SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


"ÇAĞINIZ BAŞLIYOR EY HATIRALAR"


"Gel gör ki, sular batıya meyleder,
Ağaçta bülbülün sesi değişti,
Gölgeler yerleşiyor pencereme;
Çağınız başlıyor ey hatıralar.” 
CAHİT SITKI TARANCI
Gençler umutla, yaşlılar anılarıyla yaşarmış. Çocukluğumun ramazanlarını şiirlerle anlatayım dedim.
KIRKLARELİ'ndeyim:
Eski Ramazanlar ve Çocukluğum
Ah ramazan günlerinde gördüğüm sevgi
Büyük bir huzurla başlayan sabah
Sonra durup durup tekrarladığım
Çocuksu çocuksu bismillah!
Bakardım her sabah kadınlar, kızlar
Bütün konu-komşu bizde.
Ve beyaz tülbentli ince bir kadın
Kur’an okuyor evimizde.
Beyaz papatyalar gibi beyaz tülbentli gelinler
İlahiler okurlardı sonra derinden
Bir bulut geçerdi nemli, ıpıslak...
Gelinlerin sürmeli gözlerinden...
Uhrevî bir âlem başlardı nakış nakış
Bütün yüzlerdeki nurdan,
Ve tüter dururdu dualarla yakılmış
O serin sofalarda buhurdan...
Büyürdü her akşam minarelerle beraber
Mavi göklerdeki varlık.
Kulaklarım okunacak ezan sesinde
Ceplerimde çeşit çeşit iftarlık.
Halbuki ben o zamanlar-çocukluk bu ya
Tutup herkesten gizli
Bozardım orucumu bir bardak suyla.
Ama kimseler bilmezdi."
Kardeşlerim Öner ve Vicdan-Nurdan doğmamıştı daha-arkadaşlarımız Sevim, Sevinç, Ahmet, adlarını neredeyse unuttuğumuz, bizim onlara taktığımız takma adlarıyla seslendiğimiz Oğlak ve Tôsi ve tabii en başta ben, Tırnova Caddesi’ndeki bakkal Yakup Aga’ya giderdik “iftarlık” almaya...
Hepimiz oruçluyuz ya!
Ellerimizde samanlı kâğıtlardan yapılmış -içi, fındık, fıstık, kuru üzüm dolu- külahlarımızla dönerdik sokağımıza mutlu/ mesut...
Bizim sokağa en uzak bakkal Yakup Aga’ydı. Oysa çok daha yakında Bilal Aga vardı, dere boyunda da Sinekli Bakkal... Niye ona giderdik? “Çocuksunuz, koşmaca oynamak ya da yarışmak için herhâlde...”diye düşünüyorsunuz... Iıh! Bilemediniz! Çünkü Yakup Aga, külahlarımızı ağzına kadar  doldururdu on kuruşa da ondan... Oğlu doktordu Yakup Aga’nın kızı da öğretmen... Yaşlıydı Yakup Aga, hiç gereksinimi olmadığı hâlde, zamanını boş geçirmemek için bakkallık yapardı.
Top patlayınca büyüklerimizle birlikte oruç bozardık...
Anneannem namaza dururdu sonra.
"Anneannem, namaza durur günde beş vakit
Bir serinlik duyarız ondaki büyük huzurdan
Aydınlanır içimiz, odalarımız
Yüzündeki ince mübarek nurdan.
Beyaz başörtüsüyle, savrulur gider sanki
Yakalar büyük sırrı, her yeni ezan sesinde.
Kehribar tespihinde sabır, boynunu büker
Şükür çiçek açar seccadesinde"
Çocukluk anılarıma döndüm bu gece...
Sonra da bir bayram sabahına gittim...
 Şu an, TEKİRDAĞ'dayım. Kapıda davulcu, mani söyleyip davulunu bir güzel çalarak bayramımızı kutluyor.
“Şekerim var ezilecek
Tülbentlerden süzülecek
Bekletmeyin davulcuyu
Çok yerim var gezilecek.
