Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


ÖĞRETMENİM MUSTAFA ŞANLI’NIN ARDINDAN (2)

1945 yılında girdiği Aksu Köy Enstitüsünü 1950 yılında bitiriyor. Tayini Bursa’nın Küçükdeliller köyüne çıkar.


1945 yılında girdiği Aksu Köy Enstitüsünü 1950 yılında bitiriyor. Tayini Bursa’nın Küçükdeliller köyüne çıkar. Tabii çok sevinir. Doğuda bir yere de çıkabilirdi ama onun için pek fark etmiyor. Bursa’ya gelir, hemen Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çıkar ve kendini tanıtır. Görünümünü pek bir öğretmene benzetemeyen müdür bunu dairesinden kovmaya kalkar. O, bakınız müdüre nasıl bir ders verir: ’’Üç gündür yoldayım. Antalya’nın uzak bir köyünden geliyorum. Göreve yeni atandım. Gecikmemek için acele ettim. Halimden önce hatırımı sorun bir. Param yok, karnım aç. Benim halimden durumumu anlamanız gerekirdi. Sizin büyüklüğünüze güvenmiştim. Burada kimseyi tanımıyorum. Ben nereye gidecektim’’? Bu konuşmanın üzerine müdür bey özür diler ve gerekli ilgiyi gösterir ama O’nun kalbi bir kere kırılmıştır artık. İki yıl Küçükdeliller köyünde başarılı bir çalışma sergiler ve takdirname alır. İçindeki okuma arzusuna yenik düşer. Gazi Eğitim Enstitüsü sınavlarına girer ve Edebiyat Bölümünü kazanır.

O yıllarda, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün öğretim kadrosu çok güçlüdür.Kimler yok ki,yıllaca okullarda kitaplarını okuduğumuz Mustafa Nihat Özön,Sami Öngör,Faik Reşit Unat,Müdür Vedide Paha Pars,Fuat Gündüz Alp,ve daha bir çokları..Bu öğretmenlerin Mustafa Şanlı üzerinde çok olumlu etkilerinin olduğunu görüyoruz. Öğretmenlerden Sosyoloji öğretmeni Nusret Köymen ile tarih öğretmeni Cemil Boran hakkında başlarda olumsuz düşüncelere kapılıyor. Nusret Köymen’in ‘’köycülük’’ adında bir kitabı var ama bizim köylerle bir alakası yok, daha çok İsveç köylerini anlatıyor. Hâlbuki Mustafa Şanlı bir köy çocuğu, İsmail Hakkı Tonguç’un’Canlandırılacak Köy’’ kitabını okumuş, Cavit Orhan Tütengil gibi bir uzman öğretmenden sosyoloji dersi almış birisi. Hocasını çekinmeden eleştirebiliyor. Tarih öğretmeni Cemil Boran tam bir Osmanlıcı tutum sergiliyor. Bilimsel tarih anlatımından çok işin hamasi tarafını anlatıyor. Şanlı’nın ilgisini çekmiyor ve derse bir süre yoğunlaşamıyor. İlk sınavdan zayıf alıyor. Sınıfta notları okurken Şanlı’ya nerden mezun olduğunu soruyor. Köy Enstitüsü deyince, küçümser bir tavırla, ’’sizleri kıpkızıl cahil almışız, seni alırken gözden kaçırmışız, senin burayı bitirmen zor’ ’deyip geçiyor. Şanlı ayağa kalkar ve hiç çekinmeden hemen tepkisini gösterir: ’’Biz buraya zorla girmedik. Sizler aldınız. İlkçağ tarihinden de sormadınız. Köy Enstitüsünde nasıl öğreneceğimi öğrendim. Son yazılıda görüşürüz. Beni arkadaşlarım içinde horladınız. Öğretmen öğrencilerini yüreklendirici, özendirici tutum göstermelidir. Ben de öğretmenlik yaptım’’ diyerek iyi bir ders verir. Son yazılıda yüzlük bir kâğıt vererek sözünü yerine getirir. Aslında hem Nusret Köymen hem de Cemil Boran öğretmenler Köy Enstitülerine karşı kişiler olduğu anlaşılıyor(s:157).O yıllarda DP iktidarından kaynaklanan bir Köy Enstitüsü düşmanlığı almış başını gidiyor. Köy Enstitüsünden mezun olan çocukları kara cahil sanıyorlar. Gazi Eğitim’de bu anlayışın zamanla yıkıldığını Şanlı’nın kitabından öğreniyoruz. Bu anlayışın yıkılışında o yıllarda Gazi Eğitim Enstitüsü’nde okuyan çok yetenekli Köy Enstitüsü mezunu öğrencilerin etkisinin çok büyük olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Adnan Binyazar, Emin Özdemir, Cavit Binbaşıoğlu, Niyazi Ünsal, Prof. Dr. Hüsnü Arıcı, Şanlı’nın dönem arkadaşlarıdır. Mayasını Köy Enstitüsünden alan bu değerli insanların yetişmesinde Gazi Eğitim Enstitüsü’nün büyük katkısı olmuştur.

