Ahmet Yaşar Aktaş


Yasakların düşündürdükleri!!!

Çiçekle dolu sözcüklerle başlamak isterdim yazıma ama her günle birlikte artan ölümler yüreğimi yırtıyor.  Tadını yitirmiş bu kentte yalnız yaşayan insanların sayısı 32 bin.


Yaşamak için kendine kalan zamanda kahvede oturup kağıt oynamaya, sohbet etmeye alışmış 65 yaş üstlüler kapıları arkadan kapatmaya hazırlıklı değildi. Mahpuslukla başa çıkmakta zorlanıyorlar. Kendilerine yakın kişileri çaresiz yitirmenin ve korona felaketinin ruhlarının özünü değiştirip ruhsal bunalıma iteklediğini iktidar biliyor mu?

Bu kapatılmışlıkta ne teve programları, ne de başka bir şey onları mutlu ediyor. Kapılarının zili artık hiç çalmıyor. Hepsi birbirine benzeyen bu bitmez tükenmez günlerin sürüp gitmesi, dayanma güçlerini yıpratıyor. Hava, kurşunileşmiş beyazımsı toza batıp, puslanıyor evin içinde. Oysa aklın diliyle konuşmanın tam zamanı! Uzun zamandan beri tasarlanmış sözcükleri bularak eşleri, çocuklarıyla iletişim kurmak kendini duyumsatıyor.

Zamanı iyi kullanma için iyi pratik mi, bu kapalı kapılar ardında olmak? Gecede insan değil, sanki karanlık uykuya dalıyor. Virüs mahpusları, zamanın yürüyüşünü hızlandıramıyor. Sokağa çıkabilme umudunu beslemenin verdiği bir de sabırsızlık var.

Kendilerini eve kapatılmışlık haline bırakıp, geçmişin içine gömülüyorlar kendiliğinden. Sabırlarında çöküş öylesine yeğin ki, sanki içine düşülen bu virüs afetinden kısa sürede kurtuluş yok gibi bir düşünceye saplanıyorlar.  

Mahpusluk onları şaşırtıyor, acıyla oynatıyor, iktidarın sayesinde. İki saatliğine soluklanmaya dışarı çıkamazlar mı? Almanya bu olanağı veriyor!

Yasak, bir tür özgürlük mü? Elbette değildir! Kaldı ki, siyasal islam denen yönetim her alanda özgürlükleri görece sınırlamadı mı? Apaçık gerçeklerin diliyle konuşma yasaklandı, insanların yaşamı bir pamuk ipliğine bağlı gibi.

Artık akp kayırmasının, yandaşlığının, göz yummasının bir anlamı kalmadığını anlamak için epeyce zaman geçmedi mi?

Sokakları, insanların yerine sahipsiz köpeklerle, kedilerin alması, koyu mavi kanatlı kırlangıçların göz kamaştıran uçuşları, gençlerin mavi göğü süsleyen uçurtmaları tek tesellisi pencereden bakan gözlerin.

 

Bilim insanları bu ele avuca sığmayan korona virüsünü tanımıyor. Ne aşısı, ne ilacı var. Belirsizlik su gibi yayılıyor. Belirsizliği yaratana yarıyor!

Türkiye’yi gafil mi avladı korona felaketi? Yetkililer,” tedbirli” olduklarını sıkça yineleyip duruyor. Umreden gelenlerin gölgesi, ülkenin üstüne çöküyor.

Yalnızca bağışıklık direnci zayıf olan yaşlıları değil, akplileri, chplileri, gençleri, kadınları, bebekleri avucunda boğuyor virüs.       

 

İktidarın bir “bilim kurulu” var ama ne tür karar aldığı görsel işitsel basına yansımıyor. Geçmiş yüzyılların bilgi düşmanlığı yeniden ete kemiğe mi bürünüyor? Milletvekili olmayan Sağlık Bakanı, akşamları çok nazikçe bilgileri paylaşıp soruları yanıtlamadan önce danışmanları gazetecilere hangi soruları soracağını soruyor. İktidarın siyasal etiği bu! Sorunun özüne ilişkin soru gelince bakan, cumhurbaşkanına havale ediyor. Yetkisi yalnızca vaka, salgın sayısını açıklamaktan öte gidemiyor mu?

Kamuoyu telaşa, kuşkuya, korkuya düşmesin diye pandemi gerçekleri gereği gibi dillendirildiğine, onların durumu ciddiye aldıklarına inanmak mı gerekiyor? Nevyork Times’a göre, ölü sayısı verilenden kat be kat daha yüksek!  

Tek adamın sözcüsü, sokağa çıkma yasağının getireceği mali külfeti ekonominin kaldıramayacağını açıklıyor. İnsan mı, para mı daha öncelikli?

Sokağa çıkma yasağının başlatılmasındaki hatayı kabul edip Cumhurbaşkanı’na sonuna dek bağlı olduğunu vurgulayan bakanın istifasını tek adam kabul etmedi. Hatalı birinin görevini sürdürmesinin anlamı nedir?

Resmi alman teve kanalı ARD, bakanı, ireisin şehzadesi olarak niteliyor.

Virüsün tedavisini canla başla yapan hekim profesörler, salgına yenik düşüp aramızdan ayrılması, politikalarda köklü bir değişim getirmiyor!

Bir sivil toplum örgütü olarak görüşlerine değer verilmeyen Türk Tabipler Birliği ve kimi hekimler, hastanelerdeki teçhizatın yetersiz olduğu tevelere haber oluyor.

                                                                                                                                  

            Virüs ölümleri gözlerimizi açmadı mı? Olgulara, kendimize yepyeni bir bakışla bakmaya, düşünmeye başlama zamanı daha gelmedi mi? Salgının yayılmasıyla birlikte siyasal ahlak da, o sınırlarını genişletti mi?

             23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun!

             Sevgiyle Atatürk ile kalınız!

                                                                                                                                  

 



Mehmet Düzgün
24.04.2020 11:56:02
Kalemin hep yazar halde olsun hocam. Söylediğin gibi mühebbet hapis yedik damda yatıyoruz. Penceredeki demirler arasından ışıkta görünmüyor. Ama herşeye rağmen inadına yaşamak diyorum. Selamlar.

YAZARLAR

  • Cumartesi 38 ° / 22 ° Güneşli
  • Pazar 37 ° / 21 ° Güneşli
  • Pazartesi 38 ° / 21 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.084%-1,49
  • DOLAR

    7,3563% 0,21
  • EURO

    8,7443% 0,76
  • GRAM ALTIN

    461,21% 0,04
  • Ç. ALTIN

    760,9965% 0,04