ALİ TAŞ ADN.


“SIRKINTI TÜRKMENLERİ”


SIRKINTIOĞLU YANIMIZDA BULUNDU(*)

Allahım Allahım kadir Allahım

Bizim burda öleceğimiz bilindi.

Emmiye dayıya haberler gelsin.

Sırkınt'oğlu yanımızda bulundu

 ***

Yavru şahin gibi yüksekten uçar.

Düşmanın görünce göğsünü açar.

Aslan gibi pençe vurup kan saçar.

Kara Seyfi eli bağlı bulundu.

***

Amanın ağalar müşküldür halim.

Kesildi kervanım işlemez yolum.

Kardeşim Kara Mustaf’oğlum.

Her baktıkça ciğerciğim delindi.

***

 Mudara etmez adam oğlu adama.

Daima yalvarırım bari Huda’ya.

Dokuz atlı idik geldiğinde odama.

Kozanoğlu ne idiğin bilinedi.(s.125-126)

 

Yazar Şamil Yazan’ın uzun araştırmalar sonunda hazırladığı  “Sırkıntı Türkmenleri” adlı kitaba,  o dönemde yaşayan, yine bir Türkmen olan Çukurova’nın ünlü halk ozanı Dadaloğlu ile başlanması yerinde olsa gerek. Şiirde her ne kadar Dadaloğlu tapşırmasa, kitapta da şiirin Dadloğlu’na ait olduğuna dair bir not olmasa da,  yapılan araştırmalarda, çıkarılan yayınlarda,yukarda yer alan şiirin Dadaloğlu’na ait olduğu görülmektedir. 

Yazar Şamil Yazan, İmamoğlu üzerine bitirme tezi hazırlarken, Sırkıntı Türkmenleri’nin tarihinin öğrenilmeden İmamoğlu’nun tarihinin yazılamayacağını anlaması, yazarı “Sırkıntı Türkmenleri” kitabına çeken bir albeni olsa gerek. Önsöz’de bu yer aldığı gibi, bu tarihi cazibeyi algılayan yazarın üniversite yılları Sırkıntı Türkmenleri hakkında bilgi ve belge toplamakla geçer. Bulduğu bilgi ve belgelere de “Sosyal ve Kültürel Yapısıyla İmamoğlu Tarihi” isimli çalışmasında yer verir. Yazar; “Sırkıntı Türkmenleri” adlı kitabın, Kozan, Ceyhan ve İmamoğlu’nun tarihlerinin yanı sıra; Türkmenler, Çukurova, Fırka-i İslâhiye gibi konularda da katkı sağlayacak bir çalışma olduğunun altını çizmektedir.   

Sırkıntı aşiretinden olan işadamı Murtaza Sırkıntı’nın takdimiyle girilen kitapta, Sırkıntı ailesi olarak yazar Şamil Yazan’a teşekkür edilirken; Adana ve Kozan’ın tarihiyle yaşamı süregelen Sırkıntı aşireti adına konuşan Murtaza Sırkıntı; geçmişinin verdiği kültür ve terbiyeye yaslanarak bugünlere geldiğini yadsımayıp, kendilerine birçok değer katan bu şehre ve bağlı bulunduğu kökene bir teşekkür anlamında kitabın armağan edilmesinden söz etmektedir.

 

*1. BÖLÜM

Oğuzların Üç-Ok kolunun Kınık boyuna mensup olduğu söylenen Sırkıntı Aşireti’nin Avşar olduğu iddia edilse de, Bozdoğan Türkmenlerinin bir kolu olduğu arşiv belgeleriyle ortaya konduğuna da değinilmektedir. Sırkıntı Türkmenlerinden bazılarının da seyyidlik (peygamber) soyundan geldikleri için Osmanlı döneminde vergiden muaf oldukları da dile getirilen bir konudur.  Yazar Şamil Yazan, Osmanlı arşivi kayıtlarına göre, Tire ilçesindeki Kıravga’da yaşayan Bozdoğan Yörüklerinden olan Kara Dirlik Cemaati ile akrabalıklarından söz edip; ayrıca Gülnar’ın Kesik Söğüt isimli tımar mahalline kayıtlı olup Silifke kazasında kışlayıp, Susam’da yaylamakta olduklarını belirtilmektedir. 

