Sabri Galip Nakipler


SONER YALÇIN’IN GÖRÜŞÜ BİRAZ ZİKZAKLI GİBİ


Soner Yalçın aslında iyi bir kalem. Ama iyi bir kalem olması, her zaman doğruyu yazıyor anlamına gelmez.

1 Haziran 2021 tarihinde İmam Efendi, 2 Haziran 2021 tarihinde de İmamın Ardındaki Gölge başlığı altında iki yazı yazdı Sözcü gazetesindeki köşesinde.

“Ayetlerde ‘zamansallığı’ göz ardı edemezsiniz” hükmünü verdikten sonra şöyle devam ediyor yazısına:

“Makasıd-ı Kur’an, ayetin ne amaçla söylendiğini dikkate alarak, sözün kendisine değil, ‘maksad’ına bakarak anlam çıkarmaktır.”

Zamansallık Kur’an için geçerli olamaz. Kur’an ayetleri, zamansallığın dışındadır, bütün zamanlar için geçerlidir, yoksa evrenselliğini kaybeder. Yani sadece indiği güne göre değerlendiriliyor, başka zamanlar için doğruluk hükmü taşımıyorsa, evrensel olmadığını kabul ediyorsunuz demektir.

Sözün ne amaçla söylendiği, her zaman ve her yerde geçerli bir kuraldır ayrıca.

Soner  bey, ayetlerle ilgili bir takım bilgiler de veriyor ve sözünü şöyle bağlıyor :

Ayasofya camiinde (doğru imla camiinde değil, camisinde olmalı  SGN) hafızlıklarını tamamlayan 136 öğrenciye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla “diplomaları” verildi. (Diplomalar sözcüğünü tırnak içerisine almakla ne kastetti acaba, bilmiyorum.  SGN) Programda emekli imam Mustafa Demirkan’ın sözleri infial yarattı. ‘Bu ve bu gibi mabetler, mabet olarak kalması için inşa edilmiş, hediye edilmişti. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz burada yasaklandı ve müze haline çevrildi’ deyip Bakara suresi 114. Ayeti okuyup ekledi : “Evet. Onlardan daha zalim, daha kafir kim olabilir… Yarabbi o zihniyeti bu ümmetin başına gelmesini mukadder buyurma…”

Bu dehşet verici söze tepki gösteriyor ve ekliyor :

Emekli imamın devletin bir numarası Erdoğan’ın gözünün içine bakarak -Ayasofya’yı müze yapan- Atatürk’e lanet okuması kabul edilemez. Ah ne yazık bu ülkenin Müslümanlarına İslam’ı kim öğretecek?

Bakınız Soner bey,

Bu ülkenin müslümanları İslamı öğrenmiş, merak etmeyin. Kusura da bakmayın, ama siz İslamı bilmiyorsunuz.  İmam ve Erdoğan biliyor, siz bilmiyorsunuz. Eli kılıçlı Diyanet İşleri Başkanı da biliyor, siz bilmiyorsunuz.

İstediğiniz kadar ‘hadsiz imam’ diye niteleyin Demirkanı, o, konuya hakim. İslamın bu olduğunu eylemleriyle söylemleriyle anlatıyor ama siz bir türlü anlayamıyorsunuz.

İkinci yazınızda da çelişki içindesiniz. Ve okuyucuyu yanlış bilgilendiriyorsunuz. Atatürk’ün son sözünün “Aleykümesselam “ olduğu rivayet edilir” diyorsunuz; arkasından  son sözü bu olan birine lanet okunmaz diyorsunuz. Rivayetse, gerçek değil o zaman, gerçekse rivayet değil bu söz.