İki yıllık zorlu bir eğitimden sonra Şanlı, Gazi Eğitimden mezun olur ve tayini Maraş Kız Enstitüsüne çıkar. Okulun müdiresi gösterişli, kendini beğenmiş, öğretmenlere yukardan bakan birisidir. Üst düzey yetkililer ve hanımlarıyla iyi ilişkiler içindedir. DP’nin il başkanı aile dostlarıdır. Bu sayede öğretmenler üzerinde tam otoritesini kurmuş görünüyor. Kimse karşısında sesini çıkaramıyor. Ayrıca öğrenciler üzerinde de büyük bir baskı uygulamaktadır. Şanlı, müdüre hanımın bu tutumuna tepki gösteriyor. Araları açılıyor. Şanlı’nın sık sık derslerini denetlemek için girmeye başlıyor, anahtar deliğinde dersini gözleyerek taciz ediyor. Sonunda bir bahane bularak Şanlı hakkında soruşturma açtırıyor. Şanlı da durumu Bakanlığa bildiriyor. Bakanlıktan soruşturmayı yapmak üzere müfettiş Osman Ülkümen gelir. Şanlı aklanır ve müdüre hanımın despotik tutumuna son vermeyi başarır. O bir mücadele adamıdır. İnandığı bir davadan O’nu kimse geri döndüremez.

Maraş’ta bir yıl çalıştıktan sonra askere gider. Askerlik dönüşü tayini bir zamanlar okuduğu Aksu İlköğretmen Okuluna çıkar. Aksu İlköğretmen Okulu öğretmeni iken 1962 yılında Müdür Mustafa Şen’in’gerici eğitim uygulamalarına ‘’karşı çıktığı için çok boyutlu soruşturmalar geçirir. O’nu Of’a sürgün ederler. Onunla hareket eden arkadaşlarını da başka yerlere tayin ederler. O yıl ben Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçilerek okuldan ayrılmıştım. Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık sınıfında okuduğum sırada kendisine bir mektup yazmıştım ve hemen yanıtlamıştı. Yıllar sonra o mektup bir yerlerden bulundu ve ‘’KARANLIK SOKAKTA AYDINLANMA-Aksu Köy Enstitüsü, Antalya,2011’’kitabında yayımlananAksu İlköğretmen Okulu Hakkındaki Anılarım ve Düşüncelerim” başlıklı makalede yer aldı.

