Ahmet Yaşar Aktaş


Montrö, Kanal İstanbul,

Amiraller


         Öncelikle önemli bir duruma işaret etmekle başlayalım. Değerli Amirallerin avukatı, bir teve kanalında uyardı; “bildiri” değil, “duyuru”. Buna karşın sözlü ve yazılı tüm iletişim kanalları, kimi siyasetçiler “bildiri” kavramını yeğlemekte ısrarcı görünüyor. Nedenine girmeyelim.

Peki, iki kavram arasındaki bu fark o denli anlamlı mı? Sözlükler ne diyor, bir bakalım.

Bildiri, Osmanlıcası ‘tebligat’. Resmi bir kurumun ya da bir toplulukça herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı. Duyuru’ya gelince, Osmanlıcası ilan. Frenkçesi anons. Herhangi bir olguyu, bir işi, bir durumu duyurmak için yayımlanan yazı ya da sözlü haber.

Özcesi bildiri, resmi kurumlarca, duyurunun ise, toplumun her sivil toplum örgütü ya da bireyince gerçekleştirilebilen, resmi niteliği olmayan anlamındadır. Sanırım, hukuksal anlamda bu ayrım önemli.

Bildiri derseniz, resmi bir kurum niteliği olmayan emekli Amiralleri, resmi bir işlem yapmış duruma düşürürsünüz. Oysa herhangi bir siyasal niteliği olmayan emekli, yurtsever Amiraller, uzman yurttaş olarak üzerlerine düşen sorumluluğun bilinciyle duyuruyu yayımladıkları ortaya çıkmakta olduğu görülmüyor mu?

Ayrıca bir iletişim organı “104” sayısını kullandı. Hiç kimse, denetlemeden “104” sayısını kendi malı gibi sahiplendi. Oysa gerçek sayı, 103.

Bu bağlamda toplumumuzun hangi kişiliğe büründüğünün ışıldağı kafamızı değilse bile, gözümüzü aydınlatmıyor mu?

Yayımlanan duyuru metninin, endişe, üzüntü, kanaat, temenni paylaştığı görülüyor. Bu yüzden darbe iması, çağrışımı diyor, iktidar. Bunun da hukukta suç olmadığı belirtiliyor.

Montrö Sözleşmesi (MS), Kanal İstanbul (Kİ) bağlamında ilk kez dillendirilmiyor. Günlük gazetelerce, akademisyenlerce, diplomatlarca, gazete makalelerinde çok kez şöyle değerlendirildi: Kİ’un bırakın yaratacağı ağır çevre sorunlarını bir yana, MS’ni tartışmaya açar, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini tehlikeye sokar.

Buna karşılık ”Montrö’de bize tanınan hak yoktur” da dendiği unutuldu mu?

5 Nisandaki açıklamada, “Daha iyisi için imkân bulana kadar Montrö’ye bağlılığımız sürdürüyoruz.” Denmedi mi? Bu anlamda MS’ni savunmak her yurtseverin görevi değil midir?

Kİ, emlak/inşaat projesi özelliğinde milyarlarca dolar finans hareketiyle ilişkili değil mi? Muhalefet ve kimi çevrelerce Kİ, “Kanal Katar” olarak dillendirildiğini okuduk, işittik.

Soru şu: Kİ mu, yoksa Montrö Sözleşmesi mi beka sorunu? Us sahibi, bilimin ışığında düşünen kişi somut dünya gerçekleri bakımından hangisinin beka sorunu olduğunu kavrayamaz mı, dersiniz?

Kavrayamaz derseniz, yazıklar olsun halimize demekten başka seçeneğimiz yok mu?

Öte yanda, yoksulluk, gelecek hakkında gençlerimizin umutsuzluğu, ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetleri, küçük-orta esnafın çaresizliği, işsizlik, enflasyon, dış borçlar, milyar dolar faiz ödemeleri…

MS, Lozan’ın süreğidir! Büyük diplomatik bir utkudur! MS, Ege ile Marmara Denizi, Çanakkale, İstanbul Boğazı ve 1. Paylaşım Savaşı’ndan beri bir barış denizi niteliğinde olan Karadeniz’de Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakkının belgesidir.

Karadeniz’de kıyısı olmayan bir devletin gemileri süre ve tonaj bakımından sınırlama koyar MS. Anılan devletlerin gemileri Karadeniz’de 23 günden fazla kalamaz. Gemilerin tonajı 30 binden fazla olamaz.

MS’den kimler rahatsızlık duymaktadır? Abd. Çünkü Karadeniz’e savaş gemilerini, öteki denizlerde, okyanuslardaki gibi sınırsızca sokamıyor.

İmzacı amirallerden olan Atilla KIYAT, abd’nin Montrö’nün delinmesi hakkında abd’nin Ankara’ya çeşitli önerilerde bulunduğunu açıklamıştı. Keza James Jeffrey de MS delmeyi önermişti. Unutuldu mu? 

Hele hele şu günlerde Ukrayna’nın yardımına koşmak için çırpınıyor. Özünde azgın (!) Rusya’yı güneyden kuşatma düşü, hiç kimseye yabancı değil.

Üstü darbecilikle örtülmek istenen MS’ne ilişkin görünmeyen planlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin hayrına olmadığı uzmanlarca benimsenen bir gerçek.

Diğer rahatsız olanı yazmama gerek var mı?

Türkiye’de bir dizi darbe ve girişimi oldu ama Ankara’yı denizaltılarının kuşattığı şimdiye dek hiç görülmedi. Fatih Sultan Mehmet gibi Marmara’dan ya da Ege’den mi Ankara’ya yürütecekler denizaltılarını, emekli Amiraller?

Mağduriyet edebiyatının bu kez tutmadığı, halkın inanmadığı açıkça ortaya çıktı. Muhalefetin de “Amirallerin Duyurusu” konusundaki tavrı da hiç güven uyandırıcı olmadığı ete kemiğe büründü! Tül iyice aralandı.

Ergenekon ve Kumpas davalarında hapis yatan ve 15 Temmuz kalkışmasını bu Generaller, Amiraller, Subaylar şehit düşerek bastırmadı mı?

Sağlıcakla, sevgiyle Atatürk ile kalınız!



YAZARLAR

  • Pazar 33.8 ° / 19.7 ° Açık hava
  • Pazartesi 33.7 ° / 21.3 ° Bulutlar
  • Salı 32.7 ° / 21.1 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.385%-1,20
  • DOLAR

    8,8726% 1,26
  • EURO

    10,4675% 1,54
  • GRAM ALTIN

    499,48% 1,75
  • Ç. ALTIN

    824,142% 1,75