ALİ TAŞ ADN.


ŞAİR YAŞAR KEMAL

“BUGÜNLERDE BAHAR İNDİ”(*)


Bu sabah sütünü emdim sevincin 

Düştü kabuk gibi haset, fitne, kin  

Umut kirmeninde eğrilmek için  

İpek gibi tel tel sökülüyorum.  

***  

Kovdum yüreğimde yatan garibi;  

Bu sabah şu ufkun benim sahibi.  

Bir ışık içinde akan su gibi  

İçimden içime dökülüyorum. (Bu Sabah-s.58)  

İyi yazarların ardında güçlü bir şiir geçmişi arayanlardanım. Onlar da, ne kadar iyi yazar olurlarsa olsunlar, içlerine oturan şairlik ukdesinden bir türlü kurtulamayanlardandır... Defterlerde, dergilerde uzun yıllar yer alan yüzlerce şiirlerini yüreklerinin tutku direklerinde keyifle dalgalandırırken; koşu halinde içlerinde yarışan şiir, öykülerini, romanlarını her zaman göğüz farkıyla geçer. Sanat yaşamları koşutunda adeta bir maratona dönen tinselliklerinin tutkulu kulvarlarında bayrak yarışı halindeki öykü, roman, deneme gibi yazınsallıkların temeli niteliğindeki olan başat favorileri her zaman içinse, ilk göz ağrısı şiirdir.  

Yaşar Kemal de, dünyaya ün salan “İnce Memet”lerinin ardından içindeki o nostaljik çağrının albenisine kapılmış olmalı ki, bir Adana ziyaretinde, Kadirli’deki ana evinin  sandığında bulduğu defteriyle, 1940’lı yılların şiirli günlerine dönmüş. Batöz ırgatlığı yaptığı o yıllarda tuttuğu günlükle, yine o yıllardan dünlere uzanan şiirleriyle oluşturmuş kitabını. 1941/1973 yılları arasındaki otuz üç yıllık şiir serüvenini, romanının kandırmayı bir türlü başaramadığı delikanlılık coşkusunun ‘bugünlerde inen o bahar diriliği ve tutkusuyla’ yapıtlaştırmış.  

Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde 1941 İlkbaharının Mayıs’ındaki altı güne ait günce tutulmuş. Bunlar, 1941-1942 yıllarındaki batöz ırgatlığı güncesi olarak belirtilmiş yazar tarafından. İkinci bölümde, diğer şiirler; üçüncü bölümde ise “Kırmızı Deynek” isimli nehir şiir yer almakta. Güven Turan gibi önemli bir şairin önsözünü yazıp, editörlüğünü yaptığı 33 serbest, 8 hece şiirden oluşan yapıtın soyut tasarımı ve özel baskıyla Nahide Dikel ilgilenmiş. Kitabın sonunda ise, şiirlerin yazılış tarihi ve yayımı konusunda bilgiler veriliyor. 

 

                Hülyamdaki kadını  

Yaratsaydı Tanrı eğer,  

Kulluk ederdim ölünceye kadar,  

Öldükten sonra da…”(Kulluk-s.49) 

                                 

 *YAŞAR KEMAL 

Irgat katipliği, ırgatbaşılık, arzuhalcilik, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük, Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru gibi işler yaptıktan sonra, Cumhuriyet Gazetesi’nde (1951-1963) Yaşar Kemal imzasıyla fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Yaşar Kemal’ın ilk şiirleri on dört yaşında  Görüşler ve Çığ dergilerinde yayımlanmış. İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi 1946’da yazmış. İlk kitabı olan  “Ağıtlar”Folklor Denemesi/1943’de; ilk öykü kitabı “Sarı Sıcak” 1952’de, yayımlanmış. Kırkı aşkın dile çevrilen “İnce Memet”in yayım tarihi 1955. Ant’ın kurucuları arasında yer almış (1967); Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katılmış; TYS (1974/1975) ile Pen Yazarlar Derneği’nin(1988) ilk genel başkanlıklarını yapmış. Irgatbaşılıktan, arzuhalcilikten Yaşar Kemal’liğe yükselen yazar, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra; Uluslararası Cino del Duca ödülü, Legiond d’Honneur nişanı Commandeur payesi, FransızKültürBakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi İnternacional Catalunya, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülünün de aralarında bulunduğu yirmiyi aşkın ödül; ikisi yurt dışında, dördü Türkiye’de olmak üzere altı fahri doktorluk payesi almış.

 

Can olaydın, Can! 

Kara toprak sen olaydın  

Senden fışkıraydım,  

Aydınlık bir su gibi.  

