ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN MİMARI, BÜYÜK TÜRK ULUSUNUN ÖZGÜRLÜK VE EGEMENLİĞİNİN YARATICISI MUSTAFA KEMAL PAŞA´NIN BAŞKOMUTANLIĞININ KABULÜNÜN 95. YILDÖNÜMÜ KUTLAMASI
Tarih: 4.8.2016 09:50:08 / 3680okunma / 0yorum
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY

/resimler/2016-8/4/0953282076555.jpg"Komutanların emirleri altında verilen millet evladını, memleket araçlarını, düşmana ve ölüme sürerken düşündükleri tek nokta, milletin kendilerinden beklediği vatan görevinin ateşle, süngü ile ve ölümle yerine getirerek sonuç almaktadır. Askeri görev, ancak bu anlayış ve inançla yerine getirilebilir. Lafla, Politikayla, Düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Omuzlarında ve kafalarında askerlik sorumluluğunu yükleyecek kadar kuvvet bulamayanların feci sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır."                  

 Mustafa Kemal ATATÜRK

MUSTAFA KEMAL PAŞA´NIN BAŞKOMUTANLIĞININ KABULÜNDEN ÖNCE YAŞANAN ÖNEMLİ MUHAREBELER

Yunanlılar, Bursa ve Uşak bölgelerinden Eskişehir ve Afyon istikametlerinde 6 Ocak 1921´de ileri harekete geçtiler. Yunanlılar; 3 günlük yürüyüşten sonra 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önlerine gelmişlerdi. Asıl savaş 10 Ocak günü sabahı 6.30´da Yunanlıların taarruza geçmesiyle başladı. Türk Ordusu İsmet Paşa´nın emir ve komutasında düşman taarruzlarını durdurdu ve 10 Ocak 1921´de 1. İnönü Zaferini kazandı.

Burada başarı kazanamayan Yunanlılar, 23 Mart 1921´de Bursa´dan İnönü istikametine ilerlemeye başladılar yine İsmet Paşa´nın emir ve komutasındaki Türk Ordusunun yüksek azim ve imanla savaşması, 1 Nisan 1921 akşamına kadar süren kanlı çarpışmalar sonunda düşmanı İnönü de ikinci defa perişan ederek 2. İnönü Zaferini kazandı.

Eskişehir İnönü mevzilerinde 2 defa bozguna uğrayan Yunanlılar, daha güçlü birlikleriyle, İnönü, Eskişehir, Afyon ve Kütahya arasında bulunan Türk mevzilerine 10 Temmuz 1921´de yeniden taarruza başladılar. Yunan genel kurmayının esas fikri Ankara´ya kadar ilerlemek düşüncesinde idi. Çok üstün düşman kuvvetlerinin taarruzları karşısında Türk ordusu 18 Temmuz 1921´de Altıntaş-Kütahya muharebesinde bozguna uğradı.

/resimler/2016-8/4/0954082233623.jpgTÜRK ORDUSUNUN 18 TEMMUZ 1921´DE KÜTAHYA – ALTINTAŞ MUHAREBESİNDE BOZGUNA UĞRAMASINDAN SONRA MUSTAFA KEMAL PAŞA´NIN ALDIĞI TEDBİRLER VE VERDİĞİ TARİHİ KARAR

Altıntaş – Kütahya hareketindeki gelişmelerinde etkisi altında 18 Temmuz 1921´de İsmet Paşa´nın Eskişehir güneybatısında, Karacahisar´daki karargâhına koştu. Vaziyeti inceledi. Bozgun tamdı.

Altıntaş bozgunu sıralarında Garp cephesi karargâhında bulunan Yakup Kadri her tarafından geriye akan o perişan insan seli ortasında İsmet Paşa´nın şöyle dövündüğünü nakleder: ”…. Her şey bitti Yakup Kadri! Hayale yer yok! Hakikat bu!...“

Mustafa Kemal, İsmet Paşayı işte böyle bir günde buldu. ,Fakat Mustafa Kemal bir hesap adamıdır. Bozgunlar, belirsizlikler onun başını döndüremez. Ortada mademki bir vaziyet vardır, o halde bu vaziyetin, herhalde bir çözüm yolu da olacaktır.

