KONUK YAZAR


Koronavirus19 ( Covit 19 ) Sen Nereden Çıktın Be Virüs? - Em. Prof. Dr. Tuncay TÜKEL

 Biraz uzun olacak ama size bunu Bir Doğa Bilimcisi görüşü ile Ekosistem Kavram ve Prensipleri temelinde anlatmaya çalışacağım.


Siz, gökyüzünü açık bir havada gece karanlığında şehirlerin kalabalık ve gürültüsünden uzak bir yaylada seyrettiniz mi hiç? Seyretmiş olanlar söyleyeceklerimi sanırım daha iyi kavrayacaklardır! Göreceğiniz manzara şudur: Sayılması mümkün olmayacak kadar çok yıldızların dans ettiğini, kimilerinin ışıl ışıl parladığını, kimilerinin çapkınca göz kırptığını, zaman zaman kimilerinin kayarak gidip kaybolduğunu görürsünüz. Bu yıldızların hepsi enerjilerini güneşten alarak galaksi adı verilen grupların oluşturduğu iç içe geçmiş sistemler bütününü oluşturmaktadır. Nitekim Gökbilimciler ait olduğumuz güneş sistemi içerisindeki Galaksimizin yaklaşık 18 milyar yıl önce, “ büyük patlama ” ile güneşten büyük bir enerjinin açığa çıkartılması ile toz ve gaz bulutları şeklinde oluşmaya başladığını söylemektedirler. Galaksimiz içindeki meteorlar, gezegenler, yıldızlar ya da oraya buraya serpiştirilmiş parçacıklar, halen, bu büyük patlamanın sonucu güneşin uzak yönüne doğru hareket halinde bulunmaktadır. Bu arada oluşan çekim gücü H ve Helyum atomlarını bir birlerine çekerken trilyonlarca yıldız oluşmuştur. Halen yeni yeni bazıları da oluşmaya devam etmektedir.

Yıldızların içindeki bütün ağır elementler nükleer füzyon reaksiyonları aracılığı ile oluşurlar ve bu elementlerin bulutları genç yıldızın etrafında dönmeye başlarlar. Bu arada geçen 13-14 milyar yıllık çok uzun bir süreçten sonra, Jeologlar, güneş sistemimizdeki yer şekillerinin 4.6 milyar yıl önce şekillenmeye başladığını düşünürler. Bu gün güneşe yakınlık derecesine göre dizilmiş bulunan Merkür, Venüs, Dünya ve Mars’ın katı kabukları olduğu, buna karşılık, Jüpiter’den sonra dışarıya doğru sıralanmış bulunan Satürn, Uranüs Neptün ve Pluto’nun halen çok büyük gaz küreleri şeklinde biçimlendirildikleri görülmektedir… Bu şekillenme sürerken, güneşe üçüncü uzaklıkta bulunan dünyamızda sık sık volkan patlamaları ile eriyen kayalar yüzeylere fışkırırken, gezegenin derinliklerinden gelen gazlar da yüzeye çıkartılmıştır. Böylece karbondioksit (CO2), su buharı, karbonmonoksit (CO), Azot (N2), hidrojen sülfür (H2S), hidrojen klorür (HCl ), amonyak (NH3) gazı şeklinde yer küresini çepeçevre saran ilk atmosfer tabakası oluşmuş, yerçekimi gücünün etki sınırları içinde yerküresinin etrafını sararak tutulmuştur. Bu hava tabakasında tutulan nem, yoğunlaşarak yağmur şeklinde yere düşmüş. Buharlaşmış. Tekrar yağmurlarla ekosistemlerin devamlılığını sağlayan ana unsurlardan biri olan su döngüsünü oluşturmuştur. Sonuçta, yeryüzünün soğumasına yardımcı olunmuş... Sığ bir şekilde okyanuslar ortaya çıkmıştır. Bu arada lavlar püskürmeye devam etmiş... Daha sonra oksijensiz ortamda ilk mikroskopik canlı formları olarak prokaryotik ( oksijensiz ortamda yaşayabilen ) hücreler 3.8 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Bunların sayesinde de Oksijen açığa çıkartılmaya başlanmıştır. Daha sonra da 1-1.5