Hem nerden buluyorsunuz bu bilgileri? İlla Atatürk’ü dinci camiaya dindar göstermek zorunda mısınız?  Ne kazanacaksınız? Ne kadar ısrar ederseniz edin  o camia Atatürk’ü asla dindar kabul etmez ve siz böyle yazdığınız için sevmez, gülüp geçer. Çabanız boşuna. Atatürk dindar falan değildi üstelik. Dindar olsaydı Kur’an’ı Türkçeye çevirtmezdi. Bunu aklınızdan çıkarmayın asla. Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi demek iskambil kağıtlarından kurulan şatonun yıkılması demektir. Dinci kitle Atatürk’ü bunun için sevmiyor. Dinci kitle sizden de, o yere göğe koyamadığınız Yaşar Nuri Öztürk’ten de daha iyi tanıyor Atatürk’ü. Yeter bu insanla bu kadar oynadığınız.Siz ne Atatürk’ü tanıyorsunuz ne İslamı biliyorsunuz işin acı tarafı.

Bu arada şöyle bir ayrıntı da var gazetelerde :

“Ata’ya lanet okuyan imamın, Fetöcü olup olmadığı incelenmeli, demiş Devlet Bahçeli.

Güler misin, ağlar mısın?

Evet, konuya tekrar dönelim :

Bakara 114. Ayeti, Diyanet’in tercümesinden okuyalım :

“Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, ahirette de onlar için büyük azap vardır. “

114 ile ilgili olduğu için 115’i de okuyalım :

“Doğu da Allah’ındır batı da.  Nereye dönerseniz Allah’ın zatı oradadır. Şüphesiz Allah, zat ve sıfatlarında sınırsızdır, herşeyi bilmektedir.”

Şunu söylemek istiyorum : Ayasofya, cami olarak, cami niyetiyle yapılmamıştır. Başka bir dinin ibadethanesidir. Yani müslümanın mescidi değildir orası.

Ayrıca madem ki nereye dönülürse Allah oradadır, Kabe niye yapılmıştır o zaman, hem de “Beyt-ül haram” , “Allah’ın evi” tanımlamasıyla?

Cami ve mescit niye yapılır?Allah; evde, herhangi bir yöne dönülerek, yani kıble kavramı düşünülmeyerek kılınan ve kılınacak olan namazı tavsiye etmiş olmuyor mu bu ayetle? Böyle anlaşılamaz mı? Hadi anlaşılmıyor diyelim. Gene diyelim ki bir cami, bakımsızlıktan veya herhangi bir sebepten dolayı yıkıldı.  O bölge yerleşim alanı olmaktan da çıktı. Yerine başka bir şey inşa edildi ya da edilmedi, boş bırakıldı. Buna karar veren yönetici  ya da yönetici kadro, toptan zalim mi oluyor?

Kaldı ki Afganistan’da Pakistan’da, Irak’ta, Suriye’de yabancı güç değil, müslüman müslümanın camisini bombalıyor. O zaman o ülke insanlarının hepsi cehennemlik sınıfında mıdır?  “Şüphesiz Allah, her şeyi bilmektedir” sözünden, ‘Allah, bunları bildiği halde karışmıyor’ anlamını mı çıkarmak gerekiyor, yoksa karışıyor da müslüman bildiğini okuyor anlamını mı?

Büyük yazarlar, güçlü kalemler neden bir süre sonra çuvallıyor, bunu bir türlü anlayamıyorum. Üzerlerine “aydın” elbisesini itinayla geçirdiğim insanlar bunu yapıyor hem de. Örneğin ölümünde, Vatan gazetesinin, benim de yürekten katıldığım, onadığım “Kelimelerin efendisi” diye manşetlediği Çetin Altan mesela.