Mustafa Kemal, İsmet Paşayla karşılaşınca onu, gene İnönü muharebelerinden sonra olduğu gibi, muzaffer bir kumandan olarak değerlendirir. Sanki bir bozgunun ortasında değil, bir zafer arifesindeymişler gibi davranır. İsmet Paşayı tebrik eder:

"— Deja (işte şimdiden) kazandım!" der.

 Bu vaziyetler içinde ancak böyle hareket edilebileceğini, böyle emirler verilebileceğini söyler. Sonra hemen ilgili kurmay şeflerine döner. Onları da cesaretlendirir. Çünkü vaziyetin telâşa ve ümitsizliğe tahammülü yoktur. Bu vaziyeti ancak uzun vadeli, büyük, stratejik kararlar kurtarabilecektir. Hele bu kararları alırken birtakım ince hissiyat hesaplarına katiyen yer verilmemelidir. Hulâsa o an, emir, karar ve kumanda anıdır.

Ama bu uzun vadeli ve geniş ufuklu kararı ancak o verebilirdi. Verdide. Ordu derhal bütün mevzilerini bırakacaktı. Fakat usulü dairesinde çok gerilere çekilecekti. Ta Sakarya´nın doğusuna kadar!... Bu kararını. ´şöyle anlatır Mustafa Kemal:

"Vaziyeti yakından inceledikten sonra, İsmet Paşaya umumi olarak şu direktifi verdim:

"— Orduyu Eskişehir kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, ´düşman ordusuyla araya büyük bir mesafe koymak lâzımdır. Öyle ki, ordunun tanzimi, düzenlenmesi ve kuvvetlendirilmesi mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya´nın doğusuna kadar çekilmek caizdir. Düşman, duraklamadan bizi takip ederse, hareket üslerinden uzaklaşacaktır. Yeni menzil hatları (ulaştırma sistemi) tesisine mecbur olacaktır. Herhalde önceden beklemediği birçok zorluklarla karşılaşacaktır.

"Buna karşılık bizim ordumuz, toplu bulunacak, daha elverişli şartlara malik olacaktır. Bu tarzda hareket edişimizin en büyük mahzuru, Eskişehir gibi mühim mevkilerimizi ve çok araziyi düşmana terk etmekten hasıl olabilecek manevi sarsıntıdır. Fakat az zamanda elde edebileceğimiz muvaffakıyetli neticelerle bu mahzurlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Diğer başka mahzurlara ise mukavemet edebiliriz." •

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA NASIL BİR YOL TAKİP EDİLDİ? BU KUTSAL YOLUN REHBERİ NELERİ BAŞARDI

Yollar vardır, meçhulün önümüze serdiği çizgilerdir. Bu yollarda yolcu, talihinin tezgâhında kendi kaderini dokur.

Mustafa Kemal´in Samsun´da başlayıp Erzurum´a, Sivas´a çıkan ve sonra Ankara´ya, İzmir´e ulaşan yolculuğu da, böyle bir yolculuktu. Bu yollarda o, talihiyle boğuştu. Kaderini dokudu ve onun kaderi, bizim de kaderimiz oldu.