milyar yıl önce ilk eukaryotik mikroskopik canlı formları sularda görülmeye başlamıştır. Canlı formlarının sığ denizlerden karalara tırmanışlarının 450- 500 milyon yılları arasında sürdüğü tahmin edilmektedir. Bu arada dikkat ediniz milyarlı yıllardan 100 milyonlu yıllara gelinmiş, insanoğlu henüz ortada yok! İnsanlar ise Homo Sapiens’lerden çok sonra günümüzden yaklaşık 35 000 yıl önce ortaya çıkmıştır. Yine dikkat ediniz 100 milyonlu yıllardan 35 000 li yıllara gelmiş bulunuyoruz. İnsanoğlunun Tarıma geçişi ise ancak 10-7 000 li yıllara rastlamaktadır. Görüldüğü gibi yer küremizin oluşumu, insanın yer küresinde ilk görüldüğü zamandan daha uzun bir süre almış, avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçişi de 20- 25 bin yıl kadar sürmüştür. Halen yeryüzünde değişik şiddette yılda 1 milyona yakın deprem olmakta ve faal durumda volkanlar bulunmaktadır. Bu nedenlerle yeryüzünün litosfer tabakası ilk zamanlara oranla çok yavaşlamış bir şekilde olsa da halen oluşumunu sürdürmektedir. Güneş sistemimiz içinde yalnızca YERKÜREMİZ, güneşten uzaklık, atmosferik kompozisyon, su döngüsü, canlı ve cansız ortam, bunlar arasındaki devamlı enerji akışı ve madde dolanımı açısından YAŞAMA EN UYGUN TEK GEZEGEN ve BÜYÜK BİR EKOSİSTEM haline gelmiştir. Yer küremizin merkezindeki erimiş magma çekirdeği ve volkanlar nedeniyle atmosfere sürekli olarak CO2 ve su buharı çıkartılmış… Yer küremizin büyüklüğü ve güneşten uzaklığı, etrafını çepeçevre yer çekimi gücü sayesinde saran gazlar nedeniyle yüzey sıcaklığı ve suyu muhafaza etmek üzere yeterli güneş enerjisini tutabilme ( sera ) özelliği kazanmıştır.
Uydumuz olan Ay’a insan ayak basmış olmasına, Mars yüzeyinde insansız araçlarla yapılan incelemelere karşılık, henüz, yerküremizden başka canlı yaşamına uygun bir başka dünya bulunamamıştır. Çünkü dünyamız dışında hiçbir yerde bu saydığımız ekosistem özelliği ( canlı ve cansızların bir arada içlerinde güneşten gelen enerjinin sürekli akımı ve ortamda bulunan maddelerin devamlı dolanımları ) bulunmamaktadır. Milyarlarca yıl öncesinden beri canlının yerleşimine açılmış olan dünyamızda bugün nerede ise gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar kadar canlı türü oluşmuştur. Taksonomi Bilim Dalı bu canlıları kendi aralarında benzer gruplar oluşturarak sınıflandırıp isimlendirilmiştir. Yeryüzünün değişik bölgelerinde oluşan iklim, toprak ve topoğrafya bakımından farklılaşan alanlarına uyum sağlayan canlılar yerleştikleri yerlerde ( bu yerlere ekolojide biyom adı verilmektedir ) yeterli ve kesintisiz besin zinciri ve enerji akımı sayesinde soylarını devam ettirebilmişler… Böylece büyük dünya ekosistemi içinde alt ekosistemler ( Okyanus Ekosistemi, Orman Ekosistemi, Çayır- Mera Ekosistemi gibi ki bunlara Yenilenebilir Doğal Kaynaklar adı verilir ) oluşarak dünyanın bütünlüğü içinde canlılar kendi doğal dengesi içerisinde yaşamlarını devam ettirmişlerdir. Dünyamız üzerinde İnsandan çok çok öncesinden yeryüzünde yaşamaya başlayan tek hücreli gözle görülmeyen organizmalar ( mantarlar, bakteriler ) yanında virüsler de ortaya çıkmıştır. Virüsler, henüz tam anlamıyla hücre sayılmayan, başka canlılar içinde ya da üzerinde