Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


RADYO SEVDAM


 Küçücük bir radyom var benim. Yastığımın başucunda sabaha kadar çalar.

     Bir tutkudur bu.

     Her insanın bir tutkusu; her tutkunun da mutlaka bir kökeni varmış.

     Benim tutkum 1950’li yılların başında başlar. Köy Enstitüsü öğrencisi olduğum yılarda.

 

                                                                              ***

     Bir yaz günüydü. Rahmetlik Babam bir akşamüstü kucağında Siemens marka kocaman

bir radyo ile geldi. Yanında iki tane de kocaman pili vardı.  

     Karanlık basmadan anteni kurduk. Öyküsü ondan sonra geldi:

     Babam varlıklı bir adamın bahçesinde çalışmış.

     Adam emeğe saygı duyan biri olmalı ki işçiler dinlesin diye, radyosunu da yanlarına

açıvermiş. İşçilerle söyleşmekten de geri kalmıyormuş. Babamın estetik davranışları ve

radyoya kulak verişi adamın gözünden kaçmamış.

     Akşamüstü ücretleri öderken “ Radyoyu sana vereyim. Korkma para istemem” deyince

“ Bedava kabul etmem. Bir fiyat koy. Ücretimden kes” demiş Babam.

      “ Haklısın, radyonun fiyatı 1 liradır. Ücretinden de kesiyorum” demiş ve radyoyu vermiş.

     Yani satın alınmış görüntüsü altında armağan bir radyoydu.

     Sabaha kadar dinledik, pil bitti.

     İyi ki sulu pil yapmayı biliyordum.

     Köy Enstitüsü 2. Sınıf öğrencisiydim. Kimya dersinde bakır, çinko ve nişadır üçlüsüyle sulu

Pil yapıp, doğru akım üretmeyi öğrenmiştim.

     Sabahında kalaycıdan nişadırı aldım. Okulun saçağından çinkoyu, tencere eskisinden de

bakırı elde ettim. Şişeleri gazyağı şoku ile keserek pil kaplarını hazırladım. Akşama yetişmişti pillerimiz. Hep öyle devam etti. Köyümüze giren ilk radyoydu bu. Kısa süren sonra da Ahmet

Gülyavuz ve Süleyman Botgül radyo aldılar.

 

                                                                              ***

     1962 güzünde Gülnar/ Demirözü Köyü öğretmenliğine atandım. Okulumuz iki öğretmenli,

Musa Perçem’le birlikte çalışıyoruz.

     Demirözü, Gülnar’a 30, Mut’a 40 km. kadar uzaklıkta bir yayla köyü.

     Yollarında haftada bir motorlu aracın görülmediği yıllar.

     O yıllarda kış mevsimi de çok sert geçerdi. Kasım sonlarında başlayan kar yağışı, mart sonuna

kadar sürerdi. Biricik eğlence aracımızsa radyolardı.

     Benim de öğündüğüm bir radyom vardı. Yeni bir markaydı “ Radyo Net”. Radyo iki katlıydı. Alt katı

radyo, üst katı 45’lik plak çalan pikaptı. Daha iyi çekeceğini sanarak, bir de anten çekmiştim. Köylü

parmak ısırıyordu benim radyoya. Gösterişli bir markaydı.

     Şubat ortası bir gün, bir şimşekle sustu benim radyo.

     Nazar dediler.“ Bir mavi boncuğu çok gördün” diye, azarladılar bile.

 

                                                                              ***

     Hiç unutmam, bir Çarşamba günüydü. Kar kapatmıştı. Yalnızca kuş uçabiliyordu, yarım yamalak.

     Mut’a giden yolu açan bir greyder köye kadar geldi. Şoföre bir çay içirdik. Mut’a dönüyordu. Ben

de Mut’a gidip, radyomu tamir ettirmeye karar verdim. Öğrencilerimi arkadaşıma emanet ederek, radyoyu bir peştemale sardım, düştük yola.

     Mut’ta bir tane radyo tamircisi varmış. Arızanın nasıl oluştuğunu iyice anlattım ustaya. Radyoyu söktü, uzunca bir süre inceledi:

     “ Arkadaş, ben bundan bişey anlamadım. Senden para da istemiyorum. Silifke’ye götürebilirsen iyi olur” dedi. Monte etmesine engel oldum. Nasıl olsa gene sökülecekti. Peştemale bağlayıp Silifke’ye indim. Silifke’de 3- 4 tane tamirci varmış. İlk rastladığıma girdim. Adam güldü:

     “ Beyefendi, bize çok hasta gelir de böyle ameliyat masasından kaçmışı ilk kez geliyor” dedi.

