KURUCUMUZ AHMET REMZİ YÜREGİR’İ  SAYGIYLA ANIYORUZ

Nazan Öçalır ile son kitabı Milli Mücadelemizin İsimsiz Kahramanlarından “ Arifzade Şahap Azmi” üzerine konuştuk.

YAZARLAR

  • BIST 100

    1.314%-0,73
  • DOLAR

    7,8883% 3,53
  • EURO

    9,3418% 3,32
  • GRAM ALTIN

    466,31% 1,63
  • Ç. ALTIN

    769,4115% 1,63
  • Salı 24 ° / 7 ° Güneşli
  • Çarşamba 24 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 20 ° / 8 ° Parçalı bulutlu

Nazan Öçalır ile son kitabı Milli Mücadelemizin İsimsiz Kahramanlarından “ Arifzade Şahap Azmi” üzerine konuştuk.

İstanbul’da doğup büyüyen, Ankara’da Gazetecilik ve Halkla İlişkiler eğitimi alan, Adana’nın köklü ailelerinden Arifzadeler’e mensup Gazeteci-Yazar Nazan Öçalır ile kitabı nın içeriği hakkında yaptığımız söyleşi

İstanbul’da doğup büyüyen, Ankara’da Gazetecilik ve Halkla İlişkiler eğitimi alan, Adana’nın köklü ailelerinden Arifzadeler’e mensup Gazeteci-Yazar Nazan Öçalır ile son kitabı Milli Mücadelemizin İsimsiz Kahramanlarından “ Arifzade Şahap Azmi” üzerine konuşacağız.

-Öncelikle yeni kitabınız hayırlı uğurlu olsun Nazan hanım…

Çok teşekkür ederim.

-30 Ağustos Zafer Bayramının 98. Yıldönümü öncesi elime geçen kitabınızı heyecanla okudum. Çünkü içinde gazetemizi de ilgilendiren birçok bilgi vardı. Gazetemizin kurucusu Ahmet Remzi Yüreğir ile dedeniz Arifzade Şahap Azmi’nin aynı dönemde Milli Mücadelemize gönül vermiş vatanseverler olmasından gurur duydum.  Bu konuya değinmeden önce okuyucularımıza sizi biraz tanıtmak isterim. Kendinizden bahseder misiniz lütfen…

Sizin de söylediğiniz gibi gazeteci, halkla ilişkiler uzmanı, tv program yapımcısı ve yazar ünvanlarının içlerini dolduracak kadar iletişim sektörünün içinde mesleğimin gereğini yapıyorum.

Son beş yıldır bilgi birikimlerimi kitaplaştırarak okuyucuya aktarmak için çalışıyorum.

İlk kitabım “ Bir Başka Kırmızı” 2016 yılında Ötüken Yayınlarından piyasaya çıktı. 2017 yılında Adana Çukurova Kitap Fuarında kitabımı imzalarken kök saldığımız, akrabalarımın büyük bir bölümünün yaşadığı ve çocukluğumda her yıl okul tatillerinde geldiğim bu şehirden çok uzaklaştığımı fark ederek hüzünlendim. Rahmetli babacığım hayatı boyunca bize soylu ailesinden söz eder ve köklerimiz ile bağımızı koparmamamız gerektiğinin altını çizerdi. Onun çocukluk yılları Adana’da geçmişti. 1924 yılında zengin bir fabrikatörün oğlu olarak dünyaya gelmişti. Fakat bundan önce büyük bir tarih yazılmıştı. Ve içinde dedem Arifzade Şahap Azmi (Öçalır) da vardı.

-Anladığım kadarıyla uzun bir kopuş yaşadınız Adana’dan…

Hem de çok uzun bir kopuş oldu Fehmi Bey…

Okul hayatı, çoluk çocuk, hayata tutunma çabaları ve mesleğimizin yoğun temposundan dolayı Adana’ya neredeyse hiç gelme şansım olmadı. Büyüklerimizi de arkası arkasına kaybedince aradaki bağları sağlayacak kimse kalmadı. Öylesine boşlukta uzun yıllar geçti.

