SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


ATLAYA ZIPLAYA "DİL"


Ne diyorum? Atlaya zıplaya dil de ne ola diyorsanız eğer, yazımı okumanız gerekiyor...
Dil nedir? Ne değildir ki! TDK sözlüğünü açarsanız en az on karşılığını bulacaksınız.
Bugün bu yazımda iki anlamı üzerinde durmak istiyorum dilin...
İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle anlaşma, lisan anlamındaki dil ve eski dilde bize Farsçadan geçen, gönül, yürek anlamındaki dil...
İkinci anlamıyla, edebiyatımızda öyle çok kullanılmış ki dil; nereden başlayacağımı bilemiyorum! Onun için atlaya zıplaya başlığını seçtim.
 
"Keleci (söz) bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
 
Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz"    -YUNUS EMRE

"Ey dil bu demde sensin olan bana hem- nefes
Gel nây gibi inleyelim bâri zâr zâr"    -BÂKÎ
 Bugünkü Türkçeyle: Ey gönül! Bu zamanda sensin en yakın arkadaşım/ Gel ney gibi inleyelim bari hazin hazin.

 "Dedim dilber niçin sararıp soldun
 Dedi çektiklerim dil yarasıdır."     -ÂŞIK ÖMER
dil-ber: gönlü alıp götüren, güzel
dil: 1.gönül 2. dil, lisan

"Zamâne bizde cevher sezdiğiçün dil-hırâş eyler
Anınçün bağrımız hundur maârif kânıyız cânâ"    -BÂKÍ 
Bugünkü Türkçeyle: Zaman bizde cevher sezdiği için yüreğimizi tırmalar/ Onun için bağrımız kandır bilgi madeniyiz ey sevgili.
 dil-hıraş: yürek parçalayan, tırmalayan (can-hıraş)

"Kâkül-i yâre bu demler güzerin var mı sabâ
Dil-i güm-geşteden âyâ haberin var mı sabâ"    -FASÎH
Bugünkü Türkçeyle: Yârin kâkülüne bu anlar uğradığın var mı rüzgâr/ Yitik gönülden acaba haberin var mı rüzgâr.
dil-i güm-geşte: kaybolmuş gönül

“Gönül ki sâhil-i deryâ-yı bî-nihâyettir 
Dil bahri hurûş eyler onda nice dalgam var” ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI 
Tasavvufta derya vahdetin, dalgalar kesretin yani yaratılmışın, ölümlü olanın işaretidir.
sâhil-i deryâ-yı bî-nihayet: sonsuz deryanın sahili
dil: gönül 
bahr: deniz 
hurûş: coşma, çağıltı

İslam Ansiklopedisi'nde bu konuda şunlar yazılıdır: "Gönül bir kitaptır, gerçek aşk hikâyesi bu kitaptan okunur. Bunun için gönlü aşk ile doldurmak gerekir. Ancak bu feyizle onun gerçek servet ve kudrete, hakiki huzur ve mutluluğa kavuşması mümkün olur. Aşk deryasına girenin, vahdet âlemine ulaşanın gönlü sadece bir mescid değil Mescid-i Aksâ’dır. Gönül manevî bir kıble, uçsuz bucaksız bir deryadır."
Divan şiirinde, Nefî denilince akla gelen ilk şeylerden biri hicivleridir. Hiciv, yermek, eleştirmek anlamında kullanılır. Nefî'nin şiir yoluyla, biriyle alay etme ; birini gülünç duruma düşürme konusunda bir benzeri yoktur desek abartmamış oluruz. Sadece hicivleriyle değil, kaside denilince de, akla gelen ilk şairin  Nefi olduğunu söyleyebiliriz. Övgü ve yergi onun çok başarılı olduğu konular...
Dönemin müftüsü, görünüşte Nef'i'yi öven, fakat içeriğinde Nefî'ye kâfir diyen bir beyit yazar. Nefî de:
"Müftü efendi bize kâfir demiş.
Tutalım ben ona diyem müselman.
Lâkin varıldıkta rûz-ı mahşere,
İkimiz de çıkarız orda yalan." diye yanıt verir. 

