Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


TOPLUMSAL ŞİİRLERİM

ltmışlı yılların başında okula giderken evde iki kitabımız vardı. Birisi Kur’an-ı Kerim, diğeri de Karacaoğlan şiirleri kitabıydı.


         AKuran’ı babam okurdu. Her sabah namaz sonrası ve ramazan aylarında bir köşeye çekilir, hafif sesli şekilde Kur’an okurdu. Karacaoğlan kitabını da sanırım Mahmut ağabeyim okurdu. Hiç okula gitmemişti ama o kitabı heceleyerek, okumaya çalışır, türkü olarak da söylerdi.

         İçimizde başka kitap okuyan da yoktu. İlkokul birinci sınıfa yazılınca harfleri sökmeye başladım ve Karacaoğlan kitabını alarak ineklerin ve koyunların önünde, heceleyerek şiir okur ve türkü söylerdim. O günden beri Karacaoğlan’ın bütün türkülerini bilirim.

         Şiir yazma işim ise ortaokulda başladı. Bir kızın bana baygın baygın bakmasından etkilenmiş olmalıyım ki, onun üzerine sayfalar dolusu şiirler yazdım. Daha sonra o şiirlerimi bir arkadaşım gördü ve hepsini yaktı. Kızdan da bir yıl sonra ayrıldım. Bir daha da yüzünü göremedim. Onu görememek beni hem şair yaptı, hem de İçimde bir iz olarak kaldı.

         Şiir geçmişim böyle olunca, okul hayatımda edebiyat derslerine düşkünlüğüm de oldu. Belki de daha birinci sınıftayken kendi dersim haricinde üst sınıfların edebiyat kitaplarını da okumuşumdur. Şiirin her türlüsüne kapım açıktır.        

         Bugün sizlere kendi şiirlerimden örnekler vermek istiyorum. Aslında bu tip yazıları edebiyatçıların yapması gerekirdi ama yapmıyorlar. Sanırım ölmemizi veya meşhur olmamızı bekliyorlar. İş yine bize düştü. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye çalışalım. İşte şiirlerim;

Elleri nasır nasır kardeşim

Sırtı yırtık, ayakları delik kardeşim

Acımadılar sana

Acımadılar bana

Acımadılar bize.

Sizin dünyanız kara dediler,

Sizin dünyanız ışıksız,

Sizin dünyanız güneşsiz,

Siz karanlıkların insanısınız…/

         Yukarıdaki şiirimi 1987 yılında yazmıştım. O günlerde siyasi iktidar, işçi düşmanlığı üzerine politika yapıyor, onların sendikalarını birbirine düşürmeye çalışıyordu. Biz seçimi kaybedince, onun etkisinden olacak kaleme almıştım.

 

***

Şakağımda tabanca patladı patlayacak,

Sinsi sinsi güler korkunun sesi…

Beynime kan damladı bir damla,

Kuşlar uçabilir mi ki bu dağda…

Yer asker,

Gök asker…

Dağlar taşlar asker…

Yol çakıl,

Dağ diken,

Güneş sımsıcak…

Ben gidiyorum karıcığım,

Ölebilirim,

Çocuklar ağlamasın,

Sana emanet…

         Yine 1980’li yılların sonuna doğruydu. Her gün şehit cenazeleri geliyor askerlerimiz, polislerimiz ve insanlarımız ölüyordu. Kendimi PKK ile savaşan bir asker yerine koymuştum. İçim kaynıyordu. Kelimeler ağzımda düğümleniyordu.Onu şiire dökmeye çalıştım.

***

Bir cennet ülke vaat ettiler gençliğime

Suları akan bir cennet ülke

Taktılar koluma kelepçeleri

Attılar bir çukurun içine

         Bankada çalışırken yükselme sorunumuz vardı. Günden güne gençliğimiz elden gidiyor ama olmamız gereken makama bir türlü ulaşamıyorduk. Onun karamsarlığında yazılmış bir şiirimdir.

***

Maşa tuttular,

Ermeni’yi,

Rum’u,

Bulgar’ı.

İnsan hakkı diye yutturdular bunları.

Çin,

Moskof,

Amerikan emperyalleri

Amaçta birleştiler fikirde ayrı,

İnsanlık görmedi böyle davayı.

         Dünya savaşı ismini verdiğim bu şiirin yazıldığı yıllarda çok kötü şeyler oluyordu. Ülkemize karşı bir savaş ilan etmişti. Ermeniler, konsolosluklarımıza saldırıyor, o ülkenin güvenlik güçleri de nerdeyse görmezlikten geliyordu. İşte şair dünyası bunları hissederek şiir yazmaya devam ediyordu.

                                                      ***

Güneş kaybolmuş

Sönmüş yıldızlar tek tek

Bir kara bulut sarmış her yeri

Dağ kara,

Taş kara,

Kara toprak kapkara

Bir rüzgâr esmiş vahşice

Kan döküldü topraklara

 

         Bir yer düşünün her taraf kapkara. Yerin derinliklerinde insan cesetleri kalmış. Kömür ocaklarında kan akmış. İşçiler ölmüş şair yüreği durur mu? Durmaz tabii!