          Ala’eddinlü ya da Hayr-ı Fendilü olarak da adı geçen Sırkıntı Türkmenlerinin Oğuzların Üç-ok kolunun Yıva boyuna mensup olduğunu belirten yazar;  Osmanlı belgelerinde de Sırkıntı adının, “Sarkındı”, “Sarkındılı”, “Sırkındı” ve “Sırkındılı” olarak geçtiğinden, aynı tarihlerde Sarkındı ve Alaeddinlü isminin birlikte kullanıldığından da söz eder.   Sırkıntı Aşireti’nin Kozan sancağına 1600-1650 yılları arasında geldiğini belirten yazar Şamil Yazan; Sırkıntı Türkmenlerinin kışlak ve yaylak olarak İçil ve Karaman (16.yy), Adana  ve Adana/Kayseri (18.yy) gibi yerlerde yaşamını sürdürdüklerinden söz eder. (s.19-32)  

 

SIRKINTI MENCİLİS’TE OTURDU    

 

Karaçay içinde kavga kuruldu

Evvela sultanın atı vuruldu

Ha deyince Hacıların atlısı

Sırkıntı’lı Mencilis’te oturdu.

***

Karaçay içinde kavgası tatlı

Çapar sultan gelir yüzü heybatlı 

Sırtı heybeli de altı boz atlı

Üzengesi yer kavrayıp geliyor (S.132)

 

*2. BÖLÜM

Yaptığı tarihi incelemesinde, 1624 tarihinde Abaza Mehmet Paşa’nın II. Osman’ın intikamını almak için Sadrazam Çerkez Mehmet Paşa’ya karşı gerçekleştirdiği ayaklanmada, kırk bin kişilik kuvvetin içerisinde Sırkıntı’lılar da olduğuna yer veren (s.38) yazar; Sırkıntı aşiretinin 18 köyde yerleşik olduğuna değinirken, büyük bir aşiret olan Sırkıntı’ların bu bilgisinin yanlış olduğunun altını çizip; yörede Berberi aşireti mensuplarının da Sırkıntı aşiretine mensup olma olasılığı üzerinde durmaktadır. Büyükbaş hayvan besleyen Berberi’lerin ise, hayvanlarına gelen hırsızları yakaladıklarında bıyıklarının ve saçlarının yarısını tıraş edip bıraktıklarından, görenlerin de, “Sizi tıraş eden berber ne güzel berbermiş”demelerinin halk arasında dayandığı söylentiden dolayı ve de bazı yazılı kaynaklara dayanarak, Berberi’lerin Sırkıntı kökenli olduklarını ileri sürmektedir (s.38-39).  Yazar,  2. bölümde, Sırkıntı Türkmenlerinin yanı sıra Berberiler, Ceritler, Tecirliler, Afşarlar, Lek, Hacı, Kırıntılılar, Karsantıoğulları ve Kozanoğulları gibi aşiret toplulukları  hakkında bilgi vermektedir.

“Fırk-i İslâhiye Öncesinde Sırkıntı Türkmenleri” (s.53-63) başlıklı yazıda, aşiretler arası kavga ve savaşlar, Çukurova’daki aşiretlerin iskânı ile bazı aşiretlerle, bazı aşiret reislerinin yurtiçi ve yurt dışı sürgünlükleri konu edilir.  Artan ünü nedeniyle oğlu Mehmet Bey’e tuzak kurup öldürmeye karar veren Sarı Ali Ağa’nın,  ondan önce davranan oğlu tarafından çadırda öldürülmesi de ayrı bir vahşet olarak yer almaktadır. Bu kanlı olaydan sonra Mehmet Bey, Çadırcı Mehmet Bey olarak anılır. Çadırcı Mehmet Ağa, İbrahim Paşa’nın da ordusunu yener.  “Kozanoğulları” bölümünde buna benzer bir olay daha yaşanır… “…Kozanoğlu Ömer Bey, kendi akrabalarından amcası Ali Bey’i ve çocuklarını Belenköy’de idam etmiştir…” (s.46) Ayrıca, Osman Ağa, yine  amcası Topal Ağa’yı öldürerek Kozanoğulları’nın başına geçer.  Yusuf Ağa, kardeşi Hacı Yusuf Ağa’yı mağlup eder. (s.50-51) Böylesine vahşetler zinciridir… Sırkıntı Aşireti’ne gelince, “D.V. Longlois’in 1857 yılına ait eserinde, Çukurova’daki oymaklara ait verdiği listede Sırkıntı Aşireti’nin; 800 çadır, 30.000 koyun, 5.000 keçi, 18.000 sığır ve 1.000 deveye sahip olduğu yer alır(s.59). Sırkıntı Aşireti’nin o tarihlerde tahminen 6.000-7.000 nüfusu olabilecek 1.200 haneden meydana geldiği de hesaplanmaktadır. (s.61)

 

AH NEYLEYİM TAYYAROĞLU KOYMADI

 