beslenip, çoğalabilen organizmalardır. Böylece insan olarak içerisinde bulunduğumuz memelilere kadar yeryüzünde milyonlarca tür var olmuş ve var olmaya devam etmektedir. İnsan olarak yeryüzünde ortaya çıkışımızın tarihi ise gözle görülmeyen organizmaların ortaya çıkışlarından çok çok daha sonra olmuştur. Bizim var olduğumuz döneme kadar bizden önce gelenler, ortama uyum sağlayabilme mekanizmaları ile buldukları ortamlarda tutunmuş, yeryüzüne ulaşan güneş enerjisinden ve buldukları ortamlarda beslenerek çoğalmaya başlamışlar. Bu canlıların bulundukları ortam koşulları büyüme, gelişme ve üremeleri için yeterli olduğu süreçte, diğer bir deyişle, bulundukları ortamda sürekli bir enerji akımı ve kesintisiz madde dolanımı olduğu zamanlarda kendi sistemleri içinde var olmaya devam etmişlerdir. Ancak ortamlarındaki ani değişiklikler ve madde dolanımlarındaki kesintiler olduğunda ya kendi bünyelerinde değişikliğe uğrayıp ( mutasyon gibi –Yeni Coronavirüs19 örneğinde olduğu gibi ) yeni koşullara uyum sağlayarak yaşamlarını sürdürebilmişler ya da evrimleşerek yeni türler ortaya çıkartmışlar. Koşullarla baş edemeyen ve yeni nesiller ortaya çıkartamayan türlerin ise nesli tükenmiş ve ortamdan yok olmuşlardır. Son 250-300 yıl içerisinde çok büyük sayıda bitki ve hayvan da yerküremizden kaybolmuş ve kaybolmaya yüz tutmuş bulunmaktadır. İşte Yeni Koronavirüs19 da yüzlerce virüs türü içinde bir alt tür olarak kendisine önce yaşama ortamı olarak ( söylentilere göre ) yarasaları bulmuş, oradan da insana doğru yayılmaya başlamış, insan için zararlı ( öldürücü ) bir organizma olmuştur. Bu organizmanın sistemden yok edilmesinin en etkili yolu onun beslenme zincirinin ( insan vücuduna girişini ) bir şekilde sekteye uğratılmasından geçer. Virüs, insan hücrelerinde bulunan reseptör denen organelleri tanıyıp hücrenin içine girmesi ile insana zararlı olmaya başlamaktadır. O nedenle bu virüsün bu organeli tanımasını engelleyecek karşı bir mekanizma (benzetme olarak söylüyorum: hücreden füze atmak ya da savunma kalkanı ) oluşturulmalıdır. Diğer bir deyişle hücrelerin bu virüse karşı koyabilme gücünün artırılmasından geçer. O da en uygun aşının bir an önce bulunmasına bağlıdır. O da tahminimce 1-3 yıl arasında ancak gerçekleşebilir. Unutmayın HİÇBİR VİRÜS İNSANDAN DAHA AKILLI DEĞİLDİR. Ha! Bu arada akılsızlık edip gerekli koruyucu önlemleri almayı sakın ihmal etmeyin! Doktorlarınıza, Sağlık Çalışanlarınıza ve Bilim İnsanlarınıza güvenin. Bu arada Doğa ile birlikte doğaya uyumlu yaşayıp doğanın dengesini bozmayalım. Hele hele kıyamet senaryolarına, bir zamanlar sinemalarda oynayan “Maymunlar Cehennemi ” filmi gibi senaryolara hiç gerek yoktur. Ancak bu virüse ait filmler, kitaplar, senaryoların daha şimdiden yazılmaya başladığından eminim ve yakınlarda piyasalara çıkmak üzeredirler! Bu dünya ne salgınlar gördü! Hepsinde epeyce kayıplar verdiyse de atlatmayı başardı. Veba, çiçek, sıtma, verem, kolera, şarbon, lepra ve diğerleri gibi… Eğer bu salgınlar olmasaydı bu günkü 8 milyara yaklaşan dünya nüfusu hiç kuşkunuz olmasın 16- 24 milyar dolaylarına ulaşabilirdi. Eğer öyle olsaydı, bu kadar yoğunlaşan insan populasyonunun tüketimi yukarıda saydığımız