Şanlı öğretmenim bu mektubunu okuduğunda, çok beğendiğini ve çocuklar gibi sevindiğini söyler ve bir yerinde der ki, ”Şimdi Of’ta sizlerin anılarını yaşıyorum. Tam altı yıl bütün meslek gücümle çalıştığım Aksu’dan öylesine ayrılmak istemezdim. Devamlı olarak sizlerin hakkını savunmak, eğitimde durgunluk yaratmak isteyenlere karşı koymak, bildiğiniz savaşı açtı. Sizler gerekli dersi, geri bir tutuma karşı verdiniz. Benim için en anlamlı taraf burasıydı. Kişilik kazanmış insanlar yetiştirmeyi meslek amacı edinmiştim. Köy çocuğunun uyanması karşısında telaş gösterenler zamanla eriyecektir. Asırlardır kendi kaderini yaşayan Türk köyü artık uyanma yolunu tutmuştur. Bunun en belirgin örneğini sizler verdiniz.

Atatürk ilkeleri ışığında çalışanları ve sizlerin sevgisini kazananları hazmedemeyen çıkarcılar, işi tertip ve düzene boğdular. İnsanları karalama modasına kapılıp sorumluluğunu taşıdıkları okula, size ve aydın öğretmenlerimize çamur sıçratanlar ileride bunun hesabını bizlerin çektiğinden daha zor vereceklerdir. Ne derse desinler, gönlüm ödevini yapan insanların huzuru içindedir. Sizin bir cümleniz çok anlamlıydı. ”Öğretmenim, hiç değilse mezarda rahatsınız.” diyorsunuz.” 

 Cumhuriyetin Köy Enstitüleri aracılığıyla köyden aldığı, ideal yurtsever öğretmen yaptığı halk çocuğu Mustafa Şanlı, yukarda ki mektubunda da değindiği gibi, yaşamı boyunca kişilik kazanmış insanlar yetiştirmeyi amaç edinmiş, toplumun akıl ve bilimin öncülüğünde, cumhuriyetin temel değerleriyle toplumun çağdaşlaşmasını savunmuştur. Tüm yapıtlarında, konuşmalarında, Atatürk ve ilkelerine sımsıkı bağlı, laik, demokratik değerlerlerini içselleştirmiş bir enstitülü portresi çizer. Enstitülerle başlayan aydınlanma sürecinin önünün kesilmesini eğitime indirilmiş en büyük darbe olarak görür. Enstitülerde uygulanan eğitim felsefesini örneklerle açıkladıktan sonra çağımıza uygun modellerinin geliştirilerek uygulanmasını arzu eder. Ancak bu sayede ülkemizin geri kalmışlıktan, cehaletten, bağımlılıktan, ağalık düzeninden, küresel-kapitalist değerlere teslim olmaktan kurtulabileceğine inanmaktadır.    

Şanlı’nın bu kitabı aslında eğitim fakültelerinde izlenmesi gereken bir başyapıttır. İçerisinde onlarca yüksek lisans ve doktora tezi yaptırılabilecek malzeme bulunmaktadır. Hem öğretim üyelerinin hem de öğrencilerin öğrenecekleri pek çok uygulamalar ve örnekler, eğitim tarihi ile ilgili değerli bilgiler kitapta bulunmaktadır. Cumhuriyet Türkiye’sinin çok partili dönemde uygulanan çarpık eğitim politikasının bir belgeselidir. Kitabın yalın üslubu öylesine çarpıcıdır ki; politik yaptırımlar, bürokratik düzenlemeler, iktidar yandaşı türemeler, eğitimdeki geriye gidişin unsurları olarak bugün içinde bulunduğumuz duruma nasıl getirildiğini gözler önüne sermektedir. Çok partili dönemde başlayan süreçte iktidarda olanlar, Atatürk’ün gerçeği dile getirme söyleminin tersine gerçeklerin dile getirilmesinden korkmuşlar; bu korkuyla gelişmeye yönelmiş düşünce akımlarının önünü tıkamaya çalışmışlardır. Öyleki dışsal eleştiri bir yana kendi içlerinden onlara sorumluluklarını anımsatanlara bile düşman kesilmişlerdir. Bu yüzden ülkemizde demokrasi bir türlü istenen düzeye çıkamamıştır. Halkımızın uyanmasına ve gerçekleri görmesine fırsat verilmemiştir.

