Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


SAYIN PEZEVENK


Ölüm nedir dersen

Yaşamın değerini öğretendir

                YÜKSEL PAZARKAYA

 

                Bugün yaşadığımız büyük sıkıntıların temelinde dün yaptığımız yanlışlar var.

                Geçmişte yapılan çok küçük ve önemsizmiş gibi görünen hatalar, zamanla nerdeyse çözülmesi mümkün değilmiş gibi görünen sorunlar yaratıyor.

                Yazar Ertuğrul Taylan, Bürokrat Günlüğü adlı eserinde, 10 Temmuz 1990 günü için, bakınız neler yazmış:

                “Bir yıl önce Şırnak’tan gelen Mahalli İdareler Şube Müdürü Celal Bey’e, oradaki durumu sordum. Belli ki doluydu. Dobra dobra konuştu: Savaş, bizim yönümüzden yitirilmişti. Halk da… “Tekrar kazanılamaz mı halk?” dedim. Devlet yoktu ki, halk ona bağlansın. Kimse PKK aleyhine konuşamazdı. Devlet taraftarı bilinen yaşayamazdı. Bir yere gidemezdi. Kimse konuşmazdı onunla.”

                Ne acı, ne acı!.. Hele hele devamını okuyun bir de:

                “Alayın, tugayın hemen yanından ateş açılıyordu. Hem de güpegündüz. Sözde karşılık veriliyordu. (Tam sipere yatmış Mehmetçik havaya ateş ediyordu.) Takip makip yapılmazdı. Zira “En az zayiatla netice alma” emri, “Hiç zayiat vermeyeceksin, yani ‘Takibe çıkmayacaksın’ şeklinde yorumlanıyordu. Birbirimizi kandırıyorduk… Öte yandan, kim, hangi bakan ilgileniyordu konuyla?”

                Görüyorsunuz, değil mi?

                Yıllardır, ülkemizin en önemli sorunu için, geçmişte ne hatalar yapmış, ne uyuşuk davranmışız!

                Güya savunmaktan vaz geçip saldırıya geçtiğimiz yıllarda, radyo ve televizyonlarımız, “Genelkurmay Başkanlığından verilen bilgiye göre, bugün üslerinden havalanan jetlerimiz, sınırı geçerek terör yuvalarını yerle bir etmiştir.” haberini verir, biz de sevinirdik.

                15 Temmuz darbe girişiminden sonra öğrendik ki, “Evet, jetler gidiyormuş ama FETO’ya bağlı pilotlar, terör hedeflerini değil, rastgele yerleri bombalayıp dönüyormuş!”

                İyi de, o güne kadar, bu gerçeği bilen, gören, anlayan, hiçbir görevli olmadı mı? Oldu da gerçeği söylemekten korktu mu? Korktuysa, kimden korktu, niçin korktu?

                Boşa giden onca paraya, onca emeğe yazık değil mi? Bu jetler, jetlerin yakıtı, bile bile boş arazilere atılan bombalar bu devletin hazinesinden ödenen paralarla alınmadı mı? Hazineye nerden geldi bu paralar? Her birimizin ödediği vergilerden, değil mi?

                “Açılan ateşe ateşle karşılık verdi Mehmetçik. Teröristler kaçtılar.” diyordu; devletimizin resmi kurumları. Biz de doğru sanıyor, inanıyorduk; saf saf! Oysa “Tam sipere yatmış Mehmetçik, havaya ateş ediyor”muş meğer.

                Devletimizin gözbebeği kurumlarının verdiği bilgilere de inanamazsak, kime inanacağız biz?

                Ertuğrul Taylan, 26 Eylül 1990 günü de ilginç bir olayın öyküsünü yazmış defterine:

                Yer, Denizli’nin yeni kurulan Baklan ilçesi… Henüz kaymakam atanmamış. Bir gün Denizli otogarında, Baklan Belediyesi minibüsüne bir genç adam yaklaşıp “Baklan’a bu minibüs mü gidiyor?” diye sorar. “Evet” der şoför yamağı. İyi de, Baklan küçük bir kasaba. Herkes birbirini tanır. Belli ki, bu adam yabancı… “Abi, siz kimsiniz?” diye sorunca bir meraklı, “Yeni atanan savcı” der; genç adam. “Hoş geldiniz, sayın savcım” deyip etrafını sarıverir Baklanlılar.

                Biri koşup belediye başkanına telefon eder hemen. Kadrolar çıkmadığı için, böyle bir tayinden kimsenin haberi yoktur. Olmasın, kimin umurunda! Belediye Başkanı, bir taksi konvoyu ile gelir Denizli ‘ye. Akşam, Pamukkale’ye geçilir. Yenilir, içilir. Baklan’da davullar, zurnalar çalınır.