Hey ağalar hey paşalar hey beyler

Murtaza Bey benden şerrin ırmadı

Benim gönlüm dönüp dövüşmek ister

Ah neyleyim Tayyaroğlu koymadı

***

Akşam namazı göç göçe oldu

Çarhacılar birbirine düş oldu

Balıklıdere’de zor dövüş oldu

Taun oldu baba oğlun bilmedi

***

Dadaloğlu der ki büküldü belim

Oynadı şefleler zırhlar söküldü

Gelin kız kalmadı yola döküldü

Ağlaşır analar oğul gelmedi (131-132)

 

 

*MURTAZA BEY

Dadaloğlu’nun şiirinde de adı geçen Murtaza Bey (1799) Sırkıntı Aşiretinin beyi,  “orta boylu, kara sakallı” biri... “ 1828 tarihinde Karslı Haci Ali’nin Çukurova’nın önde gelen aşiret beylerinin imzası bulunan güvenlik senedinde Murtaza Bey’in de ismi vardır…”(s.64) 19. yüzyılın ikinci yarısında Çukurova da gezi ve incelemelerde bulunduğu sıralarda Murtaza Bey’in konuğu olan Fransız Şarkiyatçı Victor Langlois, Murtaza Bey’in fiziki görselliğini şöyle betimlemektedir: “Kırk yaşlarında, Tatarları andıran yüz hatlarına sahip bir adam. Eğimli (kabarık) ve tunç bir levha gibi ışık verici alnı, basık burnu, belirgin dudakları ve kısa ve kıvırcık sakalı ona korkutucu ve sert bir ifade veriyor. Beyliğinin belirtisi olarak, rüzgârda dalgalandıkça tabancalarının kılıflarını ve yatağını gösteren çift kürklü kırmızı bir manto giyiyor.”(s.65)   

            Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa, Adana’yı işgal ettiğinde ona ve Kozanoğulları’na gönülsüz boyun eğse de, her ikisinin de hareketlerine elinden geldiğince engel olmaya da çalışır. Bu nedenden olacak ki, İbrahim Paşa, Mısır’a dönerken onu da yanında götürür. Orda kaç yıl kaldığı bilinmese de, döndüğünde, Mısır’da çizdiği İbrahim Paşa’nın konağının krokisine göre,  her katta altı oda bulunan iki katlı konağın aynısını,  beylik merkezi olan Turunçlu köyüne yaptırır. “O tarihlerde civarda böyle yapı olmaması yüzünden Turunçlu köyü halk arasında Konak köyü diye anılmaya başlar” (s.66). O konağın sadece sütunları kalan bir enkaz hâlinde olduğu da (2007) verilen bilgiler arasındadır. Yazara bu bilgileri veren Sırkıntı aşiretinden Metin Topaloğlu, Murtaza Bey ile İbrahim Paşa’nın satranç oynamalarından söz etse de yazar, bunun gerçekliğini düşünemez. 

            Diğer bir olay, yöredeki bir manastıra serilen yeşil halı nedeniyle, Murtaza Bey’in, Osmanlı’ya isyana hazırlanıyor diye papaz tarafından padişaha şikâyet edilmesidir… “…Manastıra yeşil halı döşenir. Sırkıntıoğlu, kaldırın bunu der. Bu yeşillik bizim camimize yakışır der.” Papazdan hoşlanmaz. Papaz da:“Murtaza Bey eşi görülmemiş bir köşk yaptırdı, aşiretleri başına topladı, beyliğini ilan ederek devlete baş kaldıracak diye padişaha yazınca, padişah Murtaza Bey’i İstanbul’a çağırarak:”Murtaza niye bana isyan ettin der. Murtaza Bey:”Hâşâ! İsyan etmek ne haddime… Ben Âl-i Osman’nın bir kölesiyim. Yalnız sizin düşmanınız Kavalı’nın sarayının küçük bir modelini yaptırdım. Haksız yere yıllarca esir kaldım. Korkarım manastır beni ihbar etti der. Bunun üzerine padişah, masallardaki söylemiyle çıkarak: ”Dile benden ne dilersin” der. Her defasında Murtaza Bey sağlığını diler. Dördüncü defa ki dilek sorusunda ise:“Padişahım bana bir avuç içi kadar toprak ver” der. Bunun üzerine padişah:“kuzey Andıl,  güneyden Yılankale, doğuda Ceyhan nehri (veya Sumbas nehri), batıdan Seyhan nehri” der. Ve ceylan derisine tapu kayıtları yazılarak Murtaza Bey’e verilir. Murtaza Bey, köyüne döndüğünde, Kozanoğlu’na haber salar:”Padişahımızın fermanı bendedir, Kızın Ayşe Hatun’u ve çeyiz olarak şu kadar yük kereste ve bir miktar altunu bana vereceksin” der“ (s.67). Bunda ki amaç da, Ermeni tapularının durdurulması olarak geçer. O zamanın yaşlıları, Sırkıntıoğlu’nun konağına padişahın fermanı gelmiş diye öpmeye giderlermiş. Yazar, tapuyla verilen bölgeyi de destansı olarak abartılı bulurken, “…Yumurtalık yöresinde belli dağlık alanlar Sırkıntılı Dağları” diye belirtilen kayıt da Ali İhasn Sırkıntıoğlu’nun tespiti olarak not düşülür. Bazı alanların Sırkıntı Türkmenlerine yurtluk olarak verilme olasılığından da söz edilir.