Oysa böyle bir tutum, Cumhuriyetin devrimci anlayışıyla taban tabana zıtlık gösterir. Çağdaş devrimleriyle Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün ortadan silip süpürmek istediği yalnızca kör inançlar değildir, aynı ölçüde bu sakat zihniyettir ve cehalettir. O’nun ‘’gerçeği söylemekten korkmayın’’ sözü erki elinde bulunduranlarca kulak ardı edilmesine karşın Köy Enstitülü çıkışlı aydınlar başta olmak üzere birçok değerli aydın düşünür, Türk insanının gerçeğini dile getirmekten kaçınmamış, yaşamları pahasına bu uğurda geri adım atmadan cesurca savaşmışlardır. Bunlardan birisi de çok değerli öğretmenim Mustafa Şanlı’dır.

Girişte kısaca özetlediğim özgeçmişine baktığımızda, Mustafa Şanlı’nın Türkiye’nin büyük bir kesimini dolaştığını görüyoruz. Bu dolaşma onun kendi isteğinden çok okullarda uyguladığı çağdaş, Atatürkçü eğitim politikaları yüzünden yöneticilerle düştüğü anlaşmazlıklar sonucunda sürekli yer değiştirmek zorunda bırakılmasından kaynaklanıyor. Kavak ağacı gibi dosdoğru olan, sözünü dudaktan, gözünü budaktan sakınmayan insanların yaşamlarında ödeyeceği bedeller vardır. Mustafa Şanlı bu bedeli fazlasıyla ödeyen yüce bir eğitim çınarıdır. O yaşamı boyunca Atatürk’ün eğitim ilkelerinden, doğruluktan, dürüstlükten ödün vermeyen yapısından dolayı, zaman zaman okul yöneticileriyle ve siyasetçilerle çatışmalara girmiştir. Öğrencilerini çok sevmiş ve hep onların yanında yer almıştır. Onlar için mücadele vermiştir. İyi bir öğretmenin, içindeki öğrenciyi öldürmeyip daima canlı tutmayı başarmış olan kişi olduğunu söylerler. O iyi bir öğretmendi ve içindeki çocuğu hep canlı tutmuş ve onu çok sevmiştir. Onun kutsal amacı, öğrencilerinin iyi yetişmesi, hayatta başarılı olmasıdır. Bu sayede çok değerli birçok öğrenci yetiştirmiştir. Bunu, kitabın birinci baskısında “Öğrencilerime Son Mektubumdur” yazısından ve ikinci baskısında “Öğrencilerimin Neler Başardıklarını Yakından Gördüm” başlığında yazdıklarından öğreniyoruz.

Her şeye rağmen onun huzurlu bir meslek yaşamı olmadı hiçbir zaman. Sürgünler, uyarılar, soruşturmalar onu mesleğinden hiç yıldırmadı. Fazla tedirgin etmediği de anlaşılıyor. Onun hayatında başaramadığı şeyler; kimilerin önünde eğilmek, yalakalık yapmak, kendi çıkarı için ilkelerinden ödün vermek; yalanlara, talanlara, vurgunlara, yasa dışı davranışlara göz yummaktır.

Yeni kitabın çok önemli bir ekini oluşturan; Kara Çadırdan Aksu Köy Enstitüsü kitabının birinci baskısı hakkında yapılan çok olumlu yorumlara ve değerlendirmelere baktığımız zaman, benim yukarda yaptığım değerlendirmelerimde ne kadar haklı olduğum görülecektir. Bu konuda yapılmış çok sayıda değerlendirmeden birkaç kısa örnekler vermek isterim.

