Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


TÜM ÖĞRETMENLERE

Bugün Pazar; Öğretmenler günü.


            Başta kızım olmak üzere tüm öğretmenlerin bu kutsal gününü kutlarım. 2007 den bu yana onlarla ilgili yazı yazmıyordum. Bir yerde öğretmenlere kızgındım. Çünkü öğretmenliğin dışında bir siyasi parti gibi çalışmayı yeğlemişlerdi. Üstelik kendinden olmayanları yok etme düşüncesi içindeydiler. Bu öğretmenliğe yakışmazdı.

           İkincisi öğretmenler içinde Baş Öğretmen Mustafa Kemal Atatürk’e karşı kötü düşünceler içindeydiler. Bunu açık seçik söylemekten de çekinmiyorlardı. Bu memlekette Mustafa Kemal’e düşman olan bir nesil ülkenin karabasanı olmaya mahkûmdur. Aydınlık Türkiye’nin güneşi ve ayı olamazlar.

           Onları bu düşüncelere sevk eden kişiler elbette olacaktır.

          Onlar, dış güçlerin maşası olmaktan ileri gidemezler, zaten gidemediler de. 15 Temmuzdan sonra darmadağın oldular. Ve yerin dibine geçtiler. Aynı güçler başka şekiller altında faaliyetlerine devam etmek istiyorlar, ama onlar da aynı akıbete er ya da geç düşeceklerdir.

          Çünkü Mustafa Kemal Atatürk ilim diline sarılmıştır.Demiştir ki;

          “Hayatta en hakiki murşit(yol gösterici) ilimdir.”           

           İlim dili hiçbir zaman hurafelere mağlup olamaz. Çünkü gerçektirler. Gerçekler hayal âlemi ile denk tutulamaz. Bu ilim dilini de bu memlekete anlatacak olan öğretmenlerdir. Onların siyasi düşüncesi ancak ilimledir gerçekçilikledir.

          Siyasi partiler gelip geçicidir. Bu gün vardır yarın yoktur. Fakat İlim her zaman gerçektir ve sonsuza dek gerçek olacaktır. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi bunun üzerine oturtulmuştur. Bu da Atatürkçülüğün yoludur. Bu yol öğretmenlere emanet edilmiştir. Onlar bu yolu takip etmeye mecburdurlar.

          Mustafa Kemal’i Mustafa Kemal yapan bazı olayı anlatmak isterim.

          Mustafa Kemal askeri okulda okurken öğretmenlerinden biri ona der ki;

        “Mustafa kurmay olmak istiyorsan mutlaka bir yabancı dil bilmen şart.”

          Mustafa Kemal de sömestr tatillerinde bir papazdan para karşılığı Fransızca dersi alır. Fransızcasını bir süre ilerlettikten sonra gazete okumaya başlar. Papaza Fransa’dan gazete gelmektedir. O gazeteleri okudukça morali bozulmaya başlar. Çünkü memleketin durumu o gazetelerde daha farklı görülmektedir. Osmanlı beş altı cepheye ayrılmış, her cepheden yenilgi sesleri gelmektedir. İnsanlarımız katledilmektedir. Yerli gazetelerde ise bunlar hiç yazılmamakta, sarayın talimatı dışına çıkılmamaktadır. Bu gün olduğu gibi günün gazeteleri yenilgilerden değil, başka şeylerden bahsetmektedir. Halk o gazeteler sayesinde bu yenilgileri hiç bilmemektedir.

             Bunu gören Mustafa Kemal okula başlayınca durumu arkadaşlarına anlatır. Ülkenin kurtuluş planları üzerinde kafa yormaya başlarlar. Kimin; nerede, ne zaman olacağına kadar konuşurlar. Ama bunu gizli yaparlar. Mustafa Kemal bu çalışma nedeniyle sürgün üstüne sürgün yaşamıştır.

