Mehmet Doğan Karakuş - Muhabbet Yelleri


CAMGÖZ


Kısa boyluydu.

Tiken tiken saçlı olduğundan ötürü hap üç numro traşlıydı başı.

Saçları püskül püskül olarlara gıcığı vardı.

Camgöz, ünlü bir ağanın oğluydu. Ağa öteki ağalar arasında değerini, bahasını bulmadığı zannıyla öteki ağaların arasında görünmese de kırgınlığından; onlardan ayrıksı da kalamaz. Kalırsa bilir ki maraba, köylü üstünde öyle sözü dinlenir birağa olamaz. Ağalar da onu pek sevmese de yarı köycül, yarı maraba duruşundan ötürü, babası Kostik ağanın hatırından ötürü atamaz, dışlayamaz. Kasabada bunu herkes bilir. Patavatsızlık yapsa da, yarı maraba, yarı köylü ansıtsa da duruşu; ağalık geleneği gereği, yanlarında yedek akçe benzeri taşırlar bu ünlü ağayı.

Kasabanın sokağında, caddesinde, mahallesinde kısa boyu, çelimsiz gövdesi, önemliymiş de önem verilmemiş küsmüşlüğünde, ellerin ardında yürür hep Kostik ağanın oğlu, ikinci Kostik ağa...

Yuvarlak bir başın dümdüz alnına iki tane göz, renksizce çakılmış, fıldır fıldır döne döne, başı hep boynundan fırlayacakmışcasına bi sağa, bir sola bakar durur ikinci Kostik ağa. Fıldır fıldır dönerek bakar. Göz aklarının içinde bir çift gözbebekleri misketce döner durur. Dost mu, düşman mı bakışlıdır, kimse bilemez. 

Kostik!

Bu ağanın babasıdır.

Dağların burnunu yazıya gömdüğü yerin köylüsüdür. O köyün ağasıdır. Öteki ağalardan ayrıksıdır. Sıradan, yalın, içinde hinlik bulunmayan amma neden hinlik bulunmadığını kendine soran, inadına soran bir ağadır.

Camgöz de bu ağanın oğludur.

Cindir cin.

Kasabanın  futbol takımında biri vardı. İki metre boyunda, heybetli, kaslı, hızlı koşan, çok iyi toplara yükselen, kafayla gol atan lâkabı Zırrıkı olan bir topçuya nasıl gıcık olduysa; bir sıçradı, bir sıçradı ki... Görenlerin ağızı açık kaldı. Neden mi ağzı açık kaldı görenlerin?! Şöyle ki; sıçrayıp da o iki metrelik adamın omuzuna oturup gol atmasını engellemiştir. Hobilik boyludur Camgöz. Başının nohuta benzerliği, boyunun kısa oluşu, saçlarının tiken tikenliğinden ötürü lâkabı hem Camgöz, hem Hobilik kalmıştır. Gelelim ağzı açık kalanların neden ağzı açık kalmış, bilelim; çünkü o iki metrelik adam karşı takımın değil, kendi takımının oyuncusudur. Tam gol atacakken omuzunun üstünde Camgöz'ü bulan Zırrıkı, lâkabına uygun deli deli olmuş; Sülemeşin o Savrun çayı taşkınlığında getirip getirip de Toros'un alüvyonlu çakıllarını; dölekte biriktirdiği, alüvyonları uzağa götürüp de yalnız çakılların kaldığı top sahasını bir uçtan ötekine Zırrıkı arkada, Camgöz önde fırdolayı koşup, dilleri bir karış dışarıda nefes nefese kalıp çakıllı top sahasının üstüne sere serpe mecalsiz serildiğini seyirciler, yani kasaba halkı görmüştür. Gördüğü için de ağızları açık açık kalmış, gözbebekleri irileşen bakışlar Sülemiş'in dibindeki çakılların üstüne sabitlenip kalmıştır.

Camgöz, ikinci Kostik ağanın oğludur.

İkinci Kostik ağa da birinci Kostik ağanın oğludur hani.

