SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


-ŞAİRLERİN MEKTUPLARINI SÜSLEYEN, BEZEYEN HAYALLERİ, DÜŞLERİ-


                         Ankara, 2 Haziran 1972

"Sevgili Zuhal

Nicesin? Bugün ayın ikisi. Ayın onunda beraberiz. Senin şiirini; önümüzdeki sayı için Türk Dili'ne vereceğim. Bu bakımdan postayla gelecek paranın 150 lirasını telif hakkı olarak kabul et. 1200 lira yolladım. Ömer'e ve perdeciye ödemede bulun. Geri kalan paradan ev kirasına ekle.

..............

Şiir yaz. Şiirdir kişiyi kurtaran bu yalnızlıkla, berbatlıklarla dolu evrende. Bir de sevgiler kurtarabilir; bu Memo sevgisi, Elif sevgisi...

Kuş kanadı, at soluğu, ana sütü..

Bir kızım olsa, üçüncü cemrenin ılıklığında...

Adını ne koyardık bir kızımız olsa.

Ve ne gibi bir filmden dönüşte olurdu bizim kızımız.

Hadi."  Cemal Süreya

 

                      14 Haziran 1972

"Sevgili Zuhal

Merhaba! Biz sağ salim Ankara'ya geldik. Hemen oturdum, sana yazıyorum. Nedeni: Oktay Rifat için yaptığım çalışmaların müsveddelerini evde unutmuşum. Onları hemen al ve uçakla taahhütlü olarak bana yolla. Ama hemen yap bunu. Çünkü o kitabı kısa sürede bitirmem gerekiyor.

.................

Gözlerim ise sende ve Memo'da kaldı.

Günler nasıl da geçiyor.

Hayat kısa. Yalnızlık zor.

450 km. uzağa düştüm bugün birdenbire.

Ama umut büyük.

Umudum benim.

Kadınım.

Çayı en güzel sen demlersin.

Seni, Memo'yu ve civcivleri (özellikle o kara civcivi) öperim.

Bir tren yolculuğu yaparız bir gün.

Sandviç falan yeriz"

İyi günler değil uzakta." Cemal Süreya

 

                                12 Temmuz 1972

"Zuhal'im, hayat!

Hayatımsın,

Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim; benden  yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N'olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum.

................... 

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.

....................

Evin ev olduğunu, evin şu bir günlük sensizliğinde anladım. Memo da anladı. Anladık ki

dünyada en büyük acı sensizlik. N'olur sensiz koma bizi.

Sözcükler değişiyor.

Anılar sözcüklerini değiştirmiyor.

Gelecek, anılardan da güzel olacak.

Deneylerden ders alınacak.

Çiçekler büyüyecek.

Piliçler palazlanacak.

Yarın gene yazarım.

Seviyorum seni: biline."     Cemal Süreya

 

"Arz-ı hâl etmeye cânâ seni tenhâ bulamam,

Seni tenhâ bulucak kendimi aslâ bulamam."   -ULVÎ

 

MEKTUP... Ya  yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur kişi

Ulvî gibi, nutku tutuluyordur; ya da o ikinci kişi uzaktadır. O zaman ne yapacaktır insan?

Anlatmak istediklerini kâğıda dökecektir. Mektup, iki kişiliktir; özeldir, kişiseldir, gizlidir bireyseldir. Yazan, yazdığını, yazdığı kişiden gayrısının okumasını istemez. Gerçi ünlü olmuş kişiler günün birinde toplum önüne çıkabileceğini bilirler. Ancak...

Benim hastalanmadan önce okuduğum son kitap "On üç Günün Mektupları- Cemal Süreya" idi. Bu mektuplar Cemal Süreya'nın 1972 Temmuz'unda 41 yaşındayken yazdığı mektuplardı. Hiç de bir gün yayımlanacağı düşünülerek yazılmış mektuplar izlenimi vermeyen, çok kişisel,çok özel mektuplar... Bunlar el yazısıyla yazılmış, resimlerle süslenmiş, yazanın içtenliğini ileten, yani mektubun olmazsa olmazı olan doğallığını taşıyan mektuplar..

Cemal Süreya'nın  Zuhal Tekkanat'a aşkı var bu mektuplarda. Şair, bir yandan gündelik yaşam sıkıntılarıyla boğuşuyor; bir yandan da şiiri yaşayan dar gelirli devlet memurunun

uzun bir aşk mektubu. Bu mektuplar on üç gün boyunca aralıksız yazılmış, sevgi dolu

mektuplar...

Cemal Süreya, ilk eşi Seniha Hanım'dan ayrılmıştır; Ayçe adında bir de kızı vardır. 1967 yılı ilkbaharında İstanbul'da, Beyoğlu'nda, Çiçek Pasajı'ında, Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali'nin açılış töreninde Cemal Süreya, Zuhal Tekkanat'la karşılaşır.

Zuhal Hanım anlatıyor bu tanışmayı ve ötesini: "Gece kalabalık ve neşeliydi. Bir ara Cemal Süreya yanıma yaklaştı ve 'Benimle evlenir misin?' dedi. Yakınlaşmayı çok iyi bilen biri olduğu için önceleri kaçtım ondan. Daha sonra rastlaşmalarımız, yakın duygusallığımız, nişan yüzüğünü Kapalıçarşı'da bir çayhanede takmışlığımız, altı ay sonra yıldırım nikâhıyla noktalandı."

Zuhal Hanım'ın da ikinci evliliğidir bu; onun da ilk eşinden İçsel adında bir kızı vardır. Sonra Memo Emrah adlı oğulları olur.

Aradan üç yıl geçer. Zuhal Hanım'ın ağır bir ameliyat geçirmesi gerekir. Cemal Süreya o

mektupları her yerde, bulduğu her köşede yazar. Tam on üç gün sürer bu mektup yazma işi. Cemal Süreya, sürekli bir kız çocuğu özlemi duyar. Doğmamış kızının adını da koymuştur: Elif Zeyno. Mektuplarda geçen Elif, özlemini çektiği doğmamış kızıdır.

 

SON GÖZ AĞRIM

Neler neler gördü bu kalp

Kaç ayrılık, kaç ihanet.

Ne kadar elveda varsa,

Kapında bıraktım nihayet.

Kader yazmış seni bana.

Kimin gücü yeter ayırmaya.

Tut aşkın bir ucundan sen de,

Ne kaldı şurada mutluluğa.

Bir gün yaşlandığımızda,

Saçlarına düşen o ilk akta,

Benim çocuk yanımı hatırla.

Öylece al kollarına.

Hayatımı gözlerinle bağladın.

İlk görüşte içime aşk sakladın.

Ben ilk defa mutluluktan ağladım.

Sen benim son göz ağrımsın.    -CEMAL SÜREYA

 

Bir sonraki yazımı, "Bedri Rahmi- Eren Eyüboğlu Aşk Mektupları"na ayıracağım ...

         MUTLU KALIN. Şİ̇İRLE KALIN.



YAZARLAR

  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 25 ° / 14 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.394%-1,02
  • DOLAR

    8,0751% 0,21
  • EURO

    9,7300% 0,59
  • GRAM ALTIN

    462,37% 0,43
  • Ç. ALTIN

    762,9105% 0,43