Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


ÖLÜM VAR ÖLÜM


Ben ve benden sonrakiler  Ya da öncekiler olmuş ne yazar,

Ne yazar yedikten sonra kamçıyı suratına Z misali

Vurulduktan sonra yaşasada sakat Niyazi

Ne yazar,

Ha toprak olmuşum,

Ha su olmuşum,

Ya da ortada kalıvermiş cesedim,

Bir çukura atıvermişler beni,

Kefensiz, beyinsiz kalmışım ne yazar…

            Bu şiirde gösteriyor ki ölüm bir gerçek. Ağa olsan, paşa olsan, mebus olsan, sultan olsan ne yazar. Yaşıyorsun ve ölüyorsun. Bir çukurun içine atıveriyorlar insanı. Üzerine toprağı döküyorlar. Kapatıyorlar üzerini. Sonra…

Sonrası malum. Belki bir kaç ya da yüzlerce insan toplanıyor mezarının başına. Kimi ağlıyor, kimi toprak atıyor. Kimi de ellerini açmış dua ediyor. İşte şairin anlatmak istediği de bu! Bazıları mevtanın arkasından ağlasa da, sızlasa da, gözyaşı döküp etrafı çınlatsa da ne yazar. Olan olmuş toprağın derinliklerine inmiş cesedin. Artık yaptıklarınla başbaşasın. Hocaların dediği gibi hesap verme zamanı!

            Kimler geldi kimler göçtü bu dünyadan. Bir Karun denen adamı düşünün. O günün şartlarında kırk katır hazinesinin anahtarlarını taşıyor. Dağlar, taşlar altın dolu. Ama yerin dibine, hem de yedi kat yerin dibine kadar batıyor serveti. Ben demiyorum bunu kutsal kitabımız Kur’an diyor.

            Bir Süleyman Peygamber geliyor bu dünyaya. Kuşdilinden, böcek dilinden anlıyor. Tabiatın bütün sırları kontrolü altında. Emrinde doğanın bütün karanlık güçleri var. Rüzgâr emrine verilmiş. İstediğini, istediği yere fırlatıyor. Cinler, şeytanlar ve bilim adamları yönetimi altında. Her birinin ayrı bir hüneri var. Belkıs’ın sarayını göz açıp kapayıncaya kadar karşısına dikiyorlar. Sarayı öyle bir imardan geçiriliyorlar ki, Belkıs kendi sarayına girdiğinde su var diye elbisesinin eteklerini topluyor. Duvardaki resmi kapı sanıyor. Bunları da ben demiyorum, Kur’an diyor.

            Süleyman peygambere bir gün bir adam geliyor. Gelen adam yanında oturan adama öyle bir bakıyor ki, adamın dengesi bozuluyor. Gittikten sonra Süleyman Peygamber’e diyor ki;

“Bu adam kim? Ben onun bakışını beğenmedim.”

Hz. Süleyman diyor ki;

“O adam Azrail’di. Bana bir yer sordu.”

Adam diyor ki;

“Ya Süleyman rüzgâra emreyle, beni en batı nereyse oraya atsın. Ben o Azrail’den şüphelendim.”

            Hz. Süleyman rüzgâra emrediyor. Adamı en batıya attırıyor. Biraz sonra Azrail tekrar geri geliyor. Hz. Süleyman;

            “Ya Azrail,” diyor.”Sen o adama niye öyle alakalı baktın?”

            Azrail diyor ki;

            “Ya Süleyman, bana bir isim vermişlerdi. O adamın şekline benziyordu. Fakat yeri en batıdaydı. Onu burada görünce çok şaşırdım.”

            Bir gün Süleyman Peygamber dağ eteğindeki evine çekiliyor. Bastonuna dayanarak uyuyor. O halde Azrail onun canını alıyor. Kimse fark edemiyor. Bastonun içini kurt yiyor ve baston kırılıyor.Süleyman peygamber yere düşüyor. Onun  etrafında dolaşan cinler, periler öldüğünü fark edemiyorlar. Bunu da Kur’an anlatıyor.

            Bir Musa Peygamber vardır. Kavmini Firavundan kaçırırken bir denize rastlar. O telaş içinde deniz yarılır. Kavmi denize girer ve kupkuru olarak çıkar. Arkasından onları katletmek isteyen Firavun ve ordusu denize girer. Hepsi de o denizde boğularak ölür. Bu da Kur’an’da geçer.

            İşte o Musa yolda giderken üç kişiye rastlar. Adamlar bir mevta için mezar kazmaktadırlar. Musa’yı görünce derler ki;

            “Ya Musa, bu mezarı kazıyoruz ama mevtanın boyunu bilmiyoruz. O mevta tıpkı senin boyundaydı. Şuraya uzansan da ölçüsünü alsak olmaz mı?”

