ALİ TAŞ ADN.


“YAĞMUR DURUNCA”


            Ferdi Tayfur, Muzaffer İzgü’nün de (Karalar) mahallesi olan Hürriyet mahallesinde doğmuş (15 Kasım 1945). Ünlü tiyatro ve dublaj sanatçısı olan Ferdi Tayfur’un adını koymuş oğluna. Okumayı şekerci dükkânındaki çıraklığında öğrenen Ferdi Tayfur’un babasının öldürülmesiyle eğitim olayı da noktalanınca çiftliklerde çalışmaya başlamış. Şarkıcılık hayaliyle İstanbul’un yolunu tutsa da Adana’ya geri dönmek zorunda kalmış. Sonraki yıllarda yeniden İstanbul’a gelerek Seda Plak’a iki 45’lık plak yapsa da hedefine ulaşamamış ve yeniden Adana’ya dönmüş. Üç yıl kadar sonra ise yaptığı “Huzurum Kalmadı” adlı plakla da sesini duyuramamış. Sonraki yıllarda ısrarından vazgeçmeyen Ferdi Tayfur arabesk döneminin sevilen sanatçısı olarak müzik dünyasındaki yerini almış.… 50 kaset ve 34 film yapan, dokuz kez altın plak ödülü kazanan Ferdi Tayfur “Şekerci Çırağı” (2003) adlı romanının ardından yazmış “Yağmur Durunca”yı (2008); daha sonra da “Bir Zamanlar Ağaçtım” (2013) ile “Paraşütteki Çocuk” (2017) adlı romanları yayınlanmış.

Ferdi Tayfur’la bir MESAM genel kurulunda bir araya geldiğimizde o hep kafama takılan soruyu sormuştum ona:

-Hürriyet Karakolu’nun yanındaki Ses Karaathanesi senin miydi? Tabelasında Ferdi Tayfur yazıyordu.

-Heee…

-Önünde çok simit ve Eskimo sattım biliyor musun?

-Öyle mi?..

-Öyle… Yıl 1960-65 olabilir…

Böyle tanışmıştık Ferdi ağabeyle. Yıllar sonra da romanını okuyordum…     

                                                           ***

Yeni İstasyon birinci peronunda başlar “Yağmur Durunca…” Toros Ekspres’i kalkaren manzara doğaldır; seyyar satıcılar, esansçı, elindeki bakır tasları şıngırdatan aşlamacı… Öykü, iki jandarmanın arasında bileği kelepçeli görüntüye giren Veli’nin öyküsü… Ülkenin bildik manzaraları… Hasta, mahkûm, çocuklu bir kadının evine ormancıyız diyerek sığınan teröristler. Doğu Anadolu’nun Oruçlu köyünden Yenibey mahallesine uzanan göç… Aynı kompartımanda buluşurlar hepsi. Hasta adamın yöre şivesi doğal tabloyu güçlendirir: “Vallah da doğru, billah da doğru… Eee, n’apim bacım? Ne süliim? Ben öliyem, geberiyem, ben zıbarıyam, sen bizi geldin buldun; ama ben mi yalvardım tiren ha tiren diye; öhhö…” (s.10) 

Böyle görüntüler alır beni dertli türkülere götürür… Şemsi Yastıman’ın türküsü yanı başınızda çalar sanki… Tren yolu doktor yoludur… Ağlar, ağlatır…

Trene bindim de tren salladı

Zalım doktor ciğerimi elledi  

İyi de olursun diye köye yolladı

Söyleyin anama anam ağlasın

Anamdan başkası yalan ağlasın.

 

Toroslar’a yönelen trenin ilk önemli durağı Yenice’dir. Romanın ön kahramanı mahkûm Veli, buranın öneminin altını çizerken, dönemin başbakanı olan İsmet İnönü’nün Türkiye’yi savaşa sokmamak için İngiliz Başbakanı Çorçil’e Yenice’yi Adana olarak yutturduğunu ve kendisinden asker isteyen Çörçil’den buğday istediğine değinir.    

Kız kaçıran Hicran hapishanede sorar Veli’ye, “Aşk nedir?”diye sorulduğunda bu derin konunun altından hemen kalkamaz Veli, mahkûmlar tarafından da rağbet gören dolambaçlı bir yanıt vererek:”Senin adının ne olduğunu bilirsen aşk odur?” diye sorsa da, tahliye olduğunda Veli’nin eline tutuşturduğu kâğıtta kendi sorusunun yanıtını biraz da bilgece bir tavır takınarak Soren Kierkegaard imzalı verir:”Mükemmel aşk, insanın kendini üzecek kişiyi sevmesidir.” (s.40)

            Veli’nin Elif’le olan yarı platonik/romantik aşk öyküsü kanlı biter… İçeri girince bacısı sevdiği tarafından evlendirilen Veli’ye, yazdığı mektubu başgardiyan tarafından gönderen Elif, Zamir tarafından ırzına geçilince, ona kaçar ve onunla evlenir, ilk bebeğini abisi aldırınca çocuğu olmaz artık. Veli onun için hâlâ bir umut olsa da, uğruna katil olduğu Elif artık umut değildir Veli için; mektubunu da yakar.

