YAVUZ ALİ SAKARYA


BİZDEN BİRİ VARAN (7)/“HASAN GÜLEL ÖĞRETMEN”

Bu gerçek olayı sayfasında anlatan Aksu İlk öğretmen okulu mezunu emekli öğretmen Mehmet Görmezden (Gençlik Kitabevinin sahibi, Antalya kolejinden velim) alıntıladım.


Bu gerçek olayı sayfasında anlatan Aksu İlk öğretmen okulu mezunu emekli öğretmen Mehmet Görmezden (Gençlik Kitabevinin sahibi, Antalya kolejinden velim) alıntıladım. Teşekkürler. İşte size bir başka boyutuyla efsanevi işler başaran Enstitülü HASAN GÜLEL öğretmen. Kendisi yıllarca Bisikletiyle Türk eğitin derneği adına çelenk bağışı toplayarak, hızır gibi her işe yetişerek Antalya'da insanların sevgisini, saygısını ve takdirini kazanmış bir eğitimci idi. Tonguç'un yetiştirdiği değerli öğrencilerden biri idi. Mehmet Görmez' in bu güzel anısının tadını çıkarta çıkarta okuyun. Derneğimiz üyesi iken kaybettiğimiz İsmet Dikmen'e de rahmet dileyin. Köy Enstitülerini kapatarak neleri kaybettiğimiz görün:

Birkaç gün önce Abdülkadir Gündüz arkadaşımızın alıntıladığı bir yazı üzerine, gencecik bir KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMENİN başarısından bahisle, İSMET PAŞA’yı trenden, hem de dağ başında bir köyde nasıl indirdiğini anlatmıştım. O yazının sonunda da, HASAN ÖĞRETMEN’i yaşadığım bir olayda anlatacağımı açıklamıştım.

1970 yılların sonu. Öğretmen sürgünleri devam ediyor. Hele bir Antalya milletvekilimiz var, tek işi hoşuna gitmeyen öğretmenleri sürgüne göndermek. Arkadaşım, daha sonra da iş ortağım İSMET DİKMEN de Şebinkarahisar’da sürgünde.

İsmet bir gün yanıma geldi: -Mehmet. biliyorsun ben sürgündeyim, sen de topun ağzında... Anlayacağın bu devletten bize ekmek yok. Başımızın çaresine bakalım. On gün kadar düşündük, tartıştık. Bir işyeri açmaya karar verdik. Kitap, kırtasiye, matbaacılık serüveni böyle başladı.

1978 yılında matbaa aldık. Hiç bilmediğimiz, bambaşka saha...işler iyi gidiyordu... Hele sürgün edilme korkusunu iyice atmıştık. Kendimize güven gelmişti. Çevremizden, dostlarımızdan, okullarımızdan, öğretmen arkadaşlarımızdan da ciddi bir destek geliyordu.

Bir baskı makinesi vardı. Yetmiyordu. İkinciyi aldık. İşlerimizin çok yoğunlaştığı bir anda ikinci makine küt durdu. İş çok, müşteri, günlü, saatli iş bekliyor. Makine tamir olacak. Matbaacı dostlarımıza gittik, sorduk, soruşturduk. Tamir için usta İzmir’den gelirmiş, böyle bir tamir de en az üç gün sürermiş, ustanın gelip gitme, otel ve yemek parası ortalama üç bin lira tutarmış. 3000 LİRA... EYVAH Kİ EYVAH... O zaman bu para büyük para. Daha birkaç ay önce 5 (BEŞ} lira peşinatla 1500 liraya matbaa satın aldığımızı düşünürsek paranın büyüklüğü ortaya çıkar. Gelecek olan bu matbaa ustalarının hiç ayık gezeni de olmazmış. Hele akşamları sabaha kadar içenleri de varmış. Kaldık mı sarhoşların içinde...

Usta aramaya devam...Astsubay emeklisi bir usta getirdiler. Adam çok havalı. Ordu’da makine teknikeri imiş, askeriyenin matbaa makinelerini de o tamir edermiş. Baktı bizim makineye “hiç gördüğüm bir makine değil” dedi ve gitti.

Matbaanın biri “Şelale”, diğeri de “Hürses” gazetelerinin makinelerine bakan bir usta var, ama neyin nesi bilmem, dedi. Gazetelere gittik. Sorduk. Her ikisinin sahiplerini de iyi tanıyoruz . Şelale gazetesinin sahibi Sadri TUNCA da dükkan sahibimiz. Her ikisi de “Hocam, Hasan Hoca hemen hemen her gün bize uğrar geçer, biz söyleriz, o size uğrar. Bizim makineleri yapıyor, ama inşallah sizinkini de yapar.” dediler.

