi ulusal bir proje olarak göreceğiz? Yani bugüne kadar İstanbul Büyükşehir’in elinde olan yetkilerin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı el değiştirdikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesinden alınıp bir bakanlığa devredilmesini bir ulusal proje olarak mı göreceğiz? İktidar denetim organları eliyle ve diğer düzenlemelerle beceremediğini kanunla yapmaya çalışmaktadır. Nedir bu? İstanbul’un rantını yeniden kendine doğru çevirebilmek. Bu düzenlemede ona dönüktür.”

KAYNAK: CHP İNTERNET SİTESİ

 

 

Haber Kaynak : HABER MERKEZİ