Cezmi DOĞANER


İNSAN NEDEN KORKAR


Bundan 2500 yıl öncesinde toplumsal işbölümünde sermayenin egemenliği tacirlerdeydi ve onlar da soyluların hizmetinde olmak zorundaydılar. Çağımızda koşullar tersine döndü. Soyluların yerini iktidar ve iktidarın yerini de tacirler aldı. Demokrasi yokolmak üzeredir ve tacirler demokrasisi, değer yargılarının fiyatını koyacaktır elbet. Ticaretin ölçüsüdür fiyat ve ahlakın da, adeletin de ve dürüslüğün de fiyatı olacaktır, bu fiyatı ödeyenlerle, dürüstlüğü satın alanlar arasındaki alışveriş, toplumu yönlerdiricektir.

 

Bizim düşündüğümüz toplum da, Yurtseverliğin fiyatı olmasın, adaletin fiyatı olmasın ve eşitliğin fiyatı olmasın istiyoruz. Korkusuzca düşüncelerimizi söyleyebilmeliyiz ve kimseden korkmadan, çekinmeden, gerçeklerin ne olup olmadığını anlamaya çalışmalıyız.Bizlerden gizlenen gerçekleri, bizlerden saklı tutulan doğruları. O doğruların üstünü, çirkinlikler örtmesin istiyoruz. Demokrasi bunları topluma sağlar sanıyorduk. Tersine, bunları toplumdan esirgeyen demokrasi oldu. Bizim demokrasimiz. Yıllarca uğruna uğraş verdiğimiz demokrasi, kolaylıkla avuçlarımızın arasından kaydı ve sermayenin kollan arasına atıldı. MEDYA denilen görsel ve yazımsal basının, sermayenin pençesinde, gerçekleri toplumda gizleyen ya da ortaya çıkardığı çirkinliklere toplumu alıştıran ve kanıksatan bir işlevii oldu. Devletin güdümünde sergilenen akıl almaz çirkinlikleri, yaşamın bir parçası olarak görmeye başladık. O çirkinlikler, onu yaratanların hakkı gibi geliyor bize. Bizim çıkmazımız burda.

Yurtsever, aydın, demokrat kadroların dağınıklığı sürdükçe, bu soruların üstesinden gelmek zor.

Korku denilen duyguya yeniden dönmek istiyorum. İki tür korkudan sözetmiştim. Şimdi korkunun asıl kökenine inmek ve iki tür korkunun arakesitinde dolaşmak istiyorum. Korkunç olan nedir ki bizler ondan korkuyoruz. Aslında korkuyu yaratan insanın kendisi.

Korku insanı içinde mi, yoksa dışında mı? Belki de insanlar, korkuyu yaratıyor ve sonra ondan korkuyordur. Insanlar Yüreklerinin  derinliklerinden ve zihnin içinden korkuyu atmalıdır. Onu etkisiz salt duygu haline sokmalı. Herkes korkar, korku yaşamın bir parçasıdır ama, onun süreklliğinden kendimizi kurtarmanız gerekir. Korku ile yüreklilik ikiz kardeş gibidir. Biri olmadan ötekinin değeri bilinemez.

 Yüreklilik te korku da kişinin içinde bulunduğu dışsal koşulların sonucu da olabilir. Korku insanların en doğal hakkıdır ve hiç kimseyi korkaklıkla suçlamaya hakkımız olamaz. Korktuğunu sandığımız o birey, koşulların güdümünde birgün karşımıza en yürekli insan olarak çıkabilir. Korku, psikoloji ile fizyoloji arasında bir geçiş evresidir, bir bağ, bir köprüdür. Burada üzerinde durduğumuz ve asıl konumuz olan korku, toplumsal sisteme yerleşmiş olan ve insan yaşamında sürekliliği olan korkudur. Sistemin niteliği, ayrılmaz parçası, kurumlaşan korkudan sözediyoruz. Korkunun kurumlaşmasıdır korkunç olan. Kurumlaşan toplumsal korku, işsiz kalmak, düşüncesinden ötürü özgürlüğü yitirmek, işkence görmek, mapus edilmek, sürülmek türündeki sonuçlarıyla bireyleri buyruklara boyun eğen edilgenliğe sürükler. Para kazanma özgürlüğüne sınır getirilemezse, haksız servet edinenlerin egemenliğinde korku, kurumlaşmaktır elbet ve böylece özgürlükleri satın alma özgürlüğü, kitlelerin bilincine yerleşen korkunun ürünü olacaktır. Toplumun gerçeklerinden asıl korkan onlardır. Korkularından ötürü korkutucu olurlar.

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 34.1 ° / 21.7 ° Açık hava
  • Pazar 33.9 ° / 22 ° Bulutlar
  • Pazartesi 34.4 ° / 22.7 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.419%0,10
  • DOLAR

    8,6605% 1,58
  • EURO

    10,1884% 1,29
  • GRAM ALTIN

    487,74% 1,50
  • Ç. ALTIN

    804,771% 1,50