YAVUZ ALİ SAKARYA


BİZDEN BİRİ, SAMİ GÖKMEN VE “DERİN İZLER” KİTABINA DAİR


Sami Gökmen, Muğla iline bağlı Fethiye’de Çal Dağı eteklerinde “Arpacık” köyünden bir çocuk. Aksu Köy Enstitüsü’ne giderek, kabuğunu yırtan sonraki yaşamında öğretmenlik yaparak ve Muğla milletvekilliğine uzanarak adını eğitim alanında da siyaset sahnesinde de kalıcı kılan bir aydın, eğitime gönül vermiş bir kişilik, yurda hizmeti kutsal sayan, ibadet gören bir eğitimci.

O “keskin dönemeçli yollarda “Derin İzler” bırakan güzel bir yurdum insanı. Sevgi ile yoğrulmuş, hamuru iyi karılmış, yaşadığı sürece vatan sevgisi tavan yapmış, ödünsüz yaşayan, ilkeli, ileri görüşlü, destek çıkması gereken zamanda sonsuz destek çıkan, tepki vermesi gereken zamanda çekinmeden tepkisini yerinde ve zamanında veren bir olgun insan. “İnsan-ı Kamil.”

Benim “Ülkemin Destansı Gerçeği: Köy Enstitüleri” adıyla basıma hazırladığım kitabımda, sevgili Sami Gökmen ağabeyin “Derin İzler” adını taşıyan ve Aksu Köy Enstitüsü anılarının da yer aldığı kitabında Aksu’ya gidişine yönelik bir anlatımı var.

Enstitülü çocukların o dönemde okumak için verdikleri çabayı, özveriyi göstermesi bakımından ilginç. Burada paylaşıyorum ve Sami Gökmen’in “Gürer Yayınları” nda çıkan “Derin İzler” adını taşıyan anı-kitabını okumanızı öneriyorum. Bu vesile ile Sami Gökmen ağabeye sağlık, mutluluk ve esenlik diliyorum.

BİR DAĞ YOLCULUĞU

"Fethiye-Antalya arası. Altı yıl gidip geldiğim o yollar, o dağlar, o denizler hep korkulu rüyamız olurdu. Fethiye-Antalya, Fethiye-Burdur arasında düzgün işleyen karayolu yoktu. Fethiye’den Aydın’a otobüsle, oradan Burdur’a trenle, Burdur’dan Antalya’ya yine otobüsle çok uzun bir yolculukla varabilirdik Aksu’ya. Ya da 15 günde bir gelen o ünlü Aksu vapuruyla.

***

Bir yaz tatili dönüşü. Köyden bir maden kamyonuna bindik babamla. Bekir Beli’ne geldik, kamyon durdu. Motor çalışmıyor. Hırlıyor, horluyor, bir türlü gürleyemiyor. Motorun orasını burasını kurcalıyorlar, ses yok. Vapurun kalkış saati yaklaşıyor. Zorla çalıştı motor. Fethiye ovasında indik. Ne çare, vapur dumanını savurarak Şövalye Adası’nı dolaştı gitti.

Bu kez Seki’ye giden bir kamyona bindik. Seki, Fethiye- Elmalı arasında, Fethiye’nin bir kasabasıdır. Babamın asker arkadaşının evinde geceledik. Seki-Elmalı arasında atla yolcu götürüp getiren bir adam bulundu geceden. Sabah erkenden yola çıkıyoruz. Atın semerinin bir yanına benim tahta bavulu, öbür yanına da bavula denk bir kütük bağladılar. Ortasına oturttular beni. Babam orada kaldı. Biz tırmandık at sahibiyle ünlü Gü Beli’nin yokuşuna.

Bavul ve kütük baldırlarımı kesti. İnmek, yürümek istiyorum, İndirmiyor adam. Çıkardı ceketini koydu altıma. O da fayda etmiyor. Bir çeşme başında azıcık dinlendik. Bir şeyler yedik. Yine bindirildik işkence semerine. Dağın tepesine yaklaşıyoruz. Elmalı yönünden dumanlar görünmeye başladı. Tepeye çıktık. Büyük bir orman yangını var. Gü köyü yakınlarında adam atı çekti çalıların arasına. Beni de indirdi attan. Jandarma yangına adam topluyor. Bizim adam saklanıyor, yakalanmamak için. Sesler kesildi. Tekrar yola düştük. Adam önde, ben de at sırtında onu izliyorum. Köyün alt yanında birden iki jandarma çıktı yola. Hemen adamı alıp götürdüler. Yalnızca adamın bana seslenişini duyabildim:

“Sakın attan inme. At yolu bilir. Elmalı’da alışık olduğu hana götürür seni. Korkma. Attan inme sakın. Gün battı, gece oldu. Karanlık bastı, tıkır tıkır gidiyor at. Artık tahtaların kestiği bacaklarımın acısını unuttum. Korku içinde bağıra bağıra ağlıyorum. Yolda ne gelen var, ne geçen. Ben göremiyorum önümü, ama at görüyor, gidiyor. Ara sıra bir çıtırtıyla korkup ürkse de yine yola devam ediyor. Tek tük ışıklar görünmeye başladı. Solgun ışıklar, hayalet gibi evler arasından geçiyorum. Bir binanın önünde durdu at. Başladı kişnemeye. Kapı açıldı. Yaşlıca bir adam elinde lambayla çıktı dışarı. Besmele çekerek indirdi beni attan. Korku, acı ağrı ve çileyle geçen bu ölüm kalım yolculuğunun ardından Elmalı’da o handa hasır üstü bir yatakta, uyumakla uyumamak arasında gidip geliyorum. Düş mi gerçek mi? Yaşam değil, savaş sanki. Bu kaçıncı dönemeç, korkulu, tehlikeli."

Not: Gece yarısı zifiri karanlıkta at sırtında tek başına yol iz bilmeden atın ayağına uyarak okumaya gitmenin ne demek olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Hadi bakalım kendinizi o çocuğun yerine koyun. Onun okuma azmine, gösterdiği özveriye saygı duyun. günün koşullarını düşünün, O dönemde devlet babanın nasıl kimsesizlerin kimsesi olduğuna tanık olun. Böylesi örnekler o kadar çok ki enstitülerde, insana dokun dokun bitmiyor. Yavuz Ali Sakarya 27 Aralık 2020, Antalya

Önemli not: Enstitülü babalarınızın, annelerinizin anılarını çoğaltın, kıyıda köşede kalmasın. bilgi belge ne varsa, değerini bilin. Kamuoyu ile paylaşın. Büyüklerinizin ruhları huzur bulacaktır, inanın. Kolay gelsin. Ne olur elinize kalem kâğıt alın. En azından Pandemi ortamını değerlendirin. Bekliyoruz.  27 Aralık 2020.



Hüseyin Erkan
29.12.2020 14:50:37
Aksu’da 1953-1960 yılları arasında Muğlalı çok başarılı abilerimiz vardı: Nadir Sert, İsmet Gökçöl ve Ünal Şöhret Dirlik gibi... Sami Gökmen de onlardan biri idii; diye anımsıyorum. Değerli yazar meslektaşım Yavuz Ali Sakarya ne güzel anlatmış! Ellerine sağlık!

YAZARLAR

  • Cuma 36.8 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.444%1,61
  • DOLAR

    17,5257% -0,01
  • EURO

    17,5100% 0,55
  • GRAM ALTIN

    964,78% -0,53
  • Ç. ALTIN

    1591,887% -0,53