Eğitimci/ Yazar, rahmetli Talip APAYDIN, çok hasta olduğu bir sırada kaleme aldığı kısa fakat özlü değerlendirmesinin son paragrafında diyor ki: ”Mustafa Şanlı’nın kitabı, özellikle yeni kuşaklar için öğretici, ibret verici çok yanları var. Karşılaşılan zorluklara karşı dayanıklı olmak, yılmamak, başarmak için inatla çalışmak… Köy Enstitülü olmanın özelliklerinden birisi. Mustafa Şanlı iyi ki yazmış bu kitabı. Ellerine kafasına sağlık. Unutulup gitmeyecek, örnek eğitimcilerden biri Şanlı, iz bırakanlardan ( s:340).”

Pakize Türkoğlu( s:341-346), altı sayfalık uzun bir değerlendirme yazısında Şanlı’nın yapıtından övgüyle söz eder ve bir yerde şu çarpıcı saptamayı yapar:”300 sayfalık kitabın dil, bilgi, duygu ve sezgi zenginliği sizi alıp götürüyor. Ama tek başına da anlamlı olan özgün metinler Şanlı’nın yazıları. Kimilerini al, Türkçe kitaplarına koy, öğrenciler merakla okusunlar bu öğretmenin anılarını. Ayıklanmış pirinç gibi bir dilin ve anlatımın kolaylığını ve güzelliğini anlasınlar. Çocukluk, öğrencilik, öğretmenlik ya da emeklilik yaşamını anlatırken, yolculukları atlamıyor. Bunun bir yanı çevresinden ilk kez ayrılması ve çok yer değiştirmesi olsa da bir yanı yurdunu tanıma isteği ve yurt sevgisi denebilir. Buna tarih, coğrafya bilgisini ve gözlemciliğini de katarak özgün yolculuk metinleri oluşturuyor. Ülkenin sekiz ilini dolaştığı meslek yaşamında her gittiği yer için böyle güzel yolculuk yazıları var “( s:342).

Karaçadırdan Aydınlığa” başlıklı yazısında, Hasan Nedim ŞAHHÜSEİNOĞLU der ki: “ Mustafa Şanlı’nın 44 başlıktan ve 303 sayfadan oluşan “Karaçadırdan Aksu Köy Enstitüsüne “ yapıtı yaşanmış anılarla zenginleştirilmiş bir şaheserdir. Her başlık altı başlı başına bir kültür hazinesidir. Anadolu halkının olumsuz yaşam koşullarını insanca yaşam koşullarına dönüştürmeyi amaçlayan Köy Enstitüleri ile ilgili ayrıntılı bilgi ve örnekler vermektedir. Öğrenciler ve velilerle, yöre halkıyla iç içe olan bir eğitimcidir. Eğitim programlarında belirtilen konulara fazla bağlı kalmaz. Öğrencilere ve gençlere kitap okuma, araştırma ve değerlendirme alışkanlığını da kazandırır. Bu tür mücadelesi, egemen güçlerin hoşuna gitmez. Sorgular… Sorgular birbirini izler” (s: 347-348).