Ertesi gün sabah, ince uzun boylu bisikletin üstünde birisi geldi. Aaaa... bu çok iyi bildiğimiz Hasan Ağabeyimiz bizim. İçeri buyur ettik. “Arkadaşlar,” dedi, “Bir sıkıntınız varmış, yapabilir miyiz bir bakalım, benim bir saatlik bir işim var, onu yapıp geliyorum,” dedi ve gitti. Bizim Hasan ağabeyimiz, matbaacıların Hasan Hoca’sı, toplumun HASAN ÖĞRETMENİ ile nihayet tanıştık.

O, biraz sonra gelecek. Tamir edebilir mi? O da tamir edemezse ne yaparız? Tamir ederse kaça mal olur? Öyle ya, İzmir’ li ustalar üç bin liraya mal ediyor. Ya Hasan ağabey kaç lira isteyecek? Acaba taksit yaptırabilir miyiz?…Tüm bu soruları İsmet ile birbirimize soruyoruz. Ve Hasan Ağabey geldi. “Makineyi bir görelim, arkadaşlar,” dedi, Bodrum kata, makinenin yanına indik.

HASAN ÖĞRETMEN

Dediği gibi bir saat sonra Hasan ağabey geldi. Makinenin yanına, İSMET önde, Hasan ağabey ortada ben de arkada indik.

Hasan ağabey, işini görmüş, evine gitmiş, beyaz Renault arabasıyla gelmişti. Arabadan 30-40 cm boyunda, iki kitap kalınlığında bir çanta almıştı. Bizim, oraya vinçlerle indirdiğimiz 700 kg ilk koca makine, bu çantadan çıkacak birkaç aletle tamir edilecekti, öyle mi?

Hasan ağabey makinenin etrafında bir dolandı, baktı, baktı... “Doğrusu ben de ilk defa böyle bir makine görüyorum, arkadaşlar ama” deyince, karşımda sessizce bekleyen İsmet’in yüzüne baktım, gözleri küçülmüş, yüzü buruşmuştu. Ani bir hareketle ceplerini karıştırdı, belli ki, biraz önce yukarıda dükkanda bıraktığı sigarasını arıyordu. Sıkıntısını giderecekti.

Hasan ağabey de sıkıntımızı anlamış olmak ki, “Evet bunu ilk görüyoruz ama, bu makineyse, bir motorla çalışıyorsa, motorların çalışma metodu da belliyse, elimizden geleni yapacağız, inşallah başarırız arkadaşlar” dedi. Sağ tarafındaki bazı düğme benzeri şeyleri buldu. Bastırdı, ileri geri çekti yine bastırdı, hafif, ama “tırrrt... diye bir ses geldi. “Hahh”, dedi Hasan ağabey, “burdan değil, burası sağlam,” dedi ve hemen onun solundaki bir yere baktı. Oradaki benzer düğmeleri çekti, bastırdı. Tık yok. Orayı söktü. 20 cm boyunda bir kol, ucunda da çay bardağı kadar bir parça vardı. “Galiba bulduk arkadaşlar, bakın bu çatlamış , görevini yapamıyor” dedi ve onu oradan söktü aldı.

“Haydi gidiyoruz. Yalnız ustaya tenbih edelim, biz gelinceye kadar buraya kimse dokunmasın.”“Nereye?” “Sanayi Çarşısına gidip parçayı yenileyip geleceğiz.” O zaman Antalya’da bir tek sanayi çarşısı var. Bugün, herkesin “Eski Sanayi” dedikleri yer. Teee şehrin dışında...

Bindik arabaya, Hasan ağabey direksiyonda, biz arkada... İsmet ile göz göze geldik.. “Ne oluyoruz.. ne yapacağız... Gidiyoruz, ama cebimizdeki para yetecek mi? Hasan ağabeyle de hiç birşey konuşmadık. Bu iş bize kaça mal olacak, altından kalkabilecek miyiz? Sorularını İsmet ile içimizden tartışırken Sanayi çarşısına vardık bile.

Büyücek bir dükkan... İçinde Kocakovacık makineler. Hasan ağabeyi gören patron, ustalar hepsi ayağa kalktı. Anlaşılıyor ki, Hasan ağabey buraya çok gelmişti. O, bizi tanıştırdı:

Bu iki genç öğretmen arkadaşımız, matbaa kurdular, makinenin bu parçası çatlamış, mili döndüremiyor, bunu yenileyeceğiz, dedi. Ustabaşı o parçayı eline aldı, baktı. “Evet hocam bu ölmüş yenileyeceğiz,” dedi, gitti.