            Musa Peygamber dediklerini yapar. Kazılmış mezarın içine uzanır ve orada ruhunu teslim eder.

          İbrahim Peygamber der ki;

            “Ey Rabbim! Bu ölüm nasıl bir şey, görmek istiyorum.”       

            “Allahütealâ;

            “Ya İbrahim tereddüt mü ediyorsun?” Der.

            İbrahim Peygamber;

            “Hayır, Rabbim sadece merak ediyorum.”

            “Ya İbrahim eline dört tane kuş al. Onların kafasını kes. Vücutlarını karıştır. Dört değişik tepeye dik. Daha sonra onları çağır.”

            İbrahim Peygamber aynısını yapar. Dört değişik kuşu keser. Başları hariç, vücutlarını karıştırıp hamur haline getirir. O hamurları dört tepeye diker. Kuşları çağırdığında her bir parça ayrılarak İbrahim’in elindeki başlara doğru uçarlar. Ve kendi başlarında birleşirler. Bunu da Kur’an anlatır.

            Bu örnekleri kutsal kitabımız anlatırken hep merak ederim; Müslüman’ım diyen yöneticiler, nasıl yetim hakkı yerler? Nasıl olur da milyonlarca insanın hakkını kendi menfaatlerine gasp edebilirler? Olacak iş değil. Hiç mi düşünmezler yetim hakkını? Hiç mi düşünmezler hesap vereceklerini? Kıldıkları namazdan hiç mi utanmazlar?

            Bu günlerde bir virüs aldı başını gidiyor. Etrafımızdaki ünlü veya ünsüz birçok insan bu illete yakalandı ve kısa zamanda vefat etti. Müslümanlar camilerden uzaklaştı. Bayram namazları bile artık kılınmayacak. Nerdeyse hocalar, “gelmeyin” diyecekler. Bütün bu olaylarda bizlerin suçu yok mu?

            Yüce Peygamber bir hadiste şöyle der;

            “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız.”

            Bu hadisi bütün hocalar camilerde anlatırken, bir bayram sabahı camideki bayramlaşmada, biri diğerine elini vermemek için arkasını dönüyordu. Şimdi ne oldu? O bayramlaşma şekline bile hasret kaldık. Kalmaya da devam edeceğiz. Misafirliğe gidemeyeceğiz. Birbirimize sarılamayacağız. Ana babanın elini bile öpemeyeceğiz. Ne yazık değil mi? Derler ki, Allah’ın sopası yok.” Bundan iyi sopa mı olur?

            Hz. Ömer bir adam kiralar. Ona der ki;

            Her gün bana; “Ölüm var, ya Ömer!” Diye bağıracaksın.”

            Adam dediğini yapar ve her gün ”Ölüm var ya Ömer! Ölüm var ya Ömer!” Diye bağırır.

            Bir süre sonra Ömer bu isteğinden vazgeçer. Adama işini bırakmasını söyler. Adam dayanamaz;

            “Ya Ömer ne oldu da bana bu hatırlatmayı bıraktırdın?” Der.

            Ömer derki;

            “Allah bana ölümü hatırlatıyormuş da haberim yokmuş. Bak saçlarıma beyaz düştü. Gücüm azalmaya başladı. Eskisi gibi artık göremiyorum. Bunlar hep ölümün habercileri.”

            Evet, İslam âlemi yöneticileri! Bunlar bizim kitabımızda yazıyor. Ama dünyanın en büyük hırsızları da bizde yaşıyor. Lütfen dikkat edin. Ölüm var ölüm! Bunu hiç bir zaman unutmayın!

            Elbette bu fani dünyadan göçeceğiz. O kara toprağın içine atacaklar bizi. Geride ne bıraktık ona bakmalıyız. Tin suresinde diyor ki; ”Salih amel işleyenlerin ecirleri devam edecek. Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Ve onu aşağıların aşağısına gönderdik.”

            Dilerim ki, ölmeden önce de öldükten sonra da o aşağıların aşağısına gitmeyiz. Bizden sonra da yaptığımız salih işler bizleri takip eder, bizi bırakmaz.

            Sürçü lisan ettim ise af ola, isterim ki insan önce insan ola!

 



YAZARLAR

  • Perşembe 21 ° / 5 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 5 ° Güneşli
  • Cumartesi 23 ° / 5 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.498%1,02
  • DOLAR

    7,1972% 0,39
  • EURO

    8,7841% 0,66
  • GRAM ALTIN

    415,66% 0,00
  • Ç. ALTIN

    685,839% 0,00