İvriz Köy Enstitüsü Çıkışlı Edebiyatçı/yazar Mevlüt KAPLAN (s:349-355),yedi sayfalık uzun yazısında Mustafa Şanlı hakkında bakınız neler diyor: “ O bir Yörük çocuğudur. Konargöçer bir aileden doğmuştur. Dört kardeşin ilki dir. Kuzularla, oğlaklarla büyümüş. Yaylalarda deve bile gütmüş. ”Dedesinin hep oğul balı olmuş” onun zorlamasıyla yerleşik yaşama geçmişler. On yaşında okula başlamış, görmediği, bilmediği elektrik ışığının nasıl yakılıp söndürüldüğünü, okumayı, yazmayı karaçadırdan kurtulunca öğrenmiştir. İçilen çayı, yenilen pirinç pilavını Korkuteli ’de komşu evlerden birinin evinde tatmıştır. Babası ikinci kez askere alınınca çift sürmeyi babasından öğrenmiş ve annesine o öğretmiştir. Toprakları olmadığı için uzun süre bir ağanın ortakçısı olmuşlar, bir hasat sonunda ürünün az olduğunu gören ağa “ çaldınız değil mi?”  diye çıkışınca ilk karşı koyan küçük Mustafa olmuştur. Bu duygu ve düşüncesi ömrü boyunca sürmüş olan Şanlı, hep yoksulun, güçsüzün yanında yer yalmış, dikkatleri üzerinde toplamıştır (s:351)”….”Halkçı tutumu yüzünden Şanlı, gittiği her okulda öğretmen ve öğrenci haklarını savunduğu, laik, demokrat olduğu için halkla, öğrencilerle iyi geçindiği halde yöneticilerle nedense takışmış, haksızlığa uğramıştır”(s:354). “1978’ ise yılların efsane öğretmeni sıfatını kazanan Mustafa Şanlı, bütün haklarını helal ederek emekliye ayrılmış, bundan sonraki zamanını okumaya, anılarını yazmaya ayırmıştır”. Şimdi kafası rahat olarak o gündür bu gündür Antalya’da yaşıyor, konferanslar veriyor, halkı aydınlatıyor, Akdeniz Üniversitesi’nde gençleri yetiştiriyor. O Şanlı ki gittiği her yerde başarılı hizmetlerde bulunmuş, Anadolu halkına çok yakın durmuş, hep ama hep gerçekleri savunmuştur”(s: 355).

Gönen Köy Enstitüsü Çıkışlı Eğitimci/Yazar Refet ÖZKAN değerlendirmesinde, çok önemli bir noktaya değiniyor: “…Bana göre kitap, bir döneme tanıklık etmek kadar, olayların içinde olmak ve müdahale etmek, doğrultmak gibi bir misyon (görev) da yükleniyor. Köye ve Köy Enstitülerine, köylü ve Köy Enstitülü bir tutumla yanlı yaklaşmış olsa da, ileride araştırmacılara kaynak olma niteliği taşıyor. Göçerlerin yaşamıyla ilgili ayrıntılı anlatımlar, ”Yörük Milleti’nin Türkiye toplumsal ve ekonomik yaşamı içindeki yerine “cuk” oturuyor”(s:356).

Cumhuriyet gazetesinin 5 Nisan 2013 sayısında, GÖRÜŞ başlıklı sütunda, “Aptallığa Övgü” konusunda yazdığı harika makalesinde, Prof.Dr. Yüksel PAZARKAYA, bizimde yaptığımız aptallığa örnek olarak Köy Enstitülerinin kapatılmasını örnek verir ve Şanlı’nın kitabına atıfta bulur. Der ki :”İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye’yi soktuğu Batı’ya yanaşma sürecinin başında, emperyalizmin sözde yardım ve koruma şemsiyesi için öne sürdüğü saklı koşulların en kötüsü, Köy Enstitülerinin bitirilmesiydi. İsmet İnönü, bu zorunluluk karşısında, “en büyük ikinci eserim” dediği enstitülerden vazgeçmek durumunda kalır. Hasan Ali Yücel’i görevden alması ve Reşat Şemsettin Sirer’i onun yerine getirmesi, enstitüleri bitirme süreci

için düğmeye basmasıydı. İçinde yüzdüğümüz karanlık, bu sürecin sonucudur. Nelerden vazgeçtiğimizi, neleri yitirdiğimizi yakınlarda okuduğum, Mustafa Şanlı’nın “ Karaçadırdan Aksu Köy Enstitüsüne”kitabı bir kez daha çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor”(s:358).



YAZARLAR

  • Pazartesi 22 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 21 ° / 7 ° Sağanak
  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.502%2,05
  • DOLAR

    7,3400% -1,14
  • EURO

    8,8413% -1,43
  • GRAM ALTIN

    411,26% -0,25
  • Ç. ALTIN

    678,579% -0,25