Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!


YANLIŞ POLİTİKALARDAN DERS ÇIKARTMAK


Türkiye İstatistik Kurumu’ndan yapılan açıklamaya göre: Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2020 yılı Şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 1,1 puanlık azalış ile %13,6 seviyesinde gerçekleşti.

Aynı açıklamada, İstihdam edilenler sayısının da 2020 yılı Şubat döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 602 bin kişi azalarak 26 milyon 753 bin kişi, istihdam oranının 1,7 puanlık azalış ile %43,1 olduğu,” bildirildi.

Bu açıklamada, hem işsizlik oranının (işsiz sayısının) hem de istihdamın (çalışan sayısının) azaldığı bildiriliyor. Bu haberi okuyan sıradan bir vatandaş bile, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” dese haklıdır. İşsiz sayısı azalırsa çalışan sayısı artar, çalışan sayısı azalırsa işsiz sayısı artar!  Bunu ilmek için iktisat doktoru olmaya gerek yok! İstatistik budur işte. İstatistiğin birileri elinde “kuyruklu yalan” haline dönüştürülebileceğini görmüş oluyoruz TÜİK’in bu çelişkili açıklamasıyla… (Aslında verilen işsizlik rakamları yalan da değil. İşsiz olarak işi olmayanları boşta gezenleri değil de iş arayanları –üstelik son bir ayda iş başvurusu yapanları- esas alırsanız olacağı budur!)

Bu durum beni aldı, kuruluşunun ilk yıllarındaki Mao’nun Çin’ine götürdü. Siyasal Tarih dersi alanlar bu olayı gayet iyi anımsarlar. Okuyucularımdan bilmeyenler varsa onlarla paylaşmak istedim.

1958’le 1961 yılları arasında komünist Çin’de, Mao Zedong ülkesini hızla bir süper güce çevirmek isteyince Büyük Atılım adını verdikleri bir hareket başlattı. Üretim fazlası tarımsal ürünleri kullanarak endüstriyel ve askeri projelerini finanse etmeyi amaçlayan Mao, tarım üretiminin ikiye, hatta üçe katlanmasını emretti. Karşılanması imkansız bu emir Pekin’deki  hükümet yetkililerinden bölgesel yöneticilere, oradan taşra şeflerine varıncaya dek en alt yönetim kademesine kadar ulaştı. İtiraz etmeye korkan ve üstlerine yaranmak isteyen yerel yöneticiler, tarım üretiminde etkileyici veriler beyan ettikleri “hayali raporlar” düzenlediler. Uydurulmuş rakamlarla dolu raporlara, yetmezmiş gibi bürokratik hiyerarşinin her kademesinde bir sıfır daha eklendi ve veriler abartıldıkça abartıldı.

1958’e gelindiğinde Çin hükümetine sunulan yıllık tarımsal üretim miktarı, gerçek rakamın iki katına yakın seviyedeydi. Raporlara inanan hükümet, ülke nüfusunu doyuracak kadar yiyecek ayırdığını düşünerek, yabancı ülkelere silah ve ağır iş makineleri karşılığında milyonlarca ton pirinç sattı. Gelinen noktada tarihte yaşanan en korkunç kıtlık felaketi yaşandı ve kayıtlara göre 45 milyon Çinli canından oldu.

Son büyük Çin kıtlığı, bürokratik yönetim sistemi içerisindeki sosyal baskı, kötü ekonomi yönetimi ve yanlış tarım politikalarının nasıl felaket sonuçlar doğurabileceğinin en bilinen örneğidir.

Mao’nun bu politikası ve yayınlanan raporlar, o tarihte Mao’nun yolundan giden, Afrika’nın göbeğinde Çin usulü bir sosyalist diktatörlük kurmuş Tanzanya’nın komünist başkanı Julius Nyerere’yi de etkiledi. Tanzanya’daki tarımı modernleştirmek isteyen Nyerere, Çin usulü kolektif çiftlikler kurdu. Karşı çıkan köylülerin üzerine, geleneksel köyleri yok etmek üzere, polis ve orduyu gönderdi. Yüz binlerce köylüyü zorla bu çiftliklere doldurdu.

Hükümet çiftlikleri “minyatür cennetler” olarak pazarlarken gerçekte bu çiftlikler yalnızca kâğıt üzerinde mevcuttu. Başkent Darüsselam’da yazılan raporlar, “Şu günde, şu kadar kasaba sakininin şu çiftliğe yerleştirildiğini,” belirtiyordu ama insanlar gönderildikleri yere vardıklarında kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey bulamıyordu. Ne ev, ne tarla, ne araç-gereç hiçbir şey yoktu. Yetkililerse Başkan Nyerere’ye büyük başarılar raporlayıp duruyordu.

Takip eden on yıl içerisinde Tanzanya Afrika’nın en büyük gıda ihracatçısı konumundan dış yardımlar olmaksızın kendi halkını bile besleyemeyecek gıda ithal eden bir ülkeye dönüştü. 1979 yılına gelindiğinde Tanzanya’daki çiftçilerin %90’ı kolektif çiftliklerde çalışarak ülkenin tarımsal üretiminin yalnızca %5’ini karşılayabiliyordu.

Şu bir gerçektir ki bürokratlar güçlendikçe kendi hatalarına karşı duyarsızlaşır ve savunma geliştirirler. Gerçekliği yansıtmak için kendi hikâyelerini değiştireceklerine, hikâyelerine uyması için “gerçekliği” değiştirirler. Nihayet nesnel gerçeklik olarak yansıttıkları da kendi bürokratik fantezilerinden ibarettir!

Ülkemizin 1958’lerin kızıl Çin’ine, 1960’ların Tanzanya’sına benzer hale getirildiğine tanıklık etmekteyiz. Üstlerinden korkan, onlara yaranma yarışındaki bürokratların hazırladıkları raporlara bakılırsa, “Ülkemizde hem işsiz oranı/sayısı hem de çalışan oranı/sayısı paralel biçimde azalmaktadır!”

Ne oldu, ülkeye kıran mı girdi?

Bizim bilmediğimiz bir kıtlık, açlık, hastalık afeti mi oldu? Ya da ülkenin bir bölümüne nükleer bomba atıldığından nüfusumuzun bir kısmı dünyasını değiştirdi de bizim mi haberimiz olmadı?

Türkiye öyle bir ülke haline getirildi ki son yıllarda, halktan kopuk saray bürokratlarının gerçekleri gizleyen hayali raporlarıyla güllük gülistanlık gösterilirken her şey, gerçekte yaşanılacak bir ülke olmaktan uzaklaşmaktayız hızla..

Allah yönetenlere akıl-fikir versin!

İşte sırf bu sebeple, içinde bulunduğumuz “üçüncü meşrutiyet” olarak adlandırabileceğimiz bu bürokratik yönetim sisteminden acilen kurtulmamız gerekmektedir. Sarayda oturanların değil halkın yönettiği, seçilenlerin devlet bürokrasisini denetlediği, güçlendirilmiş parlamenter demokratik sisteme dönmemiz acilen şarttır.

Kaçınılmaz olarak buna mecburuz.



YAZARLAR

  • Cuma 21 ° / 7 ° Bulutlu
  • Cumartesi 21 ° / 7 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 23 ° / 7 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.342%1,28
  • DOLAR

    7,8820% 0,13
  • EURO

    9,3962% 0,09
  • GRAM ALTIN

    458,04% -0,85
  • Ç. ALTIN

    755,766% -0,85