Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


17 NİSAN “ YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜLER DERNEĞİ PANELİNDE KONUŞMA”


Sizinle paylaşmak istediğim konu “ Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim- öğretim sistemi.

Köy Enstitülerini yaşamamış olanların büyük çoğunluğu ikilem içindedirler. 80 yıl kadar önce yaşanmış olan bu kurumların hâlâ unutulmayışını anlamakta zorlanıyorlar.

Çünkü olayları ve oluşumları kendi koşulları içinde değerlendirme kültürümüz yeterli değil.

O nedenle, zaman darlığı yüzünden, Köy Enstitülerinin tarihçesini sayıp dökecek değilim, ama o kurumları yaratan gerçekleri kısaca özetlemek zorundayım.

1920’li- 30’lu yılları şöyle bir canlandırmaya çalışalım belleklerimizde.

1- Dünyanın azılı saldırganlarına karşı bir avuç insanın, canı- kanı pahasına verdikleri bir Kurtuluş Savaşı sonunda, kurtarılabilmiş bir vatan parçası.

2- Onun üstünde savaş artığı bir avuç yaşlı, yaralı ve yoksul ümmetçi insanla kurulmuş, ama onurlu bir devlet.

3- Ve o genç devletin önderlerini getirelim gözlerimizin önüne. O önderler ki, pozitif bilim ve teknolojiyi kılavuz edinmiş aydınlanmacı öncüler olarak: bağımsızlıkçı bir ulus yaratmayı ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmayı hedef seçmişlerdi.

4- Öyleyse ulus bilincini yaratarak, halkı çağdaş kültür düzeyine yükseltip; yeni devletin kimliğini dünya kamuoyu karşısında kanıtlayacak militan eğitimcilere gereksinim vardı.

5- Oysa Anadolu koskocaman bir köydü. Var olan Öğretmen Okulları ancak kasaba çocuklarını alabiliyor; onlar da Anadolu kırsalına uyum sağlayamıyorlardı. Her zaman bir “ Çalıkuşu” çıkmıyordu.

6- En gerçekçi çözüm yolu, ilkokul düzeyindeki yetenekli köy çocuklarını yatılı olarak alıp, çağdaş bilgi ve becerilerle donatarak; yeni devletin istediği vatan- ulus militanı olarak görev alanına göndermek olabilirdi.

7- Ancak bu militanların geldikleri çevreye yabancılaşmamış olmaları, temel koşuldu. Bilgi- beceri ve öncü- önderlik yetkinliğiyle de güven yaratabilmeliydiler.

Bilinir ki eğitim- Öğretimde “ Yaparak- yaşayarak eğitim- öğretim” diye bir metot vardır. Proje yöntemiyle üretimin özünü oluşturan bu metot, eğitimde iki aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. Eğitim düzeyine gelmiş olanların iş etkinliği içinde eğitilmelerine “ Yaparak- yaşayarak eğitim” demekteyiz. Son aşamadır bu.

Sürecin bir de öncesi vardır ki, o sürece de “ Yaşanarak eğitilmek” diyebiliriz. İki kavram arasındaki ince farklılığı açalım biraz:

“ Yaşayarak” söylemi “ Tanığı olmak” gibi bir anlam taşırken; “ Yaşanarak” kavramı “ Yaşamın içinde ve yaşam süreci boyunca” gibi bir anlam yüklenmektedir.

Elbette Köy Enstitüleriyle yakalanan başarının can damarını “ İş içinde, iş vasıtasıyla, iş ve üretim için eğitim” kavramı oluşturmaktaydı.

Ancak bu kavramı daha da vazgeçilmez ve üretken kılan süreç, erken yaşta yatılı alınan çocuğu, büyüme süreci içinde, istenilen eğitim- öğretim etkinlikleriyle yoğurmak ve özeleştiriyi vazgeçilmez kılmaktı.

Bireylerin yeteneklerine göre farklılıklar göstermekle birlikte; aynı paralellikte geliştirilmesi amaçlanan kazanımları şöyle sıralamak olasıydı:

1- Bilgi- beceri gelişimi.

2- Özgüven gelişimi.

3- Dostluk- Yardımlaşma- Dayanışma ve imece ruhu.

4- Eleştiri- özeleştiri becerisi.

5- Gözlem- ikna ve öncülük yeteneği.

6- Hak ve sorumluluk anlayışı.

7- Yurt- ulus ve evrensellik kavramı.

Sonuç dört ana noktada düğümleniyordu:

1- Eğitimci, önce kendini eğiterek göreve başlamalıydı.

2- Eğitimci, eğitilecekleri tanıyabildiği oranda başarılı olurdu.

3- Eğitimci, çevresini tanımak zorunda olduğunu bilmeliydi.

4- Eğitimci, okulu çevrenin merkezi saymalıydı.

Şimdi, lütfen söyler misiniz?

Köy Enstitülerinin 80 yıl önce hayata geçirdiği bu eğitim- öğretim anlayışının, çağdaş eğitim dediğimiz yaklaşımlarla birebir örtüşmeyen bir yeri var mıdır?

İşte Köy Enstitüleri bunun için unutulmuyor…

 

 

 



YAZARLAR

  • Perşembe 0 ° / 0 ° Yok
  • Perşembe 0 ° / 0 ° Yok
  • Cuma 0 ° / 0 ° Yok
  • BIST 100

    1.426%-0,39
  • DOLAR

    8,6233% 0,09
  • EURO

    10,3219% -0,19
  • GRAM ALTIN

    501,12% -0,18
  • Ç. ALTIN

    826,848% -0,18