-Adana Çukurova Kitap Fuarı sizin için yeni dönem noktası oldu demek ki…

Evet kesinlikle öyle oldu. Akrabalarımla yeniden bağlar kurmak için onları aradım. Kendimi tanıttım. Birçoğu ile yeniden görüşmeye başladım. Çocukluğumdaki Adana’nın çok değiştiğini ve geliştiğini gördüm. Benim bildiğim Adana şimdiki Seyhan İlçesiydi ve tüm akrabalarımız burada otururdu. Oradaki evlerin kırık dökük de olsa halen yerinde durması en çok beni mutlu etti. O sokakları ve evleri tanıyorum. Hafızamda hep bir yerleri var. Sokak aralarını gezdikçe anılarım tazelendi. Gözlerim doldu, çok heyecanlandım. Terkedilmiş bir yer gibi de olsa binalar yerli yerinde duruyordu. Rahmetli anneciğimin üç küçük kızının elinden tutarak akrabalarımızın evlerine götürüp el öptürdüğü günleri hatırladım.  İnanılmaz duygu yoğun anlardı, 2017 yılında yaşadıklarım…

-Dedeniz Arifzade Şahap Azmi’yi yazmak nereden aklınıza geldi?

Çocukluğumdan beri nereden gelip nereye gittiğimi merak ederim. Soy araştırmalarını severim.

Baba soyumu araştırınca kahramanlıklarla dolu bir yaşam ortaya çıktı. Parça parça bildiğim hikâyeleri birbiriyle birleştirdim. Babamın, babaannemin, akrabalarımın aktardıkları, dedemin savaş yıllarında tuttuğu notlar bana bu kitabı yazma konusunda yol gösterdi. Ciddi tarih okumaları ve araştırmalar yaptım. Ve dedemi tarihteki yerine oturttum.

Küçük halam Güner Öztaş çok şükür yaşıyor ve bilgileriyle kitaba değer kattı. Oğlu, kuzenim; sanayici, tarih araştırmacısı ve koleksiyoner H. Oğuz Aydemir beni bu çalışmam sırasında yürekten destekledi, eksikliklerimi tamamladı.  

-Kitabınıza Biyografik Roman demişsiniz. Biraz konusundan bahseder misiniz?

Aslında konusu üstünde yazılı… Milli Mücadele yıllarımız derken Birinci Dünya Savaşı ve hemen arkasından gerçekleştirdiğimiz Kurtuluş Savaşı anlaşılıyor.

Arifzade Şahap Azmi 1914 yılı ile 1922 yılları arasında henüz hayatının baharındayken bu iki savaşa da katılıyor.

İlkinde Osmanlı Ordusunun 18 yaşındaki yedek subayı, ikincisinde ise Mustafa Kemal Paşa’nın emrini cephe gerisinde ağabeyi Mustafa Asım (Özbilen) ile birlikte yerine getiren, Ermenilerden satın aldığı fabrikalarda un ve bulgur üreterek Garp Cephesindeki askerine gönderen bir vatansever …  Her ikisi de vatan toprağını kurtarmak üzere verilen mücadele…

“İsimsiz kahraman” diyorum çünkü Kurtuluş Savaşı milyonlarca insanın, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde işgal altındaki vatan toprağından düşmanı atma çabasıdır. Bu topyekün yapılan bir mücadeledir. Milli Mücadeleye katılan her insan isimsiz kahramandır. Adı sanı bilinmeyen insanlardır. Onları ancak yakınları ve akrabaları bilir. Hepsinin ruhu bu vesile ile şad olsun. Allah hepsinden razı olsun.

-Kitabınızda Yeni Adana gazetesinden ve kurucumuz Ahmet Remzi Yüreğir’den de söz ediyorsunuz?