                Ertesi gün, yeni savcı, Baklan Belediye Başkanı ile Denizli Başsavcısını ziyaret eder. Akşam yine Pamukkale… Yemek sırasında savcı bir ara telefonla konuşur. Müjdeli bir haber mi almıştır acep, çünkü gülmektedir yüzü:

                Meğer sıra beklediği otomobil çıkmamış mı? Oh be! Yeni kurulan ilçe Baklan’a, ailecek yeni otomobili ile dönecektir. Dönecektir de… O sıra, hazırlıklı olmadığı için, o günün parasıyla 6 buçuk milyon lirası yoktur.

                “Dert ettiğin şeye bak, Savcı beyim!” der; çevresindekiler. Hemen para denkleştirilip uğurlanır Savcı Bey. Ama söz verdiği gün Savcı Bey dönmez. Ertesi gün, daha ertesi gün de…

                Bu arada, Denizli’nin yine yeni ilçe yapılan Bozkurt Belediye Başkanı, Adalet Bakanlığına telefon edip “Baklan’a savcı geldi. Davul zurna ile kutlama yapılıyor. Bize neden savcı verilmez?” diye şikâyetçi olur. Cevap şudur:

                “Bozkurt’a da, Baklan’a da henüz savcı tayin edilmedi.”

                “Nasıl edilmedi? Baklan’a savcı geldi bile.”

                “Hayır, olamaz. Hiçbir yeni ilçeye savcı tayini yoktur.”

                Hemen Baklan’a duyurulur bu haber.

                Anlaşılır ki, bir oyuna gelmiş, bir tuzağa basmıştır Baklanlılar. Onca gün davullar, zurnalar çaldı. Pamukkale’de ziyafetler verildi. Ayrıca 6 buçuk milyon lira araba parası…

                Belediye Başkanı, üzüntüden kalp sektesi geçirip vefat eder. Bu olay duyulduktan sonra, acele bir kaymakam atanır Baklan’a.

                Kaymakam nasıl gitti Baklan’a ve nasıl karşılandı; bilmiyorum. Çünkü bu konuda hiçbir not yok; Bürokrat Günlüğü’nde…

                Alın size, çok güzel bir roman ve film konusu!.. Ve bunun gibi daha nice olaylar…

                24 Ağustos 1988 günü deftere düşülen not kısa ama düşündürücü:

                “Bazen, akşamüzeri mesai çıkışında Sıhhiye’ye kadar yürüyoruz. Bugün de öyle yaptık. Adalet Bakanlığı önünden geçerken, Genel Müdür’e, “Beyefendi!” diye seslendi birisi. Durduk. İrice, şık giyimli, davudî sesli biri… Patron, ne yaptığını sordu. Müşavirliği gelmişti. Henüz kararnamesi çıkmamıştı ama… Patron, bizim daireyi tarif etti. Bizimle de tanıştırdı. Kanlı canlı, kılık kıyafeti de yerinde… “Tam müşavir tipi” dedim, içimden. Yürüdük. Patron, “Pezevenktir bu.” dedi. “Emekli polis… İşi gücü budur. Emniyeti, jandarmayı da bilir.” diyordu. Kararname filan hikâyeydi. Hemşerimiz olan ‘Bakan’a kadın sağlıyordu…’”

                “ Bakanlık” gibi önemli bir mevkide bulunan değerli bir insana, “kadın sağlamak”, herkesin yapabileceği basit bir iş değildir! Elbette onun kazancı da Ertuğrul Taylan gibi, ancak Genel Müdür Yardımcısı olabilmiş bir insandan beş on kat fazla olacaktı.

                Dolayısıyla Ertuğrul Bey, ortaokulda okuyan oğlu Ali’ye okul forması olan lacivert ceket ve gri pantolondan oluşan bir takım elbise alamazken, eşi Ayşe Hanım’ı doğum gününde bile nezih bir yerde yemeğe götüremezken, “Sayın Pezevenk” elbette çok şık giyinecekti.

                Bileklerinin hakkıyla müşavir de olabilir; o yetenekte olan insanlar, müsteşar da…

                Niçin yadırgıyor; niçin kıskanıyorsunuz ki?

                                                                                                             



YAZARLAR

  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli
  • Pazar 34 ° / 19 ° Parçalı bulutlu
  • Pazartesi 33 ° / 18 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.191%-0,64
  • DOLAR

    7,9696% 0,40
  • EURO

    9,4568% 0,70
  • GRAM ALTIN

    487,41% 0,29
  • Ç. ALTIN

    804,2265% 0,29