Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


YUNANİSTAN’IN AGRESİF HAREKET TARZLARI


Türkiye-Yunanistan gerilimi, Yunanistan’ın hukuktan ve gerçeklerden kaçınan tutumuyla devamlılığını sürdürürken, Türkiye’nin diplomatik baskısı ve güç odaklarının bu yönde desteğiyle, istikşafi görüşmeler yapılarak, yıllardır devam eden ve bölgesel istemlerle gelişip derinleşen sorunların giderilmesi yönünde adım atılması kararı alındı. İstikşafi görüşme, belirlenmiş anlaşmazlık konuları üzerinde araştırma çalışması anlamına geliyor ve bağlayıcılığı yok. Bu kavram, Türk-Yunan ilişkilerine, AB’nin 1999 Helsinki Zirvesi kararlarına dayandırılarak girmiş durumda. Türk-Yunan heyetleri arasında yapılan ilk istikşafi görüşme ise dışişleri müsteşarları seviyesinde, 12 Mart 2002’de Ankara’da yapıldı. Görüşmeler 29 Kasım 2005’e kadar 32, bu tarihten 2010 sonuna kadar 10, 2010-2016 arasında 18 defa yapılırken toplamda 60 istikşafi görüşme gerçekleştirilmiş oldu.

Bu görüşmeler sürecinde Yunanistan, Türkiye ile arasında sadece karasuları ve kıta sahanlığı sorunu olduğunu iddiayla çözüm isterken, Türkiye, kıta sahanlığı ve karasuları, 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları gereği adaların gayri askeri konumunun korunması ve silahsızlandırılması, FIR hattı sorunu, Batı Trakya sorunu gibi sorunların da çözümlenmesinde ısrarcı.  Günümüz Doğu Akdeniz gelişmeleriyle birlikte, Yunanistan’ın, yeni hamlelerle, kıta sahanlığı kavramından yola çıkarak, Girit Adası ve Meis Adası istikametinde belirlediği bir sınır hattından itibaren, ileriye, yani doğu istikametine doğru yeni hak talepleri, yeni bir sorunu daha ortaya koydu. Türkiye, yaklaşık 500 Km. ötedeki anakarasından bu bölgeye uzanmaya çalışan Yunanistan’ın, bu yöndeki tüm istemlerini tanımazken, Doğu Akdeniz ülkesi olarak kabul etmediği Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz masasında konumlanmasını da haklı olarak tanımıyor. Bu gelişmelerin ardından bir uzlaşı sağlanabilirse, 61’incisi yapılacak olan istikşafi görüşme İstanbul’da ve fahri Büyükelçi Apostolidis başkanlığındaki Yunan heyeti ile Türkiye’yi temsilen bir Bakan yardımcısı ya da Bakanlığın İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü arasında, büyükelçi seviyesinde gerçekleştirilecek. Bu görüşmeden de önemli bir sonuç alınamayacağı, Yunanistan’ın bu güne kadarki tutum ve davranışlarıyla anlaşılabilir.