60’lı yıllarda Bozüyük’ün Cihangazi köyünde yedeksubay öğretmenken günde bir kez kasabaya giden şoförlere sırf Çetin Altan’ı okumak için ısrarla tenbihlediğim o Akşam gazetesini hatırlıyorum…

Kesip A4’lere yapıştırdığım TAŞ yazıları…

Sosyalizmin, bağımsızlığın, aydınlık Türkiye’nin köşe taşlarını döşeyen o şiirsel kıvılcımları…

Korkusuzluğu, cesareti, haksızlığa direnmeyi bayrak direğine çeken konuşmaları…

Nasıl da birden kendisini gözümden düşürmüştü Turgut Özal’a yamandığında? Aslında Turgut Özal sana yamanmalı, sen ona değil…

Hiç unutmam,hızla çekip almıştım o “aydın” kostümünü o zaman üzerinden.“Buna layık değilsin!” diyerek, ama bir yandan da üzülerek…

 Soner Yalçın ile geçenlerde  Atatürk’ü müslüman göstermeye çalışan Yılmaz Özdil de öyle. Bunlar gibi daha bir yığın politikacı yazar, şair, sanatçı var ülkemde ne yazık ki.İyi kalem oldukları halde bir bakıyorsun kötü kaleme dönüşüyorlar, okuyucularını yanıltıyorlar.

İnsanın kimi seveceğini, kimi seçeceğini bilememesi kadar korkunç bir şey yoktur. İyiyle kötü o kadar birbirine yakın ki zamanımızda, hatta iç içe ki… Şaşırıp kalıyorsun.

Bütün sıkıntılar bu noktada başlıyor.

En güzel “Bayrak” şiirine :

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!”

diye başlayan Arif Nihat Asya’nın, insan ister istemez şu dörtlüğünü hatırlıyor :
“Unuttum kimlere dost olduğumu,

Şaşırdım kimlere tapacağımı.

Yaşamak bir vazife olmasaydı,

Ben bilirdim yapacağımı…”

Soner Yalçın, yazısının ikinci bölümünü şu paragrafla sonlandırıyor :

“O dönemde Hz. Muhammet’in Hıristiyan ile Yahudileri şirkten arındırmaya ve putperestliğe karşı mücadele verdiğini biliyoruz. Bu dönemde bu şartlarda Bakara suresi 114’üncü ayetinin  gönderiliş amacı nasıl bilinmez?

Soner bey, Muhammet’in Hıristiyan ve Yahudileri şirkten kurtarmak için mücadele verdiğini sanıyor. Yani Hıristiyan ve Yahudilerin, Allah’ın kitabı olan İncil’e ve Tevrat’a inandıkları için şirkte olduklarını iddia ediyor. Hayır. Hıristiyan ve Yahudiler İsa’ya ve Musa’ya inandıkları için niye şirkte olsunlar? Şimdi günümüzdeki hıristiyan ve Yahudiler şirkteler mi?

Muhammet’in amacı onları kendi safına çekmek, dikensiz gül bahçesi yaratmaktı.

O dönemde o şartlarda Bakara 114 inmiş ise, bugün de bu şartlarda geçerli demektir o ayet.

114’üncü ayetin, Diyanetçe iki kez değiştirildiğini söyleyen Soner bey, yazısının sonuna doğru şöyle diyor :

“Müslüman olmayanlara karşı 1400 yıl önce inmiş ayeti, bugün çarpıtarak Atatürk için ifade etmek, emekli imam ve çevresinin içlerindeki kinin bir türlü soğumadığını gösteriyor”

Demek ki neymiş? Dindar ve kindar nesil yetiştirmenin yasal gerekçesi 114. Ayetmiş.  Çarpıtma falan yoktur. Bu ayet o gün de geçerli, bugün de geçerli.

Hayır diye itiraz edemezsiniz.

Ederseniz Kur’an’ın evrenselliğini inkar etmiş olursunuz.

İnkar ederseniz, işler daha çok sarpa sarar.



YAZARLAR

  • Cumartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazar 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • BIST 100

    1.391%-1,63
  • DOLAR

    8,7540% 0,40
  • EURO

    10,3892% -0,08
  • GRAM ALTIN

    495,47% -0,34
  • Ç. ALTIN

    817,5255% -0,34