Murtaza Bey’in adı Osmanlı belgelerinde en son 1861’de geçer. Bu tarihten önce de Murtaza Bey Sırkıntı aşiretinin boy beyi veya Aşiret Müdürü olur. Murtaza Bey, aşiretin Kozan Dağlarına iskân edilmesine ise karşıdır.  “Bu konuda, Cebel-i Kozan Kaymakamı Ömer Bey ve Mal ve Maden Müdürü Şakir Efendi Murtaza Bey’e baskı uygulamışlardır. Hatta Murtaza Bey’i hapsettikleri anlaşılmaktadır. Bu yüzden aşiretin bir kısmı Yahyalı kazasına firar elemiş. Diğer yarısı da zorla konulup başlarına da Yusuf Ağa müdür tayin olunmuştur…” (s68) Aşiretten firar edenlerin Yahyalı kazası müdür ve meclis azalarına başvurması sonucunda, borç çıkarılan yüz bin kuruşun ödenmesi üzerine Murtaza Bey serbest bırakılır. Kışlak alanları olarak Çukurova’yı seçtiklerini İstanbul’a bildiren Sırkıntı aşireti hakkında böyle bir borç çıkarılmasının  Cebel-i Kozan kaymakamının keyfi uygulaması sonucu meydana geldiğinden söz edilir. Kendisi de bir Avşar olan Çukurova’nın yiğit ozanı Dadaloğlu, Cerit, Tecirli, Bozdoğan, Reyhanlı ve Sırkıntı gibi Türkmen Aşiretlerini yerdiği “Hani Ya Sizin Kodaz Ali’niz?” adlı şiirde sorduğu, Sırkıntı Aşireti’nin ünlü bir savaşçısı olan Kodaz Ali’dir(s.127)

 

HANİ YA KABAK ASAN KODAZ ALİ’NİZ

 

Karalar bağladı Barı’ya düştü.

Misi mehenk imiş alayın içti.        

Sırkıntılı, Karahacılı hep yalın kaçtı

Hani ya kabak asan Kodaz Ali'niz.

***

Al ha sana ince belli.

Saraycık’a çıksın kendinin oğlu.

Ardından varan da Dinhadar oğlu.

Neye kalkmaz oldu sınık kolunuz.

***

Hüb sesinle hüb havanu duyarlar.

Çan çalarlar seda verir kayalar.

Dağ yüzünde bozulaşır mayalar.

Onun için mani söyler dilimiz.

***

Cabbar dede yardımc’olsun pirimiz.

Şahan çalmış doğrulmuyor beliniz.

Kavuk düştü düşman oldu biriniz.

Korkma yiğit al terkiye yalınız.

***

Avşar'ın uyluğu durmuyor atta.

Kaçtı Tecirliler hep selamette.

Cerit’in hopuru kaçtı Yarsuvat’a.

Boz kartala pay oldu ya ölümüz.

***

Bozdoğan kavgaya varmadan kaçtı.

Reyhanlı’nın beyi Halep'e kaçtı.

Bayazıdoğlu duydu buna pekşaştı.

Hani ya beriye gelmiyor biriniz.

***

Çekildi Avşar'ın atlısı bindi.

Cerit'in üstüne peştemal döndü.

Göçmüş Sırkıntılı yurduna kondu.

Nerde kaldı kolu bağlı deliniz.

***

Der Dadal'ım bu iş böyle olmadı.

Atlı fenne düştü birbirini bulmadı.

Yürü bire Cerit burada sana yurt kalmadı. 