Gelelim Yunanistan’ın bu kadar ısrarlı bir yayılmacı dış siyaset izleyip, neredeyse tüm kazanımlarını da Türkiye üzerinden yapma idealinin sebebine. Yunanistan, kendini, bölgesel konumuyla hem Antik Yunan’ın hem de Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğunun devamı ve mirasçısı olarak görüyor. Ülke idealini de bu doğrultuda kazanımlara yönelik belirlemiş durumda. Ancak, günümüz Yunanistan’ının doğrudan Antik Yunan’ın devamı olduğunu söylemek oldukça zorken, Doğu Roma İmparatorluğunun devamı olmadığı ise kesin. Bu konudaki karşı iddialar, zaman içinde ve otoriteler tarafından defaten de dile getirilmiş durumda. Genelde yanlış olarak Rum kavramıyla tanımlanan toplumsal yapıların da esasen Yunanlılıkla bir ilgisi yokken, Rum kavramı da TDK Sözlükte:”Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimselere verilen ad; Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Hellen soyundan gelme halk” olarak tanımlanarak yerini almış. Esasen Rum kavramı, “Doğu Roma İmparatorluğu içinde yaşamış ve Roma yurttaşı kabul edilen halk” tanımıyla gerçek anlamını yakalıyor. Yani Yunan halkına Rum hitabıyla yaklaşıldığında, Yunanlıların, Doğu Roma İmparatorluğunun mirasçısı, devamı olduğu dayatısı da kabul edilmiş olunuyor ki bunu sözlüğe sokarak kabul etmiş oluyorsunuz. Oysa tarihsel boyutta, Rumeli kavramı neredeyse tüm Anadolu’yu da kapsayacak şekilde kullanılırken, bu kavram, Roma (Romalıların, Rumların) ülkesi, Roma toprakları anlamına geliyor. Yunanistan, kuruluşundan bu yana gelişme, genişleme politikalarını bu doğrultuda hazırlarken, Girit’in kaybedilişinden, Kıbrıs gelişmelerine yani Enosis’e uzanan süreçte dikkat çekici olan, bölge Türk halkının çok iyi seviyede Rumca tabir edilen lisanı benimseyerek konuşuyor olması. Üstelik Rumca tabir edilen lisan ile Yunanca, birbirini tam olarak kapsamıyor. 1923 sonrası, Lozan Antlaşmasına ek Türk ve Yunan Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ile Anadolu’ya gelen Girit mübadillerinin neredeyse tamamının Türkçeyi unutmuş olma gerçeği de yadsınamaz ki bu durum, Osmanlı’nın ihmalinde, Yunan politikalarının önemli bir başarısıyken, Devletin iskân politikaları gereği Anadolu’da yerleştirildikleri yerlerde, mübadillerin, mevcut halk tarafından, lisan nedeniyle tanımlanmakta zorlandıkları da bir gerçek. Yunanistan’ın, güç odakları desteğinde, Girit’i ilhakından bu yana her hamlede kavramlar üzerinden de yol almaya çalıştığını ve bunu büyük bir kin duygusuyla yaptığını net olarak görebilmek mümkün. Bu arada, halen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olarak tanımlanan ancak Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB üyesi yapılan toplumun da Yunan etnik kökeninden değil, Anadolu ve Ortadoğu göçleriyle Adaya gelen toplumsal bir yapı olduğu yönünde görüşler de var ve İngilizler bu konuda ısrarcı. Üstelik Kıbrıs’ta, hiçbir dönem Yunan hâkimiyeti de yok. Osmanlı ne Girit’i ne Rodos’u ne de Kıbrıs’ı Yunan egemenliğinden almadı. Ancak etkin yayılma politikalarıyla, Megali idea ve Enosis benimsemesi de açıkça ortada duruyor.

Ayrıca, Yunanistan’ın Doğu Roma İmparatorluğunun mirasçısı olduğunun kabulüyle gelişecek olaylar çerçevesinde, ortaya bir perspektif daha çıkıyor. M.S 325 İznik konsülüyle Hıristiyanlığın düzenlenmesi de Roma İmparatorluğunun girişimi ve Ortodoksluğun öne çıkarılarak, İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesinin (Fener Rum Patrikhanesi), ekümenik kimlik kazandırılarak, Yunanistan kontrolünde, Hıristiyan inanç dünyasında da gizli egemenlik istemi olduğu değerlendirilebilir. Bu bağlamda, Türk-Yunan gerginliğinde, Ortodoks Rusya’nın, ağırlıklı olarak Türkiye desteği de anlaşılır konuma gelebilir.    

Bu anlatıdan devamla, Yunan Devleti, Türkleri, Orta Asya’dan gelen yayılmacı, işgalci bir ırk olarak görüyor ve Türklerin, Antik Yunan ve Doğu Roma topraklarında işgalci konumunda oldukları tezinden hareketle, Megali İdea (Büyük İdeal ya da Hedef) düşüncesiyle harekette ısrarcı davranıyor. Üstelik tüm politikalarını, kendini mirasçısı olarak gördüğü toprakları yeniden ele geçirme arzusuyla yaparken, Girit, Balkan Yarımadası, İzmir ve havalisinden başlayarak Batı Anadolu ile Kıbrıs’ta, tarihsel süreçte ve her fırsatta yapmaktan çekinmediği katliamlarla, soykırıma yönelik eylemsellikten de vazgeçmiyor.

Yani Yunanistan, 11 milyon civarında nüfusu ve halen çökmüş durumdaki ekonomisiyle, kendi boyutlarına göre muhteşem kabul edilecek bir hedef belirlemiş. Yunanistan, her dönem oluşan konjonktüre uygun girişimlerle, kendine, geleceğin dünyasında önemli bir yer kazanımı sağlamak için, sıcak çatışmadan uzak ama gerginliklerle iç içe, agresif bir yol belirlemiş durumda ve bu davranış şeklinden, günümüz güç odaklarının etkin desteğinde vazgeçmesi de mümkün görünmüyor.  



YAZARLAR

  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.212%0,06
  • DOLAR

    7,7964% -0,21
  • EURO

    9,2570% -0,08
  • GRAM ALTIN

    481,69% -0,37
  • Ç. ALTIN

    794,7885% -0,37