Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


SORULARDAN HAREKETLE, DEĞİŞMEYEN İDEOLOJİ

Bu günlerde, kendini farklı göstermek isteyenlerce kavramlar üzerinden yapılan tartışmalarla, yeni ve ilgi çekici, fanatikleri heveslendiren bir gündem oluşturulmaya çalışılıyor.


Dünyayı sarsan pandeminin ardından, insanlığı bekleyen gelişmeler ve değişimler üzerine, kendini stratej, teorisyen, fütürist olarak tanımlayan her karakter yeni bir varsayımla ortaya çıkarak, yakın gelecekte kendine bu alanlarda etkin yer bulmaya çalışıyor. Doğaldır ki her geçen gün artan varsayımların, teoremlere dönüşme olasılığı bilimsel olarak var. Ancak, ortada önemli bir sorun da var. Sorun şu: Ortaya konulan varsayımlar, zaman içinde denenmişlikle, yeni bir anlam ve etki üretmekten yoksun durumda.

Ortada, bilinçli olarak dolandırılan ilginç sorular var. Dünya artık eskisi gibi olmayacak düşüncesinden hareketle, en çok dile getirilen sorular: Faşizm yükselişe mi geçecek, kapitalizmin sonu mu gelecek, komünizm giderek güçlenecek mi, güç dengelerinde stratejik değişimler mi olacak, jeopolitiğin sonu mu geldi ya da daha genel ifadeyle, tüm stratejiler değişecek mi? 

Dünya üzerinde binlerce yıldır uygulanan farklı yönetim şekilleri, farklı ideolojilerde, farklı stratejilerle hedefine ulaşır ve devamlılığını sağlarken, bir kısmı ise başarısız olduğu halde, sahada sadece oldukça kısıtlı seviyelerde kalarak günümüze ulaşmış durumda. Tarih boyunca uygulanmış stratejilerden, kayıt altına alınarak günümüze ulaşabilenlerin tamamı, kitaplarda yerini alarak, ilgili okullarda, zihinsel gelişimde yönetimsel temel oluşturmak maksadıyla anlatılıyor.

Stratejilerin değişeceğini iddia etmek, yeni bir düşünce tarzını ortaya koymuyor. Strateji kavramının anlamında zaten değişim var. Stratejinin üç unsuru, mekân-kuvvet-zaman olduğuna göre, bu kavramların en azından ikisinin değişkenliğinde, stratejinin de değişken olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü strateji, kabaca, hedefe ulaşmak için mevcut tüm imkânları/güçleri en etkin ve koordineli kullanma yöntemlerini belirlemekse, bu tanımdan hareketle, her aşamada güncelleme ve değişim gereksiniminin ortaya çıkması kuvvetle muhtemel.

Jeopolitik kavramı için: “Jeopolitik, siyasi coğrafyanın beşeri değerlerle aktif hale gelmesidir. Politikanın iki dayanağı olan güç ve hedefi, coğrafi açıdan inceler” (Suat İlhan) tanımı yeterince açıktır. O halde jeopolitiğin de unsurları vardır ve stratejinin unsurları, aynı zamanda jeopolitiğin de unsurlarıdır. Jeopolitiğin unsurlarının,  Coğrafi Unsurlar (mekân), Beşeri Unsurlar (kuvvet)  ve Zaman Unsuru olduğu değerlendirilir.  O halde şartlara göre, her iki kavram da değişkenlik içerir.  Değişim olmadan gelişim de olmaz. Gelişimin olmadığı yerde başarı da olmaz. Şartlar değiştiğinde, jeopolitiğin değişmesi de kaçılmazdır. Bu doğal akışın, özellikle pandeminin bir çıktısı olarak zorunlu değişimi ya da sonlanacağı düşüncesi, rasyonaliteden uzak olur. Ancak, pandeminin değişime katalizör etkisi, birçok etkenle birlikte kaçınılmazdır.

Yakın gelecekte, kapitalizmin sonunun gelmeyeceği ve aksine güçleneceğini değerlendirmek de oldukça rasyonel bir çıkarım olur. Çünkü pandemiyle birlikte, aşı bulma girişimleri dâhil, insan ihtiyaçlarının asgari kullanımında mevcut talep-arz dengesinde oynanan oyunlarla görülüyor ki tüm gelişmelerin ekonomik getirilerinin, muhteşem bir kazanıma dönüştürülebileceğini öngörmemek mümkün değil. O halde mevcut ve potansiyel güç odakları, doğal olarak bu fırsatı kaçırmayacaktır. Bu durum, kapitalizmin güçlenme sinyali verdiğini ve daha da güçleneceğini gösterir.

