Cumali KARATAŞ


“OPEL PLAK” ANILARLA YAŞIYOR


Yola çıkarken, bir zamanlar  pikaplarda dönüp duran plakları anımsıyorum… O güzel seslerin marifetle hapsedildiği plakları… Nasıl bir buluş, nasıl bir teknoloji, yetenekk… 
Bir dönemi, kasıp kavurmuş; gönüllerden gönüllere gizemli duygular taşımış. Sevgi pınarından aşk denizine gürül gürül duygularla dökülmüş.  Bazen iki gönül arasındaki mesafeleri azaltmış, bazen de uzatmış. Sevdalıların bakışlarındaki duygu salıncağına milyonlarca sevdalı bindirmiş; araya konan gurbeti, hasreti zorlayıp durmuş plaklardaki dönen ezgiler. 
Yürüuyorum düşünüyorum; edindiğim ilginç bilgiler kervanı resmigeçidini yapıyor belleğimde… İlk plak Hannover’de 1887’de çıkmış. İlk Türk plak fabrika ve stüdyosu olan Orfeon Record Blumenthal ailesi tarafından 1912 yılında Feriköy’de kurulmuş. Sonra, plaklar, taş plaklar, otuz üçlükler, kırk beşlikler… Müzik, hayatımıza en hıozlı koşusunu yapmaya başlamış onlarca yıl süren… 
Sevgili Yusuf Yıldırım’la görüşmeye gidiyorum. Geçenlerdeki tanışıp, kaynaşmamızın ardından bu sabah, Tarsus’a gelen Gülcan Opel hanımefendiyle de tanışacağız. Sanatının zirvesine geldiğinde rahmetli kardeşi Nurcan Opel’i de yanı başına taşıyan saygıdeğer Gülcan Opel’e. Bizim kuşaktan müzikseverlerdin henüz belleğinde… Opel’ler yetmişli yılların arabesk dünyasında güçlü bir müzikal  rüzgâr estirmişler. Halkın müziğinde sevgileri almış başını yürümüş. O kitlenin içinde olan biz gençlerin diline düşen şarkılardan bazılarına da Opel kardeşler güzel sesleriyle aracılık etmişler. 
Kulaklarımızda hâlâ o yılların türküleri, şarkıları, uzun havaları, mayaları, barakları, gazelleri bütün canlılığıyla durmaktadır. Birçok değerli Adana ve Çukurovalı sanatçılarla birlikte Opel’ler de Türk müziğinin altın çağındaki başköşede plaklarıyla yerlerini almışlar  Gülcan’lı, Nurcan’lı, Ahmet Çiçekli ve Tarkanlı olarak.

GÜLCAN OPEL
Daha sonra müzik tarihine Opel kardeşler olarak yazılacak olan Gülcan Opel, Yıldırım ailesinin olay bir öncüsü… Küçük yaşlarda Tarsus Parkı’nın yüzer sahnesinde bir daha inmemek üzere sahneye çıkan Gülcan Opel, rahmetli kız kardeşi Nurcan Opel’i de yanına alıyor. Unkapanı’ında şanı yürüyor… Türkofon, Uzelli, Topkapı ve Moda  Plak gibi plak firmalarından beklenen  plakları çıkıyor… 100 kadar plak. 70-80 kaset ve 5-6 longplayli sahne hayatının altın plaklarla taçlandırıyor. Kız kardeşi Nurcan Hanım da ona ulaşmaya çalışıyor.  “Uykuda mısın Sevgili Yârim”, Dane Dane Benleri Var Yüzünde”, “Tatlı Dile, Güler Yüze”,  “Çok Zalimsin sevdiğim”/Arapçalı), “Seher Vakti Çaldım Yârim Kapısını” ve “Eskici”, “Tren Gelir Hoş Gelir”, “Ya Haci Şamtatlı Kaç Para” milyonlar satıyor. Arabistan’da ve Avrupa ülkelerinde satış grafiği yükseliyor. 