Mistik Paşa'm ne tez tuttun Belen'i

Geç Arabistan’a Amik yolunuz. (S.127-128)

 

          *SIRKINTI TÜRKMENLERİ VE FIRKA-İ İSLAHİYE

          Çukurova’da bulunan Kozanoğulları, Menemencioğulları ve Küçükalioğulları’nın başına buyruk davranması sonucunda vergilerin toplanması, asker alma vb. gerekçeleri etkisiz kılınması ve yabancı devletlerin konuya karışması nedeniyle bölgede köklü düzenlemeler yapmak ve idari yapıyı güçlü kılmak için Fırka-i Islahiye girişiminde bulunulur.   Bu nedenle, Derviş Paşa komutasındaki, iki süvari alayı, on beş tabur,  5-6600 kadar Çerkez, Gürcü ve Kürt atlılardan oluşanFırka-i Islahiye ordusunda, halkla ilgili işleri için Ahmet Cevdet Paşa da görevlendirilir. Harekat sınırı ise, “İskenderun’dan Maraş ve Elbistan’a, Kilis’ten Niğde ve Kayseri’ye, Adana eyaletinden Sivas sınırına kadar olan bir alanı kapsar. (s.72) Reyhanlı aşireti, kurulan Reyhanîye kazasına, Kürt dağındaki Okçuizzeddinlü, Şıhlar ve Amikî aşiretleri, aynı yerde,  İzziye adıyla bir kaza oluşturdular. Delikanlı ve Çelikanlı Aşiretleride İslÂhiye kazası ve köylerine yerleştirilirler. Tecirli ve Cerid Aşiretleriise Osmaniye’ye iskân edilirler.

Kozanoğulları’ndan Yusuf Ağa Sivas’a sürgüne gönderilirken yolda kaçar, yakalanır ve yeniden kaçarken de vurulur.  Daha uzak olduğu için de Kozanoğulları’nın ileri gelenleri İstanbul’a gönderilir. Kozan bölgesi Belenköy, Sis, Hacın ve Kars olşmak üzere dört bölgeye bölünerek, başına Mirliva Hüsnü Paşa getirilip, Kozan sancağı oluşturulur.  Bu arada Sırkıntı Aşireti henüz yayladan inmemiştir. Yayladan dönüşte, birbiirne 18 saat mesafedeki, aralarında herhangibir yerleşim yeribulunmayan Sis ile Adana arasına döner. Afşar Aşireti Kayseri’ye; Sırkıntı Aşireti ise kendi istediği yere yerlkeştirilir… Sırkıntı Aşireti, Alaybeyi, Çörten, Danacılı, Abdalören, Koyunevi, Otluk, Sayca, Tepecikören, Camiören, Malıhıdırlı, Bağtepe, Zerdali, Damyeri, Turunçlu, Karacaören, Saygeçit, Soysalı ve Isırganlı köylerinde yaptırılan 515 haneye yerleştirilir. Sırkıntı Türkmenlerinin yaşadığı bölge iki nahiyeye ayrılarak, Kozan’a bağlanan Yukarı Sırkıntı’lının başına Sırkıntılı Ahmet Ağa, Adana’ya bağlanan Aşağı Sırkıntı’nın başına ise Sırkıntılı Yusuf Ağa nahiye müdürleri olarak getirilirler.

 

KALMADI MURADIM DER GÖK AL’OĞLU

 

Gene baş kaldırdı şol Çukurova.
Kimi alkış edİiyor kimisi dua.

Şahanıŋ benliğine yetmez bir deve.

Kalmadı muradım der Gók Al’oğlu.
***

Nice kuşlarımı dumanda buldum.
Melemenci,, Sırkıntı’ya atımı saldım.
Cerid’iŋ, Avşar’ıŋ güzeliŋ aldım.
Kalmadı muradım der Gók Al’oğlu.
***

Kuş kemiğiŋden saraylar yaptırdım.
Şahinime gökte turna kaptırdım.
Gókteki kartala çaŋlar taktırdım.
Kalmadı muradım der Gók Al’oğlu.
***  
Dadalım der ki samurdan kürküm.
Odadan odaya çağrılır türküm.
Beş tuğlu vezirden yoğ idi korkum.
Kalmadı muradım der Gók Al’oğlu. (s.126-127)

 

*SIRKINTIOĞLU HACI MUSTAFA EFENDİ

 