Aşağıdan beri geldim
Düştüm davulumu deldim
İki gözüm benim ağam
Ben sana yeni geldim.
Tamam davulcu, bekle biraz diyorum...
Avludan kedi atladı
Davulcunun ödü patladı
Korkma davulcu korkma
Ağam keseyi yokladı.
Bekliyoruz, bekliyoruz; gelen giden yok! “Mustafa Bey, haydi Gazioğlu Köyü’ne doğru yürüyelim, oradan da Karaevli’ye yürürüz” dedim ve Cicioğlu’ndan yola koyulduk.  Cicioğlu, yazlık evimizin olduğu sitenin adı...
İyi ki geldik köye... Kızlar çeşmeden su almaya gelmişler; bayram giysileri içinde. Kızlar gelir de oğlanlar (delikanlılar) durur mu hiç! Onlar da orada...
“Arabam teker meker
Şu Tekirdağ’a kız çeker
Şu Tekirdağ’ın kızları
Pembe yuvarlak şeker.
Asibe (Hasibe) çok kızdı birden bu sözlere, onun sevdiceği Sarı Mümin’den önce bu mani düzen kimdi? Bir de baktı, Muratlı’dan agasına konuk gelen oğlan! Durur mu Asibe’nin çenesi...
Atlılar, atlılar
Geliyor Muratlılar
Kız görmeye gelmişler
Muşmula suratlılar.
Muratlılı durur mu!
Aparız, aparız
Gökten yıldız kaparız
Bu köyün çocuklarına
Deve çanı takarız.
Asibe dayanamadı yine:
Ayakkabım var benim
Bir karış topukları
Piyasaya çıkmışlar
Tekirdağ kopukları.
Sarı Mümin dayanamadı, baktı ki Asibe susmayacak, hemen araya girdi:
Aşağıdan gelir misin?
Yolları bilir misin?
Elindeki mendili
İstesem verir misin?
Asibe bir döndü arkasını ne görsün! Yavuklusu Sarı Mümin sesleniyor, hemen övünerek yanıtladı soruyu:
Armut koydum sepete
Yâri gördüm tepede
Öyle bir yar sevdim ki
Şan olsun memlekete.
Dağda orman olur mu?
Aşkta ferman olur mu?
Yandım yandım kül oldum
Küle derman olur mu?
Çarşafımın ipleri
Ankara’da dokunur
Sevgilimin baş ismi
M harfiyle okunur.
Sarı Mümin yanıtladı yavuklusunu:
Bugün günlerden pazar
Kâtipler yazı yazar
Gidin sorun kâtibe
Hep ayrılık mı yazar?
Ben hayran hayran dinliyordum ki, bu sefer benim yavuklum girdi araya “Vildan Hanım, bırak çocukları, rahat etsinler... Karaevli’ye yürüyeceğiz daha.” dedi. Ben arkama baka baka yürümeye başladım, uyarısına uyarak... Baktı ki yüzüm düştü “ben sana düzerim mani yürürken” dedi:
Dereye inen miller
Yâre döktüğüm diller
Unutulmaz be yârim
Seninle geçen günler.
Hemen mutlu oldum ve,
Dere boyunda kavak
Sallanır salak salak
Bizim köyden kız almak
Cennetten gül koparmak” dedim ki, Mustafa Bey, “Dikkat et, sen de hem konuşur hem yürürken, kavak gibi düşmeyesin!” dedi. Çaresiz sustum.
Maniler tadında bayramlar dileğiyle...
HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Perşembe 37.3 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 23.9 ° Açık hava
  • Cumartesi 35.3 ° / 22.9 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.419%0,46
  • DOLAR

    17,2260% 0,06
  • EURO

    17,6103% 0,36
  • GRAM ALTIN

    965,68% 0,31
  • Ç. ALTIN

    1593,372% 0,31