            Umut olan, kompartımandaki hasta adamın kızı Emine’dir; dışarıdan gelip dertleştiğinde aralarında bir sıcaklık doğar.  Daha sonra da, kendini sevk eden askerlerin tren kazasında yaralananlara yardımcı olmak için mahkûm Veli’yi garın nezarethanesine kilitlerler. Bir süre sonra nezarethanenin penceresine gelen Emine ile Veli arasında yakınlaşma olur. Emine ona kaçarsa eğer yardım etmek istediğini söylese de Veli kabul etmez. Penceredeki konuşma sırasında birbirlerine açılırlar. Veli onun elini pencere demirinden tutarken, Emine onu kendine çekip dudaklarından öptükten sonra da kendini Veli’den zor kurtarıp şaşkınca demiryolunda koşar…  “…koştu koştu, çiçekli entarisi, başından kayıp düşen yağlığına aldırmadı. Dalgalı, kestane rengi saçları parlıyor, savruluyordu karşısından esen sabah yelinden. O an gaipten gelen bir müzik eşliğinde, bir balerin gibi zarif, dans ediyordu…” (s.57)

            Bu sırada Emine’nin hasta babasının öldüğünü kardeşi Sinan koşarak gelip haber verir. Askerler nezaretinde olay yerinden ayrılan mahkûm Veli, izin alarak Emine’ye başsağlığı dileyip, para verirken, Sağmalcılar cezaevinden çıktığında onları bulacağını söyler. Daha sonra Emine ile Sinan amcalarının evine sığınırlar… Amcasının eşinin ilk eşinden olma çocuğu Emine’ye göz koyar, zaman zaman taciz eder. Birinde de olayın üzerine gelen amcasının eşi, Emine’ye oğlunu ayarttığını söylediğinde, Emine evi terk eder. Bir süre çaresiz olarak dolaştıktan sonra, yalnız yaşayan lezbiyen Billur’la karşılaşmaları sonucunda onunla birlikte yaşamaya başlar. Billûr’un doğum gününde onu sarhoş edip yatağına almasıyla da evden ayrılır.   

            Romanda, Emine ve Asiye’nin yaşam öykülerine girilir.  Üçüncü bölümde, Veli hapishaneden çıkar, kız kardeşini kaçıran yağlıboyacı eniştesinin yanında çalışsa da kafasının sarmadığı eniştesinin yanında fazla çalışmaz. Yazarlığa yönelir, senaryo yazar. Hapis arkadaşı Arto’nun da desteğiyle kitabı yayınlanır, senaryosu da kabul edilir.       

            Bu ara, iç dökmelerinin/konuşmalarının yer aldığı “Yağmur Durunca”da yazarın ilginç bir “Ara Söz”ü de verilir. Ara sözün amacı da Veli’yle dördüncü kattaki tutkulu ve şuh kadının birlikteliklerine, kitap kalın olacak, kalın kitap da okunmayacak savıyla girilmemesidir. 

Roman sürer… Sinan’a rastlayıp, kaybeden Veli, ayakkabı boyacılığı yapan Sinan’ı sonunda bulsa da, onu çalıştıran mafyanın hedefi olur ve Sinan’ı ararken bir evin zindanında bulur kendini. Daha sonra da ablasının da çetenin elinde olduğunu öğrenir. Polis olduğunu söyleyerek özgürlüğüne kavuşan Veli, çetenin başı olan Çakal’ın yakalanıp getirilmesini istemesi üzerine, Adana hapishanesinden arkadaşı olan ve Çakal’ın adamı olan Kadir tarafından Çakal’a götürülür. Daha sonra da eroin sevkiyatının yapıldığı havaalanında Emine’yle karşılaşır. Çetenin gözetimindeki havaalanında Veli’yle karşılaşan Emine gitmekten vazgeçip Veli’ye doğru koşarken çete elamanı tarafından vurularak öldürülür. Veli’de Çakal’ı sahibi olduğu restaurantta öldürür. 

            Romanın ikinci ve daha ön plandaki kanlı biten aşk öyküsü “Kral İmam”a aittir… Kendisini sindirmek isteyen hapishane müdürünün karşısına getirildiğinde, hapishane müdürü: ”Bundan böyle senin adın Kral değil bu hapishanede. Çünkü iki kral bir arada olmaz! Buranın kralı benim! Sen, Kör İmam’sın! Ayağını denk al! Akıllı ol!.. Götürün!” diyerek azılı mahkûmların bulunduğu 13. koğuşa gönderir Kral İmam’ı. On üçüncü koğuşta ise Kör İmam’ı Veli karşılar. Kimsesiz çocuklara ve Milli Eğitim’e önemli parasal bağışlar yapan Kör İmam çocukken sünnet ettiği ve daha öncede birlikte hapis yattığı Veli’yi bu hapishaneye nakil ettirmek için de çok para harcamıştır (s.150/151).  Kör İmam, Veli’yle dertleşiyor, hayatında iz bırakan Nermin’den, hapishanede öldürdüğü adamdan söz ediyor, Veli ise kalem elinde deftere yazıyordu.  

