Ahmet DUMAN


Yine Karanlık Üzerine…

“Ne amansız bir Körebe oynamaktayız bre,


Tanıdığımız bu ilk karanlık müthişti; daha öncekileri kişisel olarak yaşamamıştık, yalnız anlatılanlardan ve yazılanlardan okuyorduk. Bu kez karanlık karanlığın içinde: Üstüne üstlük dönem soğuk savaş dönemi. Dünya tam olmasa da ortadan ikiye bölünmüş .  Ne devletler devlet olduklarının ne insanlar bazı temel haklarının farkındaydı. İki kutuplu dünyada. Her şey bu dönemin özgün kaoşullarına uygun düzenleniyordu… Her şey, her durum iki kutuptan birine yaslanmak ve mutlaka o kutupların doğrultusunda olmak zorundaydı…

İdeolojilerin, kavramların, kuramların içleri boşaltılmıştı. Herkes herşeyi biliyor; kimse kimseyi dinlemiyor, anlamıyordu.

Attila İlhan 40 lı yıllardan söz ederken hep “Kırkların Karanlığı” diyor. “Kırkların karanlığı’nı” anlattığı bir de kitabı var: O Karanlıkta Biz! Kitabın baş kişilerinden Ahmet Ziya bu karanlığı tanımlarken şöyle diyor “Ne amansız bir Körebe oynamaktayız bre, hem gözlerimiz bağlıdır, hem etrafımız zifiri karanlık; kimin kim olduğunu kestirebilmek imkan harici!”

Benim anlatmaya veya anımsatmaya çalıştığım karanlık 70 lerin karanlığı. Yani 12 Mart! Tam yerinde ve zamanında yapılmış bir darbeydi. Hem darbelerin sürekliliğini, hem de emperyalizmin kalın çizgilerle çizdiği sınırları yeniden vurguluyordu.

“O karanlıkta”, muhalif olması  gerekenler öncelikle ve özellikle birbirlerine muhaliftiler. Teori tek olmasına karşın uygulamada çeşitlilik gösteriyordu. O yıllarda adı sanı duyulmayan ülkelerde adı sanı duyulmayan yeni önderler ve ustalar icat ediliyordu. Teori tek fakat rivayet muhtelifti.

O yıllarda çok önemli sayılan tartışmalardan bazılarına isterseniz bir göz atalım: Çin’in efsane lideri Mao’nun adının yazılışı ve söylenişi bir bölünme nedeni olmuştu. Lenin’inki de öyle. Kır gerillası mı şehir gerillası mı? Bir türlü hangisinin uygulanacağı konusunda bir konsensüs sağlanamadı. Devrim kırlardan kentlere doğru mu yoksa kentlerden kırlara doğru mu gelişecekti? Öğrenci kesiminin önderliği mi emekçi kesimin önderliği mi? Yoksa beyaz yakalı küçük burjuva devrimciliği mi? Marksizm seçimle yani halkın oyu ile iktidar olabilir mi, yoksa proleteryanın doğrudan iktidara el koymasıyla mı iktidar olur? Bitmek tükenmek bilmeyen çatışmalar; güvenlik güçleriyle, birbirleriyle inanılmaz şiddetli…

Bu tartışmaları ve çatışmaları kimin başlattığı bazı kuşkuların dışında belli değil! Fakat 12 mart darbesiyle sonlandıranlar belli!

Bu deneyim hiç yaşanmamışçasına ülke 80 lerin karanlığına sürüklendi. neler olduğu hepimizce biliniyor.

Türkiye o karanlıktan hala çıkamadığı gibi karanlığın dozu iyice artıyor…

Tartışmalar konusunda söylenecek bir şey yok aynı şekilde sürüp gidiyor.

Bakar mısınız Mustafa Kemal Atatürk’ün adı üzerinde yapılan tartışmalara?

 Bakar mısınız, özellikle Cumhuriyeti  kuran parti içinde Cumhuriyetin kurucu ilkelerine yapılan saldırılara?

Bakar mısınız, Kemal Bey’in birlikte iktidar olmayı planladığı geçmişinde bir yığın şıngırdak olan “dostlarıyla” düzenlediği toplantılarda medya önüne çıkıp yaptığı konuşmalara?

Korkarım biz bu karanlıklardan kurtulamayacağız!

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 34 ° / 18 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cuma 31 ° / 17 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.127%-2,22
  • DOLAR

    8,3075% 1,50
  • EURO

    9,7510% 0,95
  • GRAM ALTIN

    506,06% 0,87
  • Ç. ALTIN

    834,999% 0,87