Bu kutsal yolun rehberi bu konuda bakın neler söyledi: ”Bir yolcunun yolda yürüyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir. Ufkun ötesini de görmesi gerekir.“ Bu konuda diğer bir vecizesi ile nasıl yürünebileceğini şöyle ifade ediyor: ”Milletler üzüntü ve keder bilmemelidir. Önderlerin (Liderlerin) vazifesi, hayatı neşe ve şevkle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir.“

/resimler/2016-8/4/0954512078177.jpgMUSTAFA KEMAL PAŞA BAŞKOMUTAN

Mustafa Kemal´in orduya, tâ Sakarya gerilerine çekilmek gibi, bir bakışta baş döndürücü bir direktif verirken düşündüğü ve hesapladığı mahzurlar derhal meydana çıktılar. İlk tepkiler Büyük Millet Meclisinde belirdi. Bilhassa muhalifler harekete geçtiler:

"— Ordu nereye gidiyor? Millet nereye götürülüyor? Bu hareketlerin elbette bir sorumlusu vardır! O nerededir? Onu göremiyoruz! Bugünkü elim halin, feci durumun, hakiki amilini ordunun başında görmek isterdik!... Nerededir?..."

Nutuklarda haykırılan, aranılan bu sorumlu elbette ki Mustafa Kemal´di. Mustafa Kemal şöyle anlatır:

"— Bu türlü konuşan zatların ima ve ifade etmek istediklerinin ben olduğuma şüphe yoktu."

Nihayet muhaliflerden bir mebus, kürsüden onun adını söyleyerek:

"— Ordunun başına geçsin!..."

diye bağırır. Bu tartışmalar 4 Ağustos 1921 tarihli Gizli Meclis Oturumunda geçiyordu. Hava durmadan gerginleşti. Onu ordu başına çağıranların bir kısmı iyi niyetlerle gene de onun askeri kudretinden başka dayanak olmadığını düşünerek, ona yapışıyorlardı. Bir kısmı da, gene Mustafa Kemal´in ifadesiyle şöyledir:

"— Duydukları hiddet ve şiddeti benim üzerimde teskin etmek istiyorlardı. Onlar, ordunun artık tamamen mağlup ve milli davanın kaybedilmiş olduğuna hükmediyorlardı. İstiyorlardı ki, kendi tasavvurlarına göre yenilmiş ve yenilgisi devam edecek olan ordunun başında benim de şahsiyetim münzehim olsun (yenilsin)..."

Fakat Mustafa Kemal gene her zamanki zırhına büründü. Yani, herkesin konuşmasını bekledi. Her şeyin konuşulmasını bekledi. Herkesi, her söyleneni dinledi. Herkes düşündüğü, söyleyebileceği her şeyi ortaya döktü. Hatta konuşmaların sonuna varıldığı halde onun hâlâ ortaya atılmaması, Kumandanlığı kabul için konuşmaması, Mecliste felâketin yakın, kaçınılmaz olduğu fikir ve havasını uyandırdı.

Tam o zaman Mustafa Kemal kürsüye çıktı. Meclis üyelerinin, hakkında gösterdikleri teveccüh ve güvene teşekkür ettikten sonra, meşhur takririni sundu. Bu takririyle o, Meclis azasının umumi arzu ve isteği üzerine Başkumandanlığı kabul ediyordu. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün yetkilerini de fiilen kullanabilmek yetkisini istiyordu:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına:

Meclis yüce üyelerinin, umumi surette beliren arzu ve istekleri üzerine Başkumandanlığı kabul ediyorum. Bu vazifeyi şahsen üzerime almaktan doğacak faydayı süratle elde edebilmek için ve ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami süratle çoğaltmak, tamamlamak ve sevk-i idaresini bir kat daha pekiştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinin haiz olduğu yetkiyi, fiilen kullanmak şartıyle üzerime alıyorum. Hayatım boyunca, milli hâkimiyetin en sadık bir hâdimi olduğumu milletin gözü önünde bir defa daha teyit için bu yetkinin, üç ay gibi kısa bir süreyle kısıtlanmasını ayrıca teklif ederim.

4 Ağustos 1921

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Mustafa Kemal"

ATATÜRK´ÜN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE OLUŞAN ÇOK GÜÇLÜ MUHALEFETE KARŞI /resimler/2016-8/4/0955403641644.jpgBAŞKOMUTANLIĞIN KABULÜNDE SAĞLADIĞI BAŞARININ ALTINDA YATAN GİZLİ SIR NE İDİ ACABA?