Bir kara orman gibi.”(Oy Beni Beni-s.36)  

 

“Bugünlerde Bahar İndi” de “Irgatlık Anıları” ile, iki ayrı biçimde yazılan “Benim İçin” adlı şiirin yanı sıra; “Hanaya Şiirler”; “bir bölümü Zülfü Livaneli tarafından bestelenen “Ulaş” ile  “Merhaba” ve “Bu Gece” gibi şiirler yer almakta. İlk iki dizesi aynı olan “Benim İçin” (s.71-72) şiirinin ise iki ayrı biçimde yazıldığı görülüyor. 

Yaşar Kemal’ın şiir kitabı “Bugünlerde Bahar İndi”nin ilginç ve dikkati çeken temel olgularından biri de,  kitaba farklı bir perspektif kazandıran senfonik şiirlerdir… 209 dizelik,  “Kapı” (s.63/70)  ile başlayan bu şiirler; “Hannaya Şiirler”- Hannaya Şiirler, Hannaya Şiirler-2, Hanaya Şiirler-3 - (s.73/78) ile 154 dize olarak sürdürülürken; kitabın III. bölümünde yer alıp, 24 sayfa tutan, 657 dizelik “Kırmızı Deynek” (s.89/112) ile ilginç ve özgün bir konum sergilenmekte. Bu ara, halk söylemindeki bir anlam olarak algılasak da, tabii biraz da ironiye yön vermek istenirse, “yirmi dört yaşında ilk karı gören” (s.74) Yaşar Kemal’e soracak biri çıkar belki: Yağan karı mı, kadını mı gördüğünü!  

 

*ÂŞIK KEMAL

  

Yaşar Kemal,  annesinin, “dördüncü ordunun birinci beyi, ağasıydık” dediği bir feodal yapıdan gelip ırgatlık yapan tarafı, Yasnaya Polayana Malikanesi’nde doğup, lüks yaşamı reddederek çiftçilik yapan, sonrasında köylüler için pedagojik çalışmalarda bulunan Tolstoy’un  yaşamıyla bir yerde yazınsal bir düzlemde de örtüşen bir bağ kurar. Tolstoy’un yazınsallığı, lüks yaşamı bilinçli bir köylülük ve emekçilik düzeyine indirgeme gibi Che Guevera çağrışımlı bir idealizm taşırken; Yaşar Kemal’ın ki ırgatlık ve efsanelerle beslenip toplumsallığa yönelen bir Âşık Kemal’lıktan, şiirin Kemal Sadık Göğceli’sine uzanıp, aşarak Yaşar Kemal’liğa erişen bir yazınsal süreçtir. Tabii kolay olmamıştır bu süreç… Kemal Sadık Göğceli’yi (anasının o söylene söylene övündüğü) Yaşar Kemal yapan temelolgu/süreç, Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve  Arif Dino gibi yazınsal donanımlı  önemli isimlerle ilişki kurması yanında, Ramazanoğlu Kütüphanesi’ndeki  memurluğu sırasında bütün oburluğuyla ağırlıklı olarak klasikleri okuyup, özümsemesidir. Kendisinin de bir konuşmasında belirttiği gibi, bütün dünya klasiklerini orda okur. Edebiyatı,  dünya görüşü ve yazarlığı bu süreçte gelişir. Yazar, Âşık Kemal’ın  ‘halk şiiri bilgeliğini’ sırası geldiğinde de Yaşar Kemal’ın yoluna serer.   

Âşık Kemal’ın, ya da Kemal Sadık Göğceli’nin şiirlerinden romanlarına uzanan birer başat mitsel konum özelliğindedir toprak ve dağ… Bazen bir pastoral ozan eğiliminin de bir yerine tutunduğu yazınsal poetikanın gücüyle, halk şiirinin derinliğinden kendine özgü gelen bir sesle vizyonunu geniş tutar Kemal Sadık. Halk şiirinin Çukurova ağzına uyan bir söylemiyle de net olarak şirini kuran “Göğceli”; “Haydin siktirin/Haydin cehennem olun/Hangi taş büyükse gidin başınızı ona vurun/…”(s.97) gibi köy/sokak diliyle dizelerinden seslenir. “Göğceli” mahlasını kullanarak da tapşıran Âşık Kemal“Beği şikayet edelim/Yoğu şikayet edelim” dizeleriyle halk şirinin güzel bir örneğini verdiği şiirinde “…/Buluttan rüşvet alıyor/Göğü şikayet edelim” gibi kinayesel, abartılı eğilimde; çağrışım yapan dizeleriyle sergilediği sanatsallıklara, destansılığa özgü abartıyla yergisel bakışı da ekleyerek, siyasal taraf olmaya,  Koçaklama’cı bir yönelimi toplumsallaştırarak tapşırır:    

