Julia Gül Arslan


24 NİSAN VE SÖMÜRGECİ BATI’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ ÇİFTE STANDARD ANLAYIŞI

Kalbi bu kadar açık yürekli Türk halkını ve devletini bu denli keyfi suçlamak küresel dünya elitlerinin ÇİFTE STANDARD ANLAYIŞI’nın  amacını umarız artık tüm dünya biliyor ve anlıyor olsa gerek.


Julia Gül Arslan Yazdı

Savaş bir Propaganda Sanatıdır


Sömürmeyi huy edinmiş yayılmacı zihniyetin (emperyalizmin) Müslümanların ve Orta-Doğu ülkelerinin doğal kaynaklarına karşı açgözlülüğü ve her türlü saldırısı yüzlerce yıldır devam ediyor. Saldırıları sadece ganimet avcılığı ile, silahla, terörle değil artık günümüzün en büyük silahı olan medya ile, parlamentoları ile saldırıyorlar.  Tarihçi bile olmayan milletvekilleriyle yüzyıllık tarihsel olaylar hakkında her türlü aleyhte kararlar alıyorlar.

Propagandanın en etkili yöntemlerinden birisi de tekrardır diyerek, aynı yalanı sürekli tekrarlayarak “gerçekmiş” algısı yaratılmasına en çirkin örneklerden birisi de, 1915’deki Ermeni saldırılarından dolayı Türkleri ve Türkiye’yi suçlamak.


Sömürgeci anlayış milletvekillerini birer tarihçi gibi, parlamentolarını adeta tarih kurumuymuş gibi karar almaya yetkili görüp yüzyıllık tarihsel olaylar hakkında ülkemizin aleyhine kararlar almaya hak görüyorlar.
 
24 Nisan’da bu yıl da dünyanın birçok ülkesinin parlamentolarında Türklerin aleyhine tasarıları oylanmaya ya da aldıkları kararları hararetle dile getirmeye çalışılacaklar. Hali hazırda çok daha önceden karar açıklayan parlamentolar dahi oldu.

Türk/Türkiye tezlerini ve kaynaklarını yok sayıyorlar. Dayanakları sadece kendi seçtikleri kaynaklar, taraflı yorumladıkları sözde dokümanlar hatta abartılı tezler.

Orta Doğu’nun Petrolünü sömürenler artık ikiyüzlülükleriyle yüzleşmelidir.

1915 yılında, Çanakkale’yi geçemeyen B.Britanya, savaşa teşvik için kurduğu propaganda bürosunun isteği üzerine Ermeni Olayları hakkında Osmanlı’ya (daha çok Türklere) olumsuz, hatta acımasız bakış açısıyla ‘Mavi Kitap’ kitabı yazan, Arnold Joseph Toynbee; “ Savaş Propagandadır.” … diyerek tarafındaki gerçeği ortaya döker.

Birinci Dünya savaşının önde gelen savunucularından ve Britanya Savaş kabinesinden Sir Maurice Hankey; “Petrol kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek savaşın öncelikli amacıydı.” Diyerek (Daniel Yerkin- The Prize-Petrol adlı kitabından), petrol uğruna savaşmanın gerçek nedeninin acımasızca ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olduğunu itiraf etmiyor mu?

Neyse ki, 2005 yılında, 90 yıl sonra, politik gücü olmayan bir insanoğlu, Avustralyalı bir karikatürist Michael Lenuning; “Savaşların nihai maliyetini unutmayalım!” ..diyerek insani bir uyarıda bulunuyor.

Sadece bu cümleler bile tarihteki çoğu savaşın gerçek niyetini özetlemiyor mu?

