Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


BİR TOPLANTININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


5 Mayıs 2012 günü, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Mersin Şubesi’nde, nitelikli bir toplantı yapıldı. Derneğimizin de içinde bulunduğu “ İMECE” grubunun toplantısıydı bu. Bu grupta, ( Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Karaduvar Kalkındırma Derneği ve Eğitim-İş Sendikası) yer alıyordu.

Ulusal düzeyde bazı dernek yöneticilerinin de konuk olarak yer aldığı toplantıya, İmece grubu örgütlerin şube başkanları ve dernek üyeleri, yığınsal olarak katılmışlardı.

Katılımcıların ortaya koydukları görüş ve düşünceler, derlenip toplansa nefis bir kitap olabilirdi.

Ülkenin ve toplumun içine düşürüldüğü durum enine- boyuna sergilenirken, ne yapılabileceğinin sorgulaması da yapıldı. Bu yönüyle de, ayağı yere basan bir toplantıydı.

Yani bu görüş ve önerilerin, yığınsal kitlelere ulaştırılması herkesin ortak görüşüydü, ama yolu- yöntemi ne olmalıydı?

Aramızda mesleği gazetecilik olanlar da vardı. Onlar iletişim araçlarının gücünü çok iyi biliyorlardı. Ne var ki iktidarın sultası altına girmemiş olan TV. Kanalı, gazete ve dergi sayısı, bir elin parmakları kadar yoktu.

Kitlelere ulaşabilmek için ne kalıyordu geriye; salon ve alan toplantıları. Onlar kolay mıydı sanki? Düzenleme komitesinden tutun da; yürüyüş yoluna ve toplanma alanına kadar, ortaya konmuş olan bunaltıcı kurallar ve izin koşulları, insanları canından bezdiriyordu.  “ Ne yapalım, varsın olsun” desek bile; onca çabaya karşın, eylemlere katabildiklerimiz, belli ölçüde de olsa, epeyce bilinçlenmiş olanlardır. Her toplantıda görülenler, hemen hemen aynı çehrelerdir. Asıl ulaşmamız gereken, geniş yığınlar nerde?

Diğer yandan, “ Ortak Payda Yaratma” kültürümüzün sığlığı yüzünden de; eyleme katabildiklerimizin arasında, ayrı ayrı makamlardan, ayrı ayrı şarkıların söylenişi, fazla gecikmemektedir.  Durum, bu kadar açık- seçik sergilenirken, zaman yetersizliği yüzünden, söylenememiş olanlar da vardı. Onları söylemeyi de, yazarın kalemine bırakalım:

1- Yapılan salon ve alan toplantıları, yalnızca bilgilendirme için yapılıyor sanki. Yoğun şekilde yapılan bilgi bombardımanı, “ Oh be! Benim söylemek istediklerim de söylendi” dercesine doyuma ulaşıp, sessizliğe gömülen bir dinleyici kitlesi yaratmaktadır.  Yani katılımcılar, eylemin sonunda, var olan tepkilerini de yitirmiş, yorgun savaşçılar halinde, dağılmaktadırlar.  Oysa kitleler bir zemberek gibi kurularak çıkmalıdırlar salondan, ya da miting alanından. Toplum mühendisleri, kitle dinamizminin nasıl kurgulanıp, yönlendirileceğini, çok iyi bilmektedirler.  Tarihin tanık olduğu, başarılı toplumsal tepkiler, çok bilgilendirilmeyle değil; iyi yönlendirilip, hedefin çok net gösterilmesiyle gerçekleşmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu yanlışları, çarpıklıkları önleyebilmenin, ancak iktidar gücüyle mümkün olabileceğini, çocuklar bile görüyor artık.  Peki, iktidar olabilmenin yolu nedir? Bu yolu bulmak için, yeni keşiflere, yeni icatlara gerek yok. Biricik çözüm yolu, seçmen bulmak, seçmen yaratmak, seçmen üretmektir. Seçmen üretmenin yoluysa, birebir ilişkiden geçmektedir. Nektar toplayan arı gibi. Tek tek çiçeklere konarak…  İlk bakışta, bu yolun zor olduğu ve uzun bir zaman gerektirdiği sanılır. Öyle olduğunu sanmıyorum ben. Yerin dibine batıp çıkmanın süreci daha mı kısadır?

Hani, eskiden beri söylenegelen bir satranç öyküsü vardır. Anımsayabildiğimiz kadarını, anımsamaya çalışalım:  Satranç oyununda çok usta olan bir İran Şahı, rakip bulamıyormuş. Bir gün, karşısına gariban birini getirmişler; “ Şahım, bu adam sizinle satranç oynamak istiyor” demişler.

Şah, dudak bükmüş, ama gene de oynamışlar. Şaha oyun bile vermemiş adam. Şah, Şahlığını ayağa düşürmemek için; “ Haklısın. Şimdi, ne istersen iste benden” demiş.  Ne desin adamcağız, boynunu büküp; “ Hayır, bir şey istemem Şahım. Canınızın sağlığını isterim” dediyse de;  “ İste benden, ne istersen” diye, kükremiş Şah. Kellenin de tehlikeye düşeceğinden korkan gariban;

“ Şahım, madem ısrar ediyorsunuz, bir buğday tanesinin kırk dönmesini isterim” demiş. Şah da, adamları da, katıla katıla gülmüşler. Sözbirliği etmişçesine; “ Bu şaşkın başka ne isteyebilir ki?” demişler. Hazinedar ( Şimdiki Maliye Bakanı olmalı) gidip hesaplamaya başlamış. Ortalama bir verim hesabıyla, bir tanenin ekildiğini; ondan filizlenen ekinlerde kaç başak olabileceğini; o başaklardan kaç tane çıkabileceğini; bunların yeniden ekildiğini… Derken, içinden çıkamayıp, uzman tarımcıları da çağırmış. Böylece, kırk ekim yılını tamamlamışlar. Vardıkları sonuç karşısında, veznedar, dizlerini döve döve, Şah’a koşmuş; “ Şahım, felâkete uğradık! Bu adamın istediği buğdaya, İran’ın buğdayı yetmiyor.”

Ey, insan hak ve özgürlüklerinin üstüne titreyenler!  Ey, Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında, Cumhuriyet’imizin yoluna baş koymuş olanlar! Şu akılsız buğday tanesi, öyle örgütlenir de, akıllı insanoğlu örgütlenemez mi?

 

 

 



YAZARLAR

  • Pazar 28 ° / 15 ° Bulutlu
  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.408%0,03
  • DOLAR

    8,0614% 0,68
  • EURO

    9,6770% 0,74
  • GRAM ALTIN

    460,45% 1,36
  • Ç. ALTIN

    759,7425% 1,36