Düşünün hallerini de, ağaların ikinci Kostik'i aralarına almamalarını, ikinci Kostikin de buna şaşkın şaşkın, fıldır fıldır bakışlı, bir anlam verememesini anlayın. Hani, dededen babaya, babadan da oğula geçen bir ırsiyet denen şey var. Öyle bir şey olmalı. Adına da genetik diyebilmelisiniz.

Üçüncü Kostik diyemem de ona, Hobilik Camgöz diyebilirim. 

Kasaba böyle diyordu.

Böyle benimsemişti...

Gün geldi, kasabanın Hobilik Camgöz'ü okumaya gitti Adana Erkek Lisesi'ne. 

Kasabada huydur, gidenlerin ardından, yapsın yapmasın, bilsin bilmesin, tutsun tutmasın bir söylentiyi uçururlar. Öyle uçururlar ki; gelir, kendilerine ulaşır söylenti, ilk çıkarana, onlar da kendi anlattıklarını bile bile inanır; ulaşan söylentiye. 

Değişik değişik olsa da;

Yalan olsa da...

Böyle bir huyu vardır kasabanın. 

İşte, böyle bir huylu kasaba halkı ikinci Kostik ağaya der ki;

“Ağam! Senin oğlan Adana'ya gitti ya!”

“Eeee!?” 

“Vallaha!..”

“Ne vallahası lan?!”

“Cuvara içiyormuş!” 

“Hadi yaaa!”

“Filancanın oğlu da orada okuyor ya, o görmüş ağam. Elin adamı harman marman içerken, senin oğlan birinci cuvarası içiyormuş!”

“Deme!?.”

“He valla!”

“Yani, cuvaranın en birincisinden!?”

“He!”

Gözleri fıldır fıldır döndükçe ikinci Kostik ağanın, boynu da bir uzayıp, bir kısalırcasına öne doğru uzanır çekilir olmuş. Hemen gitmiş kasabanın garajına, binmiş otobosa, ver elini Adana! 

Şöyle bir kuytulukta beklemiş

Bakmış ki oğlu geliyor karşıdan. Geliş ki ne geliş...

Ağzında cuvara, fosur fosur duman tüttürerekten.

Dumanı halka halka çıkarıp, arkadaşlarına göstererekten.

Pat diye karşısına çıkmış oğlunun.

Oğlan da dudağındaki sigarayı ağzının içine alıvermiş.

Baba bu ya...

Dayanamamış, üstüne de varmamış oğlunun. 

Arkadaşlarının soru dolu bakışları altında, baba oğul kolkola girip yürümüşler.

Palmiyeler, turunçlar, zeytinler, yeşil tikenleriyle mimozalar saygıda kusur etmemiş baba ve oğula. Bir sıralı dururken palmiye serinleticiliğini, turunç kokusunu, mimoza sarı sarı tozlu çiçeğini  tozutmuş durmuş.

Kasabaya döndüğünde Kostik'in ikincisi, sormuşlar;

“Gördün mü?” demişler;

“Cuvara içtiğini gözlerinle gördün mü?!”

“He!”

“Ne yaptı?!”

Gözleri ilk kez gülümser cinliğe bürünmüş Kostik ağanın. Yani ikinci Kostik'in.

“Ne yapacak canım!” demiş;

“Beni görünce cuvarayı yuttu!”

“Korkudan mı?!”

“Korkudandır ellaham!”

“Sen ne yaptın?”

“Acıdım.”

“Haydaaa!..”

Döşünü öne çıkarıp,sağ elini sol döşünün üstüne zumzuk yapıp vurarak;

“Ne de olsa ağa oğlu. Cuvaranın en birincisinden de içiyor. Parası kalmamıştır diye cebine bolca para depiştirdim!”



YAZARLAR

  • Cumartesi 40.6 ° / 24.4 ° Açık hava
  • Pazar 40.8 ° / 24.5 ° Açık hava
  • Pazartesi 42.6 ° / 24.4 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.393%0,09
  • DOLAR

    8,4445% -0,13
  • EURO

    10,0553% -0,13
  • GRAM ALTIN

    491,08% -1,23
  • Ç. ALTIN

    810,282% -1,23