Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


EVE GİREN TRAKTÖR


    Bir motorlu aracın şoför yerine ilk oturuşumdu.

    At arabasında arabacının yerine oturmuşluğum,

hatta sürmüşlüğüm bile olmuştu.

     Ana traktöre ilk ayak atışımdı bu.

 

                                               ***

     Düziçi Köy Enstitüsünde 2. Sınıf öğrencisiydim.

     Okulda ikinci yılımız da olsa, yaşamımızdaki ikilemlerden

kurtulabilmiş değildik. Hâlâ yaz tatili ile okul yaşamı arasında

yeterince ortak payda bütünselliği kuramamıştık. 

     Çünkü bir evden çıkıp, bir baka eve girmiştik. Ama iki evin

yaşam koşulları ve kuralları çok farklıydı. Bu kadar çok arkadaş

sahibi olmak meğer ne büyük zenginlikmiş. Ama ne kadar da ağır

bir sorumlulukmuş. Oysa biz birer küçük kuzucuklardık burada.

     Rahmetli Annem “ Güle güle kuzucuğum” diyerek yollamıştı

beni. Tüm anneler benzer şeyler söylemiş olmalıydılar. 

     Okulumuz çok güzeldi. Bizim köyden daha büyüktü.

     Evimizi anımsayıp hasretle ağlamayı üç günde unutturmuştu

bize.

     Okul binaları bir plan içinde kurulmuş olmalı ki gülümseyen

 bir görünümü vardı. Haruniye tepe yamaçlarının Düziçi Ovasına

kavuştuğu noktada kurulmuştu.

     Kurumun çekirdeğinii oluşturan dört tane ana bina çevresinde

yemekhane ve konferans salonu, yatakhaneler, öğretmen evleri

ve iş atölyeleri yer alıyordu.

     Tarım bölümünde de iş özelliklerine uygun birçok yapı vardı.

 

                                                               ***

     Sabah ilk dersimiz kimya idi. Kimya dersleri Birinci Binadaki

Kimya Laboratuarında görülüyordu. Erkence gitmiştim. Binanın

önünde okulun traktörü duruyordu. Hiç unutamam Ferguson

maraka bir traktördü. Binanın önündeki rampanın başına park

edilmişti. Önündeki 10- 15 metre kadarlık inişin sonundan da

öğretmen lojmanları başlıyordu. İlk lojman Müdür Ramazan

Oral’ın eviydi.

     Traktöre yakından baktım. Bizim köyde yoktu da, bir

yerde görüp elimi sürmek bile kısmet olmamıştı.

     At arabalarını iyi biliyordum. Sürmüşlüğüm bile vardı.

Ata, eşeğe, deveye kadar binmekte yarışırdım bile. Ama

traktöre hiç binmemiştim. Biraz da çekinerek, merakla

çıkıp şoför yerine oturdum. İlk kez oturuyordum ve elim

ilk kez direksiyona değiyordu. Çeviriyor gibi yaptım.

Vitesini ileri geri yaptım. Sürdüğümü hayal ediyordum

ki traktör yürümeye başladı. Donup kalmıştım. Müdür

Bey’in lojmanına doğru gidiyordu. Her şeyi unutmuştum.

Direksiyona yapışmış bir taş parçasıydım sanki. Traktör

lojmanın tuğla yan duvarını delmiş, ön tekerlerle motor

kısmı eve girmişti. Müdür Bey ve eşi çığlık atarak dışarı

çıktıklarında, ben hâlâ traktörün üstündeydim.

     Müdür Bey beni kolumdan sıkıca tutarak indirdi:      

     “ Buna bir su içirin” diyerek birine telsim etti beni.

     Hareket etmeyi unutmuş gibiydim. Oysa ben at, eşek

binmiş; davar- deve gütmüş, çevrenin cıva gibi dediği

afacan bir çocuktum.  

     Biraz sakinleşince Müdürün odasına götürdüler.

Öğretmenlerin bir haylisi oturmuş gülüşüyorlardı.

Sınıf Öğretmenim Kimyacı Saime Soysal bir abla

gibi Kucakladı. Epeyce rahatlamıştım.

     Pek fazla gülmeyen Müdür Bey’in gülmemeye

çalışır gibi bir hali vardı:

     “ Çocuğum niye kapıdan gelmedin?” deyince,

kahkaha tufanı kopmuştu.

     Spor öğretmeni ve Eğitim Şefi Ali Demiralp söze

girmişti birden:

“ Babacan sen bir sporcusun. Atletizm takımındasın.

Sporcu ani kararlar verir. Traktörden niye atlamadın?

Sen de duvara çarpabilirdin.” Yanıtım şöyle olmuştu:

      Öğretmenim spor hareketlerinde ön çalışmalarım

vardı. Ama bu olayla ilk kez karşılaştım deyince, Meslek

Dersleri Öğretmenlerimizden Ömer Uyar devreye girip,

o baba tavrıyla:

     “ Çocuğun yanıtında sosyolojik bir öz olduğunu gözden

kaçırmayalım”  yargısıyla beni savunmuştu.

     Sonradan anlaşıldı ki traktörün aküsü zayıfmış. Şoför,

çalışmaz korkusuyla rampanın başına bırakmış. Ama taş

koymayı ihmal etmiş.

     Benim motordan atlamamış oluşuma sevinilmiş bile.

     “ Ya atlamaya çalışırken traktörün altında kalsaydı,

halimiz ne olurdu?” korkusunu çekenler hiç de az  

değilmiş. Ama şoföre söylenmedik kalmamıştı.

     Arkadaşlarımın gırgırlarından öte, uzunca bir süre

öğretmenlerim bile:

     “ Şoförlük nasıl gidiyor Babacan?” diye takılmayı

sürdürmüşlerdi.

     Traktör şoförüyle de ahbap olmuştum. Şakacı bir

köylüydü.

     “ Arkadaş, bunca yıllık şoförüm. Hem de iyi şoför

olduğum söylenir. Okul da o yüzden aldı zaten.

     Traktörle bağa- bahçeye girdim. Tarlaya- harmana

girdim. Çeşit çeşit garaja girdim. Ama eve girmek bir

türlü nasip olmadı. Bu çocuk benden daha usta” der,

kahkahayı basardı. Köyüne her gidip geldiğinde de

evde yapılmış tatlılardan getirirdi bana.

     Hoşgörülü insanlardı.

     Mekânları cennet olsun.



YAZARLAR

  • Perşembe 37.3 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 23.9 ° Açık hava
  • Cumartesi 35.3 ° / 22.9 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.419%0,47
  • DOLAR

    17,2333% 0,10
  • EURO

    17,5788% 0,18
  • GRAM ALTIN

    963,07% 0,04
  • Ç. ALTIN

    1589,0655% 0,04