            Kör İmam”ın öyküsüne gelince…

Babası, Çerçi Memed soyguncuların saldırısına uğrayıp ölünce Berber Abdurrahman’a yanına alması için vasiyet eder. Berber olan İmam’ın bir köy düğününde kazaen damadın silahından çıkan bir kurşunla gözü kör olur.

“Yağmur Durunca”, yoğun bir olaylar örgüsünün savruluşundan oluşur…

            Nermin ile Sami birbirlerinin çocukluk aşkıdır… Sami teyzesinin kızıyla uygunsuz yakanlınca nişanları bozulur. Daha sonra Kahveci Cafer’in iftar yemeğinde, Cafer’in bacanağı emlakçı Osman, eşi Gülfer ve kızları Nermin ile tanışır. Nermin Osman’ın üvey kızıdır. Kör İmam, Nermin’in doğum gününde ona kolye, küpe ve iri tek taşlı yüzükten oluşan bir ziynet takımı alır. O gece Ankara’dan gelen ve önüne cazip inşaat projeleri seren inşaat mühendisi Sami ile de tanışır. Daha sonra planladıkları oyuna düşer İmam. Nermin’le evlendiğinde vekâletini ona verir ve inşaat işine girerler. Hepsi de birden İmam’ı soyarlar… Yedinci ve son bölümde İmam’ın son defa düğün işine gittiği görülür… Nermin’in kardeşinin 70 milyar borcu nedeniyle mafyaya para ödemek için dairenin birini sattığı düğün işi öncesinde Nermin onun işinin iki gün süreceğini öğrenince annesinde kalacağını söyler.  Düğün dönüşü bindiği motorun yolda lastiği patlar ve kaynak makinesini unuttuğunu görünce, motorunu rampada bırakıp, yardım alabilmek için arayışa geçtiğinde ilerde bir karavan görür. O karavana yaklaştığında ise Nermin’in sesini duyunca beyninden vurulmuşa döner İmam… Karısı Nermin, eski âşığı olan Mühendis Sami ile birliktedir. Bunun üzerine İmam, karavanın yakıt deposundan yakıtı karavanın üstüne dökerek karavanı yakar. Veli’ye anılarını yazdıran İmam sona geldiğinde, roman kurgusu olarak, İmam’ın da sonunu hazırlayan görüntüler düşer araya zaman zaman. Kurgunun ölümcül finali olarak İmam’ın gece yarısı idam sehpasına götürülüşü İmam’ın kanlı anılarının finaline doğru seyreden bir koşutluk gösterir… Yani sonuçta, Kör İmam karısı Nermin’le, onun gençlik aşkı Mühendis Sami’yi yakarken, kendisi de yanmanın eşiğine gelir… Savcı, darağacında yaftası boynuna asılan Kör İmam’a son arzusunu sorduğunda, İmam bir karşı soruyla, öbür dünyada Nermin’e rastlayıp rastlamayacağını sorduğunda, hoca duygulanır. Kör İmam:”Asın beni” diye son sözünü söyler.

            Ferdi Tayfur, yalın ve sade bir dille yazdığı ”Yağmur Durunca”da naifsi sanatsal göndermelerde bulunur… “..titremesini bastıramadığım lanet sesimle. …”(s.200); “…Neyse ben halime bakmadan, aşk denilen zır deliliğin ırmağında yüzdüğümü bilmeden…”(s.202); “…O güzel gözlerini tek gözüme dikti! Ellerim tutuşmuştu, sanki yanıyor kavruluyordu! Gözleri kahverengi, şefkat dolu, boyumu geçen boyu, nazlı bir selvi ağacı gibi sallanıyordu sanki…”(s.200) gibi yer yer sanatlı dil değinisinde görülür… “Soyka”, “Yenihışırlı”(s.14), “Mukkalid” (s..201) gibi yöreye özgü sözcüklere de yer veren Tayfur;  Adana burması, Hilton oteli ve Büyüksaat’teki köylü kahvesi gibi yöresel ve geleneksel anımsatmalar da yapar. Ayrıca, büyü yapmak, eşek beyni yedirmek, bardak kırmanın uğursuzluk getirmesi gibi geleneksel halk inançları da görülür.

 

*(Yağmur Durunca/Ferdi Tayfur/Roman/Kora Yayın/2.Baskı/Şubat 2008/272 sayfa/20.-TL)

 



YAZARLAR

  • Pazar 22 ° / 6 ° Güneşli
  • Pazartesi 22 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 21 ° / 7 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.471%-1,13
  • DOLAR

    7,4236% 0,96
  • EURO

    8,9715% 0,17
  • GRAM ALTIN

    412,72% -1,39
  • Ç. ALTIN

    680,988% -1,39