Sömürgeci Batı Anlayışı, her zaman gerçek niyetini gizlerken bir Çifte Standart Anlayışını asla hiç ihmal etmez. Petrol için geldiği topraklarda halkları birbirine düşman ederken kendi tarihi ile yüzleşmez ama düşman gördüklerini suçlamayı da ihmal etmez. Sömürgeci Batı Anlayışından önce Derebeylik Geleneğinde kendi bilim insanını, felsefecisini Engizisyon mahkemeleriyle öldürüyor hatta yakıyordu. (Görüşlerinden dolayı yakılan filozof Giorgio Bruno’yu hatırlayınız.) Aynı aydın kıyımını çökertmek istediği başka ülkelerdeki halkı uyandırmaya çalışan aydınlara karşı da gerçekleştirdikleri artık kanıtlanmıştır.

STANDARD OİL ile başlayan ÇİFTE STANDARD ANLAYIŞI

Türkiye’nin kuruluş felsefesindeki önemli bazı milli bayramlarımızı kutladığımız günlerde/haftada başka ulusların da Türklerin aleyhine ve Türkleri suçlayacak şekilde soykırım ya da büyük acı günleri olarak ilan edilmesi bir Çifte Standard Anlayışı değil de nedir?

1915, 24 Nisan günü bir tek Ermeni vatandaşı öldürülmemiştir/ölmemiştir!

Ermeni iddiaları konusunu tarihçilerimize bırakmadan önce;

1911’den başlayarak yaklaşık yedi cephede saldırıya maruz kalan çok kültürlü Osmanlı devleti varlık yokluk savaşı verirken devletin ikmal yollarını kesen, erkeksiz kalan köyleri basan üstelik Rus üniformalı Ermeni isyancıların erkeksiz Müslüman- Türklere saldırıları çok artmıştı. Bu çatışmayı nebze de olsa hafifletmek için zorunlu iskana tabii tutulan Ermeni ahalisinin göç yolunda çeteler tarafından saldırıya uğramalarından sorumlu kişileri Osmanlı yargılamıştır.

Tehcir öncesi Müslümanlara yapılan katliamların en az tehcirdeki  kadar sivil halk kadar değerli görülmemesi bir Çifte Standard Anlayışı değil midir? 
( Ermeniler tarafından Yapılan Katliam Belgeleri, 2001; Karacakaya, 2005,s,237-248)

Türk köylerinin imhası ve Müslüman nüfusu yok etmek için sistemli bir plan vardı. Bu planın Yunan talimatı altında Yunan ve Ermeni çeteleri tarafından uygulanmaya konduğu görülür., hatta bazen düzeni birliklerin müfrezelerini yardımı ile yürütülmekteydi.” (İngiliz tarihç Arnold Toynbee- Yunanistan ve Batı Sorunu sayfa 248-286)

Osmanlı’nın Doğu Anadolu’da yenilmesini fırsat bilip, Türklerin varını yoğunu, askerlerinin hemen tümünü Çanakkale’ye yığdığı, İstanbul’un tehlikeye girdiği dönemde Doğu’da Zeytun, Bitlis, Muş, Erzurum’da ve Van’da Ermeni isyanları patlak vermesi tesadüf müdür?

Sonuçta, Ermeni çetelerinin bölgedeki Kürt ve Türklere-Müslümanlara yönelik katliamlar başladığı dönemde tehcir kararı alınmıştır.
-Tehcir kararının aldığı zaman Osmanlı ordusunu Almanlar yönetiyordu..
-Suriye’de iskâna tabi tutulan Ermenilere toprak verildiği kanıtlanmış bir durumdur. Sözde soykırım tasarlayan Osmanlı bunu yapar mıydı?

- Sözde soykırım tasarlayan bir Osmanlı neden 650 yıl beklesin ki?

“Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen raporlara göre üzgünüm ki, Türkler aleyhine olabilecek herhangi bir kanıt bulunamamıştır ve Amerika hükümetinin yeni bir soruşturma düzenlemesini gerektirecek herhangi bir durum yoktur…”  (Büyükelçi R.C.Craigie İngiliz Dışişleri raporlarından, Public  Report Office: No Haziran 1921 - 371/65047E.8515 (Craigie British Charged Affairs Washington to Lord Curzon No:722)

Ermenilerin 24 Nisanı tarihini soykırım günü olarak ilan etmesinin temel sebebi; ülkede örgütlenmeyi sağlayan yurt dışı bağlantıları ve işbirliğini yürüten lider kadronun bu tarihte etkisiz hale getirilmiş olmasıdır. Amaçlarına ulaşma konusunda elebaşılık yapacak lider kadrosundan büyük oranda yoksun kalan Ermeniler bu durumu bir türlü kabullenmediler ve 24 Nisan günün bütün dünyaya  sözde soykırım günü olarak ilan ederek sanal ve yapay bir bellekten oluşan bir tarih yazarak, kendilerini bağımsızlığa götüreceklerine inandıkları lider kadronun  tutuklanmalısını tehcir olayından daha önemli görmeleri oldukça bir Çifte Standard Anlayışı değil midir? 

Üstelik, Atatürk’ün o muazzam sözleri sayesinde Türklerle Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların arasında gelişen dostluğu da düşmanlığa çevirmeye çalışan Avustralya’daki Yunanlılar, Ermeniler 25 Nisan Anzak gününü de soykırım günü olarak anılmasını talep edecek kadar ileri gitmektedirler. Avustralya’daki Yunan lobisinin, Ermeni hatta Süryani lobisi ile kol kola girerek Anzak’lardan Türklere karşı benzer suçlamayı beklemeleri bir Çifte Standard Anlayışı değil de nedir? 

25 Nisan, 1915 ise Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin( Anzak’lar) Çanakkale’de karaya çıkışlarını anmak için törenler düzenlerler ve bunu canlı tutmaya çalışarak nesiller boyu Gelibolu ruhunu yaşatmaya çalışırlar. Bu ruhu devam ettiren Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar şükür ki, şimdilik, Türkleri suçlamadan, sadece ulusal kimliklerini idrak etmelerindeki rolü olarak anma törenleri düzenliyorlar. Ancak Avustralya’daki altı eyaletten ikisi sözde soykırımı parlamentolarında kabul etmişlerdir. Ermeni lobisi dünyanın her yerinde olduğu gibi Avustralya hatta Yeni Zelanda da çok çalışıyor. Yunan ve Ermeni lobisini 1915 iddialarını çürütecek şekilde Anzak askerlerinin de hatıraları vardır;

Gaziler Derneği başkanı Tümgeneral David McLaghlan (2006); “Türkler bizimle Çanakkale’de savaş alanında çok adilce ve dürüstçe savaştılar. Bu yüzden onlar bizim Şerefli Düşmanlarımızdır.”

Batı’nın Sömürgeci Ruh Anlayışının Türklere ait petrol yataklarını ve Türk Petrol Şirketini kapmasının ardından Türklere uygulanan Çifte Standarda şaşırmamak gerek.

Büyük resimde, üstte büyük ve güçlü devletler aralarında kendi çıkarları adına savaşırken, kendilerine hizmet eden zayıf halkları birbirine kırdırdıkları gerçeğini unutmamak gerekir..

Bu nedenle,1915’de başlayan hala bitmeyen, Almanlar ile İngilizler Orta Doğu petrollerini kapışma savaşında kışkırtılan Osmanlı azınlıklarının birebirine karşı saldırılarını soykırım olarak tanımlamak öte yandan iki yüzlü bir anlayışla Türklere ait petrolün kapışma maliyetinin faturasını da  Türklere mal etmek Çifte Standard Anlayışı değil de nedir? 

Güçlü devletlerin tuzağına düşerek, 600 yıl beraber yaşamış, imparatorluğun tüm olanaklarını Türklerden çok daha fazla kullanıp ve çok daha rahat yaşam koşullarını elde etmiş Ermeni –Süryani- Yunan,… kökenli azınlıkların kışkırtılmaları sonucu çıkan çatışmaların üstelik yüzyıllarca yaşadığı topraklara ihanetin bedelini Türklere ödetmenin adı Çifte Standard Anlayışı değil de nedir?