Karşımızdaki büyük makineye bir metal parçası yerleştirdi, ayarlarını yaptı, çalıştırdı. O metal parçası makinenin içinden geçmiş, bizim çatlayan parçanın sağlamı olarak gelmişti. Daha çaylarımız bitmeden korkulu rüyamız, o parça, elimizdeydi. Hasan ağabey ayağa kalktı, ustabaşına teşekkür etti, daha biz cebimize el atmadan O, ustabaşının eline para sıkıştırdı. Patron biraz uzaktaydı, bakıştılar, patron, “Yeter, yeter” dedi. Vedalaştık. Dönüş için arabaya bindik.

Arabada Hasan ağabeye her ikimiz de teşekkürlerimizi sunduk. Hasan ağabey: “Geçmiş olsun arkadaşlar, işin yüzde doksanı tamam, eğer başka bir yerinde arıza yoksa, ucuz atlattık sayılır,” dedi. Biraz daha rahatlamıştık. İsmet zaten bütün intikamını sigaralardan alıyordu.

Makinenin başındayız. Hasan ağabey, bizi ve ustamızı yanına çağırdı. Bak ustam, çok çalışması, makineye zarar vermez, elindeki yağ kabını göstererek, bunun ilacını hiç eksik etme, zamanında yağla, yeter,” dedi. Yeni yapılan parçayı, ona bağlı olan kolu yağladı, takıştırdı, bir daha yağladı, yerine taktı. Diğer sökülen yerleri taktı. Ustaya elindeki ve başka yağlarla makinenin değişik yerlerini yeniden yağlattı, sildirdi. Çalıştırdı: “Tarrrrrttt.”

“Haydi, geçmiş olsun arkadaşlar, sesini duyunca beğendim, makineniz güzelmiş... Eh bir çayı hak ettik artık,” dedi. Yukarı dükkana çıktık. Hasan ağabeye ne kadar teşekkür etsek azdı. Çayları içtik, borcumuzu soracağız. Öyle ya, İzmir’li ustalar, üç bin lira, en az üç gün lokantada, otelde sarhoş usta ağırlama aklımızdan gitmiyordu. ”En az üç günde biter” dedikleri iş, Sanayi Çarşısı’na gidip gelmek de dahil iki saatte bitmişti. İsmet ile bakıştık. Sen aç konuyu işareti yaptı bana.

Ben Hasan ağabeyimize tekrar teşekkür ettim, borcumuzu sordum. Bir taraftan yeni gelen kitaplara bakıyor, bir taraftan da bir şeyler mırıldanıyordu. “Haaa o mu? O kolay canım... 150 kuruş Sanayide verdik. O yeter.” “Olur mu ağabey. Sizin emeğiniz. Bu arabanın yakıtı.? “Peki.. peki... bir lira da yakıt parası alalım.” Her ikimiz birden: “Ağabey emeğiniz..?”“Bak onu peşin aldım,” dedi ve elindeki kitabı gösterdi. Muzaffer İzgü’ nün yeni çıkan kitabını almıştı. “Azrail Nasıl Rüşvet Yedi?”

“Sağ olun ağabey, her zaman bekleriz, istediğiniz bir kitap olursa, bize bildirin lütfen, biz onu size ulaştırırız.” “Siz de sağ olun arkadaşlar, böyle bir kültür işine başlamanızdan biz de mutluluk duyuyoruz. Ben buraya ilk geliyorum, ama sizi takip ediyor, iyi haberlerinizi aldıkça seviniyordum,” dedi vedalaştık.

Bir KÖY ENSTİTÜLÜ öğretmen, iki ÖĞRETMEN OKULU mezunu öğretmenin makinesini tamir etmişti. Dükkanın içinde İsmet ve ben, iki dakika sadece bakıştık, sustuk, düşündük.

NASIL BİR İŞTİ BU?

Köy Enstitüsünde yetişen bir kişi nasıl yetişmişti? Aynı okullarda okuyan bizim ne eksiğimiz vardı? O güzel okulları kimler bu hale getirmişti? O okullar bugünün koşullarına, teknolojisine uydurularak devam ettirseydi, Türkiye bugün nerde olurdu?

“HASAN ÖĞRETMENLER”, “HASAN HOCALAR” , eski Halk Eğitim Müdürü “HASAN GÜLEL’lerin çoğalmasını kimler, hangi çıkarları için baltaladı? Ve ülkemiz, güzel TÜRKİYEMİZ bugünkü hale nasıl getirildi? Gördüğünüz gibi soru çok ta yanıtını bizim dışımızda pek arayan yok. YKKED Antalya.

 

 



YAZARLAR

  • Cuma 36.8 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.434%1,18
  • DOLAR

    16,7632% 0,39
  • EURO

    17,5056% -0,12
  • GRAM ALTIN

    963,11% -0,70
  • Ç. ALTIN

    1589,1315% -0,70