Sırkıntı Aşireti’nin önemli kişiliklerinden biri de Aşağı Sırkıntı nahiyesinin Isırganlı köyünden olan Sırkıntıoğlu Hacı Mustafa Efendi’dir (1832).  Halk arasında, “…Başını çok salladığı için Sallambaş Hacı Mustafa Efendi” diye bilinmektedir…”(s.99) Babasının, özlemine dayanamayacağı için, verdiği izni iptal etmesi nedeniyle, bilet alıp gittiği Mersin’den döndükten sonra yaşamını, Adana’nın Akmehmet mahallesindeki Şıhlıoğlu Medresesi’nde ders vererek sürdürmeye başlamış ve Adana’nın meşhur âlimlerinden Kara Hoca’nın kızıyla evlenmiştir. Ünü artan ve Adana halkının sevgisini kazanan Sırkıntılı Sallambaş Hacı Mustafa Efendi, daha sonra, 1876’da Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yapılan mebus seçimlerinde Adana’dan seçilen üç kişiden biri olsa da,  seçimi üç oy farkla kazandığı hâlde; “Tam olarak kamunun güvenine layık olamadığımı gördüm. Benim için bu yeterlidir. İşte bunun için bıçak sırtındaki bir oy farkıyla kazanarak gitmeyi kabul edip de yola çıkamam. Bunun için görevi kabul etmiyorum” (s.101) diyerek mebusluktan istifa etmesinin bir de günümüzde anımsanmasının yararı var. Kısa bir süre olan ikinci seçimde ise kamunun güvenini tam olarak alan Sırkıntılı Sallambaş Hacı Mustafa Efendi,  Çamurdanzade Hacı Mustafa Efendi ile birlikte Meclis’e girerler. Bu iki arkadaş arasındaki geçen bir anı da  Ziya Paşa da vardır…  Çamurdanzade Hacı Mustafa Efendi, padişahın emri üzerine İstanbul’a giderken, Adana milletvekilliğinden ve öğrencilik yıllarından arkadaşı olduğu, İstinaf Mahkemesi’nde hâkimlik yapan Sırkıntılı Sallambaş Hacı Mustafa Efendi’yi görmek için adliyeye uğrar ama bulamaz. Daha sonra, Çamurdanzade Mustafa Efendi arkadaşını Millet Bahçesi’nde Adana Valisi Ziya Paşa ile sohbet ederken bulur. Sırkıntıoğlu Mustafa Efendi arkadaşını görünce hemen onunla ilgilense de, Ziya Paşa yerinden bile kıpırdamayarak, Çamurdan Mustafa Efendi”ye:”Mustafa Efendi, Kozanoğlu geldiği vakit Kilgen Çayı’na kadar gittiniz de, bir gün vilayette beni ziyarete gelmediniz” diyerek sitem ettiğinde, Çamurdanzade Mustafa Efendi öfkelenerek Ziya Paşa’ya:”Zat-ı âlileri menfalarda sürünürken kurtulmanız için kellesini koltuğa alarak, çalışanların başı, karşınızda duran Mustaf idi,” der. Mahcup olan Vali Ziya Paşa, Sırkıntıoğlu Mustafa Efendi’yi bir tarafa çekerek, Çamurdanzade Mustafa Efendi’nin durumunu sorduğunda:”Bu zat çok cömert ve sehavetli bir adamdır. Her gördüğü fakire elindeki ve cebindeki parayı verir. Belki şimdi bunun cebinde para yoktur, mevcut parasını yolda fakir fukaraya dağıtmıştır, demesi üzerine, Ziya Paşa, Sırkıntılı Sallambaş Mustafa Efendi’nin aracılığıyla Çamurdanzade Mustafa Efendi’ye bir kese altın hediye eder. İki arkadaş eve dönerlerken Sırkıntılı Mustafa Efendi, Çamurdanzade Mustafa Efendi’ye:”Ne yaptın yahu! Ziya Paşa’yı çok utandırdın” dediğinde, Çamurdanzade Mustafa Efendi:”Her ikimiz de İstanbul’da milletvekili olarak bulunduğumuz zaman, bunlar yani Ziya Paşa ve arkadaşları Avrupa’ya kaçmışlar, Paris’te ve Londra’da bulunuyorlardı. Biz bunların kurtulması için gizli cemiyet kurmuştuk. Padişaha tehdit mektupları yolluyor, bunların kurtulmasına çalışıyorduk. Gizli cemiyetimizden sana haber vermemiştik. Fakat bizim bu hareketimizi Ziya Paşa ve arkadaşları biliyorlardı. İşte ben o zaman o gizli cemiyetin reisi idim, der.”(s.104)                 Sırkıntılı Sallambaş Hacı Mustafa Efendi’yi, Kozanoğlu Ahmet’i teslim alıp gelirken de görüyoruz… İsyan eden Kozanoğlu Ahmet Paşa (1878) Kilgen Çayıu’nda yenilince, Feke’nin dağlarının sarp yerlerine saklanıyor ve  Sırkıntılı Mustafa Efendi’ye teslim olacağını söylüyor. Bunun üzerine, Adana Valisi Ziya Paşa kanalıyla,   Sırkıntılı Mustafa Efendi’yi, Kozanoğlu Ahmet Paşa’yı teslim alıp getiriyor. Daha sonra bir süre belediye başkanlığı, ardından İstifnaf Mahkemesi’nin Adana İstinaf Reisi olan Sırkıntılı Sallambaş Mustafa Efendi 78 yaşında Adana’da yaşamını yitiriyor. 