 Ölümü de hicivleri yüzünden olmuştur. Zamanın sadrazamlarına şiir şeklinde küfür ettiği için bir kez zindana atılır; ama padişah bunu öğrenince kendisini affeder. 1 ay sonra tekrar küfür eder; zindana atılır ve yine padişah affeder.
Dönemin önemli kişilerinden biri olan Tahir Efendi Nefî’ye köpek anlamına gelen kelb demiştir. Nefî de bu söze karşılık şu yanıtı  verir: 

Bana Tahir Efendi kelb demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zîra
Itikadımca kelb tahirdir.
kelb:köpek
zahir:açık,belli
tahir:temiz
itikad:Inanç

Maliki mezhebinde köpeğin, güvercin gibi temiz bir hayvan olduğuna inanılır. Tahir, temiz anlamıyla kullanılmışsa,Tahir Efendi'nin de temiz bir varlık olduğunu söylemiş oluyor Nefî... Hattâ teşekkür ediyor Tahir Efendi'ye, "iltifatı bu sözde zahirdir" diyerek. Ama ikinci anlamıyla kullanılırsa, Tahir Efendi'ye köpek deniyor. Hangi anlamda kullanıldığı ispatlanamazdı o devirde; çünkü Osmanlıcada büyük harf kuralı yoktur.
Yine de şair, uzun  süre IV. Murat tarafından korunur. Sonra  IV. Murat kendisinden hiciv yazmamasını rica eder. Nefî padişah IV. Murat'a söz verir; ama durmaz ve Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye yazar. Bu hicviyesinden dolayı,  1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülür; cesedi  Sarayburnu'ndan denize atılır.
Bir söylentiye göre, infazından vazgeçilecektir. Padişaha gönderilecek belge yazılır. Belgeyi bir zenci yazmaktadır ve kâğıda mürekkep damlatır. Nef'i de bu olay üzerine "Mübarek teriniz damladı efendim" demiştir. 
 Ünlü şairimizin dilini tutmaması yüzünde başın gelenleri, içinde "dil" sözcüğü geçen deyim ve atasözlerimizle anlatmak istiyorum.
Herkese dil uzatırsan, dil yarası açarsan, kılıçtan keskin dilini kullanarak, dilllere düşmek istemeyen kişileri diline dolarsan, dilinle herkesi sokarsan, dilin uzun olursa, dilinin cezasını çekersin. Büyük usta Nefî, ruhun şad olsun.
Sen kaside ve gazellerinle dillere destandın, dil ile tarif olunmayacak kadar ünlü bir şairdin. Biz, seni edebiyat dersinde, dilimizin döndüğü kadar anlatıyorduk. "Amma diline yörük hoca!" denilmesini bile göze alıyorduk. Her şeyi dile vermek zorunda mıydın? Dile kolay, ben 30 yıl edebiyat dersi verdim, dili bir karış olan, kürek kadar dili olan öğrencilerim bile sevdiler şiirlerini ; dilin çok ağır da olsa... Dil ebesi olanlar bestelenmiş şiirlerini bile okudular ezgisiyle...

" Esdi  nesîm-i nevbahâr açıldı güller subh-dem. 
Açsın bizim de gönlümüz sâki medet sun câm-ı Cem" diye başlayıp sonra, gazeline geçerlerdi...

" Tûti-i mûcize- gûyem ne desem lâf değil
Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil"   

 Sonra da " Öğretmenim, sözcüklerin anlamını açıklarken söylemiştiniz gerçi ama, şimdi anımsayamadım, dilimin ucunda
lütfen söyler misiniz?" diye sorardı bir kızım... Bir başka kızım da söz istemeye bile gerek duymadan heyecanla, "Vildan Hanım'ın dilinde tüy bitti o sözcüğün Farsça tamlamanın içinde geçtiğini  -bu arada, tamlamayı sondan başa doğru çözmek gerekir- diye uzun uzun yinelediğini..." derken sözünü keserdim.

Sevgili Nefî keşke şu atasözlerimizi anımsayıp dilini tutsaydın:
Dil ebkem (olsa) baş esen olur.
Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim.
Dilin cirmi küçük, cürmü büyük.

"Varlık düşünmede dile gelir. Dil, varlığın evidir.İnsan onun evinde oturur."   -Heidegger
         Bir başka yazımda bu derin konuya devam etmek dileğiyle...
                           HOŞÇA KALIN



YAZARLAR

  • Pazar 22 ° / 6 ° Güneşli
  • Pazartesi 22 ° / 7 ° Güneşli
  • Salı 21 ° / 7 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.471%-1,13
  • DOLAR

    7,4236% 0,96
  • EURO

    8,9715% 0,17
  • GRAM ALTIN

    412,72% -1,39
  • Ç. ALTIN

    680,988% -1,39