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde gerçekleştirilen Pozantı Kongreleri, Adana Vilayetinin Pozantı’ya taşınması ve oradan yönetilmesi, Güney Cephesi açılmasa bile bu bölgenin ihmal edilmeyerek Sinan Tekelioğlu, dağdaki çeteler ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yetkilileri tarafından koruma altına alınması aynı zamanda vatanseverlerin birbirini tanımasını da gerektiriyor. İşte bu ilişkiler çerçevesinde Arifzade Şahap Azmi de Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Ahmet Remzi Yüreğir’i yakından tanıyor ve kendisiyle işbirliği yapıyor.

Yeni Adana Gazetesi Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Milli Mücadeleye destek veren ve Pozantı’dan yayın yapan bir gazete… Halkı yüreklendirerek mücadeleye davet etmiş.

Dedemin ve ailemin yakından tanıdığı asırlık Yeni Adana Gazetesi’ne gazeteci-yazar olarak röportaj vermek benim için onur verici bir durum…

Yeni Adana Gazetesi savaş yıllarımızı araştıran tüm tarihçilerin ve araştırmacıların başvuru kaynağı…

Kurucusu ve sahibi Ahmet Remzi Yüreğir’in anılarını okumayan kalmamıştır herhalde…

Ben de bu günlükleri İstanbul’da Beyazıt Kütüphanesi’nde gazeteleri tarayarak okudum. Ve çok faydalandım. Kitabımda da yer verdim.

-Tarihi yazanlar ve tarihi okuyanlar açısından tarih romanlarının etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güzel bir soru…

Tarih romanları büyük bir gerçekliğe dayanır ve içinde insanın insanca duygularına yer verilir. Olaylar yaşanırken insanların hisleri göz ardı edilmez. Yer, zaman, tarih hatta kişilerin ismi bile çoğu zaman doğrudur. Olayın oluş biçimi hikâye edilirken kurgulanır. İşte burada tarih kitaplarının dışına çıkılarak olaya bir ruh kazandırılır.

Ben okulda tarihi sevmeyen bir öğrenciydim. Tarih romanları bana tarihi sevdirdi. Ve “keşke bize tarihi böyle anlatsalardı” bile dedim. Bir tarihçi değilim, gazeteciyim ve şimdi de meraklı bir araştırmacıyım. Her geçen gün de yeni bir şey öğreniyorum.

-Nazan hanım kitabınızın, özellikle dedenizin anılarının Adanamızın tarihine ve Milli Mücadele yıllarındaki çabasına büyük katkı sağlayacağını umuyorum. Garp Cephesine un ve bulgur yetiştirmeye çabalayan vatansever bir halk var.

Mondros Mütarekesi sonrası Fransız ve İngilizlerin işgaline uğrayan, Ermenilerin devlet kurmaya çalıştıkları bu topraklardaki mücadelenin; soyu 500 yıl öncesine dayanan Türk bir ailenin üzerinden anlatılması elbette kayıtlara yeni bilgiler ekleyecek. Adanamız sadece “ Kaç kaç” olayı ile anılmayacak.

Dedem kaçmayı Türk’e yakıştırmadığı için bu olaya “hicret” diyor. Ve tekrar topraklarına dönüyorlar. Adana 5 Ocak günü düşman işgalinden kurtulduktan sonra da savaş bitmiyor ki, devam ediyor.

Taa ki 30 Ağustos 1922’deki zafere, 9 Eylül’de Yunanlıların denize dökülmesine kadar …

Adanalılar canla başla cephedeki Türk ordusuna un ve bulgur yetiştiriyor. Bunu görmezden gelemeyiz.

-Sizinle sohbet etmek gerçekten tarihi anlamak adına son derece heyecan verici… İsterseniz kalanını okuyucunun beğenisine bırakalım. Sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için size çok teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim Fehmi bey… Romanın her cümlesinde, dedemin her notunda kendimi buralarda hissettim. Ben aslında köklerimden hiç ayrılmamışım onu anladım. Sağ olun var olun.

 


Haber Kaynak : ÖZEL HABER