 

BİZİM YÜZÜMÜZE BAKMA MI DERSİN? (*)

 

Ne kasavet çeken de hey beyin oğlu!

Kasavet serimden kalkmamı dersin?

Yusuf’u kuyudan çıkaran Mevlâ

Bizim yüzümüze bakma mı dersin?

***

Nice işler var da bunlardan üstün.

Dağları delmeye var benim kastım.

Kerimuşağı’nda hiç yok mu dostum?

Emmilik gayreti çekme mi dersin?

***

Koçyiğitler arkasını soyunur.

Acımızdan hep aklımız bayınır.

Sırkıntıoğlu bize yeğen sayılır.

Bozçeke gayreti çekme mi dersin?

***

Öksüz Ali’m oku havaya atar.

Nice işler var da bunlardan beter.

Yiğidin sağlığı sermaye yeter.

Su aktığı yere akma mı dersin.  (S.128-129)

 

                                               Oksüz Ali

 

          (*)Elbeylioğlu’nun mahpushane arkadaşlarından hizmetçisi Öksüz Ali tarafından söylenmiştir. Bunu Öksüz Ali söylerken padişah Cuma namazına gidiyormuş, işitiyor. Bunları işiten padişah huzuruna çağırtmış. Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Destanları, (Yayına hazırlayan Pertev Naili Boratav) Ankara 1991,s.162, Bu şiirin Konak köyünden Ali Sırkıntı tarafından şu şekilde bize aktarılmıştır:

               Ne kasavetlenirsin Elbasoğlu

               Kasavet serinden kalkmaz mı dersin?

               Yusuf’u kuyudan çıkaran Mevla,

               Seni bu kuyudan çıkarmaz mı dersin?

               ***

               Yiğit olan dağın arkasına soyunur.

               Kalmadı takadım aklım dağılır.

               Sırkıntıoğlu bize hısım sayılır.

               Aşiret gayreti gütmez mi dersin?

 

          III.BÖLÜM

 

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA SIRKINTI TÜRKMENLERİ

 

Kozan’ın işgalinde, Kozan’ın ileri gelenlerinden olan Sehlioğlu Hasan, Halil Topaloğlu ve Kurdoğlu Hulisi Efendi; Sivas’a giderek 29 Ekim 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşmeleri sonucunda, Mustafa Kemal Paşa, Binbaşı Kemal Bey’i,  Kozanoğlu Doğan Bey ve Yüzbaşı Osman Nuri Bey’i Aydınoğlu Tufan Bey adıyla Çukurovanın doğusunu (Kozan, Feke, Tufanbeyli, Saimbeyli, Ceyhan ve Osmaniye çevresi) teşkilatlandırmak üzere görevlendirir.” (s.108)  Dönüşte hepsi birlikte Kayseri ve Develi’ye uğrarlar. Develi’de Çukurova’daki Milli Mücadele’nin planları yapılır, daha sonra Göksun ve Andırın’a geçerler. Andırı’nda, bu Milli Mücadele görevinden daha önce işgal zulmüne karşı savaşmaya başlayan Avcı Mehmet ve 12 arkadaşının Andırın’a gelerek, misafir oldukları Yaylacıoğlu İbrahim Ağa’nın evinde Tufan Paşa ve arkadaşlarıyla görüşürler. İşte bu örgütlenmeyle birlikte Sırkıntı bölgesindeki örgütlenme de, Sırkıntı ileri gelenleri tarafından Koyunevi köyünde başlar. Hulisi Bey ve emrindeki kuvvetler Kozan Savaşını, Koyunevi köyünde kurulan bu geçici karargahtan bir süre yönetirler. (s.114)  Yazışmalarda, “Sırkıntıy-i Zir Grubu”, “Koyunevi Kuvay-i Milliye Komutanlığı Müşaviri Askerisi” ve ayrıca “Sırkıntı Grup Komutanlığı” adları da geçmektedir. (s.115, 119, 121)

 

SIRKINTIOĞLU KÜRT YEĞENİ DEĞİLMİ?

 

Yaylamaya Koç Dağı’na çıkardı

Odasına iri beyler inerdi.

Hay deyince yüz atlısı binerdi

Avşar beyi Kürt yeğeni değil mi?

***

Çarşı Pazar olmuş evinin içi

Avşar fermanlı ya, ne Kürdün suçu

Düşman üstüne çekerdi göçü

Kerimoğlu Kürt yeğeni değil mi?

***

Atına vurdurur gümüş ireşme.

Tecirliynen Ceride baş koşma

Yüz atlısı biner sade sereşme

İmirzeoğlu (Mirzaoğlu) Kürt yeğeni değil mi?