 Bu mücadelede Atatürk´ün başarı sağlamsının sırrı başlıca dört maddeden ibarettir.

  1. Kendisine olan güçlü özgüveni.
  2. Ülkesi ve dünya tarihi hakkında yeterli bilgi sahibi olması ve bunu yerinde kullanması.
  3. Üstün komutanlık yetenek ve vasıflarına sahip olması.
  4. liderlik vasfı.

KENDİSİNE OLAN GÜÇLÜ ÖZGÜVENİ

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevi, hususi ve resmi hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

TARİH BİLGİSİNİN ROLÜ

Prof. Dr. Afet İnan bu konuda kısaca bir açıklama yapıyor.

Atatürk İstiklal Savaşı esnasında beş büyük sorun ile uğraşmış ve mücadele etmiştir: 1.Askeri cephelerde, 2.Yabancı devletlere karşı güdülen siyasette, 3.Osmanlı hükümetine karşı, 4.Büyük Millet Meclisi´nde, 5.Halkı, fikirleri ile hazırlamada.

Atatürk, tarihi, kendi ifadesine göre okul sıralarındaki derslerinden itibaren, çok severdi. Bütün hayatının her devresinde çeşitli tarih kitapları okumuştur.

Atatürk, askeri olaylar için harp tarihi bilgilerinden, bunlara kendi hayatındaki deneyimlerini de katarak yararlanmasını bilmiştir.

TARİH KONUSUNDA ATATÜRK BAKIN NELER SÖYLÜYOR

Her taarruza karşı daima, mukabil (karşı) taarruz düşünmek lazımdır. Mukabil taarruz ihtimalini düşünmeden ve ona karşı emniyete şayan tedbir bulmadan hareket edenlerin akıbeti (sonu) mağlup ve münhezim (bozguna uğramış) olmaktır, münkariz olmaktır (tükenmektir). Garp´ın Araplara mukabil taarruzu Endülüs´te acı ve şayan-ı ibret (ibret alınması gereken) bir felaket-i tarihiye (tarihi felaket) ile başladı. Fakat orada bitmedi. Takip, Afrika şimalinden (kuzeyinden) de devam etti.

ÜSTÜN KOMUTANLIK YETENEK VE VASIFLARINA SAHİP OLMASI

Mustafa Kemal için askerlik, bir sanat´tı. Kendisine bu sanatı seçmişti. Kendini askerliğe vermişti. Ama harbi seven, harbi arayan adam değildi. Günlük hayatında, anılarında harbi hiçbir zaman özlememişti.1911 yılında Trablusgarp´da Osmanlı-İtalya harbinde   bulunduğu sırada çocukluk arkadaşı Salih Bozok´a oradan gönderdiği bir mektupta “Salihçiğim, sen bilirsin ben askerliğin sanat yönünü severim´´demişti. Anılarında harbe, ancak gerektiği zaman, gerektiği kadar yer verirdi. Bu konuda büyük Nutku´nda Büyük Taarruz, ancak birkaç sayfa yer alır.

 Çanakkale muharebelerine ait resmi İngiliz tarihi bir komisyon tarafından hazırlanmış olup, bütün belgelerin incelenmesi sonucu, Çanakkale muharebelerine iştirak eden General Aspinal Oglander tarafından iki cilt halinde kaleme alınmıştır. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına şu hitabeyle sunulmuştur:

           ″Büyük bir komutan, asil bir düşman ve âlicenap bir dost şerefine, Türkiye cumhuriyeti  Reisi Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine, Haşmetli İngiliz kralı hükümeti tarafından takdim kılınmıştır. “

            İngiliz Çanakkale resmi tarihinde Gazi şöyle değerlendiriliyordu;

