Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


ÇOK ACI


            İnsan, geçmişteki yaşamını çok önemsiyor olmalı. Bu nedenle halk arasında bir söz söylenir. Derler ki;

            “Nerde o eski ramazanlar!”

              Hâlbuki kimse ramazan ayını yaşamak istemez. Çünkü ramazan ayı açlık demek,   yememek, içmemek, kötü şeylere dokunmamak demektir. Açıkçası zevklerin kısıtlanması, yaşamın boşluğa bırakılması demek iken, her nedense başka bir mana çıkarırcasına bu kelimeyi ortaya atarlar.

              “Nerde o eski bayramlar!” Dense, belki bir gelenekten, görenekten, değişik ananelerden, bahsetmek istemiş olunur. Ama öyle demiyorlar. Ağız alışkanlığı olmuş gibi   “Nerde o eski ramazanlar!” Diyorlar. Bayram tarafına atıfta bulunuyorlar.

             Bu günlerde öyle şeyler yaşanıyor ki; insan istese de, istemese de geçmişi arzulamak mecburiyetinde kalıyor. Ve “Nerde o eski günler!” Diye bağırası geliyor. Ama bağırmak bu memlekette para etmiyor. Hâlbuki anayasamızda bile insanın sevmediği şeyi protesto etme hakkı yazılmış. Kimseyi rahatsız etmeden, yolda bile bağırmak, sesini duyurmak, vatandaşlık görevi sayılıyor. Medeni dünyada bu uygulanırken bizde Bakan Bey karşı çıkıyor. “Bağıramazsın,” diyor. Bütün moraller alt üst oluyor.

            Bu karona belası geldiği günden bu yana huyumuzu değiştirdik. Yaşam şeklimizi istemediğimiz bir şekle soktuk. Geleneklerimizi, yaşam biçimlerimizi, ibadetimizi ve acılarımızı yerle bir ettik. Bugün bunlardan bahsetmek isterim.

             İnsanlar sevdiklerini kaybediyor, ama cenazesine gidemiyor. Mezarına bir kürek toprak bile atamıyor. İnsanlık görevini yerine getiremiyor. Bu sosyalim diyen her insan için çok acı. Ama başka yolumuz da yok.

             Eskiden bayramlarda, ana ve babaların evine gidilir, hal hatır sorulur, elleri öpülürdü. Onların hayır duaları alınarak geri dönülürdü. Bu davranış artık yapılamamakta. Evlerine gitmeyi bırakın, yanına gelmek isteyen anne ve babasına telefonda bağırıyor. Diyor ki, 

             ”Gelme anne gelme. Ne olursun gelme. Hepimiz hasta yatıyoruz.” Bu sözler ne kadar acı değil mi? Bir anne ve baba buna nasıl dayanabilir?

             Altmış beş yaş üstü olmuş yüz binlerce insan sokağa çıkamıyor. Sevdiği kocasıyla, ya da karısıyla bir yere oturup denizi seyredemiyor.

             O yaşlı insanlar mekân edindikleri, dertlerini döktükleri, birbirlerine şaka yapıp, tavla oynadıkları, kahvehanede bir çay bile içemiyor.        

              Genç kızlar, genç delikanlılar evlenmek istiyor ama düğün yapamıyor. Kız istemeye gidemiyor.

              Hastanelerde çalışan, (özellikle Devlet hastanelerinde) bulunan beyaz önlüklü anne ve babalar çocuklarını göremiyor. Onlara sarılıp öpemiyor. Kucaklayamıyor çocuklarını.

              Çalışanlar işlerine gidemiyor. Devletin lütfettiği bin küsur parayla geçinmeye çalışıyorlar. O para ev kirasına bile yetmiyor. Diğer masraflar borca yazılıyor.

              Esnaflar dükkânlarını açamıyor. Kiralarını ödeyemiyor. Hükümetin teşvikle aldırdığı krediler faize doymuyor.

              Gençler sinemaya, tiyatroya gidemiyor. Dolmuşa binemiyor. Sokakta gezemiyor. Alış veriş yapamıyor. Maskesiz dolaşamıyor.

             En önemlisi de hastalar hastaneye gidemiyor. Devlet hastanelerinin acili dışında muayene olamıyor. Ameliyatlar yapılamıyor. Hasta olan evinde karantinada kalıyor. Evden çıkamıyor.(Özel Hastaneler hariç)  

          Okullar kapalı. Öğrenciler evde hapis. İnternetten ders dinliyorlar. Yüz binlerce insanın ulaşabileceği interneti yok. Eğitim bitmiş. Öğretmenler uzaktan ders verme telaşında. Evden ders anlatıyor. Ama karşıdaki yüz binlerce öğrenci ona ulaşamıyor.

            Bütün bunlar benim bildiklerim. Bunların yanında intihar edenler, sesini duyuramayanlar, kapı arkasında sefaleti yaşayanlar varken, koskoca televizyonlar, ya CHP ile uğraşıyor, ya da muhalefeti HDP ye yaklaştırma politikası güdüyor.

              Kimse Polyannacılık yapmasın. İnsanların mutlu olduklarını sanmasın. Milletin yüzünün güldüğünü, şikâyetlerinin olmadığını düşünmesin. Millet perişan, millet aç. Millet umutsuz, millet iflasın eşiğinde.(Bazı kişiler hariç)

              Ama hayatın başka yönleri de var. Asıl acı olan da bu! İnsanlar kandırılıyor. İnsanlar susturuluyor. İnsanlar aptal yerine konuyor. Birileri acıyı neşeye çevirmeye çalışıyor ve halkı sömürüyor. Bu hepsinden daha acı.

              Ben köyde yaşıyorum. Etrafımda yüzlerce çiftçi var. Yarıdan fazlasının kapısında inekleri var. Sütü geçen yıl fiyatından satıyorlar. Gübreyi, mazotu ve yemi geçen yılın iki katına alıyorlar. Seslerini çıkaramıyorlar. Ama susmak da istemiyorlar.

             Birçok insanın zeytin bahçeleri var. Üç yıldır mahsul alamıyorlardı. Bu yıl iyi mahsul aldılar. Zeytin fiyatları geçen yılkinden aşağı satılıyor. Zeytinyağı fiyatları üç yıldır aynı. Her yıl Osmaniye civarına Ege’den tüccarlar gelirdi. Bu yıl tek firma var. Diğer firmaları Osmaniye’ye sokmamışlar. Arkalarında büyük devlet gücünün olduğu söyleniyor.

            Normal ayçiçeği yağının fiyatı otuz liradan altmış beş liraya çıktı. Daha da yükselecek diyorlar. Bunlar çok acı. Ben yazmaktan, insanlar konuşmaktan bıktılar. Ama dinleyecek makam yok. Bu da hepsinden acı! Çok acı.

           Sürçü lisan ettim ise af ola, isterim ki insan önce insan ola.      

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • Perşembe 23 ° / 8 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 6 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.531%0,15
  • DOLAR

    7,4524% 1,25
  • EURO

    9,0037% 1,13
  • GRAM ALTIN

    410,66% 0,12
  • Ç. ALTIN

    677,589% 0,12