             İşte öğretmenlik budur; Okuttuğu öğrencisini geleceğin Başbakanı, Cumhurbaşkanı, ilim adamı, ressamı,  sporcusu, sanatçısı gibi görüp, ona göre çocuğa yön vermektir. Çocuk, ne olacağını öğretmeninden değil, kendisi davranışları ile gösterir. Çocuğun ne olacağını öğretmeni sezer. Onu keşfeder, onu yetiştirir, onu büyütür ve olması gereken yere doğru yönlendirir.

            Benim ortaokulda bir öğretmenim vardı. Adı Halil Gültan. Çok okuyan, araştıran, insanlara faydalı olmaya çalışan biriydi. Türkçe dersimize girerdi. Bize her hafta bir ödev verir, verdiği ödevin üzerine düşerdi. Belki de bana öyle gelirdi. Bir hafta dedi ki;

           “Sizden, bir günlük hikâyenizi istiyorum. Okuldan çıktıktan sonra ne yapıyorsunuz, nasıl vakit geçiriyorsunuz, bunu yazıya dökün.”

            Ben de bir günlük hikâyemi yazdım. Herhalde bütün sınıf da yazmıştı. Ders başlayınca sıradan okutmaya başladı. Herkes okudu. Sıra bana gelince ben de okudum. Defteri elimden aldı sesli olarak kendi de okudu. Sonra bana bir daha okumamı söyledi. Ben de tekrar okudum.

       “Çok güzel olmuş.”Dedi.”Senin adın neydi?”

        Ben de;

        “Ahmet Dokuzoğlu.”dedim.

       “Ben sana soyadın gibi bir dokuz veriyorum.”Dedi. ”Sende bu yetenek var. Bunu geliştir. Çok kitap oku.”

         Ben orta sona kadar bir tane kitap okumadım. Orta sonda Yaşar Kemal’in “İnce Memed” kitabıyla tanıştım. Ondan sonra da kitap elimden düşmedi. Hala okurum, hala okurum…

           O Türkçe öğretmenimi daha sonra Selçuk Üniversitesinde Türk dili ve Edebiyatı bölümü kürsü sahibi olarak buldum. Yaşıyorsa ellerinden öpüyorum. Ölmüşse Allah gani gani rahmet eylesin.

           Bu hafta Facebook da kırk iki yıl önceki Matematik öğretmenimi buldum. Gülderen DALYANOĞLU; O gün de bir hanımefendiydi, bu gün de bir hanımefendi. O kadar güzel bir mesaj yollamış ki, kendisini bulsam ellerinden öperdim.

          “Hala talebe gibiyim.” Diyor.

           Çünkü hala okuyor sanırım. İşte, öğretmenlik budur! O’nun siyasi düşüncesi yoktu. Belki de biz o tarafına hiç bakmadık. Bütün arkadaşlarım da O’na selam yollamışlar. Ne güzel bir duygudur bu. Bir Öğretmenin; Binlerce insanın Annesi, babası, ablası, kardeşi kadar sevilebiliyor olması ne güzel bir şey. Kimse böyle bir tahta oturamaz. Ancak öğretmenler oturabilir. Ne demişti Hz. Ali;

         “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

           Sevgili öğretmenler; maddi olarak belki zorluk içindesinizdir, ama zengin bir ailenin satın alamayacağı bir servetin başındasınız. O servetin kıymetini bilin. O servet sizi dünyanın en mutlu insanı yapacaktır. Yeter ki ÖĞRETMEN gibi öğretmen olun. 

            Sürç’ü lisan ettik ise af ola, isterim ki insan önce insan ola…

 



YAZARLAR

  • Cuma 16 ° / 10 ° Sağanak
  • Cumartesi 17 ° / 11 ° Fırtına
  • Pazar 18 ° / 9 ° Fırtına
  • BIST 100

    110.115%2,03
  • DOLAR

    5,7773% -0,21
  • EURO

    6,4600% 0,16
  • GRAM ALTIN

    273,64% -0,53
  • ÇEYREK ALTIN

    451,506% -0,53