           ″Çanakkale´de geleceği elinde tutan komutan, üstün şahıs, Mustafa Kemal´di. Çanakkale muharebelerinde göstermiş olduğu çok yüksek sevk ve idare, fedakârlık ve feragat, her türlü övgünün üzerindedir. ″  Ve bu konuda ne söylense azdır.“

            Özet olarak, Mustafa Kemal ″ Çanakkale savaşlarının kaderinde tek tayin edici rolü oynamış, Çanakkale´nin kaderini tayin etmiştir. Kısacası; Gelibolu muharebeleri, bütünüyle Mustafa Kemal´in, üstün zekâ ve dehasının etkili olduğu bir öyküyü anlatır. “

İşte böyle; yenilmiş düşman bile, Gazi´nin büyüklüğünü teslim ediyordu.

LİDERLİK VASFI

ATATÜRK´ÜN LİDERLİK VASIFLARI NELERDİR?

Atatürk´ün ömrü boyunca bütün hayat hikâyesi, Onun mizaç ve şahsiyeti bütün şartlar, olaylar ve yaşadığı atmosfer içinde iyice izlen­diği zaman, görülecektir ki Atatürk´ün bu hadiseye hâkim olan ruh ya­pısını kısaca, üç unsurda toplamak mümkündür. 1. Önsezi (üstün sezme gücü), 2. mantık ve 3. meşruluk duygusudur. Bize göre, Atatürk´ü Atatürk yapan vasıfların başın­da gelen üç temel vasfı bunlardır.

Ancak Atatürk, Ülkesi ve milleti adına bir karar tasarlarken ve ve­rirken, hep bu üç temel vasfını birlikte kullanmıştır. Hiçbir zaman bu vasıflarını ayrı ayrı kullanmamıştır. Bu nedenle hep başarılı olmuş, hiç yenilmemiştir. Ve en büyük zaferlerin sahibi olmuştur. Böylece mille­tini bağımsızlığa ve mutluluğa ulaştırmıştır.

ATATÜRK´E GÖRE LİDERLİK NE ANLAMA GELMEKTEDİR?

        ″Bir yolcunun yolda yürüyebilmesi için ufku görmesi yeterli değildir. Ufkun ötesini de görmesi gerekir.″ Mustafa Kemal Atatürk.

/resimler/2016-8/4/0956586455867.jpgSONUÇ OLARAK

Tarihi, zengin ve onurlu olan Türk Ulusu, birçok nedenlerden çöküş dönemine girdikten sonra, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yenilgileri ile büsbütün bitkin ve yorgun duruma düşmüş, aynı zamanda kendine güveni sarsılmıştı. Mustafa Kemal Paşa´nın 5 Ağustos 1921´de Başkomutanlığı görevine başlamasını müteakip kazandığı Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferleri, ulusun, güven duygusunu yükseltmiş; ulusal kudret ve yeteneğinin, yeniden canlanmasını sağlamıştır.

                İngiltere Başbakanı Lloyd George, bir güneş tanrısı Zeus olma hayaline kapılarak Anadolu ve Ortadoğu´da, Güneşler İmparatorluğunu yaşatmaya ve yaymaya çalışmıştı.

                Ama hayal ettiği güneş tükenmişti.

                Emperyalizmin yakıcı güneşi Mustafa Kemal tarafından söndürüldü.

                Lloyd George İngiltere´de daha sonra iktidardan düştü.

                Bir daha da iktidara gelemedi. Sadece o değil bir zamanlar güneşler ülkesi diye anılan İngiltere dünya gündeminden düştü. Eski gücünü kaybetti.

Lloyd George kendisini Anadolu´dan çıkarmaya çalışan Mustafa Kemal için İngiliz Parlamentosunun kürsüsünden şunları söyledi:

        "Yüzyılda bir dahi yetişir, bu yüzyılın dâhisi Mustafa Kemal´dir. Mustafa Kemal´in dehasına karşı elden ne gelir!"

