Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


1 NİSAN ŞAKASI


Nerden ve nasıl çıktığı belli olmayan bir kandırma türüymüş 1 Nisan Şakası. Güldürdüğü kadar ağlattığı da olan; bazen bir zavallı hayvanı da dile getiren bir şaka çeşidiymiş. İnsani değerlere saygı tellerimizi yeterince inceltmeyi beceremediğimiz için, şakaya malzeme edilmeyecek değerler olduğunu, çokça düşünemiyoruz. Bir kahkaha kalınlığına kurban edilmiş nice duygular yaşıyoruz.

***

27 Mayıs 1960’a kadar 30 yaşını bitirmemiş öğretmen askere alınmazdı. Çünkü öğretmen gereksinimi yoğundu. 27 Mayıs İhtilali “ Asker Öğretmenlik” yöntemini getirdi. Bu yönteme göre askerlik çağı gelmiş tüm öğretmenleri askere çağırdı. Birkaç Askeri Bölgede 5’er bin kişilik gruplar halinde, üçer aylık “ Yedek Subay Eğitimi” nden geçirilip, görevlerinin başına gönderildiler. Doğu ve Güney Doğu İllerde çalışanlar Sivas’ta toplanmıştık. Vaktiyle askerlik dersi gördüğümüz; hatta askerlik yapmış tüm yurttaşlardan binlerce anı dinlemişliğimize karşın, “ Asker Ocağı” ayrı bir dünya gibi geliyordu. Yaşları 30’u aşmış insanlar olarak, özlem duygularımız yoğundu. Eşin, çocukların hasretine bir de torunlar eklenmişti. Şimdiki telefonları rüyada görsek, kesinlikle “ Bugün rüyamda acayip bişey gördüm” diyebilirdik.  Postacıdan daha iyi insan var mıydı yav?

***

Hepimiz mektup beklerdik de Salih Abi daha çok beklerdi. Bizden 2- 3 yaş kadar büyüktü.

Bizler, eleği daha asmasak da epeyce un elemiştik. Ama o yeni başlayacaktı elemelere. Armudun sapı, üzümün çöpü derken bu yaşa kadar sürdürdüğü müzmin bekârlığa son verişi yeniydi. Her sabah posta dağıtıcısını beklemek, kahvaltıdan önemliydi onun için. Dudaklarının kıpırtısından dua ettiğini anlamak zor değildi. Birazcık da saftı hani.

***

1 Nisan günüydü. Postacı ile ben karşılaştım. Benim bir mektubum vardı. Mektubu uzaktan sallayarak gösterdim Salih Abi’ye. Kendisinin sandı, koştu bana doğru. Oysa kandırmak aklımda yoktu. Benim niyetim “Bak, seninki gelmedi de benimki geldi” diye gıcık vermekti. Kandırılma ortamını kendisi yaratmıştı. Elimde mektup, ben kaçtım o kovaladı, kameriyenin önünde arkadaş grubuma kavuştuk. Karpuz alacaklarmış. Karpuzu görünce aklıma geldi: Şuradan bize yetecek kadar karpuz al, mektubu vereyim. Yoksa yırtıp atarım, gene vermem, dedim. Arkadaşlar da pazarlığa katıldılar, 10 kg’ da anlaştık. Bu kez de “ Tamam, ver artık” diye tutturdu. Olmaz, böyle değerli bir mektubu karpuz suyu ile kirletecek kadar duygu yoksunu olduğunu bilmezdim. Yazık. Karpuzunu ye. Elini yıka. Döne döne oku be ağabeyciğim deyince, acele acele karpuzu yemeye girişti.  Ben mümkün olduğunca uzak duruyordum. Ellerini yıkayıp uzatınca: Al Abi, seninki gelinceye kadar benim mektupla idare et, dedim ve kaçtım. Küfrün bini bir paraydı. Beni kovalarken, Kameriyeden bir ses geldi. Meğer komutanlarımızdan biri içerideymiş ve bizi seyrediyormuş. Çağırdı bizi. Telaşlandık. Sert mizaçlı bir adamdı. Bir disiplin sorunu çıkabilirdi.  Salih Abi ağlamaklı bir tonda anlattı olayı: “ Komutanım, beni kandırdı. Karpuzumu yediler. Oysa mektup kendi mektubuymuş” Komutan ciddi bir tavırla:                   “ Kardeşim, bu mektuba kaç kilo karpuz verdin sen?” “ 10 kilo efendim.” Kumandan cebinden bir mektup çıkararak:  “ Ben 5 kiloya veriyorum” demesin mi..

 

 



YAZARLAR

  • Cuma 24 ° / 11 ° Parçalı bulutlu
  • Cumartesi 26 ° / 11 ° Bulutlu
  • Pazar 28 ° / 15 ° Bulutlu
  • BIST 100

    1.408%-0,10
  • DOLAR

    8,0142% 0,09
  • EURO

    9,6174% 0,12
  • GRAM ALTIN

    454,74% 0,98
  • Ç. ALTIN

    750,321% 0,98