OPEL PLAK 
Ahmet Çiçek’ten Tarkan’a kadar uzanan  müzisyen ve sanatçı ailede Nurcan Opel’in kardeşi güzel insan Yusuf  Yıldırım da kamerasıyla, fotoğrafıyla, müzik sevgisi ve anılarıyla sanatçı bir ailenin uzun yıllardan beri adeta bir temsilcisi gibidir… 
Plak, kaset anlamında yapımcılığını aldığı Opel Plak adını, sanatçı ailenin anısına uzun yıllardan beri yaşatan Yusuf Yıldırım; başlangıçtaki heyecan ve coşkuyla Opel Plak’la sevgi yolculuğunu sürdürmektedir. Sanatı seven ve sanatsal yeteneği olan bir ailenin bir ferdi olarak  müzik dünyasındaki bu romantik seyriyle daha uzun yıllar Opel Plak bayrağını  taşımayı ümit eden Yusuf Yıldırım; sanat ve sanat dostluğunun güzelliğine inanan değerli bir müzik dostu arkadaşımız. Tarsus’la özdeşen Opel Plak adını bu inanç ve umutla daha uzun yıllar da yaşatacak gözükmektedirler.  
Tarsus’un müzik geçmişi olarak  önemli bir yeri olan yalnız Fahri Işık, Ahmet Kocayel, Gülcan Opel ve diğer Tarsuslu sanatçıların değil, Çukurova ve yurt genelinden haddi hesabı olmayan ses sanatçılarının da sahne aldığı havuzlu döner sahne gibi ilginç bir sahnesi de bulunan Tarsus Parkı nostaljisine eklenen bir güzellik Opel Plak sevdası. Gülcan Opel ve Nurcan Opel’in kardeşi, Tarkan’ın kuzeni, Ahmey Çiçek’in kayın biraderi, Frankfurt’ta yaşayan orgnizatör/bağlamacı Ali Rıza Yıldırım’ın da kardeşi olan  olan sevgili Yusuf Yıldırım, ilk günkü heyecan ve coşkuyla Opel Plak sevdasıyla yürümektedir sevgi yolunda.      

PLAK DÜNYASI
Opel Plak dedik, Gülcan Opel, Opel kardeşler dedik, Tarsus Parkı dedik, anımsadık o güzelim yılları. O yıllara döndüğümüzde ülkemizin müzik ortamına da kısaca göz atmak gerekir…
Müzik tarihine baktığımızda, telif haklarının henüz ortalarda gözükmediği bir zaman kesiti olarak altmışlı/yetmişli yıllarda müziğin altın çağını yaşadığını görürüz. Notalarla yansıyan duygu ve coşkunun efsanevi boyutlarda olduğu, müziğin, türkünün, şarkının, bestenin olağanüstü bir ilgi gördüğü  ve de dolayısıyla sektörün önemli bir gelir kapısı hâline geldiği altın çağlı o günlerle bu günleri kıyaslayabilmek elbette olası değildir. İşte gramofondan yola çıkılan o altın çağın önemli bir parçası olan plaklar, devirine göre rakamsal ve niteliksel bir hâle de gelmişti zamanla hepimizin bildiği gibi.       
Yılmaz Güney’in filmleriyle büyüdüğümüz gençliğimizin sihirli notaları plak ve kasetlerde gizliydi.  Plak ve kasetlerin müzik dünyasını allak bullak ettiği o yıllarda mahallelerde kışın şalgamcılar, yazın da dondurmacılar satıcı olarak boy gösterirlerdi. Hatta bazen dondurmacı şalgamcıya çevrilirdi Bizim mahallenin de işte böyle, yazın dondurmacı, kışın şalgamcı olan bir Bayram Abi’si vardı. Obalar Caddesi’nde dolaşır dururdu. Bizim sokağa girdiğinde de pikabında bangır bangır duygu taşırdı plaklar. Hatta bizim evli Bayram Abi’miz bir de kız kaçırmıştı duyduğumuza göre.  Orhan Gencebay’lar, Ferdi Tayfur’lar, Mustafa Canan’lar, Müslüm Gürses’ler, Gülcan Opel’ler, Nurcan Opel’ler, Cahit Seyhanlı’lar, Fahri Işık’lar, Sabit Gürses’ler, Seyfettin Sucu’lar, Neşe ve Gülden Karaböcek kardeşler ve daha niceleri gibi unutulmayan sanatçıların gönül kapımızı açan anahtarları plaklardan sevgi haykırışlarıyla saçılan o gönül okşayan gizemli ezgilerde gizliydi.  Bir başkaydı, bambaşkaydı o günler, bir daha yaşanmayacak olan. 