Ve Zeus misali Güneşler Ülkesi denilen İngiltere Başbakanı Lloyd George‘un öldüğü gün Times gazetesi sanki dalga geçer gibi şöyle bir manşet atıyordu gazetesine:

Times: "Lloyd George´u bir daha kalkmamak üzere Mustafa Kemal devirmiştir."

         Mustafa Kemal Paşa Başkomutan olduktan sonra 13 Eylül 1921´de Sakarya Meydan Muharebesi zaferini ve 30 Ağustos 1922´de Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferini kazanarak 9 Eylül 1922´de düşmanı İzmir´de denize dökmüştür.

SONSÖZ

Saygıdeğer vatandaşlarım ve sevgili hemşerilerim!..

1982 tarihli anayasamızın 90. maddesi

Madde 90- (1) Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
(2) Millî güvenliğin sağlanmasından ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yurt savunmasına hazırlanmasından, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.
(3) Genelkurmay Başkanı Türk Silâhlı Kuvvetlerinin komutanıdır.
(4) Genelkurmay Başkanı, görev ve yetkilerinden dolayı Başbakana karşı sorumludur. Genelkurmay Başkanının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
(5) Millî Savunma Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları ile görev ilişkileri ve yetki alanı kanunla düzenlenir.

Şeklinde ifade edilmektedir.

Zaman zaman gazete ve televizyon yayınlarında Cumhurbaşkanı recep Tayip Erdoğan´ın ”Ben silahlı kuvvetlerin başkomutanıyım“ ifadesine rastlamaktayız. Evet, doğru ama anayasaya göre bu yetki tamamen temsili mahiyette ve semboliktir.

Hâlbuki Atatürk´e Büyük Millet Meclisi tarafından 5 Ağustos 1921 tarihinde verilen Başkomutanlık yetkisi üçer ay süreyle beş defa uzatılmıştır. Birinci uzatmadan sonra kesintisiz olarak bu yetki 1927 yılına kadar bu sürmüştür.

Atatürk´e verilen Başkomutanlık yetkisinde, meclisin sahip olduğu bütün yetkiler kendisine verilmişti. Bu yetki sembolik değil, tamamen silahlı kuvvetlerin yönetimine ait her türlü tasarrufu içinde bulundurmakta idi.

Bu tarihi yetkiyi Atatürk´e veren yüce meclis çok isabetli bir karar vermişti.

Atatürk ülkemizin ve silahlı kuvvetlerin yönetimi için aldığı bu yetkiyi, çok isabetli kararlar vererek başkomutanımız olarak 22 Ağustos – 13 Eylül 1921´de Sakarya Meydan Muharebesini ve buna müteakiben 26 – 30 Ağustos 1922´de Başkomutanlık meydan muharebesini başarılı bir şekilde yönetti. 9 Eylül 1922´de İzmir´de düşmanı denize döktü ve böylece büyük zaferi gerçekleştirdi.

Bu konuyu tarihi bir gerçekle kapatmak istiyorum. 21 Temmuz 1922 tarihinde Akşehir´de Komutanlar toplantısı yapılmaktadır. Fevzi paşa (Çakmak) taarruz planını izah ettikten sonra Atatürk´ün Harp okulundan strateji hocası olan 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ″Buna karar verenler tarihe karşı büyük vebal altında kalırlar. Adama vatan haini derler“ ve son olarak sözünü şöyle bitirdi: ”ve hepimizi meclisin önünde asarlar.“ herkes susmuştu. Bir heykel gibi Yakup Şevki Paşa´ya bakıyorlardı. Her zaman olduğu gibi son sözü Mustafa Kemal Paşa söyledi: ”Korkmayın paşam. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir. Öyle bir sorumluluk ki ölümden beter.“

