Salih KOÇ


OLTADAKİ BALIK/ÖYKÜ


Ali, kumral saçlı, mavi gözlü, uzunca boylu beyaz tenli yakışıklı bir çocuktu. Çok sessiz ve saygılı yetişmişti. Okulda çevresinde erkeklerden daha çok kız arkadaşları vardı. O yıl takdirname alarak ortaokul son sınıfına geçmişti. Önümüzdeki yıl daha çok çalışacak iyi bir liseye yerleşecekti. Evin ilk torunu olduğundan dedesinin de gözdesiydi.
Her yaz tatilinde dedesinin yanına gider onların yanında kalırdı. Dedesinin köyünün alt tarafında orta büyüklükte, yaz kış suyu eksik olmayan bir çay akardı. Çay boyunca salkım söğüt, kavak ve kızılağaçlar vardı. Köyün üst başından bakıldığında, çayın iki tarafındaki ağaçların yeşilliği, ovadaki tarlaları ikiye bölerek göz alabildiğince uzanırdı…
Derenin üstüne geçen yıl yeni bir köprü yapılmasıyla köye ulaşım daha da kolaylaşmıştı. Ulaşımın kolaylaşması kasabadan balık tutmaya gelenlerin artmasına sebep olmuştu. Dedesi Ali’ye kasabadan gelirken olta takımı almıştı. Ali bu habere çok sevinmiş, dedesiyle balık tutmaya gidecekleri anı sabırsızlıkla bekler olmuştu.
Köy yerinde birbirini kovalayan işler olurdu. Bunları yapmadan balık tutmaya gidilemezdi. Dedesini göre balık tutmak biraz da avare adam işiydi ama o, torununa söz vermişti bir kere. Dedesi çevrede sözünün eri olarak tanınırdı… O gün öğleden sonra dedesi, gözünün içine bakan Ali’ye:
‘’Haydi hazırlan bakalım. Çaya balık tutmaya gidiyoruz,’’ dedi. Ninesinin şişeye koyduğu ayranı ve temiz bir beze sardığı böreği kapaklı bir kabın içine koyarak sele sepete yerleştirdiler. Dedesi sepetin tutma yerinden geçirdiği balta sapından tutarak omzuna yerleştirdi. Olta takımları ile dedesinin hazırladığı yemleri de eline alan Ali, sevincinden uçuyordu.
Kaç yıldır her yaz köye dedesinin yanına geliyordu. Dönüşte arkadaşlarına anlatabileceği önemli bir olay olmamıştı şimdiye kadar. Artık köy nedir bilmeyen arkadaşlarına çayda balıkları nasıl tuttuğunu, söğütlerin gölgesinde nasıl balık adam gibi yüzdüğünü anlatabilecekti…
Çayın kenarına vardıklarında Ali sepetin alt tabanından tuttu. Dedesi de baltanın sapından ve bir eli ile de sepetin kulpundan tutarak indirdiler. Balık tutacakları yere geldiklerinde dedesi sepetlerini takabilmek için elindeki balta ile söğüdün bir dalını kesti ve oraya sepeti astı. Kesilen dalı olta sırığı olacak şekilde ayarlayan dedesi:
‘’Ali, oltayı bu sırığa bağlayalım’’ dedi. Ali sepetten çıkardığı ucunda olta olan misinayı söğüt dalının ucuna sağlamca bağladı. Ali’yi izleyen dedesi:
‘’Daha önce hiç olta ile balık tuttun mu?’’ diye sordu. Ali:
‘’Tutmadım ama televizyondan balık tutanları izledim,’’ dedi. Elindeki sırığı iki eliyle çaya doğru savuran Ali’ye dedesi:
‘’Haydi rast gele’’ dedi. Ali dedesine dönerek:
‘’Dede o ne demek?’’ diye sorunca gülümseyen başlayan dedesi.
‘’Hani tarlada çalışanlara bereketli olsun, yeni bir araba alanlara da güle güle bin deriz ya. Bu da balığa çıkanlara söylenir’’ dedi. Ali arkadaşlarına tuttuğu balıkların hikayesinin yanında, balığa çıkanlara ne söyleneceğine dair dedesinden yeni bir şey daha öğrenmişti. İçinden bugün dedesinden daha başka neler öğreneceğini düşünürken bir yandan da oltayı çaya atmanın heyecanı içerisindeydi…
Bir hamlede oltayı çaya atan Ali iki eliyle tuttuğu değneğin ucundaki yarı yerinden misinaya bağlı mantarı gözleyerek balık gelip gelmediğinin dikkatle izliyordu. Bi ara misinanın orta yerinde mantar suya gömüldü. Ali heyecanla elindeki sırığı kaldırdı. Oltanın ucunda küçük bir balık vardı. Dedesi hemen yanına geldi.
‘’Ali bu balık çok küçük. Bunu geriye atalım’’ dedi. Dedesi oltadan itina ile aldığı küçük balığı tekrar çaya attı… Ali her seferinde oltaya yem takarak balık tutmaya devam etti.
Ali birkaç defa oltasına gelen küçük balıkları ‘’biraz daha büyüsünler, o zaman tutarız’’ diye suya geri bırakmıştı. Çaktırmasa da bu davranışı dedesinin pek hoşuna gitmişti. O gün kendilerine yetecek kadar balık tutmuşlardı.
Az aşağıda balık tutan başka bir grup daha vardı. Onlar kendilerinden sonra gelmişlerdi ama ne selam vermişlerdi ne de başka bir şey söylemişlerdi. Oltalarına ne gelirse büyük küçük demeden sepetlerine koyuyorlardı. Bu duruma üzülen dedesi içinden; ‘’insan oğlunun gözü doymuyor, biraz biraz daha tutalım diyerek bol miktarda balığı olan bu çayda bile balık bırakmadılar,’’ diye içi içini yiyordu…
Yanlarında getirdikleri börek ve ayran ile karınlarını doyurdular. Artık güneş biraz deha eğilmiş, sıcak etkisini azaltmıştı. Dedesi köstekli saatine baktı. ‘’ikindi vakti olmuş’’ dedi.
Ali tuttuğu balıkları koyduğu naylon bidonu eline aldı. Dedesi baltasının sapına taktığı sele sepeti bi hamlede omzuna attı. Dede torun mutlu bir şekilde evlerine döndüler.
Ali eve geldiğinde ninesine nasıl balık tuttuğunu anlatırken heyecandan bazen hangi sözcüğü kullanacağını şaşırıyordu. Ninesi:
‘’Oğlum hele bir soluklan. Şu suyu iç de tane tane anlat’’ dedi. Ali:
‘’Yaşasın bugün yaşadıklarımı arkadaşlarıma anlatmalıyım’’ dedi. Bunu duyan dedesi:
‘’Senin yerinde olsam bir günlük tutardım’’ derken, geçen yıl başında bankadan verdikleri ajandayı Ali’ye uzattı…



YAZARLAR

  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34