Yenilenebilen Doğal Kaynakların kendi kendini yenileyebilme gücünü ve süresini ( taşıma potansiyelini) karşılayamaz duruma gelirdi. O nedenle ekolojide salgın hastalıklar ve dünya savaşları popülasyon artışlarını frenleyen mekanizmalar olarak görülür ve ifade edilirler. Nitekim yeryüzünün gerek su kaynakları gerekse beslenme açısından kısıtlı bölgelerinden sürekli olarak daha elverişli ekolojik bölgelere göçler olmuş, olmaya devam etmektedir. Ülkemiz daha fazla göç almaya tahammül edemeyecek sınırlarına ulaşmaktadır. Ayrıca petrol kaynakları gibi stratejik ve değerli olan yenilenemeyen kaynaklar ve onların paylaşımları yüzünden savaşlar çıkmış, çıkmaya devam etmektedir. Ekolojik açıdan yaşama elverişli bölgelere sahip ülkeler ki ülkemiz çok şükür öyledir ellerinde bulundurdukları yenilenebilir doğal kaynakların kıymetini bilmeli onların kendi kendilerini yenileyebilme potansiyel taşıma sınırlarını aşmayacak şekilde kullanmalıdır. Yenilenemeyen değerli stratejik kaynakları da çok akıllıca kullanmak zorundadır. Çok canlı bir örnek vermek istiyorum. Bundan yaklaşık 50 yıl kadar önce, ABD nin Wyoming Eyalet Üniversitesinde Yenilenebilir Doğal Kaynaklarımızdan Çayır-Mera Amenajmanı konusunda Yüksek Lisans ve Doktora eğitimi yaparken şahit olduğum bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki karar mekanizmasındaki yöneticilerimiz kendilerine bir ders çıkarırlar umarım. Erzurum gibi dağlık olan o bölgede çok derinlerde, o günkü teknolojiyle çıkartılması zor ya da ekonomik olmayan gözenekler içerisinde buldukları petrol rezervlerini, sondajla gönderdikleri bir malzemeyle o derinlikte patlatarak, açılan çukurda gözeneklerden gelecek petrolün daha sonraki yıllarda birikerek, çıkartılabilir hale gelebilmesi için, açılan kuyuları mühürlemekteydiler. Amaçları diğer ülkelerdeki petrol kaynakları tükenmeye başlayınca onları rezerv olarak kullanmaktı. Şu günlerde belki de onları kullanmaya başlamış olabilirler belki… Sonuç olarak şunu tekrar ifade edeyim ki hiçbir virüs insandan daha akıllı değildir. İnsanoğlu veba gibi, çiçek gibi, verem gibi birçok salgın hastalık gördü. Dünya savaşları yaşadı. Çok kayıplar verdi tarihinde. Ancak bilime ve bilim insanlarına güvenin, ancak birkaç yıl sabırlı olun. Mutlaka bu virüse karşı aşı bulunacaktır. Bu arada ülke olarak tarımsal üretiminizi ve özellikle su kaynaklarınızı çar çur etmeden akıllıca kullanın. Suyunuz ve gıdanız olmazsa virüsten beter felaketlerle karşılaşabilirsiniz.



A.Y.Aktaş
14.09.2020 12:38:01
Bu ayrıntılı, anlaşılabilir dille yazdığın bu makalen için seni kutlarken, çalışmalarının sürmesi dileğiyle

Durmuş Sığırcı
14.09.2020 15:09:14
Bilgi edindim, teşekkür ederim. Varolan zenginliklerimizin değerini bilmeli, sağlıklı ve doğal besinler üretmenin yolunu o daldaki bilim adamlarımızı destekleyerek buldurmalıyız. Bağımsızlığımızın en temel gereği, üretimi artırmaktır.

YAZARLAR

  • Perşembe 23 ° / 9 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 23 ° / 8 ° Güneşli
  • Cumartesi 24 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.325%0,02
  • DOLAR

    7,8673% 0,46
  • EURO

    9,5238% 0,73
  • GRAM ALTIN

    462,77% 1,30
  • Ç. ALTIN

    763,5705% 1,30