 /resimler/2016-8/4/0958159425964.jpg30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesinden sonra büyük komutanlar Adala´daki 2. Ordu karargahında törenle karşılandılar. Yakup Şevki paşa Mustafa Kemal Paşa´nın önüne geçti. Elini uzattı: ”Paşam sen haklı çıktın ver elini öpeyim“

Mustafa Kemal Paşa: ”Estağfurullah. Ben sizin ellerinizden öperim“

Yakup Şevki paşa: ”bu zafer senin azmin sayesinde kazanıldı“

Mustafa Kemal Paşa: ”Hayır paşam, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer hepimizin“

 Yakup Şevki Paşa” sana son bir kez daha itiraz edeceğim dedi“

”Hayır! Benim gibilere kalsa daha yerimizde sayıyorduk. Sen bu millete Allahın bir lutfusun“         

Ülkenin bekası ile ciddi bir şekilde ilgili olarak başkomutanlık yetkisini kullanacak kişi, Atatürk gibi kendine özgüveni olan, ülke ve dünya tarihi hakkında yeterli bilgi sahibi, üstün komutanlık yetenek ve vasıfları ile liderlik özelliği taşıyan çok değerli bir insan olmalıdır.

Artık değişmez bir kanun gibi, Türk Ulusu ve bütün dünya bu gerçeği çok iyi öğrendi. Atatürk Türk Ulusunun ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin değişmez başkomutanıdır. Bu tarihi gerçek hiçbir zaman değişmeyecektir.

Bu mutlu ve gurur dolu günleri bizlere armağan eden, bizleri özgürlük ve egemenliğimize kavuşturan Ulu önder Atatürk ve silah arkadaşları ile şehit ve gazilerimiz huzurunda saygı ve hürmetle eğiliyoruz. Ruhları şad olsun!

KAYNAKÇA:

  1. ATATÜRK HAKKINDA HATIRALAR VE BELGELER AFET İNAN
  2. NUTUK, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
  3. TEK ADAM C.2 ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR
  4. GAZİ PAŞAM. CEVAT ŞENOL
  5. ŞU ÇILGIN TÜRKLER TURGUT ÖZAKMAN
  6. GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  7. ASKERİ DELTA KAHRAMAN YUSUFOĞLU

 