Ermeniler tarafından hiç sevilmeyen Ermeni gazeteci Ara Baliozian’nın iddia ettiği gibi “Osmanlı soykırım yapacaksa neden 650 yıl bekledi?” diye bir sorunun cevabını vermek bazıları için eminim hiç kolay değildir.

Kendi milletinin gerçeklerini büyük resimde içinde görme yeteneğinden yoksun bizlere karşın bu gerçekleri kökeniyle inceleyen Amerikalı bir tarih profesör olan Justin  Mc Carthy’nin kitaplarından; ‘Ölüm ve Sürgün’ ve ‘Müslüman Azınlıklar’ kitaplarını okumadan, hatta ilk Ermenistan cumhurbaşkanı  O’hannes Kaçaznuni’nin 1922-1923 ‘de yazdığı anılarında, “suç varsa Taşnak Partisinindir…” diyen kitabını okumadan Ermeni  İddiaları Çıkmazını  konusunda fikir yürütmek kendi milletine yapılacak haksızlık olacak ve Batı’nın ikiyüzlülüğüne su taşıyacaktır. Yeterli aydını olmayan bir millette de başkaları daha kolay saldırabilir.

ERMENİLERİN TÜRKLER ALEYHİNE  İDDİALARINDAKİ ÇIKMAZIN NEDENİ GERÇEKTEN GERÇEĞİN PEŞİNDE OLMAMALARINDANDIR.

Ermeni iddialarına yaklaşımı; Seçilmiş Gerçeklik’ ve ‘Yalanları Yayarak Gerçeği Karartma’ üzerine olup, bu metodunun çıkmazı; iddialarında, kanıtlardan ziyade daha çok kurgulama yöntemini kullanıyor olmalarıdır.

Bu sözde çoğu uydurma iddialar konusunda çoğu yazar kaynaklarını ABD Yahudi bir aileden gelen ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Henry Morgentahau’un 1918 yılında, yanında çalışan Ermeni kökenli bir asistanının yardımlarıyla yazdığı  bir kitaptan alır. Morgentahau, kitabını yazdığı dönemde Türkler ve Ermenilerin birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri kıyımı söz konusu bölgeye dahi gitmeden yazmıştır. Bu kitaptaki yanlış bilgilerin Türklere olan olumsuz etkisi ve yankıları günümüze kadar taşınmıştır.

Ermeni iddiaları konusunda uzman ve üstelik  Ermeni kökenli Peter Balaklian; “Morgentahau bu kitabı yazmaya Siyonistlerin Yahudi devletini kurabilmeleri için girişmiştir” der. 

EMPERYALİZMİN TASARIMI

Der Spiegel yazarı Bernhard Zard;
 “ 1.Dünya Savaşı 1918 de sona ermiş olabilir ama Orta Doğuda tetiklenen şiddet hala sona ermedi, çıkarcı (sömürgeci) emperyalist  güçler tarafından çizilen keyfi haritalar ve sınırları bölgenin üstesinden gelemeyeceği bir miras-kaos bırakmıştır.”

Tarihin cilvesine bakın ki, 1915 de Suriye’ye yerleştirilen Ermenilere karşılık ( ki çoğu aslında başka devletlere dağılmışlardır)  aynı bölgeden 100 yıl sonra en az 6 milyon Suriye’linin içinde Ermeniler olup olmadığı umursanmadan Türkiye’ye yerleştirilmiştir. Türk halkı bu duruma hiç itiraz etmemiştir.



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2728% 0,01
  • EURO

    10,1030% 0,64
  • GRAM ALTIN

    488,61% 0,79
  • Ç. ALTIN

    806,2065% 0,79