                                            

Hey bre ağalar gelin  

Beyi şikayet edelim  

Söylen çektiğimiz neden  

Yoğu şikayet edelim  

***  

Turna bağının gülüyüz 

Taşlı dağların yoluyuz 

Göğcelim şimdi ölüyüz  

Sağı şikayet edelim (Şikayet - S.56)

   

“seninçin”(s.34), “susundan”(s.35) “beği”(s.56), “terütaze”,”nennilendi dağlar” (s.63), “Döne Zala Hatçe”(s.64), “Ak pürçekleri”,“öylecene” (s.65), “benecikler” (s.67) ”tirtir”, “ördolur”(s.70), “şıkır şıkır sevgi”(s.75), “bulutağdı”(s.78), “yeneruz”(s.81), “deyenk”(s.89) gibi saf, arı ve yalın Anadolu varsıllığına sırtını dayayan ve başarıya erişen bir Çukurova dilinin gücünü halk şiirinde sınaması da, bir anlamda, “İnce Memed” söylemiyle yazılan bir halk şiiri yapısını gündeme getirir… Anlam kırılmalarıyla yer yer mensur şiir çağrışımı da yapan bu yapı, doruktaki örneğini, güçlenerek uzandığı “Kırmızı Deynek”te ortaya koyar. ”Bugünlerde Bahar İndi”nin editörü Güven Turan,  “en yalın ve saf haliyle ‘Anadolu Türkçesi Ağzıyla’ yazılmış belki de en özgün şiirdir.” vurgulamasıyla, “başlıbaşına tek şiirlik bir kitap özelliği taşıyor” dediği “Kırmızı Deynek” şiiri “1920’lerde, Modernist Amerikan şiirinin temel adlarından olan William Carlos Williams’ın yazdığı, American konuşma ritimleri, tonlaması, konuşma söz düzeni, sözcük seçimleriyle yazılmasını tanımladığı  “Amerikan Deyişi” tarzıyla yakın bir bağlantı  kuruyor yolunda  bir tespitte bulunur.  

 

Havanın yüzünde bir kırlangıç sürüsü 

            Ve yabanıl ak atlar doludizgin 

             Bu sabah bu sabah öylesine güzel ki//…” 

             Ne diyordu Türkmen karısı 

 

            Leyleğin ayağı kırmızı deynek”(Kırmızı Deynek-s.89/112) “…/Menevşe kokulu saçına bahar/Beyaz fecirlerden örtüyor duvak” dediği “Güzelleme” şiirinde gerçekten, arı Anadolu Türkçesinin vurgulamalarıyla, halk şirinin ardında duran bir Âşık Kemal olarak, imge yoğunluğundaki görselliklerle şiirini güzelleştiriyor Yaşar Kemal. Güzelliklere ulaşırken de, Âşık Veysel’li bir çağrışımla Çukurova’nın bereketine dönüştürmeyi de adeta bir görev biliyor.

   

Çiğlerle yıkıyor gün seherini  

Sabah gönderiyor davetlerini  

Seninçin en leziz nimetlerini,  

Sofra sofra açan şu kardeş toprak”(Güzelleme-s.34)  

 

”Ulaş” şiirinden söz etmek gerekir… Halk şiirinin güzel örneklerini veren Âşık Kemal,  cinaslı bir aliterasyon çağrışımının da yapılıp, karışık bir tekerleme havasıyla girilen,  “Hele Ulaşa Ulaşa/Ulaş benziyor güneşe/Ulaş kardeş can verirken/Görenlerin aklı şaşa.”(s.80dizelerininGüven Turan’ın sözünü ettiği o, “bu şiirin Ulaş için yazılmadığı” konusuna katılmamalı belki de… Ne zaman yazıldığına dair bir bilgi bulunmayan şiirde geçen isimler ve “general” sözcüğü, şiirin “Ulaş” için yazıldığı kanısını güçlendiriyor. “Merhaba” şiirinde ise, Ulaş’a verdiği o şiir selamının sürdüğü görülür. 

 

Gün be gün yüreğim ulu yalımda  

Engel tuzak kurmuş bekler yolumda  

Zulümlerde işkencede ölümde  

Bükülmeyen güce kola merhaba. 

***  

Acıda kahırda çekmiş geliyor  

Güneşten boşanmış kopmuş geliyor  

Bir ışık selidir, sökmüş geliyor  

Nazım usta, coşkun sele merhaba”(s.83) 

 

Halk şiirinin derinliklerinden gelen bir ozan olarak geleneği yeterince özümseyen Yaşar  Kemal,  modern şiirinin sessel yapısını da kendine özgü bir devingenlikle kurar.   

