CENGİZ ARCAN


BERLİN MACERASI


Berlin’e geldiğimde çevre edinmek için tüm Türk partilerine, derneklere, Camilere ve STÖ’lerine girip çıktım. Her yerde söz alıp konuştum da. Her konuşmamın ardından “Şu partili bu partili” damgası ya da “İnançlı veya inançsız” yakıştırmasıyla karşılaştım.

İnsanlar, kendi düşüncelerine uyup uymadığına göre karşısındaki kişileri yaftalıyorlar. Ya bizdensin ya da karşı taraftansın; sanki üçüncü bir yol yokmuş gibi.

Bir gün ilerici bildiğim bir partinin toplantısındaydım. Kürsüye en uzak köşedeki masada, eski tüfeklerden biri kürsüye ve topluma arkasını dönük bir şekilde oturmuş ve oradakilere tek tek ismini söyleyerek aidatlarından başka yılda ne kadar teberru yapabileceklerini soruyor ve aldığı cevapları masaya koyduğu bir metrelik beyaz kartona yazıyordu.

Para isteme ve verme adabı vardır ama burada yeni bir adap geliştirmiş çok bilmiş eski tüfek.

Bu düşüncelerle bana sıra gelince ne cevap vereceğimi düşünürken en sonunda bana sıra geldi ve o ukala adam hiç dönüp yüzüme bakmadan “Cengiz sen ne kadar vereceksin.” dedi.

Ben de bu adama k.çımı döndüm ve tavana bakarak burada iç güveysi olduğumu, bana eşimin baktığını ve para veremeyeceğimi, isterlerse beni üyelikten çıkarıp toplantılara davet etmemelerini söyledim.

Kadınlı erkekli orada bulunanların ağızlarına verdiğim sakız Berlin’in mahallelerinde çiğnenip patlatıldı.  Adım karı parası yiyen zavallı fakire çıktı. Onlar mı beni küçümsedi yoksa ben mi onlarla dalgamı geçtim anlayana aşk olsun.

Daha sonraki günlerde müdavimi olduğum ilerici bir STÖ’nde seçimlere katılıp oy kullandım.

Koltuk sevdalılarının hırslarını gözlemledim. Türkiye’deki koltuk hırsları aynen burada da olduğunu gördüm.

Şunu anladım ki; partiler ve STÖ’lerinde parti içi yönetimi ele geçirme savaşlarından başka bir şey yok. Ülkemizde olan bu hastalık dış ülkelerdeki uzantılarında da aynen yürütülüyor.

Ülkenin geçmişi, bugünü hakkında bir tespit ve gelecek hakkında bir öngörü üretilmiyor. Zaten böyle bir düşünceleri de yok. Varsa yoksa koltuk...

Bu arada korona geldi ve her yer kapandı. Üyelik aidatlarımızı  banka üzerinden göndermemiz istendi. Burada benim banka hesabım olmadığından göndermedim.

Kapanmalardan dolayı derneğimiz, bir zaman sonra dijital toplantı düzenlemeye başladı. Ben de katıldığım bir toplantıda söz alarak konuyla ilgili kısa bir konuşma yaptım.

Konuşmamda “bizim Feto” deyince dernek yönetiminden biri “bizim Feto dedin” dedi.

Ben de tekrar “evet bizim Feto” dedim.

Arkadaş bu söylemim üzerine topluma hitap ederek “duydunuz mu arkadaşlar bizim Feto diyor.” dedi.

Yahu arkadaş, ben köylüyüm. Tarlaya ektiğimiz tohumdan başka yabani otlar da çıkar, tarlaya yaban domuzları da dadanır. Biz bu domuza “bizim domuz” deriz. Yetiştirdiğimiz salatalıkları da “bizim tarlanın hıyarları” diyerek pazarda satarız.

Ne yani, iyisiyle kötüsüyle bunlar bizim tarlada yetişmedi mi?

Atatürk’ü yetiştiren bu topraklar Fetoyu da yetiştirdi.

Ne yani; bizim değil, sizin topraklarda mı yetişti diyecektim?

Ya da Amerika mı yetiştirdi diyecektim?

Belki Amerika kullandı ama bizim topraklarda yetişti adam.

Kim ne derse desin, bizim tarlanın mahsulü bunlar efendim.

Kahramanlar bizim de hainler sizin mi deseydim?

Adam bana nereden kafa taktıysa, beni Berlin’e Fetocu olarak ilan etmiş oldu. Adım iç güveyinden sonra bir de Fetocuya çıktı.

OYSA BEN, TANRI ILE ARAMA  PEYGAMBERİ BİLE SOKMAM ama,

Sakız güncel olunca, Hatçe  abla da çiğneyip patlatır Osman aga da...

Bir ay sonra tekrar bir toplantıya katıldım. Yönetim kurulundan beş kişi ve üye olarak tek ben vardım. Toplantının sonunda tüm üyelerin davet edilmesine karar verildi ama beni Fotoculukla suçlayan arkadaş “derneğe borcu olanlar davet edilmesin” demez mi! (dijital toplantıda parayı suratına fırlatamam ki) Üye aidatı denilen alt tarafı 5 Euro.

Kişioğulları zapt ettikleri makamı kullanarak, şahsi meseleleri yüzünden karşısındaki insanlara ne kadar kolay bok atıyorlar.

Şaşırdım kaldım! Parası olmayanlara STÖ’leri bile kapatılmış. Zannedersiniz ki “Zenginler Kulübü” bunlar.

Ülkemizin zenginlerinin gittiği İstanbul Kadıköy Caddebostan’daki “Büyük Kulüp’e” gitseydim böyle bir tavırla karşılaşmazdım herhalde. Neyse

Berlin’i de yavaş yavaş tanıyacağım; müzeler adasını, müzelerini ve insan manzaralarını...

Hayat böyle bir şey; elbisemi terk edeceğim dakikaya kadar bir şey öğrenmekle geçecek zaman...  

Yukarıda ne varsa aşağıda da aynisi vardır.

Aşağıda gördüklerin yukarıda da bulunur.

Mühim olan; yukarıya çıkınca övünmemek, aşağıya düşünce yerinmemektir.

Uçlarda fazla oyalanmamak,

Dosdoğru orta yol üzerinde dimdik yürümektir hayat.



YAZARLAR

  • Pazartesi 8.7 ° / 1.6 ° Bulutlar
  • Salı 10 ° / 3.7 ° Bulutlar
  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • BIST 100

    2.097%1,17
  • DOLAR

    13,5178% -0,01
  • EURO

    15,4434% 0,10
  • GRAM ALTIN

    791,18% 0,19
  • Ç. ALTIN

    1305,447% 0,19