ADANA VE SUNAR PLAK
Sevgili Yususf Yıldırım’ın ailevi geçmişe dayanan bu “Opel Plak” sevdası bizi aldı nerelere götürdü… 
O yılların Adana’sında Ahmet Görsev’in Büyüksaat’in ordaki Görsev Plak ile Küçüksaat’teki Sunar Plak yerli yerindeydi. “Sulara Basma Yârim” adlı eseriyle anılan bağlama ustası sevgili Şaban Gen ağabey, Obalar Caddesi’inin hemen girişinde bulunan ve kendilerinin kurduğu Kilis Pazarı’nın girişinde plak-kaset işi yapıyordu. “Zehirli Bir Yılan Gibi” adlı eseriyle anılan kıymetli besteci ağabeyimiz Fırat Gen Saydam Caddesi’ndeydi. Önder Düğün Salonu sahibi sevgili Salim Çalışkan da, yine Obalar Caddesi’ndeki Balıkçılar Pazarı’nın karşısında bulunan küçük işyerinde plak satıcılığına henüz başlamıştı. Şehrin çeşitli semtlerinde irili ufaklı başka plakçılar da vardı. 
Sunar Plak bize en yakın noktadaydı. Yoğun yaya trafiğinin olduğu Ali Münif Caddesi kaldırımının üzerinde, Türk Ticaret Bankası’nın karşısındaydı. Onun hemen yanında Mustafa Ateşok’un mavi renkli Milli Piyango kulübesi vardı. Hüseyin Abi’mizin işlettiği Sunar Plak vardı Ali Münif caddesi üzerinde.. Dahası, arka taraftaki cadde üzerinde bulunan Ersan Taksi’nin yanında da Hüseyin Abi’nin kardeşi İhsan’a ait bir işyeri vardı. Aytaç Durak’ın bir gecede yerle yeksan ettiği Küçüksaat’yeki tarihi işyerleri Ali Münif’teki tıklık tıklım kalabalıkla kucaklaşıyordu henüz. Ateşok’un kulübesinin hemen dış yüzünde, eniştemiz Mehmet Yıldızdoğan’ın kaldırıma kucak açan gazete bayii vardı. Yıllar sonra, kulübeyle plakçı arasına, daha sonra Melekgirmez’de tüccarlık yapacak olan Cemal Abi, çakmak tamircisi olarak küçük bir tezgahla yerini alacaktı. Çok zaman takılırdık oraya.  Manzara aşağı yukarı böyleydi. Sunar Plak’ın karşısı ise Kütüphaneydi. Onun yanındaki alana sonradan terlikçiler doluşmaya başladılar.  Gazete bayiin karşısındaki o Kütüphane duvarının önündeki dikey tezgâhlara az tebrik dizip de satmadık sonuçta. 
O yıllardaki Sunar Plak’ın önü Ferdi Tayfur, Halit Araboğlu, Müslüm Gürses, Sadık Altınmeşe gibi birçok Adanalı ses sanatçısının gelip de volta attığı bir yerdi. Az gelip dolaşmazlardı orada, Hüseyin Abi bir plağımızı çalsa da dinlenilse diye. Onları gören Hüseyin Abi de hemen plaklarını çalarak onları onure ederdi. Onlar da şöhret arayışları içerisindeki seanslarının mutlu bir getirisi olarak mutlu olarak dönerlerdi evlerine. 
İşte o yıllardan böyle bir anı…
O mekânda elli yılı aşkın bir zaman gazete bayiliği yapan enişte Mehmet Yıldızdoğan bir anekdot olarak nakleder…  
Halit Araboğlu ile Sadık İçlises, yanlarında, adını anımsayamadığım diğer bir sanatçıyla birlikte gelirler böyle Sunar Plak’ın önünde oyalanırken sohbette ederler şakalaşarak. Sadık İçlises başparmağıyla işaret parmağını birbirine sürterek “Gelll arab arab arabbb…” der gülerek. Halit Araboğlu da gülerek, “Ne sadık köpek bee…” diye yanıt verir. Kendine özgü nitelik ve ustalıklarıyla Adana ve Çukurova’nın müzik dünyamıza armağan ettiği nadide sanatçılar olarak tarihe geçen Halit Araboğlu ile Sadık İçlises  burda söz sanatıyla da yerli yerine oturan mizahi bir ilginç tevriye yaparlar. 
Yeniden sevgili Yusuf  Yıldırım  anımsatmasıyla Opel Plak ve Gülcan Opel konusuna dönecek olursak, bu konuda bir şeyler yazmaya çalışacağız. Bu yazının ardından sürecek olan bu müzik nostaljisinde, Gülcan Opel’den Tarkan’a uzanan şöhret zincirinin halkalarına müzik sevgimizle tutunmaya çalışacağız.  

    


 



YAZARLAR

  • Çarşamba 33 ° / 22 ° Gök gürültülü sağanak yağış
  • Perşembe 35 ° / 22 ° Güneşli
  • Cuma 34 ° / 22 ° Güneşli
  • BIST 100

    119.137%-0,17
  • DOLAR

    6,8654% 0,11
  • EURO

    7,7895% 0,68
  • GRAM ALTIN

    399,74% 0,95
  • ÇEYREK ALTIN

    659,571% 0,95