***

Kim bu çocuklar ayakları yalın,

Sırtları yırtık elleri yarı kan,

Saçları çatlak,

Kararmış yanmış güneşte,

Neyi beklerler bilmem saat beşte?

         Kim bu çocuklar adlı şiirimi 1975 yılında yazmıştım. O vakitler talebeydim. Adana Belediyesinde oto parkta çalışıyordum. Gece sabaha karşı sokaklarda çöpçü çocuklar dolaşır, çöp kutularından kâğıt toplarlardı. Onların üzerine yazılmış bir duygusal şiirimdi. Çok etkilenmiştim o çocuklardan.

***

Et kemik,

Kol, bacak, göz, kulak,

Kan, su, can, ruh sorgulanacak.

Üşütme, kaşınma, derken hayat,

Bir gün musalla taşında olacak.

         Ölüm üzerine yazılmış ilk şiirimdi. Bankada beraber çalıştığımız bir güvenlik görevlisi arkadaşım Osman, kanserden ölmüştü. Onun ölümü beni çok etkilemişti. Ve arkasından bu duygusal şiiri yazmıştım.

***

Gökyüzü senin gözlerin,

Yağmur gözyaşların.

Karlar beyaz elbisen,

Orman yeşil elbisen,

Sen yazsın,

Sen yazın da baharısın,

Pamuk tarlasında pıtrak,

Ekin tarlasında başaksın.

         Şairler her yerde vatanını çok severler. Halkını da çok severler. O nedenle her olayda o duygularını yansıtmak isterler. Ben de bir şeyden etkilenmiş olmalıyım ki, bu şiiri yazmışımdır.

***

Gözüme bakıp durma kalem,

Yaz, yazabildiğin kadar yaz.

Dostu yaz, düşmanı yaz,

Haklıyı yaz, haksızı yaz.

Yanlış yaz, doğru yaz.

Gencecik kızı,

Parasız genci yaz.

Esnafı yaz,

Memuru yaz,

Âlimi yaz,

Yaz istersen beni yaz.

İstersen güzel yüzlü kızı yaz,

Aşk şarkılarının bittiği,

Paranın gücünü yaz..

İstersen dolaşan mahkûmu,

İstersen konuşan cahili yaz..

İstediğini yaz,

İstemediğini yaz,

Yazılanı yaz, yazılmayanı yaz,

Al yaz,

Kara yaz,

Mor menekşe sümbül yaz.

         Yazar olmak kolay mesele değildir. Birisi bana dedi ki; ”O yazdıklarının hepsi yalan. Bu söz karşısında o kadar etkiledim ki, bir süre elimdeki kaleme baktım ve bu şiiri yazdım. İsmi, “Yaz Kalem Yaz”dır.

***

Ay karanlık,

Gecelerse soğuk,

Yıldızlar parça parça gökyüzünde.

Ağaçlar yapraklarını oynatmıyor,

Bakmıyor alıcı kuşlar bizden yana.

Bir çocuk ağlıyor sokak ortasında,

Kimseler,

Kimseleri tanımıyor…

         Adana’da bir şiir yarışmasına bu şiirimle katılmıştım. Sanırım ilk ona soktular. Ödül vermediler ama kitabını çıkardılar. Şiirin ismi Kurtlar Sofrasıdır.

***

Et kemik,

Kol bacak,

Savrulurken kucak kucak

Sormadı...

Soramadı özgürlüğü kimseye,

Barış nedir soramadı,

Sustu gitti o gece,

Onun adı Kara Çocuk

         Irak savaşı başladığı gün üzülmüştüm. Savaşta çok çocuk ölecekti.

Ve o çocuklar barış nedir bilmeyecekti. Ben o günleri yaşamış gibi bu şiirimi yazdım. Dilerim bundan sonra savaşlar olmaz, çocuklar da ölmez.

                                 ***

İsterim ki, ölmesin çocuklar,

Kurşunlar tükensin, bitsin kavgalar,

Harabe olmasın evler sokaklar

Köyler,

Kasabalar,

İller, ilçeler,

Yollar, yolcular, yolda duranlar,

Durdurun kavgayı Allah aşkına,

Yanıyor yüreğim dönmüş şaşkına

        Şair yüreği savaş istemez.Çocukların,mazlumların,zayıfların hatta canlıların ölmesine dayanamaz. Şairde bu yürekle herkese sesleniyor.Savaşı durdurun diyor.Barış olsun.Bütün amacımız barıştan yana olmaktır.

         Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola.

 



YAZARLAR

  • Pazartesi 33.7 ° / 21.3 ° Bulutlar
  • Salı 32.7 ° / 21.1 ° Açık hava
  • Çarşamba 31.8 ° / 21.3 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.385%-1,20
  • DOLAR

    8,8678% 0,02
  • EURO

    10,3974% -0,35
  • GRAM ALTIN

    499,48% 1,75
  • Ç. ALTIN

    824,142% 1,75