Faşizm giderek güçlenir mi? Faşizm, kabaca, baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğretiyse, baskıyla yönetimsel tedbirlere yönelen her güç, faşist olarak değerlendirilebilir. Dünya üzerinde faşist olarak tanımlanan yönetimlerin, pandemi sürecinde sergiledikleri davranış şekilleriyle, otoriter, baskıcı tutumlarına devamla, halkı değişime ittiklerini gözlemlemek mümkün. Yani, bu yönetimlerin halkları değişim isterken, özgür ve çağdaş yaşama alışkın kitleleri, bu yöne kanalize etmek oldukça zor. Bu arada, güçlü lider örneklerinin artması mümkünmüş gibi görülürken, gelişmelerle, milli duyguların yoğunlaştığı bir toplum yapısının, rasyonel, bilimsel kararlarla yönetimi daha kabul edilebilir görünüyor. Yani, milli değerlerde güçlü lider, güçlü sosyal devlet ama kayıtsız şartız halkın egemen olduğu toplum yapısının kabul edilebilirliği daha ussal geliyor ki bu farklı bir ideolojik çıkarıma yönlendiriyor.   

Komünizm giderek güçlenecek mi? Dünya üzerinde, bir dönem en etkin komünizm uygulaması, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) ideolojik yapılanmasıyla ayaktayken, günümüzde, ne Lenin’in Sovyetler Birliği, ne Ho Amca’nın düşünce yapısında devam eden Vietnam, ne Mao’nun şekillendirdiği tamamen kapalı ve Marksizm temelli Çin kaldı. SSCB, glasnost ve perestroyka ile büyük bir değişime girerken, Çin de ABD karşısında küresel güç odağı olma iddiasında, farklı ekonomik politikaları ve askeri stratejisiyle değişim gösterdi. Küba ise Fidel Castro sonrası kardeşi Raul ve ardından özgürlükçü olarak tanımlanan Miguel Diaz-Canel ile yeni arayışlar içinde, değişime yönlendi. Yani komünizm, idealde ütopik bir güzellik sergilese de pratikte kaybetmiş durumda. Yeniden ve kapsamlı dönüş ise hiç ussal değil. Ancak, sosyal devlet anlayışının güçleneceğini öngörmek yanlış olmaz ki bu çıkarım da bizi farklı bir ideolojiye yönlendirir.

Pandeminin getirileriyle birlikte, farklı bir perspektifte ortaya çıkan, tavizsiz uygulandığında başarılı olduğu tartışma kabul etmez ve esasen yabancı olmayıp, yabancılaştırılmaya çalışıldığımız, önümüzde duran sağlam bir ideoloji var. Günümüz gelişmeleri gösterdi ki: Devletler, kesinlikle, hemen her konuda kendine yetmek zorunda. Bilimsel temelli çalışma ve eğitimin bilimsel temellendirilmesi ve ülkenin her köşesine eşit olarak götürülmesi şart. Devletin, eşit sosyal kavrayıcı konumda olması ve halkın her kesimini eşit seviyede sahiplenmesi de önemli bir gereklilik. Devlet, yönetimsel olarak inançların dışında tutulmalı ve her farklı inanç mensubuna eşit düzeyde yaklaşmalı. Devlet, gerektiğinde kendi kontrolünde radikal değişimlerle yoluna devam edebilecek, fikri ve eylemsel kapasitede olabilmeli. Ayrıca Devlet, her durumda, öncelikle milli sınırlarını, kendi halkını ve milli ideallerini de sahiplenerek korumak zorunda. Bu değerleri sahiplenmeyi ideal olarak benimsemiş bir öğreti de var. Bu öğreti, Mustafa Kemal Atatürk’ün temellendirdiği, tam bağımsızlık, çağdaşlık, akılcılık ve ulusal egemenlikle bütünleşen, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik ve inkılâpçılık ilkeleriyle anlamını bulan, Kemalizm.



YAZARLAR

  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli
  • BIST 100

    119.598%0,22
  • DOLAR

    6,8663% 0,13
  • EURO

    7,7539% 0,22
  • GRAM ALTIN

    398,18% 0,56
  • ÇEYREK ALTIN

    656,997% 0,56