Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


UMUDUN VARSA YAŞARSIN  

Günlerden Cuma, aylardan Şubat. İslam âleminin değer verdiği bir günde, Regaip kandilinde Müslüman bir asker, başka bir Müslüman askerini nasıl vurabilir?


               Bunlar hiç Kuran okumuyorlar mı? 

              Bunlar hiç namaz kılmıyorlar mı?    

              Bunlar Koskoca Peygamberlerinin sözlerini duymamışlar mı? 

           “Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Maide–32” 

            Kuran böyle diyor. Aradaki bir can karşılığı sözü kıssası ifade eder. Onu çıkarırsan ayet şöyledir; 

            “Kim bir insanı öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür.”  

             Ne demişti M.Kemal Atatürk;

             “Savaş zaruret olmadıkça bir cinayettir.”            

               O gece, ülkemizin üzerine bir karanlık çökmüştü. Belirtileri bilinse de yönetenler bunu beklemiyordu. Çünkü iki taraf da Müslümanlık iddiasında bulunuyorlardı. Fakat gizli bir el, yani emperyalistlerin şeytanları bunu bir fırsat bildiler. Gözlem yerlerindeki askerlerimizin üzerine bomba yağdırdılar. Resmi kaynaklara göre 36 şehidimiz var. 

                Ülkenin her tarafı yasta, seksen iki milyon insan ise ayakta. 

                Gencecik insanlar kırmızı bayraklara sarılarak defnedilecekler. Her cenazede on binler bir araya gelecek ve;  

               “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları ile yeri göğü inletecekler. Arkasından da taziye mesajları yayınlanacak. Herkes gözyaşını dökecek. Bazıları da en azından döküyor görünecek.  

               Hâlbuki hiçbir gözyaşı o şehidimin anne-baba-eş ve kardeşinin döktüğü yaşı anlatamayacak. Kolay değil, gencecik evladı toprağa vermek, şehit ana, babası olmak kolay değil. 

                İnsan, kendi kendine sorgulamadan edemiyor. Bu gencecik yavruların kim, neden, niçin cephelerde ölmesine göz yumuyor? Neden bu savaşlar hep bizim ülkemizin çevresinde ve komşu Müslüman ülkelerin ortasında yaşanıyor? 

               Dünya haritasını alın, önünüze koyun. Lütfen yapın bunu. Televizyonları da sonuna kadar açın. Haberlere odaklanın. Nerede felaket var, nerede insanlar birbirlerini kırıyor, nerede katliamlar yapılıyor, bir bakın. Sonra da hepimiz birbirimize soralım; Hangi ülkelerin insanları ölüm pahasına, Müslüman olmayan ülkelere doğru kaçmaya çalışıyor? Ve bizim ülkemizde bunlardan ne kadar var? 

              Bütün bunların cevabı, tek kelimeyle İslam ülkeleridir. Çünkü İslam ülkelerinde hala ortaçağdan kalma yönetim sistemleri uygulanıyor. İnsanları vahşi bir toplum gibi yaşatılmaya çalışıyorlar. Medeni dünyadan o kadar uzaktalar ki, akıl fikir ermiyor. Halkın birçokları kaşık, çatalla yemek yemesini bilmiyor. Masada oturup yemek yemeyi haram saymışlar. Bir kadınla bir erkek lokantaya giremez olmuş. Kadının parmağı görünse fahişe diye nitelendiriliyor. 

         Ey insanlar! Ey müslümanım! Diyen halk topluluklarının liderleri;Böyle bir vahşete nasıl dayanabilir? Hangi insan böyle bir toplumda yaşamayı kabul edebilir? Üstelik bu zulmü daha ne kadar devam ettirebilirsiniz? 

             Zavallı insanlar ne yapsın. Fakir fukara insanlar nasıl medeni dünyaya adım atmayı becersin. Mümkün değil. Çünkü başlarındaki yöneticiler öyle bir sistem kurmuşlar ki, onlara yaşama hakkı verilmiyor. Onlara düşünme hakkı bile verilmiyor. Ellerinde paralı askerler, polisler, özel kuvvetler hep kendileri için çalışıyor. 

             Geçenlerde bir facebook haberi vardı. Van’lı bir ağa diyor ki; 

            “Köy Enstitüsünü ben kapattırdım. Onların içine komünist görünümlü adamları ben sızdırdım. Hükümete ben baskı yaptım. Çünkü köy çocukları orada okuyor, benim marabaları yoldan çıkarıyordu. Okumuşlar da beni dinlemiyorlardı.” 

            Evet, cahil toplumlar düşünebilselerdi, böyle ağa bozuntuları ve o vahşi yöneticiler yaşayamazdı. Ama cahillik, kaçmadan başka yol tanıtmıyor.  

            Etrafımıza bir bakalım; Yıllardır süren terör örgütleri kendi çabaları ile mi ayakta duruyorlar, yoksa içten ve dıştan para babaları, onları yaşatmak için ne kadar para yardımı ediyorlar? Bunları çözmeden terörü durduramazsınız.  

             Henüz Cumhuriyet kurulmadan önce, Diyarbakır’a bir İngiliz yüzbaşısının geldiği haberi duyulur.  Mustafa Kemal Atatürk derhal harekete geçer ve onu sınır dışı ettirir. Bu sadece bir örnektir. 90’lı yıllarda AB ye girme telaşımızda Avrupa’dan gelen milletvekilleri doğruca Diyarbakır’a giderlerdi. Kimse de demezdi ki oralarda ne işiniz var? 

            Şimdi ise ABD gözümüze baka baka 30 bin tır dolusu silahı terör örgütlerine dağıtıyor. Başta ona vuramıyorsak, bu terör daha elli sene devam eder. 

             Son olayda yapılan açıklamalara bakın, Rusya diyor ki; 

           “Türk askeri bize verilen koordinatlarda değildi.” 

             ABD ise diyor ki; 

           “Türk askerinin yanındayız.” 

              Bunlar olurken, Türkiye Cumhuriyetinin Gazi Meclisi ne yapıyor? Bir toplantı bile yapamıyor. Cumhurbaşkanı; 

             “Ana muhalefet beni aramadı ” diyor.”Ben mi onu arayacağım.”    

            Bunlar için daha sayfalar dolusu yazı yazabilirim. Ama mesajım şudur; Bizi yöneten insanlar duygusal davranamazlar. Komutanlar askerini telef olacak yerlere gönderemezler. Bu görev onlara düşer. Şehitlerin vebalini ben Genel Kurmay Başkanına yüklerim. Ama ne Genel Kurmay Başkanını ne de Kara Kuvvetleri Komutanını tanıyorum. Bu millette tanımıyor. Yazık çok yazık! O makamlar bu milletin göz bebekleridir. Güvenebileceği umut kapılarıdır. İnsan umudu varsa yaşar. 

          Sürçü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola. 

 



YAZARLAR

  • Cuma 38 ° / 23 ° Güneşli
  • Cumartesi 38 ° / 22 ° Güneşli
  • Pazar 37 ° / 21 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.086%-1,31
  • DOLAR

    7,3831% 0,57
  • EURO

    8,7211% 0,50
  • GRAM ALTIN

    462,26% 0,27
  • Ç. ALTIN

    762,729% 0,27