     Baştan sona tüm süreci bir de ona anlattım.

     Bir kutudan uzun bacakları olan iki örümcek çıkardı. Bizim köyde buna Allah Devesi denirdi. Ustaya sordum transistor dedi. Kitin arka yüzünden emanetçe uçlarını lehimle tutturuverdi, radyo çalıştı.

“ İki transistoru yanmış. Ben akşam yemeğinden sonra gelip çalışırım. İstediğin zaman uğrar, alırsın” dedi. Ben zaten yarın sabah gidebilecektim. Çünkü Gülnar’a günlük sabah saat  9.00’da bir otobüs vardı.

         Akşam açmadı benim usta. Misafirleri gelmiş. Gün Cumaydı. “ Bugün kesin“ diyordu. Dili de tatlıydı hani. Nasıl olsa cumartesi sabaha kalmıştım. Arkadaşlarla da buluştuk, akşam oldu. Gene yapılmamıştı benim radyo. Cuma olunca köyden gelenler yoğun olmuş vs.

        Ustam bişeye bakabilir miyim? diyerek, radyo enkazını önüme aldım. Transistorların numarasını,

bacakların özelliklerini, bağlandıkları yerleri fotoğrafladım zihnimde. Transistorları ot gibi yoluverip ustaya uzatarak açtım ağzımı, yumdum gözümü:

     Sayın ustam, artık bana altından bir radyo yapsanız değeri kalmamıştır. Muayene ücreti ne kadar

söyler misiniz? Yalvarıp yakarmasına bakmadan bohçamı alıp çıktım dükkândan.

     Bohçamı götürüp otobüs durağına emanet ettim.  Transistor aramaya çıktım. Başka bir tamirciye,

bilgiç bir tavırla “ AF 117”  sordum ve iki tane satın aldım. Yutmamış, kazıklama satmış bana. Lehim işlerini Köy Enstitüsünden biliyorduk. Bakırcılardan da lehim için kalay ve kurşun aldım. Unuturum korkusuyla zihnimdekilerin çizimini bile yaptım otobüste.

 

                                                                                              ***

     Cumartesi akşama ulaşabildim evime. Soba harıl harıl yanıyordu.

     “ Yav, nerde kaldın?” diyen arkadaş geldi, konuk çoğaldı. Benim radyo hala peştemalde bağlıydı. Köylü onu merak ediyor “ Tamir edebilen çıkmadı mı Hocam?” diyorlardı. Merakta koymadım. Herkesin gözü önünde Sinek Pompasını bozdum, milini “ Havya Demiri” yaptım. Kurşunu, kalayı eritip lehim döktüm. Transistorları yerlerine taktım ve açtım radyoyu. Bayram yeriydi bizim ev.

     En az on tane tanığı vardı bu olayın. Ben ne kadar radyodan anlamam dersem diyeyim, kimse inanmıyor, işimi görüvermedi diye, bir de küsüyorlardı.

     “ Köylünün aklı gözündedir” diyen boşuna dememiş. Anlaşılıyordu ki çıkar yol bu işi öğrenmekti.

     Onun için adres buldum, İstanbul’dan radyo teknik mecmuaları getirttim. Ortamda yığınla eski büyük pilli radyo vardı. Mobilyası güzel olanlardan aldım. Konya’da Kondor Radyoları satan bir firmada da monte malzeme buldum. Gecelerimi deneme- yanılmaya ayırdım. Başarım hızla artıyordu. Çok geçmeden hazır kitler satılmaya başladı. Onu monte etmek kalıyordu artık.

     Eski büyük pilli radyosu olanlardan isteyenin radyosunu transistorluya çeviriyordum. Ya da güzel

mobilyaları satın alıp, kendim radyo yapıyordum. Köylerde elektrik olmadığı için,  tüm bunları kömür

ateşinde, havya demiri ile yapmak zorundaydım. 

     Böylece televizyonun egemenliğine kadar yüzlerce radyo yaptım. Hala çalışanlar vardır köylerde.

     İşte, bendeki bu radyo tutkusu, o serüvenin tortusudur.



YAZARLAR

  • Perşembe 37.3 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 23.9 ° Açık hava
  • Cumartesi 35.3 ° / 22.9 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.419%0,46
  • DOLAR

    17,2260% 0,06
  • EURO

    17,6103% 0,36
  • GRAM ALTIN

    965,68% 0,31
  • Ç. ALTIN

    1593,372% 0,31