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ (17 Mart 2017 - Cuma)
YENİ ANAYASA KUMPASI (07 Haziran 2016 - Salı)
“ LAİKLİK,ADAM OLMAK DEMEKTİR.” (02 Mayıs 2016 - Pazartesi)
19 Mayıs 1919 SAMSUN VE İLK ADIM (18 Mayıs 2015 - Pazartesi)
Sayfa:
EKONOMİYE BAKIŞ
BAŞYAZI VE GÜNÜN YORUMU Çetin Remzi YÜREGİR
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
Nurettin ÇELMEOĞLU - BİRAZ GÜL BİRAZ DİKEN
ŞATAF
Vahit ŞAHİN
Vahit ŞAHİN
MOZART
Cumali KARATAŞ
Cumali KARATAŞ
ALİLİMONCU´YA VEDA
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!
TEOG
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
Zeynep Kural-İNCE DOKUNUŞLAR
AH! YALAN DÜNYA
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
19 EYLÜL GAZİLER GÜNÜ BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE VE KAHRAMAN TÜRK ORDUSU İLE EMNİYET MENSUPLARINA KUTLU VE MUTLU OLSUN
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
Hasan GÜNEŞ- İLK ADIM
DEMOKRASİ YAŞANARAK ÖĞRENİLİR
Ahmet ERDOĞDU
Ahmet ERDOĞDU
21.12.2015 DEN 23.11.2016 YAZI VE RÖPORTAJLAR-5
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
TURUNCU ADAM - Mahmut REYHANİOĞLU
DR.ERCAN ATALAY VE ASKF
KONUK YAZAR
KONUK YAZAR
DÜŞÜNCENİN BİLİM, SANAT VE GERÇEĞE UYGUNLUĞU-Fikri Akdeniz (*)
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN
Anketi Boş Ver, Listeye Bak!
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
Süreyya KÖLE - YANSIMALAR
ÜZÜNTÜYE CEZA
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
Mustafa Gazalcı -"Öğretmenin Not Defterinden"
AYRICALIKLI OLAN KİM?
M. Ziya YERGÖK
M. Ziya YERGÖK
SAHADAN GÖZLEMLER: HAYIR YÖNÜNDE
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY
2018 MEMUR VE EMEKLİLER İÇİN DAHA DA SIKINTILI OLACAK
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
Prof. Dr. Özer OZANKAYA
ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI EFENDİ VE O´NA "HAZRET" DÜZEYİNDE SAYGI GÖSTEREN ANADOLU HALKI, 260 YIL ÖNCE, “İNSAN´IN DA EVRİM SONUCU OLUŞTUĞUNU VE MAYMUNDAN SONRAKİ DÜZEYİ TEMSİL ETTİĞİNİ” YAZMIŞTI!
Zekai BULUÇ
Zekai BULUÇ
MOLLA MUSTAFA BARZANİ ´DEN MESUT BARZANİ´YE
İlhan ALPER
İlhan ALPER
SAZIN, SÖZÜN USTASI ALİ LİMONCU
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ,
‘Öğrenciler Neden Üniversite Tercih Yapmak İstemiyor?´
OKUR KÖŞESİ
OKUR KÖŞESİ
BAYRAM MI GELMİŞ?
TANSEL ÇÖLAŞAN
TANSEL ÇÖLAŞAN
Sevgili dostlar merhaba,
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
AHMET KAYTANCI-GÖKÇEBEL
ZELİHA VE ÇOCUKLARI
Av.Cemil DENLİ
Av.Cemil DENLİ
ARMAGEDDON
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe
İNANÇ, ÖĞRETİLER, ÖRGÜTLENME VE ŞİDDET (4)
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Düşler Düşünceler-Tekgül Arı
Okur Hareketi
Hüseyin ÖZBEK
Hüseyin ÖZBEK
İNTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE
Celal Topkan
Celal Topkan
TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TÜRKİYE´Yİ GÖTÜRECEĞİ NOKTA
Saniye Akay Demirel
Saniye Akay Demirel
´Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın.´
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Mahmut TEBERİK- AYRAÇ
Ben, Sen, O. Biz, Siz, Onlar
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Cihat OVALI-SPOR YORUM
Tarihe Sığmayan Bir Destan
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?
DOSTLAR BENİ HATIRLASIN
Cezmi DOĞANER
Cezmi DOĞANER
PETROL SAVAŞI
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
Tufan ALPAT-EMEKLİ HAKİM
ASLINDAN UZAKLAŞIRKEN GENEL DURUM ÜZERİNE
Ahmet YAHŞİ
Ahmet YAHŞİ
ADANASPOR EVİNDE YİĞİT
Birgül Ayman GÜLER
Birgül Ayman GÜLER
AKP´NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KOMİSYONDA ELE ALINIRKEN, “REJİM DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR” ELEŞTİRİLERİ SÜRÜYOR
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
GÖKTEN GELEN-BASRİ GÖK
ÇOCUK GELİNLER
AZ ve  ÖZ A.AKDAMAR
AZ ve ÖZ A.AKDAMAR
BİRİ ANLATSA!...
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Bugün
20 °C
Salı
21 °C
Çarşamba
20 °C
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
ÜÇ NOKTA SATIRBAŞI

/resimler/2016-2/23/1416139429844.jpg

ADANA`DA NÖBETÇİ ECZANELER

/resimler/2015-5/28/1255038362873.jpg

ADANA İLİ ÖNEMLİ TELEFONLAR

/resimler/2016-3/22/1515302901917.jpg

HAFTANIN PANAROMASI

/resimler/2017-9/20/0925138612232.jpg