***

Atına binip de ılgara salan

Dumanın sündüğü yerlere varan

Üç tuğlu veziri tutsağa alan

Sırkıntıoğlu Kürt yeğeni değil mi?

***

Delme takma değil, kökünden ağa

Ballı somak dağıtır solunan sağa

Umucuya verir atınan deve

Eminoğlu Kürt yeğeni değil mi?

***

Altı idi Ömer Bey'in çırağı

Ney idi bu deli Kürdün gereği

Düşmanı görünce çatal yüreği

Garsantıoğlu Kürt yeğeni değil mi

***

 

Hasıra da deli kürdüm hasıra

Bizim beyler esir gitti Mısır'a

Çanlı kartalı da indi Mısır'a

Güveloğlu Kürt yeğeni değil mi? (S.129-130-131)

 

 

*SIRKINTI AĞITLARI

 

Emiroğlu, Hallaçoğlu

Kolları harputta bağlı.

Dokuz tane kâfir gelmiş

Süngüsünün ucu yağlı. (s.109)

 

Sarıçam’da Ermeniler tarafından şehit edilen altı kişinin arasında yer alan Saygeçit mahallesinden Hacı Mehmet Akçatepe’nin annesi tarafından yakılan ağıtın sadece bir dörtlüğü ancak elde edilebilmiştir.

Yazar Şamil Yazan, Sırkıntı Türkmenlerini araştırırken, Haydar Ağa ismine rastlamadığını belirtse de,  Ali İhsan Sırkıntıoğlu’nun, Haydar Ağa ismine dikkat çekerek, iki ağıt ile yazılı belgeyi yazara vermesi sonucunda, yaptığı araştırmada, Ceyhan’ın Kurtkulağı köyü civarında, Kurtkulağı Kervansarayı’nın hemen yanındaki caminin kitabesinde 1601 yılında Haydar Ağa tarafından yaptırıldığını öğrendiğini, bunun da Sırkıntılı Büyük Haydar Ağa olduğunu kabul etmiş. Sırkıntılı Büyük Haydar Ağa’nın camii yaptırması üzerine, Sırkıntı Türkmenlerine Osmanlı padişahı tarafından tapu verilmiş. Yazara verilen ağıtlardan ilki olan Sırkıntıoğlu Büyük Haydar Ağa üzerine söylenen ağıtı Kozan’ın Torunlar köyünden Anaz Koç’un sesinden kayda alan kişi Ali İhsan Bey’in amcası Mustafa Yıldırım (1914).  Sırkıntılı Büyük Haydar Ağa yoksulları koruyan, Ayşe ve Ali isminde iki evlatlık alan bir insanmış.

 

BÜYÜK HAYDAR AĞA AĞIDI

 

Sultan Mehmet Han’ın emri,

Tuğrası fermanında belli..

Otlakkışlak yaylak yeri.

Babam oğluna fermanla verili

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Babam oğlu Haydar Ağam.

Camiinde ismin konulu.

Padişahtan emir gelmiş

Kemerli mimarisi belli.

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Bbaam oğlumun tek torunu…

Küçük Haydar Ağamın durumu.

Fermana yazılan yazının.

Sınırları üzerinde çizili…

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam. (s.133-134)

 

 

KÜÇÜK HAYDAR AĞIDI

 

Asil azmaz bal kokmaz.

Küçük Haydar Ağam hiç korkmaz.

İnderesi Ayas Kalesiarasında…

Malı mülkü hiç bitmez.

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Bey dediğin böyle olur.

Fakir fukaranın önünde yürür.

Kır atı göğe şahlanıyor.

Ağzında gümüşten gem vurulu... 

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Dolu doludizgin at koşturur.

Körüklü çizmesi göz buruşturur.

Ağır olur misafirleri ağamın.

Altın dibekte kahve dövüştürür.

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Kurban olsun Döne bibin.

Ölüm sana yakışır mı?

Mehmet Murat deli dolu…

Senin yerini doldurur mu?

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam.

***

Gucur oğlu Sarı Suyun.

Dili olsa da konuşur.

Haydar Ağamın çiftliğinin ünü.

Seyhan Çukurova’da konuşulur.

Sırkıntılıoğlu Haydar Ağam. (s.136-137-138)

 

*(Sırkıntı Türkmenleri/Araştırma/Ark Kitapları/ 2016/192 sayfa)

 

 



YAZARLAR

  • Pazar 35 ° / 21 ° Güneşli
  • Pazartesi 37 ° / 22 ° Güneşli
  • Salı 34 ° / 21 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.124%0,41
  • DOLAR

    7,6604% 0,46
  • EURO

    8,9266% 0,26
  • GRAM ALTIN

    458,86% 0,20
  • Ç. ALTIN

    757,119% 0,20