Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ  (4)


İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin etkili olduğu, İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde eğitim alanında önemli bilimsel tartışmaların yapıldığı ve arayışların sürdürüldüğünü görüyoruz. Ziya Gökalp ve bazı diğer aydınlar “ eğitim kişiyi doğal ve sosyal çevresine uydurmalı, toplumun kültür değerlerini kazandırmalıdır “ derken; çağdaş eğitimi savunan Sadrettin Celal gibi aydınlar “ferde değer yargılarını aşılamak, bir sürü yanlış değeri sürdürmektir. Eğitim bu yanlış gelenek ve değerleri yaşatmamalı, aksine yok etmelidir “ diyordu. Satı Bey, Prens Sabahattin ve Abdullah Cevdet gibi bazı aydınlar ise, kişinin gereksinimlerinin ve yeteneklerinin geliştirilmesi için bireyci eğitimi savunuyorlardı.

Bu tartışmalar devam ederken, İkinci Meşrutiyet Döneminde (1908-1920), İttihat ve Terakki Hareketi’nin eğitim alanında önemli yenilikler yaptığını görüyoruz. Parasız ve zorunlu eğitim, laik eğitimin ilk adımları olarak üniversitelerin (darülfünun) geliştirilmesi, kızlar için üniversite açılması, Batılı bilim adamlarının ülkeye getirilmesi gibi pek çok yenilik bu dönemde gerçekleştiriliyor. İttihat ve Terakki’nin eğitimdeki uygulamaları; tek ulus, tek dil, tek kültür anlayışının başlangıcı olmuştur. Bu tür Turancı görüşler eğitime de yansımıştır. Bu dönemde gelişen “tekçi” anlayışın demokratik anlayışa aykırı olduğu ve bunun Cumhuriyet dönemini de etkilediğine inanılıyor.

Sonuç olarak diyebiliriz ki:Abdülhamit dönemi, her ne kadar eğitim alanında bazı olumlu gelişmelerin yaşandığı bir dönem olarak anılsa da, yoğun bir sansürün uygulandığını, binlerce kitabın yakıldığını, aydınların zindanlara atıldığını ya da sürgün edildiğini, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün asıl onun zamanında gerçekleştiğini de belirtmek gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün iki temel göstergesi vardır:

Birinci gösterge, yaklaşık olarak 1 milyon 600 bin kilometre kare toprak kaybıdır. Çöküşün ikinci göstergesi ise Duyun-u Umumiye ’nin ilanıdır: Türk-İslam geleneğinde bir devletin başına yeni bir yönetici geçtiğinde, onun egemenliği iki simge ile ilan edilirdi…

Siyasal bağımsızlığı ve egemenliği belirten biçimde adına hutbe okunur veekonomik gücünü ve bağımsızlığını simgelemek için adına sikke bastırılırdı.

İşte Duyun-u Umumiye bu ikinci simgeyi, yani ülkenin ekonomik bağımsızlığını yok ettiği için sadece ekonomik olarak ve fiilen değil, simgesel olarak da Osmanlı’nın çöküşünü vurgular (Emre Kongar,28 Haziran 2020, Cumhuriyet).

   4.  Osmanlı Eğitim Sisteminin Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme

      Osmanlı dönemi eğitim sistemi:

 Ümmet döneminin ve siyasetinin bir aracı olmuştu.

  1. Medrese eğitimi, Türk toplumunun bağımsızlık ve ilerleme yollarını açamamıştı.
  2. Toplumda bilgisizlik yaygındı. Okuma yazma oranı hep %10’ların altında kalmıştı.
  3. Uygulanan öğretim yöntemleri çağın gereklerine uygun değildi ve yetersizdi. Yaratıcılığı engelleyici, baskıcı ve ezberci nitelikte idi. Akılcı değil nakilci idi.
  4. Çocukların özellikle kız çocuklarının üzerinde ailenin ve öğretmenin aşırı baskısı vardı.
  5. Eğitim ulusal değildi. O nedenle ulusal bir kültür politikası oluşturulamamıştı. Bilindiği gibi bir milletin yükselmesi de, alçalması da eğitimin ulusal olup olmaması ile yakından ilgilidir.
  6. İstikrarlı bir eğitim politikası yoktu. Osmanlının son dönemlerinde her Eğitim Bakanı’nın ayrı bir programı vardı.
  7. Osmanlı döneminde eğitimin amacı, kendini, hayatı bilmeyen, her konuda yüzeysel bilgi sahibi, tüketici insan yetiştirmek olmuştu.
  8. Geleneksel olarak uygulanan eğitim, insanların yaşamsal uğraşıları bu dünyaya göre değil, öbür dünyaya yönelikti. Çağın gerçeklerine, gereklerine ve toplumun gereksinimlerine yanıt vermemekte idi.
  9. Öğretim birliği yoktu. II. Mahmut döneminden itibaren din eğitimi veren okulların yanında ilk defa din derslerinin okutulmadığı,  laik bir eğitim düzeninin uygulandığı başta askeri okullar olmak üzere birçok yeni öğretim kurumunun açıldığını görüyoruz. Ayrıca kendi dillerinde veya yabancı bir dilde eğitim-öğretim yapan azınlık okulları ile misyoner okulları da yurdun her tarafında açılmıştı. Yabancı okullar ve din eğitimi veren okullar üzerinde hiç denetim yoktu.

Bu dönemde, tüm düşünürlerin ve hocaların devletin resmi öğretisi olan kutsal kitap dışında bir şeyler öğretmesine izin verilmemiştir. Bilim ‘şeriatın izin verdiği ölçüde, suya-sabuna dokunmaz konularda, âlimlerce araştırılmış ve öğretilmiştir. Onlara göre çağdaş dünyada insan aklının geliştirdiği tüm yapıtlar kitapta vardır. Kitap dışındaki arayışlar günahtı, arayışa girenler de kâfirdi. İşte bu yerleşik ve batıl anlayış, Türk Toplumunun Batı’nın çağdaş toplumlarından 300 - 350 yıl geri kalmasına neden olmuştur.

Aynı dönemde Batı, ortaçağ karanlığından çıkmanın mücadelesini başlatmıştı. Keşifler, Rönesans, sanayi devrimi ve dinde Reform hareketleri başarıyla sürdürülmektedir. Din karşısında, bilimin bağımsızlığını sağlayarak, inancın bilinçle çatışmasını önleyecek toplumsal kurumları oluşturmanın çabası içindedir. Eğitim yaygınlaşmış, okuyanların, düşünenlerin sayısı hızla artmaya başlamış, hümanizmanın cömert hoş görülü havası içinde tüm sanat dallarında ve bilimdeki hızlı gelişmeler, insanları kendi bilincine ve özgür istencine göre hareket etme olanaklarına kavuşturmuştu.

(VŞ)



YAZARLAR

  • Pazar 33 ° / 23 ° Fırtına
  • Pazartesi 32 ° / 24 ° Fırtına
  • Salı 34 ° / 24 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.061%2,53
  • DOLAR

    7,2915% 0,87
  • EURO

    8,5355% -0,89
  • GRAM ALTIN

    477,15% -0,48
  • Ç. ALTIN

    787,2975% -0,48