Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ  (3)


1908 yılından önce bazı vilayetlerde özel ana mektepleri açılmıştı, ama bu tarihten itibaren yurdun her tarafında özellikle de İstanbul’da özel ana mektepleri açılmaya başlanmıştır. Resmi olarak da ana mektepleri Balkan Savaşlarından sonra açılmaya başlanmıştır. Daha sonraları da Sâtı Bey İstanbul’da bir “Özel Ana Okulu” açmıştır. Bu okulun bünyesinde,1917 yılında “Darülmürebbiyat” (Eğitici Okul) adıyla bir de Ana Öğretmen Okulu açmıştır.  Türkiye, Cumhuriyet dönemine 80 anaokulu, buralarda görev yapan 136 öğretmen ve 5880 öğrenci ile girmiştir (Cemil Öztürk).

II. Meşrutiyet döneminde, Pestalozzi, Frobel, Montessori gibi batılı eğitimcilerin görüşleri ve yöntemleri, telif ve çeviri eserlerle çok daha iyi tanınmaya başlamıştır. 

           İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun, bu dönemde son yapılanması 1915 yılında gerçekleşti. Darülmuallimin Nizamnamesine göre okul; İbtida-i İhzar-i ve Ali kısımlarından oluşuyordu. Öğrenim süresi üç yıl olan Ali kısım; Edebiyat, Tabiyat ve Riyaziyat(Matematik) bölümlerine ayrılmıştı. Öğrenciler parasız yatılı olup dal( branş) derslerini Darülfünundan alırken, pedagoji, askerlik ve beden eğitimi gibi dersler okulda veriliyordu. Bu uygulama Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar sürdürüldü.

           Bu okuldan mezun olan pek çok fen ve edebiyat bölümü öğrencileri içinde ilerde çok ünlü olan, pek çok eğitimci, romancı, yazar ve siyasetçi bulunmaktadır. Örneğin, Mustafa Reşit Tarakçıoğlu, 1916 Tabiiye mezunu olup, 1946-57 yılları arasında dört dönem parlamenterlik yapmış ve Karadeniz Teknik Üniversitesinin kurulmasında katkısı olmuştur. Okulun son dönemlerde yetiştirdiği önemli isimlerden biri de okulun felsefe bölümünden 30 Haziran 1921 yılında mezun olan Hasan Ali Yücel’dir. 1907 Fen Bölümü mezunu,1946-50 yıllarında başbakan olan Şemsettin Günaltay,1912 Edebiyat Bölümü mezunu, ünlü romancı R. Nuri Gültekin’de bu ünlüler arasındadır.

Padişah II. Mahmut döneminden itibaren açılan Rüştiyelerde, İdadilerde, Aliye’de, Sanat okullarında ve Askeri okullar da dini ağırlıklı olmayan modern bir eğitim ve öğretim uygulanmaya çalışılıyordu. Bu okullardan yetişenlerle medreselerden yetişenler arasında büyük çelişkiler ve uyumsuzluklar doğmuştur. Medreselerden yetişenler tamamen şeriatın etkisinde kalan softa sınıfını oluştururken, yeni okullardan yetişenler de Batı’nın ve özellikle Fransız eğitiminin etkisinde kalarak yetişen,  aydın tipini temsil ediyorlardı..

           Aynı dönemde açılmaya başlayan Özel Azınlık Okulları ve yabancıların açtıkları yabancı dille eğitim yapan özel okullar da ayrı bir insan tipi yetiştiriliyordu. Hanedan, Enderun okullarında Müslüman olmayan tebaanın çocuklarını, II. Abdülhamid’in Doğuda kurduğu Hamidiye alaylarına asker yapmak için açtığı “Aşiret Okulları’nda, devşirdiği Kürt, Arap ve Çerkez çocuklarını eğiterek bir başka insan tipi yaratılıyordu. Aşiret Okullarında da eğitim dili Türkçe idi.

19.yüzyılın sonlarına doğru Osmanlıda eğitiminin durumu böyle bir manzara gösteriyordu. Modern okulların sayısı hızla artmaya başlayınca, yenileşmeye karşı çıkan tutucuların dirençleri ve sayıları da hızla artmaya başladığı görülüyor.1903-1908 yılları arasında Maarif Nazırı olan Halim Paşa bunlardan biridir. Halim Paşa, okullardaki modernleşmeye şiddetle karşı çıkmış; Fransızca derslerini kaldırmış, din ve ahlak derslerinin sayısını arttırmıştır. Pozitif bilim derslerinin gereksizliğini savunmuştur. Darülfünun ’un(üniversitenin) gençlerin ahlakını bozduğunu söylemiş, kapatılmasını istemiştir.

            20. yüzyılın başlarında modern okullardan yetişen Batılı düşünceye sahip aydınlarla, Medreselerden yetişen yobazlar arasında büyük bir çatışmanın yaşandığını görüyoruz. Batı yanlısı aydınlarla, İslamcılar arasındaki zıtlık ve çatışma; Meşrutiyet, İttihat ve Terakki, halen Cumhuriyet döneminde de sürmektedir. İttihat ve Terakki döneminde aydınlanmacı Tevfik Fikret ile İslamcı görüşleri savunan Mehmet Akif Ersoy’un birbirlerini nasıl suçladıklarını biliyoruz. Cumhuriyet döneminde yapılan devrimlere de karşı koyan Akif, Mısır’a gitmek zorunda kalmış ama ömrünün sonuna doğru Türkiye’ye dönmüş ve Atatürk’ü takdir ettiğini söylemiştir.



YAZARLAR

  • Cuma 34 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Cumartesi 33 ° / 23 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Pazar 32 ° / 21 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • BIST 100

    1.113%0,18
  • DOLAR

    7,5673% 0,27
  • EURO

    8,9638% 0,11
  • GRAM ALTIN

    474,82% 0,66
  • Ç. ALTIN

    783,453% 0,66