           

Elbet bir gün, bütün çiçekler beyaz açar  

Hür ve mes’ut bir şarkı halinde  

Penceremizden uzanır nur  

İstediğimiz şekilde doğar gün,  

Dilediğimiz gibi yağmur yağar. (Bekle-s.33)  

 

 Namık Kemal  için” yazdığı “Mağosa’yı Tavaf” şiirinde de, “Ve hüzünlü dallarda kuşlar,/Söylüyorlar karanlık gecelerin yaslı türküsünü..” (s.47) dediği Ege’nin öbür yanına sevgi ve barış haykırışlarındaki antik esintiler yinelenip durur dizelerinde.  

 

Dünyada ilk kendi kendini,  

Esir eden insan benim.  

İkincisini gösterirlerse eğer,  

Kardeş olacağım,  

Alnından öpeceğim üçüncüsünün de(Esirlik-s.48)  

 

“Dualardan şairine” notunu düştüğü “Dualarım”(s.50) adlı şirinde “Ben dualarımı/Islıkla rüzgâra kazarım./Ve salıveririm/Gitsinler Tanrıyı bulmaya” derken;           “Bağlılık” şirinde de, “Ben dönerim/Dünya döner/Dünya döner/Ben dönerim”(s.51) dizeleriyle de, şirindeki o tekerleme tarzıyla örtüşen aliterasyonlu sessel algılamayı yeniden dalgalandırır. ”Ağıt” şiirinde ise, halk şiirinin yolunu aşıp, serbest çizgide sözcüklerin yinelemeleriyle şiir yolunu arayan bir ozan olarak görülür.   

 

             Çiçekler demet demet açıyor 

Yaşamak, bahçende tomurcuk  

Doldur yastığına arzuları 

Ve koy başını üstüne,  

Öksüz çocuk.”(s.79)  

 

Gagarin ile Marlin Monro’yu dizelerinde ilginç bir biçimde buluşturmanın yanında; aynadan, ağaçtan atom bombası, uzay yapma simyagerliğine soyunan Kemal, “Sözden öfke yaparım/At kuyruğu kılından,/Şahin teleğinden öfke yaparım/Karınca ayağından,/Örümcek ağından öfke yaparım/Gölgeden öfke”(s.111) vurgulamasıyla savını güçlendirir. Yaşar Kemal her ne kadar yalın, duru, sade ve açık bir Anadolu diliyle halk şiirinin izinden çağcıllığa yönelse de, zaman zaman şiirini güçlendiren görsel algılı dizelerin  harcına, sanatsal bir olgu olarak imgesellik ile ilginçliği de koyar.  

 

“Çiğlerle ykıyor gün seherini”(s.34) 

“Toprak öpsün mavi göğü, gözlerinde dağ kızlarının.”(s.37)  

”Bu sabah sütünü emdim sevincin”(s.58) dizesinde soyut imgesellik  

”Bir yağmur sonu ışıltısı/Hayran kaldığım gözlerinde/…” (s.71) 

“Sarı çiçek sarvan kurup oturmuş” (s.91) 

 “Bir Turna sürüsü, Marlin Monronun gözleri”(s.92)  

“Bu işlere karışmak kıl-ü kali muciptir”(s.103) 

 

“Bugünlerde Bahar İndi” destandan, maniye, koşmadan, semaiye, varsağıya, koçaklamaya değin sürdürdüğü şiirsel izleriyle poetikasını oluşturan bir şair Yaşar Kemal profili koymaktadır ortaya… Karacoğlan’ın, Dadaloğlu’nun izini süren bu geleneksel temel üzerinde yükselen Yaşar Kemal, bir yerden sonra artık şiirlere, destanlara sığmayıp; destansı  gelenekselliğini eklemlediği mitolojiyle de derin ve güçlü bir bağ kurarak; bir yazar  Karacaoğlan edasıyla, şiirini kurduğu Çukurova’nın romanını da evrenselleştirme başarısını gerçekleştirir.

 

*(Yaşar Kemal/Bugünlerde Bahar İndi/Yapı Kredi Yayınları/ekim 2010/116 sayfa/20.-TL) 

*(Söylem dergisi/Sayı:137/Ocak 2016) 

 



YAZARLAR

  • Perşembe 30 ° / 16 ° Güneşli
  • Cuma 32 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 18 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.198%-1,09
  • DOLAR

    7,9484% 1,74
  • EURO

    9,4016% 1,48
  • GRAM ALTIN

    486,22% 0,57
  • Ç. ALTIN

    802,263% 0,57